|
|
tahtadan yapilmiş, tahtadan dallari olan, saclari yapraktan kocaman koca kafali bitkiler.. kuş evleri icin arsa. ustunden duşmek icin birebir..
bunlardan bi suru olunca orman oluyo.
yaşken egilen biseymis haberiniz olsun
kedi gibi tirmanirimen zevklisi kiraz aacıdır. yaamurdan sona cikarsin mis gibi kiraz yersin.en küçüü visne aacıdır. eksi visne nefis olar.en risklisi incir aacıdır. dallarin ici bostur ve kalınlığına aldanır basar düşer ölürsün. bu aşağaçtan düşen iflah olmas derler.en güzeli salkım söğüttür. bakmaya doyamassinen lümpeni çam aacıdır. zengin evlerine sus olar. oysa yerlerinde kalsalar çok daa faidelidirler
bugün yolda bir ağaç gördüm... sapsarı yaprakları üzerinde. çok güzel bir ağaç. önümüzden giden kamyon yol daralınca ağacın altından geçti.ağacın alt dallarında ki bütün yapraklar üzerimize döküldü. gökten altın yağıyor deseler o an inanırdım...
ekilen veya geç gelinen randevulardan sonra insanın dönüştüğü şey (bkz: akm ormanları)
bir gitarin kalitesini belirleyen en önemli etkenlerden biridir. budakli olanlari daha bir makbuldur heleki sapta. maun ise bambaska guzellige sahip bir agactir koyu rengi muhtesem cizgileri damarlari ile cogu aletin alinmasi icin yegane sebeplerden birdir
ağmak fiilinden gelen türemiş isim.. yağmak aşağıya doğru dökülmektir. çağmak, çağlamak; kaynamak, içine geçmek anlamındadır. işte hepsi ağmak kökündendir ve ağmak yukarı doğru fışkırmak, çıkmak anlamında kullanılır. ağarmak da bu eylemden türemiştir. güneşin yükselmesi anlamındadır.
''bir, elini sıktım bana bin dost silkeledin.ağaç da eşgil şeyi yapıyor. ama o, kendi yetiştirdiği yemişlerini..ister misin ben de hiç yemiş yemeyen biriyim... ağaç yeyen biri..''özdemir asafyuvarlağın köşeleri
yogun olarak selüloz,hemiselüloz ve lignin maddelerini içeren bir hikmet
necip fazıl kısakürek'in sahibi olduğu ve ilk sayısı 14 mart 1936'da yayımlanan haftalık düşün ve sanat dergisi.
bir de rahatı kaçmışları var bunların...(bkz: rahatı kaçan ağaç)
ödül almış bir kısa film.. öğrenci filmi.. kısa öğrenci filmi..
çoğu kültürde bilgeliği temsil eder
ağac semolik olarak yorumlanmıştı geneldegerek köklerinin yerin altına uzanmasıgerkse dallarının göğe uzanmasıbir tür köprü görevi yani(bkz: sefirot)
iki cesit agac vardir. birisi ormandaki agac, otekisi aciklik kirda tek basina duran agac. kirdaki tek basina agac ilk bakista goze carpar. ilk bakista insani hayrete dusurur. fakat bir bakarsiniz, iki bakarsiniz, gozunuz gitgide alisir ona. onun yalnizligindaki "kahramanlik" gitgide kaybolur, gitgide mahsunlasir. biraz daha dikkat ederseniz tek basina kirda duran agacin butun basit faciasi gozumuzun onunden gecer. o, kirin dumduz acikliginda komiklesir. kisin siska kollariyla bir basina titreyen, yazin bir avuc golgesinin basinda neyi ve neden bekledigini bilmeden dikilip duran bu tek agac zavallidir. ormandaki agac, kirdaki agacin busbutun tersidir. ilk bakista gozunuze carpmaz. fakat onun guzelligini her bakista biraz daha anlarsiniz. butun ormanin ahenginde o ahengi tamamlayarak fakat ferdiyetinden kaybetmeyerek yasamaktadir. orman onu, o ormani guzellestirir. kuvvetlestirir. kisin, kollari oteki kollarin yaninda oldugu icin onda usumenin komikligi yoktur. yazin, golgesi oteki golgelerden ayri, fakat oteki golgelere karistigi icin bir buyuk yesil serinligin kaynagi halindedir. iki cesit agac vardir, dedim. iki cesidini de yazdim. isterim ki, oglum ormandaki agaca benzesin. nazim hikmet
zeytin, mandalina, portakal, çam, ladin, köknar, defne ve mazı meşesi yapraklarını dökmeyen cinslerindendir
agac kelimesi ozturkcede buyumek gelişmek manasindaki bir fiilden turemiş bir isimdir aslinda ama fiili hatirlamayadim şimdi.. ancak bugun turkcede bu kelimeyibasit yapili olarak kullaniriz
duyumu alır gönderir her yana. herkes birbirine hizmet eder ya bilmeden, ağaçlar yardımcı olanlardır aslında. dünyanın düzeni de onların düzeni gibi olabilse... bir de ağaçlar intihar edemeyen canlılardandır. (bkz: orman).
(bkz: ormanı yaratan ağaç).
öleceklerini anladıklarında zamansız çiçek açarlarmış. her canlının hayatını devam ettirme isteğindeki mucizevi yansıyış ağaçlarda böyle tezahür ediyor.ayrıca aferin ağaç milletine, çok delikanlıca ayakta ölüyorlar. cengiz kurdoğlu dinleyip bir dalda iki kiraz şekli yapanlarını da bizatihi ben biliyorum.
gövdesi odun veya kereste olmaya uygun,uzun yıllar yasayabilen bitki. agacın kısımları dıstan içe dogru söyle sıralanır : dıs kabuk, iç kabuk, kambiyum, dısodun, içodun ve öz
(bkz: meçhul buluşmacı anıtı)
ağaçdudaklarımda susuzluğum kabarıyor.o kadar dayanılmaz bir hal alıyor ki,yurtsuz dolaşan yapraklardan bile daha sebepsiz oluveriyorum.tek düşüncem susuzluğum.ne kadarda acizmişim meğer belki de bir o kadar sebepsiz.ihtiyacım olan şeyin bir an için burada benimle olmasını o kadar isterdim ki..ellerimde ki her çizginin bir labirent olması bile beni kaybedemezdi.parmaklarımda ki akmak için sabırsızlanan kelimeler tıkanıveriyor dudaklarımda. hükmedemiyorum, daha kötüsü pek bir memnuniyetsiz de sayılmam hani. sayıldığım tek şey bu bedenin aç olduğu.susuzluk dedim adına ama ben bile emin değilim desem yeridir.bekliyorum saatlerce...veya ne kadar olduğunu sadece senin bildiğin bir süre...hala mutsuz değilim.bazen gülüyorum bile halime...ama o an....korktuğum yeniden oluveriyor.susuzluğum aklıma geliyor.benden bir başka isim mi istiyor acaba diye düşünüyorum.cevapsız kalıyor her zaman ki gibi.kızıyorum ama duymasını da istemiyorum.bazen çok korkutucu olabiliyor.hele ki bir arkadaşı var ondan da beter.adımı?...ama dur!sahi bu arada sen kimsin?benden parçalar aldın ama ya sen?kopmuş bir kaya parçası mı?hadi canım daha neler.ben senin kadar bütün olsaydım...neyse...arkadaşım mısın?belki daha önceden tanıdığım biri?...seninle olmak güzeldi arkadaşım...lanet olsun yine geliyor !sanırım bu sefer arkadaşı da yanında...artık sen varsın daha cesur olmalıyım....belki direnmek !?...ama onun adı bambaşka...içimde onu tanıyorum.adımı?onun adı ...yanlızlık
dünyanın en yaşlı ağacı kaliforniyada bulunmaktadır. 4700 yaşını aşmıştır.
yıllardır cesedinden bilginin değişmeden saklandığı en kullanışlı medyanın elde edildiği canlı. tez zamanda elektronik ortam mı olur başka birşey mi olur bu duruma bir son versin.
kışın yapraksız dallarının üst kısımlarının bembeyaz kar olması ve sabaha karsı gökyüzünün mavisiyle güzelliğinin doruğunda olan yapı.
(bkz: aile agaci)(bkz: aile sirketi)
mukemmel siirlerimizden biri*:tohumlar fidana,fidanlar ağaca,ağaçlar ormana,dönmeli yurdumda.bir tek dal kırmadan,ormansız kalmadan,her insan bir fidan,dikmeli yurdumda.yuvadır kuşlara,örtüdür toprağa,can verir doğaya,ormanlar yurdunda
necip fazil'in cikardigi bu dergiye zamaninda orhan veli siirini yollamis fakat necip fazil siiri yayimlamadigi gibi geri de vermemistir... bunun uzerine orhan veli agac isimli siirini yazar...
orhan velinin bir siiriağaçağaca bir taş attımdüşmedi taşımdüşmedi taşımtaşımı ağaç yeditaşımı isterimtaşımı isterim(oktay rifat ile birlikte)
sabırlı, bilge, sakin, gizemli, güçlü, anlayışlı, nefes gibi bir canlı.
ismi itibariyle orumceklerin ag acmasi icin ideal ortam saglayan organik yapi
... dostoyevski'nin "budala"sindan bir alinti:"bir agacin onunden onu sevmeden, onun var olusundanmutluluk duymadan gecilebilecegini aklim almiyor."
ayakta ölen canlılar.."agaçlar ayakta ölür.."
ürettiği meyvenin sonuna "ağacı" eklenerek isimlendirilmişler hep; "elma ağacı", "nar ağacı" gibi. demek ki, önce meyveye sonra o meyveyi üreten ağaca isim vermişler atalarımız. mesela elma ağacına "elma", elmaya da "elma meyvesi" demeyi de tercih edebilirlerdi. ağacı görmeyip meyvesini yiyen atalarımız bu isimlendirme konusunda daha baskın çıkmış muhtemelen. bu noktada, atalarımız üzümü yemiş bağını sormamışlar bir müddet denilebilir, fakat gelgörki üzümü yetiştirene üzüm ağacı değil asma demişler(feeling the blanks da öyle diyor). bu işin tek istisnası asma ve üzüm herhalde. (bkz: asmalarda üzüm)
çarpıp oramızı buramızı kırmamıza sebebiyet veren şeyzararları bununla bitmezoşkişen diye suyun 1,6 metre altındayken zehirli olabilen bir gaz osurmaktadır bu şeylerbütün bunlara rağmen insan ırkının buralara kadar gelebilmesi ise allahın varlığının şüphesiz en büyük ispatıdır*
çocukken yediğiniz meyvevin arka bahçenize attığınız tohumudur ağaç. siz sınıfları geçerken filiz verir. ilk sevgilinizi öperken oradadır ve çiçek açıyordur. üniversiteyi kazandığınızda meyvelerini topla topla bitiremezsiniz. işe girdiğinizde, evlendiğinizde aşılanmıştır ağaç verimi doruğa çıkmıştır. çocuğunuz olur, yere düşen meyvelerden. küçük filiz büyür koca ağacın gölgesinde. yaşlı ağaç devam eder uzun süre hayatına yavrusuyla. bir gün gelir yaşlanır, solar gidersiniz, ölürsünüz ama o ağaç hala orda büyüyordur çocuğuyla, daha da verimlileşerek. ağaç bir yandan hayatın ta kendisi, yaşamın evreleridir; bir yandan da ölüme karşı bir meydan okumadır. insan eliyle idam edilmeden olabildiğine yaşamaktır...özenmektir...
(bkz: ağacım)
simetrik güzellikler. topraktan aşağıya doğru damar damar köklenirken, göğe doğru da damar damar dallanıyorlar, sanki yeryüzü bir aynaymış da altı üstünün, üstü altının yansımasıymış gibi. özellikle de kışın üstlerinde hiç yaprak yokken... her mevsim ayrı güzeller ya neyse. gidip sarılasım, öpesim gelir. bir sürü anının bir köşesine mütevazı bir şekilde yerleşmişler. öyle çok şımarmadan, kendini göze batırmadan, bağrınmadan, iyi niyetli, sevecen. hikayenin ana kahramanı değildirler ama çoğunda da çok önemliler. hani film başlarken oyuncuların isimleri geçer, küçük rolü olan ama önemli "köklü" oyuncular "bilmemkim, bilmemkim, bilmemkim ve bilmemkim" diye yazılırlar ya, aynen öyleler işte. ve ağaç...
"ağaçlar koysun adımı." ilhan berk
tek kelimelik şiir
kim derdi ki bu gariban canlı türü milliyetçiliğin tüm dünyada, belli bir bölgede yaşayan insanların kendilerini bir ulus olarak hissetmesini sağlamakta kulanacağı bir araç olsun; ama öyle işte..dünyanın pek çok yerinde belirli bir yerde yaşayan insanların, bu ortak yaşama durumlarının o yerle ve uzun bir süreyle ilişkilendirilmesi için mükemmel bir simgedir ağaç aslında. 'bizim topraklarımıza' sağlam bir şekilde köklerini salmıştır; kökleri toprağın her yerine ulaşır; kalın gövdesi ve bin bir dalı, uzun süredir aynı yerde yaşadığını bize bildirir; "bizim ülkemiz"in her bir köşesini yapraklarıyla güneşten korur, gölgesiyle bize emin ve serin bir yer verir. (hesapta)bir millet bilinci yaratıcısı olarak ağacın soy ağacına dönüştüğü de olur. osmanlı geliyor aklınıza, doğru. bu "çok uzun zamandır çok sağlam bir şekilde aynı yerde yekpare bir vücut halinde bulunma" durumu, ağacın dallarına iliştirilmiş padişah portreleriyle gösterilir osmanlı'da. sanılacağı kadar yeni bir fikir değildir bu, 1700'lerin ikinci yarısında hüküm süren birinci abdülhamid devrine ait soy ağacı tabloları bile vardır. bence en ilginç olanı ise, sultan abdülaziz devrinde, 1866 ya da 1867'de yapılmış olandır. burada alışılanın aksine osman gazi köklere yakın, abdülaziz ise zirvededir. abdülaziz'in portresi yoktur; parlayan bir osmanlı arması şeklinde gösterilmiştir abdülaziz. en ilginci de, ağacın kök saldığı, "milletimizin" yaşadığı, al-i osmanın egemen olduğu toprakların kenarına birkaç piramit iliştirilmiş olmasıdır. (o dönemde mısır valilerinin istanbul ile ilişkilerini düşününüz) fazla dağılmadan bir de belirtmek gerekiyor ki bu soyağacı/çınar durumu, osmanlıya has bir durum değildir. kendi "millet olma durumlarını" durumlarını bir ağaçla, güçlü bir çınarla anlatan pek çok millet vardır. (not: milliyetçilik o kadar eski bir fikir değil diyeceksiniz, buradaki milliyetçilik, insanları eyleme iten belirli bir düşünce sistemi olan milliyetçilik değildir. millet olma bilinci, milletlik duygusuna benzer bir şeyler çağrışsın efenim size.)
bu şiiri ilk okuduğumda, anlatılmak istenene hiçbir anlam verememiştim. ama, şiirin yazılış hikayesini duyunca orhan veli ve oktay rıfatın ne kadar da usta birer şair olduklarını anladım.orhan veli, bir şiir yazar ve ağaç dergisine yollar. günler,aylar geçer, orhan veli'nin şiirinden haber yoktur. şiir dergide yayınlanmamıştır.ama yayınlanacağına dair en ufak bir belirti de yoktur. şiir, orhan veliye geri de iade edilmemiştir.bir bakıma orhan veli'nin şiiri sırra kadem basmıştır. işte tüm bu olayların akabinde, orhan veli ve oktay rıfat, ağaç şiirini yazar. --- spoiler ---ağaçağaca bir taş attımdüşmedi taşımdüşmedi taşımtaşımı ağaç yeditaşımı isterimtaşımı isterim--- spoiler ---birkaç gün sonra gelen ek :asım bezirci, orhan veli'nin yaşamı,sanatı,kişiliği,eserleri adlı kitabında (1967, eti yayınevi) bu olayı şöyle anlatmaktadır...--- spoiler ---...kimi tanıdıklarımın söylediklerine göre, orhan veli'nin bir şiirini necip fazıl kısakürekin yönettiği ağaç dergisine göndermiş.fakat şiir, dergide bir türlü çıkmamış. üstelik, istenmesine rağmen,geri de verilmemiş. bunun üzerine orhan veli 1937 ağustosunda "ağaç" şiirini kaleme almış.ağaç, 15 eylül 1937'de varlık dergisinde yayımlandığında yadırganır, anlamsızlıkla nitelenir, alay konusu olur. nurullah ataç ise onu sevdiğini, beğendiğini açıklar : "giriştiği işi başaramamış, umutları boşa çıkmış bir kişinin perişanlığını duyuyorum o şiirde,o duygu bence çok iyi anlatılmış."oktay rıfatla birlikte yazılan bu örnekte gerçeküstü bir olay anlatılıyor. atılan taş yere düşmüyor, taşı ağaç yiyor.böylesi olaylara daha çok masallarda rastlanır....--- spoiler ---
eletronikte, graf teorisi konusunda geçen bir terimdir. birleşik bir grafta tüm düğümleri içeren ama çevre içermeyen alt grafların herbirine ağaç denilir. (bkz: dal) (bkz: kiriş)
ilk yaprakları yeşeriyordu ağacıntomurcuk tomurcuk, tek tek."alayım mı onları elinden?" dedikırağı sürünerek.saçtan tırnağa titreyip ağaç"hayır" dedi, yalvararak,"çiçek açıncaya kadaronları rahat bırak."tomurcuklandı çiçekleri ağacınötüştü bütün kuşlar."alayım mı onları elinden?" dediesintiyle rüzgâr."hayır" dedi sallanırken ağaç,titremeden yaprak yaprak."çiçek açıncaya kadaronları rahat bırak."yaz ortası sıcağındaağaç meyvesini verdi.çocuk dedi: "toplayabilir miyimartık yemişlerini?"eğerken yüklü yapraklarını ağaç"tabii" dedi, "toplayabilirsinal hepsini,hepsi senin için."björnstjerne martinius björnson
selüloz mağduru. :ağacım ben,ağaca çıkamam ki...
ali babacan'a göre türkiye ekonomisidir. son dönem rüzgarları yani döviz dalgalanmaları, borsa düşüşü, dış piyasa etkenleri vs. ile hafif eğilmiştir, ama rüzgar bitince yüce bir çınar gibi tekrar doğrulacak, yüzde 4 enflasyon hedefine doğru büyümeye devam edecektir. ali babacan bu açıklamasını da yaptığı konuşmayı sürdürürken borsa yüzde 2 değer kazanmış, döviz yüzde 1 düşmüştür. 2001 krizi öncesi dsp iktidarı da açıklama yapınca her şeyin çözüldüğünü sanır, "aman efendim, öyle bir şey yok vs. vs." derdi. ama bir fark var, döviz yine artar, borsa yine düşerdi. demek ki ekonomi biraz kendine gelmiş, alçalan kapitalist grafiğin en dibine vurmadan sürünme modundan çıkıp, o her zamanki kambur yürüme modelimize döneriz belki de.
bir merhale sonrası kütük olan ekseriyetle yapraklı olan canlı.
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |