agharta

el yapımı mantı zirvesi 3te kaşla göz arasında cep telefonuma* sandmanin death karakterini çok güzel çizmiş olan sandman hayranı sanat insanı. ayrıca süperde piyano çalıyormuş...

eksi sozluk koc unıversıtelıler zirvesinde tanıstıgım bende çok siyah bir kişi izlenimi uyandıran(ne demek ise artık) yazar kişi.

icq'da online olduğum süre içinde non-stop konuştuğum,death'in dream'e verdiği öğütlerin aynısını veren,yakın bir zamanda görüşülüp konuşulması gereken kişi..

iki gece gözümü üzerinden ayırmamama rağmen gene de kaşla göz arasında sözlüğe 42 entry girmiş kişi...bizi uyutup sözlük başında sabahlayan ev sahibesi.

boş bir anında hazırlıksız yakalarsanız x-files dvdlerini okşayıp öperken bulabileceğiniz bir garip insan. iki sene boyunca sıra arkadaşımdı ama bütün derslerde uyuyup beni hep yapayalnız bıraktığı için sıra arkadaşlığından sınıfta kaldı. öyle bir insan ki her yerde ve her şekilde fütursuzca uyuyabilir, rüyalarla gerçeği içiçe yaşadığından mıdır nedir her şeye ve herkese en sakin ve ılımlı yaklaşabilendir. yalnız sinirlenirse sesi ürkütücü bir hal alır (gerçi bunu hayal meyal hatırlıyorum ama bi iki kere duymuşluğum ve aman allahım bir canavar yarattım diye iç geçirmişliğim var) ha bi de yanakları sarkar böyle iki yandan (çok görmedim hem yakışmıyo zaten) ha bi de benim için niye entry girmedin bunca zaman diye sorduğumda ay bilmem ki diye kıvırıp, sonra bak şimdi böyle dedim diye hemen bişeyler yazma istemem içinden geldiği zaman dediğimde çoktan panikle entrysini girmiş kadim dost. housepartylerin gülü, daimi ev sahibesi, vişne votka güzeli...

yapacak daha iyi bir sey bulamadiginda orasini burasini, tercihen de elini kesmeyi hobi haline getirmis bir garip kutsal cadi.*

bıcır bıcır,neşeli,guleryuzlu,vb. vb.suser*edit: bir de gamzesi var bu arkadaşın,aman aman..

nedensiz yere annesinden korkmusumdur.*

x-files'ın tüm bölümleri bulunur onda dvd halinde ancak o her hafta tgrt yi bekler...bir seferde izleyip tüketmek istemez öyle zevkini,her hafta ayrı bir heyecan yaşar.tgrt vermese bilimum almanca yayın yapan kanallarda bulur izler,almanca bilmez o, ama olsun scriptini çıkarmıştır netten ordan takip eder.

vişne votkaları peşisıra devirir..alkolün etkisiyle vuran esprileri daha bi vurucu hal alır,ses tonu yükselir,neşelenir,zaman zaman saçmalar(azıcık)...ben asla kusmam neşelenir uyurum iddiasındadır hep,öyle de yapar kıvrılır kedi gibi bi köşeye...ama bu yaz bana bir kişinin kendi sırtına da kusabileceğini gösterdi ya,helal dedim.ilk kez kustun ama usturuplu kustun sırtına mırtına.

asla kıyamet gününden yada ufolardan falan bahsedilmemesi gereken insan...sizi karşısına oturtup saatlerce atlantisten bahsedebilir..yaa işte öyle meğer o ufo sanılan şeyler atlantislilermiş.(bkz: ben bugun bunu gordum)aslında belkide bi kez oturup dinlemeli,biz her seferinde susturuyoruz bu kızı da hata mı ediyoruz,belki hayat hakkında bişeyler öğreticek bize.ufacık tefecikliğine aldırmadan, ne kadar dolu olduğunu görmek lazım onun.

prag'da gayet neseli ve eglenceli bir caz bar. ayrica iki tane votka icip gayet makul bir para odeyerek muthis guzel muzik yapan bir suru grubu saatlerce arka arkaya dinlemenin mumkun oldugu bir yer. gece sokaga cikinca da, 'aman simdi otele nasil donecem' diye panige kapilmiyorsunuz, cunku tramvaylar sabaha kadar calisiyor. hikaye gibi valla.

kendini hiç kasmayan, gayet rahat bir kişidir bu. kıskanmaktayım bu özelliğini fena şekilde...

oryantal konusunda eline su dokulmeyecek derecede yetenek sahibi oldugunu ifşaa etmiş hiperaktif kişilik. muzik zevkini de takdir ettik ayrıca derin bulutlarda takılan insanlari ayri takdir ederiz. mukemmel bir dans partneri olarak bunu saymayız yine bekleriz...

kişisel bağlamda tanışmasam da coldplay beylerle dansına şahit olduğum, "yürü bee" dediğim hanımefendidir kendisi.! bir gün "merhaba ben de ornitorenkleri cok seviyorum seviyeli bir muhabbete ne dersin" de demek isterim herhalde, neden demeyeyim ki.!*

ghost buster.

polifonik osuruk sayesinde tanıdığım, ama yorgunluktan kendimi tanıtamadığım pek hoş hatun. saygılar sunuyor, muhabbetimizin daimi olmasını temenni ediyorum.

hesabını kestim bunun.

uzun süre görmeyince bir şekilde kendini gösteren*, sağlam çizgi roman içicisi..***

a.k.a lunatic witch,tatlı cadı :)

(bkz: agarta)

başarılı işler insanı * . evinize gelebilecek en hamarat misafirlerden. sevgiyle kucaklıyorum...

sıcakkanlı,iki dakikada kaynaşılası insan...

2004ün son günü polo garage mağazasında indirim olduğunu görünce içeri dalan suserdır.(bkz: eksi sözlük magazin servisi)

polifonik bundysi ile müthiş yemeklere imza attığından, artık her homemade food festivalinin baş davetlisi birinci nesil azimli lezzet ustası.(bkz: ailecek izliyoruz)

bugün bir yaşını daha geride bırakmış olan tatlı cadı. görüldüğü yerde koluna yapışılması ve uzunca bir süre bırakılmaması, bıcır bıcır konuşması istenip muhabbetin, geyiğin dibine vurulması farz olan insan evladı.

hayatı daha tatlı yapan, etrafta olmasından mutluluk duyduğum insanlardan biri. iyi doğdu ve bizi bu kadar eğlendirdi, eğlendirecek.

çok çok çok iyi dostlara arkadaşlara sahip olan insan..

sadece varlığı ile dumur eden/etmiş insan.

manasız bahar geldi manileri dizerken yanımdaymış, pek şeker gülermiş, kesinlikle sigara içmeyip başkaları içipte zehirlenmesin kampanyası yürütücülerindenmiş, kediymiş..

atlantislilerin soyundan gelen ve dunyaya pozitif enerji yayan yeraltı sehirlerinin adı

sonunda adsline kavuşmuş, finallerini bitirmiş mutlu insan..

bir nevi lunatic witch..

izmirde kalici manevi hasara neden olan cadi. buyu mu yapti nedir ben bilemedim.

(bkz: super olay)

son finalimi geçmem için benden çok mücadele etmiş, çaktırmadan gaz vermiş dert ortağı *.

koc universiteliler zirvesi 2'de ileride yapilacak alkollu bir zirveyi mujdeleyen yazar.

tecrübeli bi yazar olarak benim gibi yenilerin elinden tutmak suretiyle yardımın esirgememesi ile bir kez daha gönüllerde taht kurmus x fıles hastası zat

sözlük izmire çekilmeye çalışılan ama istanbuldan başka yerde olmasına izin verilmeyecek olan bir yazardır kendileri. hatta istanbulda olduğu bile şüphelidir. * universite bahaneleriyle uzaklarda kalan, az görülebilen biridir. msn'de sık sık görünmesiyle mutlu eden, msn penceresi açıp msn botuyla monologa girebilen (ehehe) hatta sonra msn botuyla benim bir diyaloga girdiğim internet kişisidir. ayrıca süper bir kayak hocasıdır. ilk zirveden aşağı inişimde hız rekorları kırıp (kar sapanı neydi?), bir tepeye çıkıp sonra ters kayabilmemi sağlamıştır. kar kaplı dağlara, ateş saçan dağlara, denizlere birlikte tekrar gidilesi, beraber tatile çıkılası bir insandır. dım çıkı dım çık. * insanların aralarında paylaşmaya çalıştığı biri olsa da tek parça sapasağlam durmakta olan kişidir, bölmeye çalışan olduğunda da tekrar bölünmesine izin vermeyeceğim, 101. entryne ben yaziim istedim diyeceğim bir sandman karakteridir.

pek şirin bir kız bu... zirvelerimizden birine geldi de, oradan biliyorum.

koç üniversiteliler zirvesi 2'de tavrımı açıkça belirttiğim, anlamadıysa her organize ettiği zirvede yakasına yapışacağım insandır kendileri *ve buradan ekliyorum- tavrımız sana değil, susan yazarlaradır...*

robinson crusoe misali adada yanliz kalip, tatilde kendini sözlüge adamis, biz zirvede sans eseri rastladigim muhabbeti bol, omzuna yaslanip iç dökülesi suser.

sürekli sırıtanlar grubuna dahil gördüğüm en vefalı taraftar...

17 numaralısı * var mıdır acaba bunun?

dun wastewater bey ile yaptigimiz kadikoy anadolu ziyaretimizde bizi gorup "siz sozlukten misiniz" diyen guleryuzlu sozluk yazari. ilk anda bu olay dumur olmamiza neden olsa da hemen pesinden loser beyden duydugunu ogrendik.

bir miles davis albümübenzeri albümler:(bkz: pangaea) (bkz: panthalassa) (bkz: miles davis at fillmore)

koç üniversiteliler zirvesi 2'yi düzenlemek, ve benim okulumdaki yazarlarla tanışmama vesile olmakla kalmayıp, zirvede durmayan çenem yüzünden dakikalarca beni sabırla dinlemiş insan.

aşırı derecede pozitif enerjiyi bünyesinde bulunduran insan ötesi bir varlıktır kendisi. gülümsemesinin bile karşı tarafa aynı etkiyi yaratmasından tutun, daha önce 2-3 kez gördüğü biriyle* rahatlıkla muhabbet edebilen, şakalaşabilen biridir. güler yüzü hep gülsündür, üzenlerinin tiz kellesi vurulsundur.

kitap ismi. yazarı aydogan vatandastır. amerika'nın yaşadığı son saldırı ile görüldü ki, artık geleceğin savaşları teknolojinin ürünü olacak. savaşan taraflar ortada görünmemesine rağmen, aslında elektromanyetik dalgalarla kıyasıya savaş yaşanacak.. diye de bir tanıtımı var.http://www.kitapyurdu.com/...1151212102002&logid=

(bkz: you re a big girl now)*

migros tarafından ayın, hatta yılın, müşterisi seçilen hatun kişi.(bkz: migros kasiyerini aksam eve davet etmek)*

boş vakitlerini migroslara giderek geçiren kıvrak zeka örneği. sanırım boş vakitlerini daha faydalı şeylerle* değerlendirmesini öğretmek lazım*. ha en azından diyebilirimki soklar daha ucuz...alısverise mi gitmek zor yoksa gecirmek mi bilemem..**

şu konularda uzman kişi..(bkz: açıklanamayacak durumlar)(bkz: açıklanamayacak durumların açıklamaları)(bkz: migros poseti tasıyan çocuk)*

muhtesem bir insandir kendileri, guzeldir, guzel danseder, guzel konusur.. gorunce gunesi gormus gibi isinirsiniz, iciniz acilir.

kendisi istabulda ikamet etmesine ragmen bir sekilde gun icinde kac defa tuvalete gittigimi, dus alip almadigimi ve bilimum gundelik hayatimi bilen telepatik, onsezili, 6. hissi kuvvetli ve klavyesinde z harfi eksik kanki. tipik the x files konusu. *

artıyı kapmış bulunan organizatör bağyan.

hiç tanımadan sevildiği yetmiyormus gibi ortak tanıdık buldugum ilk fırsatta kendisine olan sempatimi höykürerek kustuğum, sonraki görüşümde ssevdiğime ve yanılmadığıma sevindiğim muhabbet kişisi.

hepten anlatım bozukluğu olmama rağmen iki kaş göz yeterliymiş anlaşmama bu hatunla... kıkırdadık durduk.

efsanevi bir pederi vardır kendisinin. bir gün gidecem isteyecem bunu *. bir diğer efsanevi peder beyin kızı için (bkz: pearlnebula)

tabu zirvesine kayan çizgi roman zirvesinde önce "yok oynamayacağım" dese de sonra leb demeden leblebiyi anlayan bir performans sergilemiş canayakın kişi...

acken japon cizgi film karakterlerine donuşen, kendisinden buyukce bir ekmegi dişlerken goz goze gelindiginde, boncuk gozlerini kocaman kocaman acan şirin bir şey.*

zaman ve boyut konuları hakkındaki tartışmamıza engin bilgileri ile bize eşlik etmişçizgi romanlar konusunda da bilgilerini paylaşmaktan çekinmeyengüzel hatun*

ilk tanışmamızın beşiktaş iskelesinde arada bir birbirimize bakmak suretiyle karşılıklı bekleşmemizle başladığı, sonradan kendisine bayıldığım,müthiş tatlı, canayakın, esmer güzeli bir hatun..

strateji ustasi.

sanırım bu hatunun migros torbaları konusunda sorunu olmayacak, diyebiliriz kendileri için...*

lise hayatimda buyuk bir yer edinen, bir yazida anlatilamayacak kadar cok sey paylastigimiz * * * super insan... (bkz: ozlemek)

ispanyaya gitmek için insanların sıcaktan sapır sapır dökülüp öldüğü yüzyılın en sıcak günlerini yaşamasını bekleyen bir aileye sahip bıdık.ben istanbula dönüyorum o yurtdışına kaçıyor var bunda bi iş ama hadi neyse...

kendisini de benim gibi kadıköy anadolu meslek ve meslek lisesi * mezunu sandığım, ama iki okul arasında sırf meslek kelimesinin büyük farklar meydana getirdiğini anlamayarak yanıldığım aslında kal mezunu olan, kar yağarken şarap içelim 2 zirvesinde kurduğumuz çetenin * üyelerinden hoşsohbet güleryüz yazar. şeker hoca'nın ismini andığı zaman hocamızın sınıftayken susuunn heööö diye böğürmesi akabinde havada uçuşan tablalar ile canlandı hatıralar.*

kilosunun yarısını bana borçlu insan. ömrüm bunu beslemekle geçiyor.

ispanyaya gittiği zaman ev anahtarlarını rica ettiğim güzel insan.**

sessiz sedasız 45. chapter'a kadar gelmiş, felaket sonrası dünyası konulu bir manga serisi.

mangalardan bahsettiğime bakıp da kendisini unuttuğumu sanmasından çekindiğim, kendisine hayalimdeki yılbaşı hediyesini bulamayıp, veremeyip daha azını verdiğim* için içim burkulan, ders sonrası zevzekliklerime bile katlanmasıyla çoktan aştığını kantılamış kişi. ha bir de, free print mistress **

icinin guzelligi disina da yansimis prenses.. eksi sozluk gunese karsi urunler sponsoru*

son vukuu bulan olayına çoooook sevindiğim...her geçen gün daha çok sevdiğim...kedidaş arkadaşım....

gordugumde icimi acan insanlardan.. bir anda sisli karanlik sehir* isil isil oldu onun gulumseyen gozlerinin icinde..

seçtiği nicki şiddetle kıskandığım nadir insanlardan

kendileri kralice elizabeth'in duzenledigi "ortacagda buyuk britanya'da vuku bulmus cadilik ve buyuculuk olaylari ve bunlarin gunumuz spiritualizmine etkileri" konulu cay partisine onur konugu olarak tesrif edip muhtemelen dame unvaniyla geri donecektir.

"onlar biziz..."

kendisini geçenlerde kadıköye çağırmamın akabinde bana sms vasıtasıyla'gelemem gelemem ellere gidememankaradan geldi dedemkadıköye gelemem'şeklinde bir dörtlük yazmış şaşkıncık.yazları burgaz ada insanı.

şeker gibi bir insan. konuştukça açılıyor...

süper tabu partneridir kendisi.. çizgi roman ilgisi ve zevki de ayrı bir taktire şayandır..

dün ankaraya gelerek beni sevinçten havalarla uçurmuş,görünce ne kadar özlediğimin farkına iyice vardığım,daha önce mc donaldsta kırdığımız saatlerce oturup sadece konuşma rekorunu dün hobby cafede geçerek yeni bir rekora imza attığımız,yine de bize bu konuşmaların yetmediği istanbuldaki biricik kankam.enişteye not:oturduğumuz süre içerisinde benden başkasına bakmamış,kimseyede bakıtırmamışımdır,zaten gözü başkasını görmemektedir,bilginize...

yüzsüz bir insan olmamdan dolayı adadaki evine kapağı atacağım şahıs. yüzsüzüm işte var mı?

dunya guzeli seker kisi..

iyi ki dogmus, iyi ki olmus, bir yasini daha devirmis; ne mutlu bana ki dogumgunu ile beraber gecirdigimiz 3.(ucuncu) ayin pastasini da ayni gun kestigimiz; nice 3 aylar, 3 yillar, 3 hibilar boyunca birlikte olacagimiz guzeller guzeli sevdicek.

birlikte çektirdiğimiz ilk resmin error verdiği bi insandır bu. pek konuşulası bi insanmış, ada çayıyla normal çayın farkını da diğer bütün insanlar dalga geçerken oturup anlatmış, öğretmiştir. tekrar konuşulması şart olmuştur, daha öğreteceği neler vardır diyerekten. 20 dakika boyunca konuştuğum eşek ve adı olmaması sorunsalını bile sabırla dinlemiştir, faytondan el sallanmıştır. süper saçları varmış arada.

çadırıma atamadım ama en sonunda minderime atmayı başardığım bidenesi, simulator manyağı..

3 hafta boş bırakılmaya gelmeyen, bitanecik lisan öğretmenim.

maymun olmayı beraber göze aldık, olduk mu olmadık mı bilemeyeceğim.

8 saattir havaalanında bekleyerek kendi çapında bir rekora imza atmış ve yakında kafayı sıyıracak kişi...

bazı kesimler tarafından sfenksteki bir kapıdan içine girilebileceği idda edilen yeraltı uygarılğı.

hergün görüsebildigimiz liseyi özlemeden duramiyorum .sabah okula gittigimde, iki eliyle birden tuttugu çay bardagi ve sis gözleriyle günaydinlasa beni keske agharta gibi biri yine.

evinin capitol'e yakın değil, capitol'un içinde olduğunu öğrendiğimiz insan.tabi ben yüzsüzüm capitole * kapağı atacam.(bkz: #2801266)

sarhoş hali çok sevimli olup bu haldeyken bol bol fesatlık yapılacak malzeme çıkaran, yatağıma girmiş nadir sözlükçülerden olan, iki dakka yerinde oturamayan gezenti insan. iyilik abidesi kara böcük.

"ay şekerim havalar da pek bi soğudu şöyle sıcak bi yerlere gitsek de denize girsek" diyerekten tası tarağı toplayıp mısıra firar etmiş* bir küçük burjuva. ama yine de dutyfreeden kaptığı absolutlar ve çikolatalarla gelirse bu sıpalığını affetirecek sosyete güzeli...*

az önce odasının yakınlarında o hariç bütün komşularıyla muhabbet ederken onun tıpkı benim gibi, boktan bi sınav için debelendiğini öğrendiğimde üzüldüğüm*, beni puro içerken çok merak eden ama mekanda olmayışı sebebiyle görme şansını kaçırmış adalı yazar.**

dostluk, mutluluk, gulumseme, guven,.. gibi duygularin insan olarak yeryuzune yansimasidir.

atlantis'lilerin soyundan gelen ve hayatima pozitif enerji yayan canin adı.

bir nevi karanlıklar kraliçesi...bir günün sabahında türlü saçmalıklar yaparak saatlerce gülerken, aynı günün akşamında delicesine içip zırladığımız olmuştur sıkça. görünüş itibariyle taban tabana zıttımdır ancak gönüllerimiz birdir, birliktedir. hastalıkta sağlıkta, sarhoşlukta ayıklıkta, eğlencede derste, gülmekte ağlamakta ve suser olmamın her aşamasında * yanımda olmuştur. olacaktır.

mısır seyahati sırasında free shoptan aldığı danzka vodkayı dün gece bize tükettirterek gene yapacağını yapmış gönlümüzdeki haklı mevkisini, tacını kaybetmemiştir.

hayali olan eve çıkmak olayını gerçekleştirecekken şimdi ev arkadaşı arayan insan.. şöyle koç ünide okuyan ev arayan iki tane aklı başında kız bulsa, herşey çok güzel olacak sanki..*(bkz: olmadı) (bkz: saglık olsun)

leopar desenli mor sabahlığımı aldım bekliyorum jakuziyi köpürtsün diye*.. birarada duvarlarını animesel posterlerle kaplayalım değilmi..

büyü vs. garip şeylere meraklı, sandman'den death'in hastası (benzer de hani), capitol dibinde oturduğu için genel buluşma mekanımızı çoğunlukla oraya taşımamıza neden olan (bkz: acaba), müzik konusunda hayran olunası bi zevki olan (onu geçin daha bilmediği şarkı sözüne rastlamadım ben, ne duysa eşlik ediyo) güsel içki içen, muhabbeti de süper olan the x files phile'ı olarak tanıdığım sora da pek sevdiğim, sevimli, pek canayakın, şirin şey .. shipper olmadığını öğrendiğimde pek bi üzülmüştüm ama... kimse kalmadı anasını satiim...ha bi de izmir'e gidip spooky kardeşimizi canlı canlı gördüğü için kıskanırım kendilerini.. *

orada burada karsima cikarak "biri bize bir sey mi anlatmaya calisiyor acaba?" diye dusunmeme sebebiyet veren guzellik. tam "aaa.. bugun disari ciktim ve agharta'yi gormedim" diye dusunurken, kendisini gorememis olsam da ayni saatlerde ayni mekanin farkli kotlarinda bulundugumuzu ogreniyorum. hadi bakalim, hayirlisi. *

artık kaderdaş olduğumuza inandığım,aynı şehirde olsakta partilerin dibine wursak dediğim,her temmuz ayının malum gününde aynı yeri paylaşmanın geleneksel olduğu,sempatik,içince ayrı bi güzel olan dostum..(bkz: alkolun zararları)(bkz: tatlı cadı)(bkz: dişi şeytan)

geyik olsun diye kendisine atılan sms silsilesine verdiği süper cevaplarla gece gece yaran hatun. ankaralara giden, ama bi türlü izmire gelemeyip kendisini ve muhabbetini deli gibi özleten insan evladı.

gercekten cok tatli, cok sicak, icten bir insan. sicacik hissettiren biri.. seve seve, cayini icme bahanesiyle, taciz edecegim kendisini..

atlantis ogretileriyle az bucuk kafayı bozmuş,ufak tefek,sabır ve uyum abidesi insan ornegi.

esmer güzellik abidesi..gülmek yakışıyor kendilerine..ömrün boyunca gül diyorum hiç ağlama..

kendisinde tequilaya dayanıklılık switchi doğuştan on geliyor. ben bunu bugün gördüm. daha doğrusu dün.

(bkz: abiiiiiiiiiiiii)

logosuyla beraber kendisine apayri hastasi oldugum bulbul sesli bagyan.

ne zaman birlikte eve dönecek olsak ilginç bir şekilde yürümek yerine yüzmeyi tercih etmek zorunda kaldığımız sevimli yan komşum.

the kanki. simdilerde the x files hayranligindan kalan vakti sandman ile doldurmaya calistigini dusundugum insan. bir de misira gitti bu, bissuru gizemli konu bulmustur ona buna anlatacak. ah izmirde olsaydi..

gecelerin insanı, erken yatmayan, iyiki tanışımışım dediğim, tekrar karşılaşmak istediğim, icq da az konuşan çok dinleyen, gerçekte normal konuşan çok dinleyen şeker*.

evime 100 metre uzaklıkta oturmasına ragmen nedense hic yolda gormediğimi zirvede gorunce fark ettiğim sıcakkanlı guleryuzlu suser.

hayatının yüksek çıkışı sonrasında birden hızla düşüşe geçtiğinde neye uğradığını anlamayan yazar.. odasında tek başına oturup, ders çalışması lazımken bombok olan moralinin sonucu hiçbirşey yapamadan bomboş gözlerle etrafı izler aynı zamanda.. pre-bunalım insanı..

komşum olduğunu bir gün önce fark ettiğim, jabba the hutt kılıklı bir kedisi olan sözlük yazarı. bıçak çekip çekip götümü attırdı.

karşılıklı gerdan kırıp twist yaptığımız dakikaları unutmadım, unutamadım*.. gazatede köşe açıcam kendisine boynu bükük gençlerin mektuplarını yanıtlasın hayranlarıyla buluşsun..

kıskançlıktan ölen bir dosta sahip şanslı bıdık.

bir rivayete gore polifonik dilde ask tanricasi anlamina gelen kelime. ms 21. yy. da karsimiza cikan kaynaklara gore inceledigimizde ise agharta bir soslu makarna kralicesidir. yaptigi makarnalara entel isimler buldugu icin ve insanlar bu isimleri hafizalarinda tutmakta zorlandiklari icin kayitlara o isimler geçememistir. imparator 1. polifonik osuruk ile bir araya geldiklerinde ise adeta tavuklara hukmetmislerdir. - suphesiz ki onlar kızgın tavada soganlarla birlikte cayir cayir yanacak olandir -derim ki; keske daha sık gorusup daha nice makarnalara, tavuklara, salatalara imza atsak, udlu gitarli ortamlarda keyif pezevengi olsak, sarap icsek, icsek, icsek...

eglence ve alkol denince olmazsa olmaz, fotojenik, muzikten anlayan, ilac dusmani buyuk acibademli.

inanılmaz keyifli bir zirve insanı olan esprili kişilik. iyiki de zirve yapmışlar, iyiki de tanışmışız*

yiyebildiğin kadar pizza zirvesi erkeklerini -hepitopu 4 taneydiler zaten- çok heyecanlı bir filmi izlemek üzere capitol sinemalarından birine kadar geçirdikten sonra biz de hemen baş başa kalan iki bayanın yapacağı şeylerden birini yaptık. bir yere oturup kahve içtik, bu arada tabii çene çaldık, dedikodu yaptık, deneyim paylaştık, eğlendik, güldük gülüştük... e nooldu? allah bana vermiş bir çene, bir tane de agharta hanıma, etti iki çene sonra...sonrası ben dersi kaçırdım, o da neredeyse vapur kaçırıyordu ama yetmedi, kesmedi bu olay beni...kendisi adıma entry girmekte iken bulunduğum balıkçıda* bir gece de beraber rakı+balık sofrası kurmayı, konuştukça konuşmayı talep ediyorum efenim...

aslen içimizdeki en sağlıklı kişi olmakla birlikte gördüğüm kadarıyla bu yükü daha fazla taşıyamış ve teselliyi çelikte bulmuştur. * görüldüğü üzere finaller çok canlar yakmakta ve sabi sübyanlar bu batakta ondan bundan medet umarak* çaresizce hayatlarının en güzel yıllarını göz göre göre harcamaktadırlar. yazıktır günahtır...kendisine çok geç olmadan bu da gelir bu da geçer ağlama demek ve anlayacağı dilde seslenmek istiyorum: bu şehirde sana aşık sana tapan biri wıuuuarr, gözünde yaş ve kalbinde inceden bir sızı wuuaarr sızı wıuuaar! **

dikkatini çekmeniz için gözünün içine elinizi sokmanız gerekiyo öncelikle ama sonrası pek keyifli.. detayları hatırlamasamda bir şekil yapıp çadırıma atıcam diyerek korkuttum kendisini*.. yıldızlara zıplayamadık bare oramıza buramıza yapıştıriim dedim..

kaderin bizi surekli kesistirdigi, ordan olmasa baska yerden karsima cikabilecek buyuzden de tanisamamamiz gibi bi olasiligin varligini dusunemedigim eglenceli, sirin, vakit gecirmesi keyifli, gulec insan. bana yaptigin o iyilik de unutulmayacak bilesin.

hamarat kizimiz. gordugum en temiz gecici bekar evinin sahibesi. yedigim ennn lezzetli makarnanin aşcisi.not: şimdi mösyö polifonik "o benim tarifim, mantarlari ben kestim röğeeey" diye kendine pay cikarmak isteyebilir. kendisine burdan seslenmek istiyorum şoyle ki uşendim nickinin altina entri girmeye (okey ve batakta yenmeseydiniz efenim!), ulan polifottirik, sen git mis gibi makarnaya tugberk adini ver, kaşari bile agharta'ya rendelet, sonra da o nefis yemekte hak iddia et! olmaz oyle şey..

(bkz: notre dame de kambur)(bkz: yapılmış en aptalca dalgınlık)

ostara ve imbolc'a girdigi entryleri ile dikkatimi ceken yeni bir user.

kuzey kutbunun tam ortasinda bi geçit olduğuna inanılan, halkının bizden kat be kat uygar ve gelişmiş olduğu sanılan, hatta bizim ufo dediğimiz şeylerin o geçitten kalkan uçaklar olduğu dahi öne sürülen dünyanın içindeki diğer dünya (bkz: arzın merkezine seyahat)

en karışık bilgisayar programlarıyla uğraşırkenki can dostum. maylzı* sevmeme büyük bir neden olmuş albüm

beraber hamburger yiyemesek de kahve içtiğimiz hatun. yalanası *... bir de buna kanın kaynamaması imkansız. gülücük insanı.

babe i'm gonna leave you hakkinda girdigi entry ile takdirimi kazanmis yazar,sanirim ruh yapilarimiz benziyor.*

izmir x files buluşmasında 6 ay kadar önce tanıştığım, sinema zevkine de hayran olduğum, pek bir sevdiğim x phile suser.

the x files'i ne zaman gorsem aklima gelen*, oturup da moulin rouge'u bi turlu seyredemedigimiz, istanbula gelsem de bi icmeye gitsek tekrar dedigim dostum

kısa süre içinde kaynaşılan sıcak ve güleç insan; dibimde oturuyormuş da haberim yokmuş. kendisiyle muhabbet etmek oldukça keyifli, öylesine söylemiyorum efendim eve girene kadar ayaklarımın ayakkabımın içinde yüzdüğünü hiç hatırlamadım, evet.

aramızda paylaştığımız hanımefendi.

kocaman gülümseyen, kocaman sarılan tatlı insan. onun da işi zor be abi * *. kolay gelsin diyorum kendisine kocaman sevgilerle... nice şarap içmelere...

kendisine acil şifalar dileyerek anneanneme bi kavanoz özel ilacından hazırlatmayı düşündüğüm, öksürükten bitap düşmüş hanım kızımız

eksik yaptığı bir telefon konuşması sebebiyle bana yeni bir sistem kazandırmış olan garip tuzlu su canlısı. harcayacağım paraları çatır çatır alacağım banka.

şen kahkahaları ve güleryüzü ile nick'inin hakkını veren kişi..(bkz: #631892)

bir gün bir sms, bir e mail, bir telefon bişiy bekliyorum işte. o gün 10 pare top patlattıracam. herkese içki ısmarlayacam. sözlüğü bir günlüğüne kapattıracam. ayrıca da kıçıma da kına yakacam....bunları anlayan kişi.eskiden demişim bunu. yok vazgeçtim. o haber geldimi dövecem bunu.

bir o kadar herşey*.

bugün salak gibi boynumda oynarken kopartıp boncuklarını etrafa dağıttığım (ve üstüne oturup saatlerce ağladığım)(hepsini biraraya getirsem de bir daha asla aynı olmayacak biliyorum) mercan kolyeyi bana alan kişi, ve bana öyle bi kolyeyi alacak yegane kişi.

az güneşli bir aralık sabahında* tanımadan etmeden birlikte yollara düştüğüm* sözlük yazarıdır kendileri. tabi o zamanlar ne sözlük vardı, ne o yazardı, ama konumuz bu değil zaten.o zamanlar gördük ki çok fena kızaktan düşer, kızağı tekrar yukarı çekerken de fena halde kaytarırmış. böyle bir insanoğluydu kendisi.sonra baya bir zaman geçtikten sonra bir zirvede fark ettim ki yazar olmuş**, hatta şu an farkettim ki cümleyi bağlayamıyorum.martıdır efendim, bildiğimiz martı.

hayatının anlamını çözmüş kişi..

senelerdir en yakınlarımdan.yaran diyalog üreteçgecim. darknum: ben her şeyi biliyorum.agharta: yanlış biliyorsun.darknum: yanlış olsa da her şeyi biliyorum.

yillardir ben bunu birine benzetirim mamafih cikaramazdim. hatta bazi anlar bu durumu paranoyaya veya gecmiş yaşamlara baglar olmuştum. oysa cevap cok yakinimdaymiş:(bkz: sharon den adel)

"shambhala" (şambala), "dünyanın kalbi", "yüce ülke", "bilgeler ülkesi" gibi çeşitli adlarla belirtilen agarta, teozofik ve ezoterik kaynaklara göre, önceki devrenin sonlarına doğru mu ve atlantis'ten göç eden bilim-rahipleri tarafından kurulmuş bir organizasyondur.önceleri beşeriyetle açık temas halinde olan bu organizasyon, bu devrenin koşullarından ötürü gizlenme gereği görmüş ve ikâmet yeri olarak birbirlerine tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentlerini tercih etmiştir.agarta, dünya insanlığının tekamülünde sorumluluk sahibidir. ilahi hiyerarşi'ye hizmet eder. dünyanın efendisi ve "kutup" olarak ifade edilen ve "brahatma" veya "brahitma" adıyla belirtilen agarta'nın lideri, dünya'yı sevk ve idare eden ilahi hiyerarşi'nin fizik alemdeki temsilcisidir.1912'de müslüman olduktan sonra abdül vahid yahya adını alan; ezoterik, okült ve mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan fransız asıllı mısırlı düşünür ve yazar rene guenon'a göre tradisyonlarda "kutsal dağ", "dünyanın merkezi" olarak ifade edilen yer, o'nun mekânıdır. kimilerine göre, dünyanın tüm geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, agarta arşivlerinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (musa, isa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada 'inisiyasyon'dan da geçmiştir.agarta'nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve mağaralarda etkinliklerini sürdüren bazı inisiyatik toplulukların agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür.rene guenon'a göre bu durum, en çok, türklerin yaşadığı orta asya'da görülmektedir. kimi yazarlara göre, göktürk, uygur ve hun masallarındaki, "ataların kutsal mağaraları" ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan "gizli ülke" inanışında agarta'nın sembolizmi bulunmaktadır. tibet tradisyonlarına göre, agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve agarta'nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.kaynak: hayat ansiklopedisi

the x files dvd'lerini sevgilisine bile vermeyen kişiymiş. biz de her karşilaştigimizda gulen yuzune aldanip az kalsin kanacaktik. buyuk bir tehlikenin eşiginden donmuş bulunduk...*

kutupların ötesindeki gökkuşağı kentine bir yolculuk yaptığı söylenen amiral richard byrd'in bu gizemli mekanla ilgili bir günlüğü vardır:admiral richard b. byrd´ün günlüğü şubat-mart 1947"kuzey kutbu´nda bir keşif uçuşuiç dünya; benim gizli günlüğüm"bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. yazdıklarım arktik´de 1947 yılı şubat´ının 19. gününde yaptığım uçuşla ilgili. zamanı geldiğinde, muhakkak insanlar daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. yazdıklarımı açıklamak özgürlüğüne sahip değilim, belki de bunlar asla toplumsal bir incelemenin ışığını asla göremeyecektir ama birgün herkesin okuyabilmesi için bunları kaydetmek benim görevim. bu açgözlü ve sömürücü dünyada kesin eminim ki, insanoğlu gerçekleri daha fazla bastıramayacaktır. bu olayın yaşandığı yerleri gösteren haritayı görmek için tıklayın"uçuş seyir defteri" 19 şubat 1947-artrik üssü kampısaat 06:00: tüm hazırlıklar tamamlandı. kuzeye doğru uçacağım, tüm yakıt depoları dolduruldu. saat 06:20: sancak motoru daha güçlü gibi. ayarlama yaptık, şimdi daha iyi. saat 07:30: üsle radyo ilişkisi kontrolu yaptık. herşey yolunda. telsizcim memnun.saat 07:40: sancak motorunda zayıf bir akıntı var gibi. yağ basıncı normal.saat 08:00: uçuyorum. uçuş normal görünüyor. 7.000 metrede uçuyorum. türbulans normal. herşey yolunda.saat 08:15: üsle telsiz kontrolu normal.saat 08:30: türbulans oluştu. bin metreye kadar inmeye karar verdim, uçuş koşulları yumuşak görünüyor. saat 09:10: çok büyük bir buz alanı, altta kar yağıyor. görüntü muhteşem. kırmızıdan mora kadar tüm renkleri görüyorum. pusula olduğu yerde dönüp duruyor, üsle tekrar ilişki kurduk ve gördüklerimi anlatım. saat 09:10: her iki pusulam da yani manyetik ve gyro pusulalar dengelerini iyice yitirdiler, titreşip duruyorlar. güneş pusulasını kullanıyorum. kontrollar yavaş tepki veriyorlar ama bir buzlanma belirtisi yok. saat 09:15: uzakta dağlar görüyorum.saat 09:49: dağları gördüğümden bu yana 29 dakika geçti. görsel bir yanılgı yok. bunlar birer dağ ve daha hiç görmediğim bir sıradağ halindeler. saat 09:55: altimetre 8.900 metreyi gösteriyor; güçlü bir türbulans var. saat 10:00: hala kuzeye doğru uçuyorum ve altımda küçük bir dağ sırası var, bunu tanımlıyorum ve soruşturmam gerek çünkü böyle bir dağ oluşumu haritalarda yok. o da ne? dağların arasında ve tam ortada küçük bir nehir akıyor, aşağıda yeşil bir vadi olamaz. burada garip ve normal olmayan birşeyler var. buz ve kar olmalıydı ama ben dağların yamaçlarında yeşil ormanlar görüyorum. yön bulma araçlarım hala çılgınca dönüyorlar. jiroskop hala öne ve arkaya doğru titreşip duruyor.saat 10:05: dörtbin metreye indim ve alttaki vadinin üzerinde sola doğru sert bir dönüş yaptım. aşağıda yeşille örülmüş bir alan var. burada ışık farklı, güneşi göremiyorum. sola biraz daha döndüm ve aşağıda çok büyük garip hayvanlar gördüm. file benziyorlar ama hayır bunlar birer mamut. inanılmaz ama oradalar. 3.000 metredeyim, dürbünle bakıyorum ve hayvanlar görüyorum; oradalar. mamutlara çok benziyorlar. bunu üsse bildirmemiz gerek.saat 10:30: yeşil renkli tepelere yaklaşıyorum. dış ısı, termometrenin gösterdiğine göre 23 derece. düz olarak uçmaya devam ediyorum. göstergeler normal ama ben bir bulmacanın içindeyim. yine üssü arıyoruz ama telsiz çalışmıyor. saat 11:30: eğer normal kelimesini bu ortamda kullanırsam herşey yolunda. ilerde bir yer var, sanki bir kente benziyor. uçak çok hafifledi, bir tüy gibi dalgalanarak uçuyor, kontrollar emirlerimi dinlemiyorlar. tanrım!, normal tepkiler vermeyen bir araç içinde uçuyorum ve yeterince hızlı değilim ama ilerde uçan garip bir araç var. disk şeklinde ve parlak. bana doğru yaklaşıyor,üzerindeki işareti görüyorum; bu bir gamalı haç. fantastik! neredeyiz? ne oluyor? kontrolları geri almaya çalışıyorum. ama olmuyor, kontroller isyan ediyorlar. saat 11:35: telsizden çatırdılar geliyor, ingilizce bir ses ama derinlerden geliyor. aksan isveç ya da alman. şöyle diyor; "bölgemize hoşgeldiniz amiral. sizi yedi dakika içinde indireceğiz. güvenli ellerdesiniz. rahat olun." uçağımın motorları durdu, garip bir gücün kontrolu altında uçmaya devam ediyorum. şimdi uçağım kendi çevresinde dönmeye başladı. saat 11:40: bir diğer telsiz mesajı. iniş olayı başladı. uçak şiddetle titriyor, aşağıya doğru iniyor, sanki görünmeyen dev bir asansörün içinde gibiyim. artık çok rahatım, birşey umurumda değil. hafif bir sarsıntıyla uçağım yere temas ediyor.saat 11:45: günceme aceleyle son cümleleri yazıyorum. uçağıma doğru gelenler var; hepsi uzun boylu ve sarı saçlılar. uzakta büyük ve parlak binaların bulunduğu bir kent var, gökkuşaklarına benzer renk dalgaları nabız gibi atarcasına kentin üzerinde yükseliyor. ne olduğunu anlamış değilim ama ortada tehlikeli birşey yok, hiçbir silah görmüyorum. kargo kapısını açarken bir sesin ismimi söylediğini duyuyorum. herşeye razıyım.(kaydın sonu) kristal kente giriyorum...bundan sonra olanları hafızama güvenerek yazdım. hayal gücümü zorlamam gerekiyor, bütün bunlar çılgınca ve olmaması gereken şeyler. telsizcimle beraber uçaktan çıktık, içten ve samimi bir karşılama bu. tekerlekleri olmayan küçük bir platformun üstüne bindik. şimdi hızla parlayan kente doğru gidiyoruz, kent sanki kristalden yapılmış gibi, içeri girerken daha önce hiç görmediğim büyüklükte binalar görüyorum. bu yapılar frank lloyd wright´ın (dönemin ünlü sürrealist mimarı) çizimlerinin ötesinde. ya da bir buck rogers filminin setindeyim (yine dönemin sinemasında canlandırılan bir bilim kurgu kahramanı). daha önce hiç tatmadığım sıcak içecekler ikram ediliyor, çok lezzetliler. on dakika kadar sonra iki hostes geliyor, çok güzeller ve kendileriyle beraber gelmemi söylüyorlar. yapacak birşey yok, gidiyorum ama telsizcim kalıyor. kısa bir yürüyüşten sonra asansöre benzer bir yere giriyor, aşağıya doğru inmeye başlıyoruz, araç duruyor ve kapı yukarıya doğru sessizce açılıyor. uzun bir koridorda ilerliyoruz, gülkurusu renkte bir ışık heryerden yayılıyor, sanki duvarların içinden geliyor. büyük bir kapının önünde duruyoruz. kapının üzerinde okuyamadığım bir yazı var, kapı ses çıkarmadan açılıyor, girmem için işaret ediliyor. hosteslerden bir tanesi; "korkacak birşey yok amiral, üstad´ın huzuruna kabul edileceksiniz." diyor.üstad´ın mesajıiçeri giriyorum, çarpıcı renkler görüyorum, oda büyüleyici ve çok etkileyici. karşımda çok güzel bir insan var, gördüklerimi anlatamıyorum, bildiğim sözcükler buna yeterli değil. insan gibi ama çok daha ötesinde, huzur ve mutluluk yayıyor. düşüncelerim kesiliyor, melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor; "yerimize hoş geldiniz amiral" o, bir erkek, yüzünde çok uzun yılların izleri var, uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp, bana oturmam için gösteriyor. oturuyoruz, bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor; "sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz." dünyanın yüzeyi mi? diyor ve soluğumu tutuyorum. gülümsüyor ve; "evet, şu anda iç dünya´nın arianni bölgesindesiniz. sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım, güvenle yüzeye geri döneceksiniz. ama şimdi amiral sizi neden buraya çağırdığımızı söyleyeceğim. irkınızın japonya´da hiroshima ve nagasaki´de patlattığı ilk atom bombalarıyla çok ilgiliyiz. bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık, biz bunlara ´flugelrad´ diyoruz. sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. bütün bunlar geçmişte kaldı amiral ama biz devam etmek zorundayız. irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. insanlık için uygun olmayan doğal bir gücü yani atomik enerjiyi öğrendiniz. özel görevlilerimiz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü, bilimimizi göreceksiniz amiral." sözünü kesiyor ve benimle ne yapacaklarını soruyorum. zamanı geldiğinde...üstad delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir zaman sonra cevap veriyor; "irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa, dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var." başımı sallıyorum ve devam ediyor; "1945´de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı, flugelrad´larımıza ateş açılıp, düşürüldüler. savaş uçaklarınız, kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. şimdi sana şunu söylüyorum oğlum; dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta, kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden, artarak birikiyor. silahlanmanızın bir anlamı yok, biliminizde güvenli bir yer yok. kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip, yok ediliyor, tüm insan canlılar derin bir kaosun içine düştüler. yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin sadece bir başlangıcı. biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz. söylediklerimde bir yanlış var mı?" hayır, bu eskiden de oldu, karanlık çağlar geldi ama beşyüz yıl önce sona erdi, diyorum. üstad devam ediyor; "evet, oğlum. karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor, karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var, fazlası söylenmemeli. çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasından yeni bir dünya doğacak, kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar. zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz, belki savaşın ve çekişmelerin boşyere olduğunu birgün öğreneceksiniz, ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. şimdi oğlum, bu mesajla beraber yüzeye dönebilirsin." ve dönüş bu sözlerle beraberliğimiz sona ermiş gözüküyor. bir an için duruyorum, bu bir rüya olmalı ama ben bu gerçeği biliyordum. iki güzel hostesimin gelip "bu yoldan amiral" demeleriyle kendime geldim. çıkmadan evvel bir kez daha dönüp üstad´a bakıyorum. o mitolojik yüzde yumuşacık gülümseme var; "elveda oğlum" diyor ve ince uzun elini kaldırarak bir barış hareketi yapıyor. hızla geri dönüyor ve yukarı çıkıyoruz. hosteslerimin birisi bana dönüyor ve; "acele etmeliyiz amiral. üstad, sizi geciktirmememizi istedi, mutlaka geri dönmeli ve mesajı vermelisiniz." birşey demiyorum. olan herşey inancın ötesinde. ilk geldiğimiz yere dönüyoruz, telsizcim orada, çok gergin ve yüzünde endişeli bir ifade var. ona herşey yolunda howie, diyerek sakinleştiriyorum. yine uçan platformla uçağımızın yanına götürülüyoruz. motorlar çalışmıyor, hemen biniyoruz. kapı kapandıktan sonra görünmeyen güç, uçağı kaldırıp bir anda 8.000 metreye çıkarıyor. onların araçlarından iki tanesi belli bir uzaklıktan bizi izliyor. çok hızlı gidiyoruz ama hız göstergesini okuyamıyorum, ileriye doğru gidiyoruz. telsiz çalışıyor ve bir ses; "şimdi sizi terk ediyoruz amiral, kontrollar serbest. auf wiedersehen!!!!" diyor. almanca bir veda. howie ve ben flugelrad´ların soluk mavi gökte kaybolmalarını izliyoruz. uçağım birden sarsılıyor ve aşağıya doğru dalışa geçiyor. toparlanıyor ve kontrolu alıyoruz. şimdi uçuş normal, kimse konuşmuyor, ikimiz de kendi düşüncelerimizle başbaşayız. güncenin devamı saat 22:00: yine sonsuz buz ve kar çölündeyiz. üsse uzaklığımız yaklaşık 27 dakika. haberleşiyoruz, cevap geliyor. bütün koşullar normal. üstekiler bizden haber aldıkları için çok mutlular. saat 22:00: üsse yumuşak iniş yapıyoruz. bir görevi bitirdim ama çok daha büyük bir görev şimdi beni bekliyor... kaydın sonu11 mart 1947´de pentagon´da bir toplantıda hazır bulundum. olanları anlattım, keşfimi açıkladım ve üstad´ın mesajını aktardım. herşey gereğince kaydedildi. başkan´a bilgi aktarıldı ama geciktirildiğimi veya alıkonduğumu hissediyorum. yüksek güvenlik örgütü ve bir tıb ekibi ile uzun görüşmeler yaptırdılar, bir kasıt algılıyorum. büyük bir sıkıntı içindeyim, abd ulusal güvenlik koşulları gereğince, sıkı kontrol altındayım. ve sonunda emri aldım; bildiğim her konuda kesin olarak sessiz kalmam isteniyor, bunu insanlık adına yapacakmışım. inanılmaz ama ben bir askerim ve emirlere uymaktan başka yapacak birşeyim yok. 30/12/56: son sözler 1947´den bu yana yıllar geçti. günlüğümü tamamlamam gerekiyor. kapatırken, kendimden eminim. bu sırrı yıllar boyunca inançla sakladım. bu benim tüm moral değerlerime ve haklarıma karşıydı. şimdi sonsuz gecenin geldiğini hissediyorum ve bu sır benimle beraber ölmemeli. ama gerçek eninde sonunda galip gelecek. insanlığın tek umudu bu. gerçeği görüyorum ve ruhum bir an önce serbest kalmak için çırpınıyor. askeri canavarlığın kalbi olan endüstri için görevimi yaptım. şimdi uzun gece başlıyor ama bu bir son olmayacak. uzun artrik gecesinde olduğu gibi, gerçeğin parlak güneş ışığı yine gelecek ve karanlıklardan ışık doğacak. çünkü ben kutbun ötesinde varolan ülkede en büyük bilinmeyeni gördüm. amiral richard e. byrd abd deniz kuvvetleri 24 aralık 1956

özellikle hint efsanelerinde sık sık geçen mitolojik diyar. esrarengiz yeraltı tünel ağıyla, dünyanın birçok yerinde açılan kapılarıyla mu ve atlantisten kalan aydınların sığındığı efsanevi yeraltı şehri. merkezi olarak tibet, gobi çölü ve nepalin arasında kalan bölgede bulunduğuna inanılır. sanskritçe paradesha (bkz: paradise) adı verilen diyarın sakinleri efsaneye göre kötülüklerden korunmak için agharta -ulaşılamaz diyar- a göç etmiştir. agarthi, asgarthi (bkz: asgard) gibi isimleri de vardır. adolf hitler ari ırkın ataları olduğunu düşünerek bu diyarı tutkuyla arattırmıştır. ayrıca üstün ırkın dünyayı sıradan insanlara terkederek gitmesi hakkında bir edebi yansıma olarak (bkz: grey havens)

bugun 23 yasina basan guzellik. bugun 1,5 yildir hayatimda olan guzellik. dunum, bugunum ve yarinimin ta kendisi. bir de sirin gülüyo ki boyle "ehe ehe" diye...

iyi ki dogmuş tatli mi tatli yazarimiz. yuzu hep gulsun bi' zahmet.*

kaderdaşım...ama olsun bizim lostumuz var, mangomuz var*...

chris carter'ı eski karısından bile daha iyi tanıdığını düşündüğüm, biz sevdiceğiyle maç serederken telefonuna indirdiği lost bölümlerini seyredecek kadar dizi manyağı hırslı, azimli yazar.

resmen ve cismen mezun kişidir kendileri*

hem mezundur hem yalancı.. böyle sözlük ortamlarında ada reloaded sözleri verip sonradan unutan, gördüğüm günün ertesinde özlediğim, görmelerimin yetmediği birkaç kişiden biri. diğerleri için(bkz: bewitched) (bkz: shiba) (bkz: felidae)

mezuniyeti kutlu olsun. nice başarilara...

kendisini havuz basinda keyif yaptigi zamanlarda aramamak lazim. sonra dvd ile mayonun ne alakasi var diye dusunup kitlenirsiniz.

sabancı universitesine kaydını yaptırmış, "lan hayat ne guzel laylaylay" derken koskoca yeni açılmış tarot destesinin içinden death kartını çekebilen insanmış. "bakalım neler olacak?" die tırnaklarını kemiriyor şu an.

death kartını seçmesinden kelli gönlünü ferah tutmasını temenni ettiğim kişidir. lanetli bünyemin daha önce de bir çok kez bu kartla yüzyüze gelmişliği* ve bilirkişilerden anlamının her zaman çok kötü olmadığını hatta bazen çok iyi anlamlara gelebileceğini öğrendikten sonra kendi kendimi teselli etmişliğim vardır. (bkz: züğürt tesellisi) bilgilerine sunar, gördüğüm ilk yerde de kafasını kırarım. adalardan dönemeyesice bir türlü yapamadığımız mangalda çıra olasıca kandırıkçı iblis... bi dur düşün bakalım o kartı niye çektin?

Rasgele

+ ask bitince dinlenen ilk sarki
+ icinde sayi bulunmayan matematik islemleri
+ ibm t220
+ philly cheese steak
+ yarrak abla
+ raven
+ telefonu acmak icin bir daha calmasini beklemek
+ birer kardes cocugu
+ digital design
+ bir tur
+ cok konusan insanlar
+ 18 aralik sabahi olasi gazete mansetleri
+ cinsellik icermeyen kufurler
+ simdi bir saat az mi uyuyacagiz fazla mi
+ yasin tuna
+ cok konusan insanlar
+ kopfschuss
+ vadi suruklenmesi
+ dokuz eylul universitesi
+ bir umumi tuvalet olarak mcdonalds

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam