|
|
masturbasyon yapan kadinin simgesi. (bkz: 609) (bkz: 69) (bkz: 666) (bkz: 31)
olayla fazla alakası olmayan adamla başörtülü kızı bi yana bırakırsak sorgudaki asıl adamlar 6 kişiydi ve filmde bunların nası tepe taklak döndüklerini izledik.bu arada ben de ümit ünal hangi amaçla filmin adını 9 koymuş sorusunun olası cevaplarından birini daha bulmuş oldum
1999 tarihli mercyful fate albümü.last rites church of saint anne sold my soul house on the hill burn in hell the grave insane kiss the demon buried alive 9
aynı albümün 10. şarkısı.in hellare we all in hell? are we in heaven?heaven... heavenly hellwe are 9good and evil, dark and lightwe are 9,9 we arei am 9... you are 9... we are 9god is satan deep below, satan is god high abovein the end it's all the samewho are we to play their gamewe are 99 we are all 9 we are 9 we are all 9in hellare we in hell?time has disappeared into an unknown evilin heaven? heaven... heavenly helli am 9... you are 9... we are 9i am 9... you are 9... we are
türk sinema tarihinde ilk kez tamamen dijital kamera kullanılarak çekilen ve daha sonra 35 mm'ye aktarılan ilk film. son dönem türk filmlerinin en orjinal örneklerinden biri. kıt mekanlı, klostfofobik etkili, sorgu odalı, senaryo, kurgu ve nispeten oyunculukta aşmış bir ümit ünal filmi örneği... 2003'te oscar'da en iyi yabancı film aday adayıydı türkiye'den, pek muvaffak olamadı oscar ortamında, lakin kesinlikle izlenmesi lazım. "hiç bir şey göründüğü gibi değildir"
(bkz: triumph super 9)
pi sayısının 1 milyonuncu basamağındaki rakam.
kartal maltepe esas oğlanı arkadaşın geçeceği bir sonraki seviye*:"20 kişiylen kalkıp oturmuşsun 8 yapmışsın. ben o 20 kişiylen 8'i ben yaparım. 20 kişiyle 8'i ben yaparım. hem de 8'den doymam. deli oluyorum 8 için arıyorum bulamıyorum bulamıyorum, buldurun be. bi bulsam 8 nedir ki şeker nedir ki, 9 bile yaparım ateşli kuzucigim"
istanbul / ümraniye birlik mahallesi - üsküdar arası sefer yapan iett ve özel halk otobüsünün mevki numarasıdır..
yıllar sonra gerçekten zevk alarak izlediğim ilk türk yapımı.görünen ve gerçek arasındaki zıtlığı fazla göze sokmadan son derece gerçekçi biçimde ifade etmesi beni en çok etkileyen yönü oldu sanırım.--- spoiler ---mahallenin en sevgi dolu, iyi kalpli sakini olarak anlatılan anne'nin en kindar, en nefret dolu kişi olması, mahallenin delisi amerikalı'nın sorgu odasına girenler içerisinde en mantıklı adam olması, evli barklı, iki çocuk sahibi, aile babası firuz'un eşcinsel olması, en dürüst olanın suçlu bulunması, en pis olanın suçu üstlenmek için yalvarması gibi fazla göze batmayan ama izleyenin içine işleyen bir "siyah-beyaz"lık hakim tüm filmde.--- spoiler ---kısacası başarılı ve izlemeye değer.
kedilerin sahip olduğu iddia edilen can sayısı..
hayvan gibi sponsorlari olan unlu bir oyun klani. zamaninda koreliler gelene kadar starcraft'ta [9]agent911 , [9]everlast ve [9]tillerman gibi oyuncular ruzgar gibi esmistir.
ümraniye ilçe olduktan sonra 1989 yılında üsküdar - ümraniye arasında çalışmaya başlayan iett otobüsünün hat numarası. otobüsler haldun alagaş spor kompleksi'nin yerinde bulunan peronlardan hareket ederdi. bir ara tamamen kaldırıldı, daha sonradan üsküdar - ıhlamurkuyu birlik mahallesi hattı olarak tekrar ortaya çıktı. bunu 9a, 9ç, 9d, 9ş hatları izledi. 9 rakamı böylece üsküdar - kısıklı güzergahını izleyip oradan ilerilere devâm eden hatların yıllardır tek ön sabiti olan 11 sayısının tahtını salladı*.9 ile tek yumurta ikizi olan 13 kadıköy - ümraniye hattı da 9 ile aynı anda ortadan kaybolup daha sonra kadıköy çakmak mahallesi olarak tekrar meydana çıktı. üsküdar - çakmak otobüsüne de 13a numarası verilince üsküdar ile ilgili numaralar iyice karıştı.
(bkz: peugeot 9)
eros ramazzotti'nin yeni albümü. stileliberoda olduğu gibi gene gitar ve klavye ağırlıklı, mutluluk arayışında romantik şarkılar söylüyormuş eros abi. bir şarkısının klibini izledim nitekim, ezgisi fuoco nel fuocoyu andırıyordu biraz.
koca kafalı, uzun bacaklı ama yakışıklı...*
ölmenin sayısı. 9, bilfiil ölen birinin canlandırması. tek bacağının üzerinde durabilen, bir eli karnında, beli bükük, kendi içine dönmeye başlamış bir spiralin sayısı. bir çubuğun, bir direğin, bir zamanların görkemli gösterişli 1 inin kendini sindirmeye başladığı, ateşin yaktığı kağıt ucu gibi içine kıvrıldığını resmeden sayı. gücün had safhası, kendini yok etmeye başladığını gösteren işaret. o kadar içine kıvrılacak ki, yakında 0 olacak. ama önce çok görkemli, yıkılacak. güzel bile görünecek, hasta olmasına rağmen. ama o güzel olmadığını düşünecek, karnının acısından başka bir şey düşünemeyecek. tarotta, mesela alınan safların korunduğu, yaşamanın bilincine -iyi veya kötü olsun yaşanan- iyice varıldığı, acı ve güç arasında durağan bir denge kurulduğu, durağanlığın düşmenin hızını yavaşlattığı, ama acısını artırdığı bir sayı. sıfırın habercisi üstelik. yeni hayat yakında... bazen zevkin acısı eşittir acının zevki. her şeyin aynı olmaya başladığı an. başımız ağrıdığında haber spikeri ile evdeki köpek aynı dili konuşur ya, onun gibi.
internet ortaminda smiley'ler vasitasiyla gulen insanlarin "ben cok mutluyum, kocaman gulumsuyorum" dercesine birbiri ardina, tuslara basili tutmak suretiyle koydugu kapa parantez'lerin sonlarina dogru, elin shift tusundan cekilmesiyle ekrana gelen rakam.
kureler yenilenene kadar milli piyongoda en cok amortinin ciktigi rakam
petkim dısı telefon gorusmelerinde cevirilmesi gereken santral kodu.
1+8, 3*3, 2+7, 0+9,vb
akrep burcunun uğurlu sayısı olduğu rivayet edilmekle birlikte bugüne kadar hayrını görene rastlanmamıştır
(bkz: dokuz)
ucun karesi
doğurmada üst sınır.
izledikten sonra gurur duyduğum bir film oldu. gerçekten de bir türk filmi olarak düşününce mükemmel diyebilirsiniz, objektif yaklaşınca son derece güzel bir film olduğu kanısına varıyorsunuz.senaryosu kurosawa'nın rashomon'u ile benzerlik gösterse de işleyiş biçimine bakıldığında ortada bariz farklılıklar var. ve diyorum ki: bu filmi montajlayanın ellerine sağlık, çok güzel olmuş. bize çok afiyet oldu seyir esnasında.ben şahsen ilk defa bir türk filminde bu kadar çok metafor yakalama peşinde koştuğumu hatırlıyorum. sisteme, polise, gereksiz şovenist yaklaşımlara, din ayrımcılığına, mahalle kültürüne son derece güzel göndermeler yapılıyor. ayrıca iddia ediyorum ahh belinda'dan sonra en sürpriz sonlardan bir tanesine sahip türk filmi budur. tamamı dijital kamerayla çekilen ilk türk filmi olduğu daha önce belirtilmemiş, onu da söyledikten sonra bu kamera seçiminin ne kadar isabetli bir tercih olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. gerçekten de bazı sahnelerde insanın tüyleri diken diken oluyor.ümit ünal'ın son derece etkileyici bir sinema diline sahip olduğu yadsınmaz bir gerçek. sorgulama sırasındaki kamera geçişleri o kadar ustaca yapılmış ki birbirinden tamamen ayrı zamanlarda konuşan kişiler adeta aralarında muhabbet ediyorlarmışçasına bir araya getirilmiş, çok beğendim. filmin çok başarılı bir jeneriği olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.daha yazacak çok şey var aslında. daha filmin başında verilen 6-9 arasındaki sapmayı gösteren metaforlardan mı bahsedeyim, senaryodaki ince oyunbazlıkları mı öveyim, başarılı karakter işlenmesine hayran mı kalayım bilemiyorum. hiç şüphesiz "bu hikaye öyle bir hikaye ki nereye çeksen oraya gidecektir". bize vizyona girmeden izlemek nasip oldu, hele bir vizyona girsin, daha da çok yazarız elbet.
hayatımda ilk defa bir türk filminden quote aktarmak geliyor içimden:"ne komünisti? hepimiz türküz şunun şurasında"(tam olarak böyle değildi ama olsundu)
yirmibirinci istanbul film festivalinde en iyi yerli film odulunu almistir.yonetmeni umit unaldir.ali poyrazoglu ve serra yilmaz filmde rol alan oyunculardan ikisidir.film; mahallede genc bir kadinin cinayete kurban gitmesi uzerine mahallelinin sorgulanmasi ve sorgu sirasinda sergilenen psikolojik durumlar uzerine.
umit unal'in anlat istanbul'u cekmesiyle dususe gectigini anlamama arac olan filmdir.. soyle ki anlat istanbul senaryosunda delikleri olan, biraz yama, zorlama bir projedir.. 9 ise saglam senaryosu, iyi oyunculuklari ve turk sinemasi icinde sira disi bir yerde durmasi, yapilmamis olani yapmasi ile ayri bir filmdir.. keske umit unal anlat istanbul yerine uzerinde daha ozenle durdugu "sira disi" filmlere devam etse..--- spoiler ---filmin basindaki kafka alintisi soyle bir seydi: "makine sessiz sessiz calisiyordu, pek calisiyor izlenimi vermiyordu". yani oyle bir anlama tekabul ediyordu.. sanirim bu, mahallede bir cok olay olmasina ragmen, saman altindan islerin yurumesinden, bu islerin/pisliklerin su yuzune cikmamasina bir gonderme.. filmde ayrica milliyetci/kasap benzetmesi vardir..--- spoiler ---
(bkz: vav)
6 nin tersi.
aslinda hakettigi ilgiyi gorememis olduguna inandigim film. alti ustu 7 ana karakterle (sorgudakiler + kirpi) ve tek mekanla nasil bu kadar yaratici olunabildigine sasirdim dogrusu. filmin sonunda teknik olarak dis mekan cekimlerinde neden overexposure yapilip filmin patlatildigini konustuk, oncelikle bu efektin digitalden 35mm'e gecerken yapildigina inaniyoruz. amac, izleyiciyi tek bir ozneye yogunlastirmak, dar bir bakis acisi ve belki karmasa duygusunu daha yogun vermek. bunun yaninda oyunculari cok begendim, ancak serra yilmaz ne yazik ki cok batti bana. cahil bir mahallelinin bu kadar duzgun bir diksiyona sahip olmasi benim kulaklarimi tirmaladi. kendisinin oyunculuguna bir lafim yok, ancak tum filmlerinde bunu yapiyor serra hanim. seslendirmede yerine baska birisi konussa keske. son soz senaryoya. bugune kadar hicbir turk filmi uzerine bu denli kafa yordugumu hatirlamiyorum. gercekten de "hikayeyi nereye istersen oraya cekersin" vaziyeti mevcut. bazi mantiksizliklar var tabi, ancak filmin basinda onlari saptayip kabullenirseniz gerisini rahat izliyorsunuz. ornegin cekilen video madem eldeydi, neden diger insanlar sorgulandi? aslinda o da tum konsepti dusununce biraz mantikli geliyor insana. isi yapan katil(ler)in olayi tum ayrintilariyla gorup acik vermemek istemesi tek sebep gibi gorunuyor. bu durumda yine mantik bize "katil usak" diyor. film hakkinda kafamda soru isareti olan olay, kolye meselesi. ona da cok dikkat etmemisim filmde o yuzden detayi hatirlamiyorum. firuz neden kolye yoktu dedi, video cekimlerinde kolye varmiydi, eger yoktuysa kolye sorgu odasinin oraya nasil geldi? son olarak dikkatinizi cekmek istedigim bir nokta, kaya dayak yerken kameralar calismiyordu (haliyle), bu da yeterli heralde kirpinin akibeti hakkinda fikir yurutmek icin.
kim takar katili dedirten bir cinayet hikayesi. montaj harikasi. umit unal in kafasina ismail canlisoy un ellerine gozlerine saglik.ben de bi quote atiim:"benim oolum oyle seyler yapmaz"
nobuatsu aoki'nin yarişlarda motosikletinin uzerinde bulunan numara.
(bkz: hugo marchand)
klasik futbolda santrfor (bkz: striker) numarasidir.klasik futbol icin (bkz: ingiliz futbolu), (bkz: ada futbolu)
ayrica devrimin sayisidir.(bkz: revolution 9)
(bkz: bill elliott)
(bkz: renault 9)(bkz: renault 9 broadway)(bkz: renault 9 fairway)(bkz: renault 9 spring)
mercyful fate albumu..
9 (dokuz), 15 kasım itibariyle vizyona girecek olan ümit ünal filmi.oyuncular; ali poyrazoğlu,cezmi baskın,serra yılmaz,fikret kuşkan,ozan güven,rafa radomisli,esin pervane
yıllarca uğuruna inanıp pek de güzel maçlar yaptığım forma numaram. basketbol sahalarında edindiğim nick'im.
kendisiyle toplandığında 18,çarpıldığında ise 18'in tersi olan 81 sayısınıı veren rakam. ayrıca 18 ve 81'i oluşturan 1'le 8'in toplamı da 9 eder. bu da gösterir ki; 9, 1 ve 8'le yakından alakalı ve keyifli bir rakamdır.
2002 yapımı 91 dakikalık film ,işlenen bir cinayet üzerine altı kişinin sorgulanmasına dayanıyor,cinayeti çözmekten ziyade bu altı kişinin karakter çözümlemelerine ve geçmişlerine odaklanan ünal şiddetin günlük yaşantımızda ne kadar sıradanlaştığını gözler önüne seriyor. 9 istanbul film festivali 2002'de en iyi film, en iyi aktrist,ankara film festivali 2002'de en iyi aktör, müzik ve yönetmen ,senef uluslararası film festivali 2002'de jüri özel ödülünün sahibi oldu.oscarlar'da ülkemizi temsil etmesi için seçilen 9 kaçırılmaması gerekenlerden.
kurandaki ve atatürkteki mucizeden on çikarin ne oldu? 9baba ogul ve ruhül kudüs ne oluyor? 3leme 9'la 3'ü topla, kaç? 12 alevilikte kaç imam var? 12 isanin kaç havarisi var? 12 avrupa birligi bayraginda kaç yildiz var? 12alevilikte mi kadina daha çok önem verilir ortodoks müslümanlikta mi? alevilikteda vincinin sifresi neydi? isa'nin son yemeginde bir tane kari varmailleri kamuoyuna ifsa edilen ab büyük elçisi karinin adi neydi? karen fogggördün mü bak koçum? hasiktr dogru be abi bugüne kadar nasil göremedik
kök notasından 1 tam ses yukardaki tansiyon notasının derecesi. örneğin donun 9lusu redir.
filmde yer alan basarili gecisler,estetik ve kurgu gercekten nefis.festivaldeki birinciligi fazlasiyla hak ettigini soyleyebiliriz.ancak filmde yer alan metaforların ve gondermelerin seyirciye cok fazla dusunme ve yorumlama sansi birakmadan direkt olarak istedigini anlatmasi sozkonusu.ali poyrazoglu nun mukemmel oyunculugunun yaninda fikret kuskan in kendisinden beklenmeyecek sekilde yapmacik olarak canlandirdigi bir mahalle bitirimi mevcut. bunun yaninda cezmi baskin adeta bas karekter edasiyla rolunu cok basarili kotarmis.konu,senaryo,kurgu,oyunculuk,estetik; bir turk filminden baklenmeyecek derecede iyi.umit unal i kutlar,filmin muziklerine imza atan zen grubuna saygilar sunarim.quote:"her insan katil olana kadar gayet siradandir". (aynen yansitamasamda anafikiri bu olan bir cumle idi)
- arkadaşımız bizden bir şey istemiş, vermeyecek miyiz?başarılı, çok başarılıbeğendim, ama nasıl beğendim(bkz: hıncal uluç usulü yazı yazma rehberi)
ürün fiyatlarında en çok bulunan sayı
id3 taginda metalin kodu
kirpi nin flu goruntuleri,soyledigi yiddish song ile birlikte aklimdan cikmamakta diretiyor.ben bu filmden gercek anlamda etkilenmisim.
desmond masonin forma numarasi.(bkz: seattle supersonics)
12345679 x 9 = 111111111 12345679 x 18 = 222222222 12345679 x 27 = 333333333 12345679 x 36 = 444444444 12345679 x 45 = 555555555 12345679 x 54 = 666666666 12345679 x 63 = 777777777 12345679 x 72 = 888888888 12345679 x 81 = 999999999 12345679 x 999 999 999 = 12345678987654321
daha önce de sunduğum "bu hikaye öyle bir hikaye ki nereye çeksen oraya gidecektir" repliğinin ana temasını oluşturduğu ve beni çok yakında fan kulübünü kurup dokuz numaralı ümit ünal formasıyla dolaştırmaya itecek kadar güzel bir film.afişinde koyu yazılmış bir dokuz ve onun gölgesi gibi görünen ve aynı yuvarlağı paylaşan bir altı var. bununla yukarıda verdiğim repliği yan yana koyduğunuzda ne de güzel gidiyorlar birbirlerine, beraber senkronize yüzme yapmıyorlar mı allah aşkına?sonunda gerçeklerin ortaya çıktığı anı blade runner'a benzettim kendi çapımda (kavrama metodu olarak). tabi burada bu gerçek video görüntülerle de desteklenmiş ama kafamızda ampulün belirdiği an blade runner'la benzettiğim sahnedir herhalde. (ampul mampul ne biçim konuşmuşum öyle? siyasi içerik sanılacak bazı lastikseverler tarafından) (ayrıca sırf spoiler vermeyeyim diye ne kadar kastığım gözler önündedir sanırım, zira dün burada "katil x" tadında bir entry duruyordu, artık olmaması çok doğal geldi bana*)
ayrıca tümüyle videoyla çekilip dijital ortamda kurgulandıktan sonra 35 mm'ye basılan ilk türk filmidir kendileri..
bu vatanın cocuğu olmasam; iyi bir suç filmi olamayacak kadar kötü bir senaryo, bebelere balon niyetine bir final, baktı suç filmi olacak zeka pırıltısı yok, bari derin sularda yüzeyim, ne de olsa türklerin en sevdiği şey havada asılı kalan düşünce balonlarıdır der çıkardım işin içinden. ama eşyanın tabiatı gereği diyeceğim iyi bir montaj, jr.fincher digital kamera pozları, güzel oyunculuk, bağımsız sinema vs vs..olacaktır.
güzel oyunculuk falan göremediğim ortalamada seyreden performanslarla dolu bir film.ama mis gibi insan psikolojisine dair analizler (insan devamlı yalan söyleyen bir orospu çocuğudur diye tezahürat yapasım geliyor), sapasağlam senaryo, izleyiciyi cinayetle mi uğraştırayım yoksa bunların anlattıklarıyla mı derken sonunda asıl uğraşması gerektiğinin ne olduğunu öğreten ters köşeye yatırma hareketleri.. hepsini çok beğendimderin sularda yüzüp derin sularda yüzdüğünü belli etmeyecek sinsilikte bir film ayrıca. ağır roman'daki "baba yapma" delikanlılığından uzak, hiçbiryerde'deki "belki de sizin bilmemneniz de kayıptır bık bık" yapaylığına hiç girmeyen, anlatması gerekeni anlatıp kafalarda sıfır soru işaretiyle görevini yapmanın verdiği hazla huzurlarımızdan ayrılan bir film. önümüzdeki maçlara bakacaz, mutluyuz
kafama takılan başka bir ayrıntı; filmin çekildiği mekan "kadırga", istanbulu bilenler hak verecektir, hiç de mahalle hayatını koruyabilmiş bir yer değildir. önemli midir? önemlidir çünkü son tahlilde istanbulluyum, bana batar. ayrıca "üzerinden tren geçen köprü" sahnesi aynı mekanı kullanarak nerdeyse birebir "filler ve çimende" de kullanılmıştı. kim kimden yürüttü ve ayrıca nedendir bu kadırga'dan brooklyn yaratma çabası?
filmde kirpi hanimla birlikte 7 karakter vardi. sinema salonunda da bir tek ben. ne etti? 8. bir de makinisti eklerseniz 9 oluyor, ortalik daha bir senleniyor.1991 yilinda go trabi go filmini esek kadar bir salonda tek basima seyretmemden sonra ikinci kez sinema salonunda tek basima film izledim, umit bey'e bunun icin ayrica tesekkurlerimi sunmam icab eder.gelelim filme:oncelikle perdede izledigim sey kesinlikle etkileyiciydi. filmin ilk yarisi boyunca aklim butcede oldugundan belki, buyuk keyif aldim.amerikali karakteri, karakter itibariyle gercekci (sultanahmet'te, cankurtaran'da aynen bu sekilde yasayan insanlar taniyorum kamil bond gibi.) lakin o ingilizce kufretmeler, "yes" demeler falan hic olmamis.cezmi baskin nefis. izledigim en iyi performansini cikarmis. ama o da o haliyle kadirga'ya yakismiyor. kadirga'da bugun hala yasayan eski mahalle sakinleri arasinda solcu bulunma ihtimalini sorguluyor, kendi tanidiklarim arasinda bir goz gezdiriyorum: ııh.fikret kuskan da guzel, basarili yalniz bazi polimleri bilmeyen bir mahalle cocugu. yalanci sahitlik nasil yapilir bilmeyen bir tip.ali poyrazoglu bana nedense uzunca bir suredir ayni adami oynuyormus gibi geliyor ama o da rahatsiz edici degil. o rollerin adami sendromu soz konusu.serra yilmaz bekledigimden kotu. cok duzgun konusuyor, tiyatro oyuncusu gibi. (ki bu anahtar kelimemiz).ozan guven sonunda kendisini yakistirdigim mahalle pici rolunde. filmin en iyilerinden (ulan kac kisi var ki filmde?).senaryo guzel, tum gorsel duraganliga ragmen akiyor, aradaki kisa dis cekimler de zaten bu duraganligi karinca kararinca dengeliyor. surprizler yerli yerinde. yalniz bir takim tutarsizliklar var tabii. basindan cozulmus bir cinayet icin boyle bir sorgu odasi kullanilir mi, capraz sorguya alinan zanlilara "sonuca giden sorular yerine abidik gubidik sorular sorulur mu? tamamen teknik bir hadise.soyle ki eldeki video goruntuleri, yasa disi yolarla ele gecirilmemistir, amerikali tarafindan polise teslim edilmistir. haliyle mahkemede delil olarak kullanilabilir. (kaldi ki turkiye'de delillerin yasal yollarla temin edilmesi cok da dikkate alinmaz. hatta kimi zaman faks kayitlari bile (ki temini yasadisidir.) delil olarak kabul edilir.elimizdeki video goruntulerde maktul, 3 erkekle goruntulenmektedir, o halde serra yilmaz ve cezmi baskin'in sorgu odasina alinmasina hemen hic gerek yoktur. 3 erkek de sorguya alinir alinmaz cinayetle suclanmali, ellerinde bulunan video kayitlari one surulmelidir ki; bu hele ki capraz sorguda ani bir cozulme saglar; gerisi corap sokugu gibi gelir.peki merdivenden davudun yildizini alan ali poyrazoglu plani, ne olacak? onu nereye koyacagiz? kafamizi karistirmak icin mi o? neden karissin kafamiz?karakter analizlerine girmenin geregi yok, kimi cok basarili, kimi basarili. ucuz, "delikanli" populizmi yok; o "delikanli" bildiklerimizin gercek yuzunu sergiliyor ki bu da sonuna kadar dogrudur (ben de tanirim o itleri).geldik en damar noktaya.bu bir pipo degildir. peki film midir? "deneysel sinema", "disiplinlerarasi sanat" gibi savunmalara karnimiz tok. basarili bir sahne duzenlemesiyle noksansiz bir tiyatro eseri olurdu, hicbir eksiklik de hissedilmezdi. ben karar veremedim.ha ama bu butceyle bundan iyisi olur muydu? yok sanmiyorum ve bana koca sinama salonunda tek basima keyifli anlar yasatan umit bey'e tebriklerimi sunuyorum.
hakkinda en cok hurafenin dolastigi sayi.
cin de gok tanrisini ve imparatoru sembolize eden sayi.
belki de, hakikaten katilin uşak olduğu tek film..
ayrıca, zen'in müziklerinin, camera lucida'ya ne kadar yakıştığının da ikinci örneğidir.. diğeri ise bir tabutta* geçer..
ursula k leguin'in yerdeniz buyucusu adli kitabinda gecen roke ustalari'nin sayisidir:* kapici usta* sekillendirme ustasi* cagri ustasi* isimci usta* el ustasi* donusum ustasi* okuyucu usta* yelanahtari usta* sifaci usta
firuz sorgu odasından çıktığında bir an için kafamda ampulun yandığı film. zira merdivenlerde bulduğu sion yıldızı kolyesi üzerine filmin başlarında ciddi anlamda vurgu yapılmıştı. finalden hemen önce bu kolyenin orada bulunması en azından "acaba" diye sordurtmalı değil miydi?acabanın yanıtı için, (bkz: http://www.beyazperde.com/sinekritik-alt.asp?id=492)
türk polis tarihinin esaslı bir özetini yapan; sapına kadar siyasî olup da, bunu suluzırtlak bir politik duruşla değil, tekli/ikili/üçlü/dokuzlu ilişkilerdeki terörizm ve kişilik çözümlemeleriyle yapan filmcanım.. belki de filmi, en iyi salim karakteri açıklar: "anladım ki, bu dünya sizin; alın hepsi sizin olsun!" katil uşaktır evet; evin beyine zehirli iksiri zorla içiren uşak, evin yönetimini elinde bulunduran uşak, bütün konukları herkesten iyi tanıyıp fişleyen uşak, tarihi yazan uşak, devleti kuran uşak, işlediği onca cinayete rağmen masum kalmayı becerebilen uşak, suçu ve cezayı birlikte elinin altında tutan uşak.. ziverbey konağı vardı vaktiyle: bodrum katında ne de güzel uşaklar yetiştirmişti, hey gidi.. sonra gayrettepe civarında bir konak vardı hani, aa sirkeci'dekini de unutmamak lâzım tabii.. önümüz arkamız sağımız solumuz konak valla, o derece..
etkileyici sıfatını hak eden bir film. mesaj kaygısı olmadan da gereken yere istediği mesajı verebilmesi açısından bir türk filmine göre iyinin üstünde senaryoya sahip. müziğinden, afişine her şeyiyle çalışmış ve olmuş güzel bir türk filmi.
ilginctir, yarin obur gun bu millet umit unal'dan "turkiye'nin yetistirdigi en.." diye bahsetmeye filan baslarsa sasirmayiniz, haber veriniz ki hep beraber gulelim. o zamana kadar insa etmis oldugumuz kendi kucuk dunyamizda kasiklarimizi tutmaktan yorulalim, sicasiya, siya siya dalga gecelim 'onlar'la. ve bugune donersek, benim sinirimi bozan radikal'in bu basrol oyuncusuz, daha dogrusu birbirinden basrol oyunculu filmden roportaj yapmak icin bula bula kirpi'yi bulmasiydi. kimmis? esin pervane. neymis? ..(elleri yana acip kafayi ve alt dudagi one cikarma jesti). 9? 6'nin tersi; hatta ah if six was nine..
sol kolumdaki dövmem.
dokuz, digital olarak çekilmiş, kafayı yeme pahasına 35mm ye aktarılmış ve hala gösterimdeki türk filmi. yönetmen:ümit ünal..türk sineması için oldukça cesur bi deneme. ben sevdim...
tek kelimeyle açıklamak gerekirse kesinlikle şaşırtıcı bir film.sansürden geçmesi ülkemiz için bir mucize.buna sonunda öz eleştiri yapabilme yeteneğini kazanma da diyebiliriz.film hakkında aklımda kalan tek kötü şey,salonda sadece 9 kişi olarak izlemiş olmamız.
inanılmaz güzel bir film. tabutta rövasata ve usta beni öldürseneden sonra izlediğim en iyi türk filmlerinden. zen'in müzikleri ile beni tekrar tabutta rövaşata rüyasına sürükleyen film. kendisini pek sevmememe rağmen ali poyrazoglunun oyunculuğu çok etkileyici. ama medyada abartılan esin pervaneolayını anlayamadım hala. fikret kuskan her zamanki delikanlı rollerinden birinde.serra yılmaz ise cahil periler`de ki süper oyunculuğundan sonra bu filme çok oturmamış bence. ama bütün olarak farklı ve farklı olmak amacıyla zırvalamamış her şeyi yerli yerine oturtan bir film bir film, 92 dakikalık bir zevk makinesi
amerikalı*nın ağzından born to be wild nidalarını duyabileceğimiz, kurgusuyla oyunculuklarıyla, karakterler çözümlemeleriyle, mesajlarıyla -hakkettiği ilgiyi görememiş olsa da- çok başarılı bir ümit ünal filmi..
henuz gormedigim ve dogma95* ile ilgisi olup olmadigini merak ettigim film.
3un karesi, en buyuk tek basamakli sayi, kanimca en karakterli rakam. ayrica ugurlu sayim.
emek emek hazırlandığı belli, yenilikçi türk filmi. öyle bir kadroyu bir araya getirmek de en az kurguyu yapmak kadar önemli. ramazan davulu sesini söylendiği gibi mahallenin üzerine çöken sis olarak vermek, kirpinin rahatsız edici şarkısı nasıl bir müzik kullanımıdır; "fuck" kelimesi üzerine monologlar, amerikalının köpeği nasıl ayrıntılardır; bu nasıl oyunculuktur; nasıl yönetmenliktir. herkesin alnından öpülesi film.
yalnız, ne yazık ki izmir- konak sineması gibi pornocu bir sinemada toplamda "9" kişi beraber seyrettiğimiz film. şunun bilinmesi gerekir ki, yönetmen filmin ismiyle, "her seansta en fazla dokuz kişi izlesin" gibi bir gönderme yapmak istemiyor!
teyzem ve gölge oyunu'ndan sonra gördüğüm tek iyi yerli film. yeni tarz denenmiş başarılı olunmuş, konu orjinal olmamasına rağmen güzel. oyunculuklar sonradan açılıyor ve film gerçekten iyi!
karekökü üç olan sayı.10 ile 8 arasında yer alır
altidan nasil dokuz dogurtulur ogrenmis olduk.umit unal'in ellerine saglik.
henry turner'in fenerbahce'deki forma numarasi.
1001 (binary)57 (ascii)
fransız filmleri gibi havada biten kaliteli bir türk filmi..(bkz: filmlerde kimin kimi vurdugu muallakta olan anlar)
en sevdiğim rakam. hatta artık psikoya sarmış durumdayım bu 9 olayını.. bi de şu var ki 9 hangi rakamla çarpılırsa çarpılsın sonuçta elde ettiğiniz rakamların toplamı yine 9 olur. örnek:11*9=99=9+9=18=1+8=921*9=189=1+8+9=18=1+8=9.........
spoiler vermeden uzerinde tartismasi zor bir film. zira tartisma "katil" uzerine. yukarida cok da yerinde bir on kabulle katil isaret edilmis lakin bu filmin ve hayatin matematigine biraz ters dusuyor.dedim ya, ali poyrazoglu'nun once inkar ettigi, "yok" dedigi bir kolye var. atlantisten gelen zekiye'nin tabiriyle "usak"lar, bu kadar "kotu is" cikarmazlar. ziverbey'den ogrendiklerimizden biri de budur zati.yani son tahlilde yonetmen bile usak'a isaret ediyor olsa da, film baska bir sey soyluyor. daha evvel benyazdim'la da bu konuda hos bes etmistik; o da atlantistan gelen zekiye ile ayni sekilde dusunuyordu. ama benim hala suphelerim var.katil usaksa onca tatava (ki bu yaninda riski getirir) niye? "anladım ki, bu dünya sizin; alın hepsi sizin olsun!" soylemi katilin kim oldugunu bilen bir soylemdir. baska yere isaret eden bir taniklik niye o zaman?son tahlilde bir de zanli (sonrasinda sanik) ifadesine bakmak gerek. ayrintilar bir yalani guclendirir ama bu bir yalansa, bunu guclendirmeye gerek yok. eldeki kanitlar adami ipe goturur zaten ve bunu herkesten cok "usak" bilir.ha bir isin icine "anti semitizm" giriyor o zaman ki; bu cok ama cok agir bir iddia ve isin icinden cikilmaz bir hale geliyor.
-9-rüzgarın parçalayarak yediği saatler yavaş yavaş yutulan saatler yeryüzünün ışığını yakıyorum belki biraz unutulmuş bir çiy ile boncuklanan çatının üzerinde dokuz, öğütüyor yanık rakamları dokuz, suluyor soluk balkonları ve yavaştan çekiveriyor bizi tüyden kozaların içlerine doğru ilkokul öğrencileri biliyorlar ya seni, nefret ediyorlar mıdır senden acep? yavaş yavaş siliyor elin, ağustosun oyunlarını o 'atlı oyunlarını... pascale gisselbrecht eylül 2001 (fransizca aslindan ceviren: reha yunluel/şiirhane)ic. agir ol bay duzyazi, sayi: 6/kasim-aralik 2001, s. 16.
konusu bir mahalledeki tecavüzün soruşturması durumunu içeren ,içinde ali poyrazoğlunun da yeraldığı film.
dogru soyleyenin kovulmasi muhtemel koy sayisi
çoğu 9 numaralı bi dairede geçen ayrıca öldürülen kız+sorguya çekilen insan sayısının 9 olduğu film.görüntü yönetmenini de tebrik etmek istiyorum ben
69 posizyonunun gelisim tarihinin temel taslarindan birini olusturan pozisyon. goruldugu uzere pozisyonu uygulayanin tek kisi olmasi nedeniyle bir pozisyon ozelligi gostermesede temel olmasi acisindan onem arzetmektedir. bu pozisyonda kisi masturbasyon disinda hicbir karsilikli aktiviteye girememektedir.(bkz: 19)
yönetmenliğini ve senaristliğini ümit ünal'ın yaptığı 2002 yapımı çok güzel bir türk filmidir... filmin özgün ve çok ilginç senaryosunun yanında oyunculuklar da çok iyidir. sanırım birkaç oyuncunun ismini versem ne demek istediğimi anlarsınız;(bkz: ali poyrazoglu) (bkz: cezmi baskin) (bkz: serra yilmaz)ayrıca: (bkz: http://www.imdb.com/title/tt0342012/)
öncelerimde her anımı doldururken, şimdilerde darkstingsiz, picussuz, mutombosuz hiç bir anlamı olmayan, bugünlere gelmemi sağlayan basketbolun peşinde koştururken -en son kaçak yollarla girdiğimiz bilgi üniversitesi' nin spor salonunda üzerime giydiğim- yıllarca üstümde taşıdığım formanın numarası. anlamlandırılamaz bir bağla sevdiğim sayısal şekil.şimdilerde ise, doğu anadolu' nun kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ köyünde, 3 günde faili belli 9 pire ölüsünün arkadaşlık ettiği evimden karanlıklara ve çamurlara bata çıka, köpek korkusundan tırsmış bir kedi gibi tüylerim dikenleşerek köyün bakkalına kadar gidip -içtiğim sigara olmadığından yerine aldığım- tekel 2001 paketinden içmek için çıkardığım sigaranın üstünde yazılı olan rakam.hayat kısa. rüzgarda savrulan bir şey mi, bir kader mi yoksa? ama sanırım her ikisi de galiba!!! ve tedirginliğinden, çoğu zaman da korktuğundan vazgeçmediği zamanlarda tesadüflerini de kendi yaratıyor insan. e tabi anlarsa!!!bir çok rüya gördüm ve rüyalarda görülmeyecek bir dolu an yaşadım. kötü an(ı)larımı sildim, hep iyi(lik)lerimi hatırladım. ve şimdi anladım; belki de gidilecek başka yer olmadığı için buradayım. ve işin açıkcası; -şairin dediği hesap- "biliyorsun ben hangi şehirdeysem yalnızlığın başkenti orası. ve insan tutkularıyla yalnızlığını adlandırıyor o kadar. " e yani var mı dahası?sigara almaya giderken kendimi benzettiğim kedi gibi gittikçe köpekleşen bu hayattan çoğu zaman kaçtım. mesela, istemediğim sabahları bilerekten uyanmadım. -e tabi ki- uzun uykularda bir çok fırsatları da kaçırdım. ve şayet bir kedi gibi varsa 9 şansım, bilemiyorum ben kaçını harcadım. ama en azından herkesin ikinci bir şansı olduğuna inandım.evet, çok zeki bir adam değilim. çoğu zaman sadece işime gelenlerle ilgilendim. ve yaşadıkça ölmek de hayatın bir parçası öğrendim.hayatı(mı)n tekrarı yok biliyorum ve onu geriye saramıyorum. zaman geçiyor, kaybedi(li)şlerimi geri alamıyorum. ama en azından doğduğum andan şu ana kadar geçen, iyisiyle kötüsüyle yaklaşık 9 bin 9 yüz günde yaşamdaki en önemli şeyin sevgi olduğunu öğrendim. ve daha gidilmemiş yollarım var, hissediyorum. bundan sebep yaşama hevesimi kırmıyorum. ve beni de bu yüzden seviyorum.solağım, doğru dürüst yazmayı beceremiyorum. ve bu solaklığım yüzünden herşeyi tersten perspektifinden algılayabiliyorum. -ve biliyorsun algılarımı da duy(g)ularımla hareket ettiriyorum. anlaşılamadığım için seni de böylece her zaman olmasa da kızdırabiliyorum. - yazmaktan çabuk sıkılıyorum. karman çormanım, dışımdaki atmosferde, sigaramın dumanından içinde kaybolanabilecek bir kederli hayal yaratıyorum. ve böylecene yazdıklarımı göremiyorum. sonra da sinirleniyorum, yeniden yazıyorum ama iş işten geçiyor. olmuyor biliyorum. ve çoğu zaman -yazdığımda- olduğu gibi, kalkıyorum, kalemi kağıdı bir kenara fırlatıyorum, traş oluyorum, ikide bir rüzgarda dağılan yalnızlığımı düzeltiyorum, kendisine bayramlık alınmış bir çocuğun sevinciyle elbiselerimi giyiyorum. ve;"ben sevgi(li)min -bazen hiç istemediğim halde şimdiki gibi çekip gitmesine rağmen- hayatımın sonuna kadar yanımda olmasını istiyorum" demeye, sonra da;"belki de hayattan aşırdıklarımla, hayatta şaşırdıklarını anlamlandırabilirdim. yaşadıklarımla seni, içindeki ben(liğin)i öldürmeden güldürebilirdim. biliyorum. ve sen bunu önemsemediğinde(n) -bu- be(de)nde kal(a)madığından çekip gittiğin halde hala beni seviyor musun?" sorusunu sormaya, 2. bir şans istediğim son(um)a yani sana geliyorum.ve unutma tüm imkansızlıklar(ın)a rağmen seni çok seviyorum...
sabah sabah once bayip pisman eden, sonrasinda dumur ve pisman eden asmis film. filmi izlerken etkilendigim kadar filmden sonra da etkilenebildigim nadir filmlerden. sessiz sedasiz calisan makinenin sesini duymaya calisirken duydugumuzu sandigimiz butun sesler apayri ve en onemlisi de bu sesleri takip ederek ulasilan noktalarin hepsi farkli noktalar. insanin tebrik edesi el ayak opesi geliyor ne diim...
ideal uyanma saati.
filmin ardından hâlâ gülmemi sağlayan yegâne replik şöyle bir şeydi:--- spoiler ---genelevdeki kadın tunç'a arkadaşı kaya'nın sapık olup olmadığını sormuş. tunç nedenini merak edince de göğsüne yatıp ağladığını anlatmış. arkadaşının küçük düşmesini kaldıramayan tunç, "ne alâkası var. bunalımda benim arkadaşım!" demiş. kadının cevabı ise şöyle:"bunalımda olmayan bi tane gelse bedava verecem walla!"*--- spoiler ---
--- spoiler ---filmde, ali poyrazoğlu'nun sorgu sandalyesinde bir türlü rahat oturamamasın, sürekli kıvranmasının nedeni ne suçluluk duygusu, ne işkence, ne de basurdur. kaya'nın selamı var.--- spoiler ---çok sevdik dokuzu, rakımızı bıraktık, öyle geldik.
zamanında yeşilçam'ın birçok filminin senaryosunun yazan ümit ünal'dan yeni bir film daha..diyaloglar o kadar fazla ki filmden kopabilirsiniz. ne biliyim benim gibi yarıda pause yapıp yemeğinizi yiyerek seyredebilirsiniz. bu durumda da hiçbişey anlamazsınız. gerçekten ciddiyet isteyen bir film bu. kurguyu da gayet beğendim ama sonu daha iyi olabilirdi. minimal ve ayrıksı..
25. istanbul film festivalinde oynamış. vcd ve dvd si olmadığı için tek seans gösterimi kaçıranların çok şey kaybettiği bir filmdir.. kadrosunda ali poyrazoğlu ,fikret kuşkan,ozan güven, serra yılmaz bulunmakta.. filmin yüzde doksanı sorgu odasında geçmekte.. mahalledeki bir cinayet üzerine sorguya alınan mahalle sakinlerinin sorgu esnasındaki "çözülme"leri ve günlük hayattaki faşizan ilişkiler mercek altına alınmış.. hafiften kurosawa nın "rashomoon"unu andırsa da bence o baş yapıttan bile daha etkili, tüm zamanların en iyi türk filmlerinden..
bir cok kulturde kult anlamda onemi olan sayi. misir ve sumer anlayisinda insanligi sembolize eden metafor. cogu kez 9 ok olarak islenmistir. the great seal of usa uzerinde de ayni oklar vardir.
kadıköy barlar sokağında bilimum küpe, piercing, şudur budur bulabileceğiniz sevimli kutu gibi bi dükkan.
bu sayıyı ayakta tutmak için* sürekli birileri çabalarmış gibi gelir bana. bu sayıyı ayakta tutan gizli güçlerin, bu sayıyı bıraktığı zaman ki düşüşü hep gözümde canlanır.* beşik gibi sallanacakmış gibi gelir.
damien rice'ın bu yıl bitmeden çıkacağı belirtilmiş yeni albümü. heyecanla bekliyoruz.http://www.damienrice.com
-9-baktım ki;ikimiz de aşka tokuz,dudağıma ulaşan gözyaşlarını saydımçift basamaklıları çiftler kapmış,"tek" basamaklı en büyük sayıdokuz..
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |