|
|
sevmeyeni çok olsa da benim hasta olduğum bir kadındır bu.uzun ama anlamlı cümleleri,teşbihleri,cazibeli mimikleri,alaycı gülümsemeleri ve rahat davranışlarıyla etkileyici olduğu kadar sinema başta olmak üzere bir çok konuda çok şey bilen bi insan kendisi.ses tonu da hoş.(bkz: sozlukte yazmasini istedigimiz unluler)
tek kötü tarafı milliyette yeni filmler hakkında yazarken,bütün hikayeyi baştan sona anlatarak filmi mundar etmesidir.
hollywood'un belki de tek anarsist ruhlu yonetmeni escape from new york'un yaraticisi john carpenter'in muhafazakar oldugunu iddia etmistir kendileri. ustelik, vatikana bile bindirdigi vampires filminden sonra.
yuzyuze tanisip sevmeyen çok az kişinin oldugu, son derece dürüst, candan, işini adam gibi yapan, inanılmaz zeki ve komik birisidir. o anlatsin, sen dinle bir derya denizdir, nev-i şahsına münhasirdir. önyargisini kirip yazdiklarini okuyanlar nasil tatli bir insan olabileceğini farkedeceklerdir.
episode 3 hakkındaki eleştrilerini çok merak ettiğim sinema eleştirmeni.
yorumlarını severim ama amerikan filmlerinden uzak durun onunlayken.. herseye laf eder bidi bidi oter.. mumkunse sadece japon ve iran filmleri icin olan yorumlarını alın .. zekidir ama bir o kadar da uyuz dur.. katlanabilene cumaları trt2 de
amerikan filmleri söz konusu oldugunda beliren alaycı gülümsemesi ve akabinde gelen "bu filmi yorumladığıma inanamıyorum ama ekmek parası işte" bakışı süperdir. işini hakkıyla yapan ve asla ukala olmayıp, gercekten cok bilen bir insandır kendisi. yeri gelmişken eglence sektorune yönelik filmler icin yaptıgı bir yorumu da ekleyelim; "en bayağı anlamıyla eğlenmek için sinemaya gitmek anlam verilebilecek bir eylem değildir. eğlence endüstrisinin ürünü olan filmler deli saçması, beyin zararlısı balonlardır..."
kivir kivir saclarina allah nazar degdirtmesin denecek dunyalar tatlisi insan.. disardan biraz elitist tavri var, ukala gibi.. biraz da oyle, ama kadin da her seyi biliyor, ne yapsin.. ayrica bu tavri da yakismiyor degil hani.. kendisiyle kivircik saclarimizin yan yana geldigi bir fotografimiz var.. benim saclarim daha kivircik ama, diyorum kendisine..
beni niye bu kadar sevdigini bir türlü anlayamazken, onu tanıdıkça onun insanları sevdiğini ve içinde bir sürü iyilik barındırdığını anladığım, nev-i şahsına münhasır komik kişi. bir sürü dil bilir, sanatın pek çok konusunda yetkindir. ve evet, etrafındakileri hep koruyan, kollayan anaç bir yönü vardır. bildiğini paylaşmaktan çekinmez. bu başlık altında kendisine bu kadar laf edilmesinin tek nedeni mesleğidir. fakat hepimiz sinemadan bu kadar çok anlıyor ve ondan iyi yorumlar yapıyorken, bir tek o, bir sürü uluslararası festivalin jürisine davet edilir. mehmet açar, tuna erdem, ali hakan, atilla dorsay ve uğur vardar'dan hiçbir farkı yoktur. hepsi kendi beğenilerine göre sübjektif yorumlar yaparlar. "eleştiride sübjektif olmamayı başarabilen kaç kişi vardır ve bu sayfada onu eleştirenler ne kadar objektiftirler ki, kendisine bu kadar laf ederler," diye bir saniye düşünmez mi insan bu kadar lafı yazarken.
yorumlarımızın pek uyuştuğunu görmediğim kıvırcık saçlı film yorumcusu insan.
filmlere bes uzerinden not verilen cizelgelerde avrupa filmlerine kafadan iki yildiz fazla, amerikan filmlerine ise yine kafadan iki yildiz eksik vermeyi entellektuel bilincin gostergesi sayan film elestirmeni
bir film hakkında konuşmaya başladığında bu kız sinemayı yalayıp yutmuş hissi veren ancak zaman zaman yaptığı yorumlarla şaşkınlık yaratan sinema eleştirmeni.
1993 yılı sonlarından beri milliyet gazetesi ve milliyet sanat dergisi'nde yazan sinema eleştirmeni / yazarı. trt 2'nin başarılı programı beyaz perde'nin sacayaklarından. hollywood filmlerini pek sevmez, hele bir macera - aksiyon filmi ağzıyla kuş tutsa bile alin'in yazıp yazacağı en fazla "x ve y'nin oyunculukları başarılı. heyecanlı sahneler de var ancak bu bir aksiyon filmi, hareket ve şiddetten hoşlananlara tavsiye edilebilir." şeklinde olur.ukala olduğu doğrudur, ülkemiz ortalamasına göre oldukça bilgilidir aynı zamanda. ukalalığı (ya da bilgiçliği, her neyse) bilgisinden ve biraz da bildiği bazı şeyleri sadece kendisinin bildiğini sanmasından ileri gelir.sevimli bir insandır alin; onu tanıdığım, istanbul film festivallerinde seans öncesi ya da iett otobüslerinde rastladığımda sohbet edebilecek kadar yakınlığım olduğu için şanslı hissediyorum kendimi.
simdilerde berlin film festivali binasinin onundeben buraya gidecek kadar iyiyim der gibi bakipmutlu mutlu poz veren sahis
austin power's a "hosuma gitti" dedigini duyunca dumur mekanizmam tam gaz calisti. sanirim kafasini falan carpti bir yerlere ya da ne biliyim...
geçen gün programın dvd kuşağında donnie darko'nun adı geçti, alin ablamızda bu vesileyle tarantino'da göremediği dehayı richard kelly'de gördüğünü bildirdi. bu açıklama bende de bir kaç taşı yerine oturttu, ferrari'nin performansını beğenmediğim için opel astra kullandığımı, süper modellerle gösteriş yapmamak için normal kadınlarla beraber olduğumu ve bir sarayın temizliği zor olacağından 3 oda 1 salon bir evde yaşadığımı fark ettim.
genelde adı sanı duyulmamış ülkerden çıkan kimsenin anlam veremediği ve yönetmenlerin de mesaj kaygısı taşımadan yapmış olabileceklerini düşündüğüm filmlere ilginç manalar yükleyebilen, pek çok film için haksız eleştirilerde bulunan, görmüş geçirmiş iyi bir film eleştirmeni.
the two towers ve genel olarak lotr için hala 2.dünya savaşının sembolize edilmesi diyebilen, bilgisiz, okuduğunu anlamayan, yapacağı yorumlardan önce araştırma yapmadığını gösteren kadın eleştirmen kişisi..
(bkz: sinema eskiyalari)
tüm eleştirilerini sağlam temellere oturtan güzel eleştirmen. avrupa'yı abd'yi iyi bildiği için kraldan fazla kralcı olmak heveslisi değildir. kimilerinin sinema zevki onunla uyuşmayabilir, ve bundan daha doğal bir şey olamaz. ama sırf bu yüzden sevilmemesi tuhaftır. çokbilmişlik yaptığı doğrudur. evet, ama çok da biliyor zaten. ayrıca şu da var ki tarantino'yu sevmek zorunda değildir.
sinemada antrakta son derece karşı olan ve bu yönünü takdir edip desteklediğimiz sinema eleştirmeni kimse.
hatır işleri ile hiç işi olmayan sayılı sinema eleştirmenlerindendir. bir filmi kim ne derse desin gerçekten beğendiyse över, beğenmediyse işi olmaz. harika bir ses tonuna, bıcır bıcır bir konuşmaya ve insanı en boktan anında on saniyelik bir çaba ile sinirleri alınmış löp et kıvamına getirme yeteneğine sahiptir. tarzı sevilir ya da sevilmez ama tanıyanlar için insanlığı tartışılmayacak bir şefkat insanıdır alin taşçıyan.
star wars sever insanhttp://www.starwars.gen.tr/haber.asp?id=1407
biraz fazla erdoğan sevgin tadı veren eleştirmen.
bu kardeş battle royal film kritiğnde kinji fukasaku ya japon sinemasının genç yeteneği demiştir o andan itibaren 1 ay ekmek su verilmesin noktasına gelmiştir.
entellektuel gencligimin adile teyzesi olmus bir insandir kendisi.aksam eve yorgun argin gelinmistir, ahana hitchcock var trt2'de diye acilir, ama ne gezer, sadece bu abla atilla dorsay'lan durmaksizin konusurdu, ben de nasil olsa ayaktalar, atilla'nin romatizmasi vardir, yorulunca filmi baslatirlar umidiyle beklerdim, ama ne mumkun daha technicolor yazisi gorunmeden bunye dayanamayip uykuya dalardi. sonra ister kuslar goz gagalasin, travestiler kuvet bassin...
sinema gibi gerçekten bilgi açısından dipsiz bir sanat dalında kendince yorumlar yapan ufacık tefecik görünen eleştirmen.kendisinin egosal açıdan olaylara baktığı görülmüştür. fazla bilgisi olmasa bile bazı konulara illa ki dalarak herşeyi bildiğini kanıtlamayı istercesine bir hırsı vardır. filmlerin içindeki ayrıntıları güzel yakalar, çok fazla film izleyip hatta bir sinefili olduğunu düşündürtecek derecede film izlemesinden dolayı bir filme benzeyen on tane film sayıverir size o anda. elbette ki bu etkileyici bir tavırdır oha karıya bak ufak tefek ama r2 d2 gibi işlevsel..maymuncuk mübarek dersiniz o anda içinizden. ama iki saniye sonra kalkar bir laf eder örneğin '' tarantino oradan buradan alıyo kolaj yapıyo..sırf bu yüzden çikin..ı-ıh..sevmedim '' der siz ekrandan içeri girip bu hatuna bak şunlar şunlar var diyerek karşılıklı atışmak istersiniz ama henüz katıldığı programlara canlı telefon bağlantısı alınmamaktadır.kendisinin yaptığı tesbitler sürekli olarak filmin türü, yönetmenin önceki çalışmaları, başrol oyuncusunun genel anlamda canlandırdığı karakterler üzerinedir. her konuşmasında ''bakın ne kadar bilgiliyim'' der gibi konuşur. gereksiz ayrıntılarla ortamı sular hatta fışkırtır. bu nedenledir ki ukala adledilir. ancak her program öncesi ya da yazı öncesi nette ufak bir araştırma yapılıp belli şeyler okunsa her insan evladının az çok yapabileceği birşeydir bu hatunun yaptığı. aşırı derecede sakin tavırları ve birşeyi özellikle beğenmiyorken canlandırdığı '' var ya biliyorum hepiniz bayılıyorsunuz bu filme aslında ama..benim hiiiiiiç skimde değil'' tavrı asıl insanı uyuz eder. işte bu tavru sergilediği anda bir dinleyici olarak zıvanadan çıkarsınız.avrupa sinemasına olan hayranlığının nedeni yine bu bilgili tavrından kaynaklanmaktadır. çünkü bilgili sinema eleştirmenleri amerikan sinemasından çıkma filmlere karşı önyargılıdırlar ve her daim -özellikle fransız sinemasına- avrupa sinemasına destek çıkarlar. bu tavrı nedeniyle atilla dorsay kadar olmasa da eğilimcilerin hasıdır denilebilir. gizli bir trendy durumu vardır kendisi her ne kadar bunu reddeder bir tavır çizse de.kısacası bu hatun kişinin yaptığı yorumların çoğunda sırf kendi beğenisi ön plandadır.filmleri bir tabloyu eleştirir gibi eleştirir. akımlardan bahseder. teknikten fırça darbelerinden bahseder. konunun akıcılığını yine bir türe bağlayarak eleştirisini bitirir. bir şeyi beğenmiyorsa iğreeenççç demez ama bundan daha fazlasını söyler.
her konuda bidi bidi konuşacak bişeyleri muhakkak olan, milliyet gazetesi sinema yazari
bir defa da benim beğendiğim bir filmi beğendiğini duyayım ya. (gerçi yukarıda x men2'yi sevdiğini yazmışlar ama ben kendisinden duymadım). ben de dinlemiyorum, okumamaya çalışıyorum. zaten kült film denen şeyleri sevmem, onu dinleyecek olsam sinemaya gidemem. öyle de bir insandır....
yüzlerce iyi filmi beğenmezken geçen geceki programda* söylediği üzere x men 2yi çok çok seven, bir garip sinema zevki olmasına rağmen her yerde boy gösteren, festival festival gezen eleştirmen.
gala için geldiği tiyatroda salonda yaşanan koltuk krizine sinirlenip mekanı terk ederken yetkili kişiye not yazacağını söyleyip benden kağıt isteyen, kağıt uzattığımdaysa "o koca kağıdı niye veriyorsun. o kağıtlar için kaç ağaç kesiliyor haberin var mı" diyerek arada bi posta beni de fırçalayan eleştirmen kişi..
aynı oylama skalasında kill bill'e 2 yıldız, looney tunes'a 4 yıldız vererek "tiki midir nedir.." yorumunu yapmama sebep olmuş kişi..
master and commander the far side of the world filminin gazetedeki reklamlarında film için yorumu bir memleket gibidir gemi olan yorumcu,elestirmen. gemide filmine populer ve herkesin bildigi bi film muamelesi yapmıs kisi ya da kaynak belirtmeden karizma yapmaya kasan biri muamelesi gorme potansiyeli yuksek bi kadin.millet bu yorumu gorunce muhtemelen sairligemi merak sardı yoksa kafayı cekip filmi izledikten sonra hislenip sinemada bu sekilde bagırmaya mı basladı nedir yani bu tarz bi cumle kurmak anlamadım seklinde dusunmustur eminim.ayrica trt2 deki programlarında kısa kollu giyip sonra koluna şal ortmeside enterasandır.sanki kraliyet balosuna gelmiş gibi ablamız.ayrica kafasi basan ve zeki biri kesinlikle ama antipatik ve damarina basilinca dellenecek gibi bi konusma tarzi var,kendiyle alakali en ufak bi dalga gecme ya da tiye alma kokusu aldigi an,yapmacik bi gulusle laf sokmaya ve terslenmeye basliyo genelde.ego diyorum yani var baya bi bu hatunda.ama tekrarliyim klasik tarzi benimsimis ingiliz tipler olur,asalete takmis ve zeki onlar gibi bu kadin.eski tarzi seviyo,yani gunluk hayatta markete giderken bile kot giydigine inanmiyom kendisinin.
filmleri utanmadan spoil eden insan. eger izlemeyi dusundugunuz film varsa bunun yorumlarini dinlemeden gidiniz.
quentin tarantinoyu sevmeyen, onun için copycat diyen ve "yaptığı tek doğru dürüst iş jackie brown du" diye ekleyen, yine de dinlemeden, okumadan yapamadığım ve "dur bakayım kaç yıldız vermiş şu filme bu filme" diye meraklandığım, uzun saçlı yunan erkeklerini sevdiğini itiraf etmiş şeytan tüylü kadın!
kesinlikle zevklerimizin uyuşmadığı bir sinema yorumcusu. onun beğenmediği filmelere giderken kendimde bir rahatsızlık hissetmiyorum doğrusu. bunun son örneği de batman başlıyor (bkz: batman begins) oldu. filmi ben çok beğendim, ama gelin görün ki hanımefendi bu filmi özellikle yönetmen christopher nolan'ın eksiler hanesine yazmış. bence sallamış. filmi beğenmeme sebeplerinden birisi olarak da filmin çizgi roman atmosferinden uzaklaşmasını göstermiş. anladığım kadarıyla batman çizgi romanını hiç okumamış bu ablamız. batman hiçbir zaman bir süperman olmadı ki yapabildiği herşeyin gerçekçi bir sebebe dayanması onu çizgi roman havasından uzaklaştırsın. yorumcu adı üstünde, yorum yapacak. ama bilmediği yeri de sallamasa ne olur, bizim onun kişisel, zevkini ifade eden yerlerden çok yorumcu olarak, bilgiye dayanan görüşlerine ve kişiliğine ihtiyacımız var. (bkz: biz onu sizin sanatçı kişiliğinize gönderdik)film hakkındaki yorumundan bir bölüm: (yazının tamamına ulaşmak isteyenler için linki:http://www.milliyet.com.tr/...ema/sin011/asinema.html)filmin psikolojik yaklaşımına itirazımız yok. bir kahramanın anatomisini izlemek istediğimiz sürece... ve sürenin iki buçuk saate ulaşmasına razıysak, tabii. bu açıdan filmin uzun ve yavan olması başlıca dezavantajı. yönetmen nolan, bir çizgi roman uyarlaması yapmaktansa ondan esinlenen ama onun büyüsünü, gizemini yok eden; her şeye rasyonel bir açıklama getiren bir aksiyon gerçekleştirmeyi tercih etmiş. christian bale'in fiziksel olarak role tam uyum sağlamasını da hesaba katarsak bu bağlamda başarılı sayılabilir. ama "batman"in "son samuray"dan bir farkı olmasını istiyor insan. "the following" ve "memento / akıl defteri" gibi iki özgün ve çok çarpıcı filme imza attıktan sonra hollywood bulvarı'nda ikinci viteste yol almak christopher nolan adına sevaplar hanesine yazılmayacak.
eleştirme sırası gelince romantik komedi filmlerini sevmediği için yorum yapmıyan kişilik
tarantino sewmeyen sinema yazari nasil mumkunse bole bisi ?
izlerken ekranda, hep bir erkek arakadasi olabilir mi? sorusu karistirir aklimi, olsa bi turlu, adama da zor bu hayat... yoksa bile ee hali asikar.. bilmiyorum, bilemiyorum....
türkiye'nin en başarılı film eleştirmeni.komik kadın.amerikan pastası'nın yorumunu yaparken "iş icabı gidiyoruz ama bir kaçtane daha böyle film olsa ben bu işi bırakırım" demişti.
her ne kadar film konusunda zevklerimiz uyuşmasa da,hollywood karşıtı gibi gorunse de,bidi bidi konuşması bana cok şirin geliyo.bir tek ortak beğendiğimiz film "femme fatale" galiba.bu filmi,ali hakan hiç begenmemis.mehmet açar da alin'le hem fikirdi.
alin tasciyan'in bir filmi sevdigini nasil anlarsiniz? eger film icin yazdigi yorumda "sikilmadan izlenebiliyor" ve "oyuncularin performanslari cok iyi" ibarelerini bir arada bulursaniz anlayin ki alin hanim o filmi begenmistir. peki bir filme taptigini nasil anlarsiniz cok basit yukarida sayilan parametrelere "yontemen oldukca iyi bir is cikarmis"i eklerseniz sonuc ortaya cikar.
atilla dorsay ile birlikte sinema büyüsünü sunan bilgili ama gıcık sinema eleştirmeni hatun. her seferinde insana seyretsem bir dert seyretmesem başka dert dedirten şahsiyet.
ayrıca kendisi tvye çıktığında uçan tekme atma, saçlarını yolma, karnına dirsek gömme hissi uyandırır insanlarda.
hiçte güzel olmamasına rağmen bana niye çok çekici geldiğini halen anlayamadığım kadın.
bi keresinde bişey için görüşmeye gittim di milliyete.neyse hatun kişiyi gösterdiler bana ben de pek bişeye benzetemedim başka biri yok mu konuşacak havalarında konuştuydum.o ara biri seslendi alin ne yapcaz şu işi diye ki o an anlamıştım kendisiyle görüştüğümü.kısa boylu kendi halinde bir kadındı ne bilim ben orda burda savuran sinema eleştirmeni olduğunu.
(bkz: box office), (bkz: ntvnin entelleri)
şeker insanmilliyet sanat(doğan medya 2.kat)ın en tatlı simalarından entellektüel seviyesi gelişkin hatun kişi
ezik insanların çamur attığı güzel hatun kişi. herkes sinema allamesi ya, kanımca o cihette biriken nefretin zerre kadar kıymeti yoktur.o nesil için acilen... (bkz: melali anlamayan nesle asina degiliz)
fanatik hollywood karşıtlığına rağmen başarılı yorumlar yapan, sarkastik diliyle bazen olayları güzel özetleyebilen yorumcu. ayrıca tom hanks sevmemesi de sevme sebebidir.
atilla dorsay'ın popülizmden arınmış halidir alin taşçıyan.
sinema üstüne ciddi anlamda bilgi sahibi olan ve elestirmen ünvanini hakettigine inandigim insan
eleştireceği filmi (özellikle romantik-komedi,aksiyon türünde ise) öncelikle şöyle bi kalaylar. ne kadar gereksiz ve boş olduğunu, neden hala böyle filmlerin çekildiğine anlam veremediğini vurgular ve en kötüsü de bu tip filmlerin sinemalarda izleyici toplamasını esefle kınar. bu esnada iyice alevlenir ve hollywood'u yerden yere vurur. böylelikle amerikan sinemasına şöyle bir giydirerekten girişini tamamlar ve sonra eleştiri kısmına geçer (ki siz her film öncesinde ettiği bu muhabbetten dolayı ekran başından kaçmamışsanız, konuşmanın bu bölümüne de şahit olabilen mutlu insanlardansınız demektir!) eleştri kısmında da önce filmin yönetmeni, onun önceki filmleri ve bu filmlerde nasıl iş çıkarttığına değinir. daha sonra oyunculara geçer ve onların da filmografisine değinip önceki yıllara bir yolculuk yaptıktan sonra (izleyiciler bu arada "oha, sinema bilgisine bak hatunun!" moduna direkt geçiş yapmış ve bi nevi hipnoz olayına girmişlerdir zati, ben de türkiye'deki önemli sinema eleştirmenlerinden biri olmasını bu nedene bağlamaktayım!) film hakkında da iki üç kelam eder -ki içinde spoiler olmazsa olmaz- ve böylelikle süresini doldurur.yine de tüm festivallere gider, en baba filmleri izler; her hangi bir film şirketi şans eseri filmi türkiye'ye ye getirir de biz de izleme şerefine nail olursak, eleştirisinde "ben bu filmi zaten şurda izlemiştim. bikbik bik" diye kasım kasım kasılır. bu bakımdan kafa atma isteği uyandırır içimde ve gizliden gizliye kıskanırım kendisini.
entelektüelliği konusunda derin kuşkular uyandıran sinema yazarı. yorumlarından kaçınmak lazım. sinema yorumu krizlerine girip, ille hiç tanımadığınız, büyük olasılıkla hoşlaşmayacağınız, ne okuduğunu, ne yaptığını bilmediğiniz bir başkası ne demiş diye merak ederseniz tuna erdem'e başvurun derim.
zor beğenen bir eleştirmen olduğuna inanmadığını, bunun bir nevi "kötü şöhret" olduğunu söylemiştir.
guc hayvani kukuman kusudur bu hanimin. hayati kukuman kuslarina gipta ederek hal, hareket ve tavirlarini taklit ederek gecmis belli.(kukuman kuslari da film izler) elestrilerini yazili basin araciligiyla iletip kulagimiza ellesmedigi gunler dilegiyle...
sinema zevki ve bu konudaki dedigim dedikci tavri nedeniyle haketmedigi sekilde nefret toplamis sinema yazari. sinema konusunda bilgisiz oldugunu iddia edenlerse yaniliyorlar, cunku gercek bir festival kusu olan alin tasciyan her yil o festival senin bu festival benim dis ulkelerin tozunu atar, bizlerin ruyalarimizda gordugu filmleri izler.
sekizinci ucan supurge kadin filmleri festivalinde fipresci jurisi icinde olacak kisi, 10 gun boyunca beraberiz kendisiyle..
caliskanligi takdir edilen ama yorumlari pek bisey vermeyen, iyi niyetli sinema yazari.
beyaz perde adlı programda tartışılan filmlerin neredeyse hepsinde bir kusur bulup rahat oturamayan kadın.
kanımca şahane bir batman begins incelemesi yapmıştır kendisi, filmin "karanlık gerçekçilik" tuzağına düşmeden yavanlığını ortaya koymuştur.yazının hepsini copy paste etmek gerekirse:"bir zamanlar yarasalardan korkan küçük bir çocuk varmış. "batman başlıyor" onun bu korku yüzünden annesiyle babasının ölümüne neden olduğu için suçluluk duyup bir yarasa adama dönüşmesinin öyküsünü anlatıyor. bugüne dek izlediğimiz dört "batman" serüveninde ünlü çizgi romanın çeşitli bölümleri ele alınıyordu. 1989 tarihli, tim burton imzalı ilk "batman", gotham kentine dehşet salan joker (jack nicholson) ile batman'in (michael keaton) mücadelesini anlatıyordu...bu kez bruce wayne'in çocukluğuna dönüyoruz. bir kuyuya düştüğünde ona saldıran yarasalar yüzünden oluşan fobisinin talihsizlik sonucu annesiyle babasının bir gaspçı tarafından öldürülmesine yol açmasına tanıklık ediyoruz. bir yandan suçluluk duygusu, bir yandan adaletin yerini bulamadığı yozlaşmış bir düzende yaşama zorunluluğu genç bruce wayne'i bir arayışa itiyor. o arayış sırasında edindiği deneyimler de onu kaba bir intikamcıdan adil bir süperkahramana dönüştürüyor. film başladığında genç ve umutsuz bruce wayne, her nedense bir çin çalışma kampında çıkıyor karşımıza. diğer mahkumlarla arasında bir husumet var. ama yakın dövüş becerisi sayesinde hepsini pataklıyor. hücre hapsine atıldığında karşısına çıkan bilge yabancı, onu kötülerin doğasını anlamak için cezaevinde yaptığı alan araştırmasının yetersizliğine ikna ediyor. tek başına kötülükle savaşamayacağından onu eğitimini tamamlamak için r'as al ghoul liderliğindeki gölgenin savaşçıları'na katılmaya davet ediyor. tibetvari bir tepede bulunan ninja manastırındaki askerliği sonunda tezkere almak için yapması gereken şey bruce wayne'i kendine getiriyor. o insansever bir milyonerin oğlu, hamurunda iyilik var. böylece baba ocağı gotham'a dönüyor ve efsanesini yaratmak için kolları sıvıyor... biz de 66 yıllık çizgi roman kahramanı batman'in oluşumunu aşama aşama izliyoruz.batman, süpermen ya da örümcek adam gibi doğaüstü güçlere sahip bir kahraman değil. onu olağanüstü kılan şey idman ve teknoloji. uşağı alfred ve mucidi fox ile yaptığı ekip çalışması. giysisi, aksesuvarları, silahları ve araçlarıyla daha marifetli kılıyor kendini. beşinci "batman"in yönetmeni christopher nolan ve "blade"in yazarlarından david s. goyer, bu durumu hollywood aksiyonlarına uygun hipergerçekçi bir film yaratmak için kullanmış. batman'i tim burton'ın fantastik sayılabilecek yaklaşımından, çizgi roman atmosferinden çıkarıp sıradanlaştırmış. yarasa kostümlü adam, bir çizgi roman kahramanından çok bir tür aktör olarak çıkıyor karşımıza. özel hayatında egzantrik ve şımarık milyoner bruce wayne, maskesini taktığında ise gotham kentinin koruyucusu olan biri. bu yüzden yaşayacağı, kendine ait bir hayata sahip olamama trajedisinin sahneye konuşu diye de değerlendirebiliriz "batman başlıyor"u. filmin psikolojik yaklaşımına itirazımız yok. bir kahramanın anatomisini izlemek istediğimiz sürece... ve sürenin iki buçuk saate ulaşmasına razıysak, tabii. bu açıdan filmin uzun ve yavan olması başlıca dezavantajı. yönetmen nolan, bir çizgi roman uyarlaması yapmaktansa ondan esinlenen ama onun büyüsünü, gizemini yok eden; her şeye rasyonel bir açıklama getiren bir aksiyon gerçekleştirmeyi tercih etmiş. christian bale'in fiziksel olarak role tam uyum sağlamasını da hesaba katarsak bu bağlamda başarılı sayılabilir. ama "batman"in "son samuray"dan bir farkı olmasını istiyor insan. "the following" ve "memento / akıl defteri" gibi iki özgün ve çok çarpıcı filme imza attıktan sonra hollywood bulvarı'nda ikinci viteste yol almak christopher nolan adına sevaplar hanesine yazılmayacak. "
trt 2 'deki programlarinda bir film tartisiyorlardi. ali hakan bisiler demisti sonra soz sirasi buna geldi. tipik yonetmen ne yapmaya calismis , sacmalamis , bu nedir gibi laflari siraladi. tabii ali hakan'a da laf soktu bayaa. ciddi ciddi ali hakan'in yuz ifadesi degismisti, yani biraksan kesin dalacak ibi oldu adam. o adami da o hale getirdin ya helal olsun..
aynı zamanda milliyet sanat dergisinde de yazan ermeni asıllı sinema eleştirmeni.
derin star wars sevgisi ve ofidiyofobi'si pek bilinmeyen sinema elestirmeni.
ha bi de, star wars sevgisi episode eleştrilerinden kolaylıkla okunabilen eleştirmen
sinema yazdırıla yazdırıla bu işe başlayan bu nedenle sorunlu bir eleştirmen olması hayli doğal karşılanmması gereken bir hanımdır...
saclarindan yakalayip kendine gel denesi, gunde bes kere dovulesi bi sey bu. oldurme istegi uyandirir. bi bu bi de tefaldeki ellerim yok ki kizi.
sinema bilgisine ve bakış açısına saygı duyulası, sadece sinema değil tüm sanat dallarında kıskanılacak kadar bilgi sahibi bir gazeteci ve eleştirmen. genelde hal ve hareketleri, özellikle ukalalığı nedeniyle sevilmeyen, yukarıda belirtilenin aksine çıtır muhabirlere karşı yeri geldiğinde gayet korumacı kollamacı yaklaşan yıllanmış milliyetli.
sinema hakkında onca yıldır fikir beyan etmesine rağmen hala bir arkadaşıyla muhebbet ediyormuş havasında konuşabilmektedir tv'lerde. bu da şüphesiz onu sevimli kılar, sıcak kılar.
amerikan stüdyo yapımlarına sıra geldi miydi * ben bu konuda konuşmak bile istemiorum demeye başlayan, gırk hıh...falan diyen eleştirmen ..artık beyaz perdede o konuşmaya başladı mı bi film hakkında şöyle de kötüydü böyle de kötü falan dedikçe ali hakan'ın mehmet açar'ın ve tuna erdem'in yüzlerinde garip bir gülümseme beliriyor... (bkz: festival insanı)ayrıca, atilla dorsay ın deyimiyle türk sinemasının anası, koruyucu meleği.
kanımca tuna erdemin yanında ezilen uyuz sesli kıvırcık sinema eleştirmeni.
monsters ball'a "olağanüstü bir film" diyen kadın.
filmleri önce siyasi filtresinden geçirip beğenirse sanat filtresine sokar. yaptığına bi yere kadar saygı duyarım ama böyle sanat eleştirmenliği olmaz.
ali hakan olmadığında kompleksli müdür yardımcısı gibi programları yöneten az sayıdaki gerçek sinema eleştirmeni.
sevgi bulutu yüklü filmlerin tümü için "ayy çok şeker" şeklinde eleştiriler yapan, son olarak charlie and the chocolate factory için yazdığı yazının başlığında "çok renkli ve adını aldığı çikolata kadar tatlı" yazmasıyla "daha yiter" dedirten sinema yazarı (ara: dedirten). ama çok şekeeer bir insan.
benim beynime ali hakandan sayısız sefer duyduğum "sana katılmıyorum alin" sözüyle kazınmıştır.birçok ermeni kökenli bayanda gördüğüm karanlık bir çekiciliği bünyesinde barındırır alin taşçıyan.yıllardır aynı güzelliği -hiçbir yaşlanma belirtisi göstermeksizin-koruması da bu duruma tam bir korku filmi havası katmakta ekşi sözlük dahil bu hanıma verilen en güzel ayarı değerli dostum ali murat güven vermiştir.verdiği bu ayar kendisini ayarılar locasında 33.drece ayarcı üstadı seviyesine ulaştırmıştırhttp://www.karakutu.com/...p;file=article&sid=570türk film eleştirmenliğinde -genellikle sinema yazarı alin taşçıyan ile temsil edilen- "ortodoks sol" anlayışa sorarsanız, içinde "geleneksel aile" kavramına yönelik herhangi bir eleştiri bulunmayan ve dolby surround ses sisteminin kolonlarını çatlatacak bir "becerilen kadın inlemesi" barındırmayan hiçbir film artistik açıdan beş para etmez! (fransız yönetmenler bu konuda özellikle iyidir) hele de o film hayata karşı ahlâkçı bir duruşun, muhafazakâr bir bakışın temsilcisiyse, yandı gülüm keten helva!
sadece sinema degil, sanatin bircok dalinda buyuk bilgi birikimine sahip, film tanitim ilanlarinda adinin gecmesi prestij, muhabbeti leziz, kendisi guzel ve akilli bir kadin. yillar once, yuksek lisans tezimi yazarken epeyce yardimini aldigim, yaptigimiz sohbetlerde laf arasinda bile bircok sey ogrendigim, uzaktan takip ettigim bir entelektueldir. ha, ben tarantino'yu cok severim, yuzuklerin efensisi'nin alegorik oldugunu dusunmem, hatta alin'in bu ve benzeri kultlere iliskin tavrini da bir sekilde anlarim. yine de onun film onerilerini ciddiye alirim. simdiye kadar birkac yapim disinda beni hic hayalkirikligina ugratmamistir. son olarak babam ve oglum'u begendigini, filmde agladigini yazdi. duygusuz oldugunu düsünenlere duyurulur. (bildigi dilleri ogrendikten sonra, o dilin anavatanina gidip, gelistirmis olmasina da ayrica hayranim.)
bir kevin costner hayranı.
'iki dirhem, bir çekirdek kibar türk rambosu polat ve komedi üçlüsünü andıran ekibi' lafıyla kurtlar vadisi ırakla fena dalga geçmiş yorumcu.http://www.milliyet.com.tr/...02/04/guncel/gun02.html
(bkz: #9047561)
baylıyoruz efendim kendisine. (bkz: biz onlara bayılıyoruz)içinde silah, süratli arabalar, vahşi yaratıklar... olan filmleri peşinen "tu kaka" ilan eder sıklıkla."ne o öyle vıcık vıcık". evet, bunu bile söylemiştir.bütün filmlerde kuşlar olsun, böcekler* olsun, pembe olsun, hayat olsun ne güzel... (bkz: kokteylde elde kadehle hahaha diye gülmek)
matrix filmi için uzaylılar insanların içindeki enerjiyi çekiyor gibi laflar etmiş bizi bizden almıştır kendisi.avrupa filmlerine hastadır o ayrı.(bkz: fransız olsun taştan olsun)
gayet karakterli sinema eleştirmeni. ne sevip ne sevmeyecegi onceden tahmin edilebilir o yüzden.
sabaha kadar çalışıp ödevini çok iyi yapan ve sınıftaki diğer öğrencileri gıcık eden ön sıra kızı edasında film eleştiren düz eleştirmen.
izlenecek film secilirken yorumlarina genellikle guvenebileceginiz tatli film elestirmeni. ayrica okurlarindan gelen emailleri de onemsemezlik etmez, guzel guzel cevaplar. bu yuzden de takdir edilesi.
(bkz: #9327285)
son iki yıldır sevgilisi olduğundan ailecek şüphelendiğimiz sinema şeysi. söyle ki: eskiden michael haneke bir tarkovski iki gerisine salla s.ki zihniyetindeyken son zamanlarda şabalak romantik komedileri pek bir beğenir oldu kendisi.
bu sabah yıldız'da gördüğümüz kadarıyla güzel bacakları olan bir sinema eleştirmeni. hayır, o kadar erken saatte yanılıyor olamam.
yillaar yillar once, hicbir seyden memnun olmayan bunyesinden ve bundan cikan zorlama kotuleyici elestirilerden ziyadesiyle sogumustum, bu kadina gore hayattaki iyi film sayisi ondur misal ve onlar da zaten cekilmislerdir, bu durumda daha da film yapmaya, seyretmeye gerek yoktur...zamaninda kel kafali efendi cocukla bir televizyon kanalinda yaptigi elestirilerde zaman zaman kelaji bile cileden cikartabilmistir bu hicbir seyden memnun olmamasi sebebiyle, hatta iddia ediyorum adamin saclari dokulmus, cikacak sac kalmamistir bu kadin yuzunden, suna benzer diyaloglara cogu zaman rastlanmistir bu programda:kelaj - x filmi hakkinda bidi bidi...alin + cok fena rezalet, igrenc, bik bik bik...- ama niye, iste su sahnedeki su performans, su olay, su gizem...+ yok yok, hepsi fena, hepsi kotu, cok var bunlardan, bik bik...- ama senaryo, isik, yonetim, performans, bisi bisi...+ berbat hepsi, senaristin y filmi vardi berbat, goruntu yonetmeninin z filmi korkunc, oyuncular desen hic sevmiyorum, yonetmen sisirilmis...- ama super hasilat yapti misal, ayni halk sevmis...+ halk ne bilir, ben sevmedim, kimse sevmesin, sevenler sinemaya bi daha gitmesin...- ama...+ berbat...- ama...+ rezalet...- a...+ kotu...- b...+ fena...- edi budu...+ igrenc...- öeh, tamam, bir sonraki programimizda gorusmek uzere sayin seyirciler...+ bik bik bik bik bik bik bik bik bik bik (jenerik girer, fade out)sonrasinda star wars turk sitesindeki bir roportajinda aslen bir star wars sever oldugunu, ilk uclemenin gayet hastasi oldugunu felan soylemistir ki bu anca tarafimdan sempati puani toplamasina sebep olmustur, yoksa kendisinin herhangi bir seyi sevebilecegine aslen inanmiyorum...bugun, milliyet'te da vinci code icin yaptigi elestiride "video oyunundan oteye gidememis" gibi bir yorum var, demek ki neymis, hanimefendi video oyunlari konusunda da uzmanmis, bos zamanlarinda ps2'de resident evil senin silent hill benim tekrar tekrar bitirirmis (!)...eh be...
bugün milliyet'teki da vinci şifresi yorumunu okuyup filme daha bi şevkle gidecek olmamın sebebidir. alin taşçıyan'ın film eleştirileri, standart * bir sinemasevere hitap etmiyor diye düşünüyorum. aldığı sinema eğitimini bir çoğumuz almadık, belki bu nedenle ya o eğitimiyle gündelik izleyici zevklerini harmanlayamıyor ya da ben onun baktığı açıya fazla uzağım. bir sinema dergisi için belki çok iyi gözlem yapıyor olabilir, ama bir günlük gazetenin sinema köşesi için yorumları fazla muhalefet, fazla teknik gibi geliyor bana. bir hafta sonra da vinci şifresi filmi tarafımdan izlenmiş olucak, ve ben bu entriyi belki de editliyip, belki de alin taşçıyandan özür dileyeceğim. *ha bi de, eminim birikimi çok fazla ve eğitimi oldukça iyi. belki de sorunu bu *
hiç bir filme hah olmuş bu dediği vaki olmayan şahıstır kendisi.o aptal yönetmenler senaristler de gelip bi sormazlar buna nasıl yapsak beğenirsiniz alin bacı diye.böyle de dertlidir garibim, üzüldüm bak...
gustave flaubert eleştirmenler hakkında şöyle der: "on fait de la critique quand on ne peut pas faire de l'art, de même qu'on se met mouchard quand on ne peut pas être soldat" (bir insan sanatçı olamadığında eleştirmen olur, tıpkı bir insanın asker olamadığında gammaz (casus) olması gibi).bu eksende alin hanımın sinema bilgisini tartışacak değilim. ama isterdim ki donandığı bilgiler onu film izlerken sadece olumsuz yanlarını görmeye motive etmemiş olsun; isterdim ki bir yazısında da beğendiği bir şeyi duygularına gem vurmadan, kendinden geçermişçesine anlatmış olsun; isterdim ki entellektüel birikimi onda bir ağırlık değil hafiflik yaratmış olsun. ancak bunların hiçbirisini söylediklerinde veya yazdıklarında bulamıyorum. sanat tamamen öznel bir alan ve bu kadar nesnel olmaya kendisini zorlamasını anlayamıyorum. onu bir kez de yakın çevresine davrandığı gibi (yani umarım öyledir elbette), içindeki eleştirmen/mikroskop gözüyle değil de, asıl insan(i) gözüyle sarsılmış, duygulanmış, nefret etmiş, gülmekten gözlerinden yaş gelmiş, kışkırtılmış vs. vs. şekilde, filmle arasına sadece bilgilerini koymadığı bir halde okumak/duymak isterdim. bu şekilde bende hep susan calvin'i çağrıştırıyor (ki o bile "liar!"da kabuğunu kırmıştı) ve yerdiği filmlerin, teknikleri berbat olsa da, nedense daha içten bir şeyler söylediği konusundaki önyargımı güçlendiriyor.(bkz: two thumbs down)
ilginç bir eleştirmen. aylık sinema dergisinin, eleştirmenlerin filmlere verdiği puanlardan oluşan bir sayfası vardır. yaklaşık 10-15 yazarın izlediği filmlere verdiği puanlar ve bunların ortalaması verilir. mehmet açar, atilla dorsay gibi yazarların hangi filmlere ve kaç puan verdiğine bakarım. sebebi bu eleştirmenlerin zevkine güveniyor olmamdır. sonra gider bir de alin taşçıyan'ın verdiği puanlara bakarım. zevkine güvendiğimden mi, hayır. bakalım alin taşçıyan'ın eleştri kiriterlerini aşıp, hangi olağanüstü yapıtlar kendilerini alin hanıma beğendirebilmişler, hangileri ağzıyla kuş tutamamışlar. bende bıraktığı izlenim budur, dedim ya ilginç bir eleştirmendir, eleştirir yani.
televizyonda gördüğüm kadarıyla güler yüzlü bir hanım. "hiçbir şeyi beğenmez" şeklindeki yorumlarının ise çok fazla gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. sır meraktan sinemadergisinin ocak 2006 sayısını aldım elime, öteki eleştirmenlere göre filmlere kaç puan verdiğini görmek için. 20 film içinden 10 tanesi eleştirmen ortalamalarının altında; bunların 8'i .20 civarında düşük sadece. geri kalan 10 film ise ortalamanın üstünde.nisan 2006'da ise 20 filmden sadece 3'ü ortalamadan düşük, onlar da şöyle : casanova 2.5 ortalama: 2.55 , kadersizlik 3 ortalama: 3.06, e katil 1 ortalama: 1.96bu iki sayıdaki değerlendirmeleri gösteriyor ki, hiç de bir şey beğenmez biri değil kendileri.
sinemaya farklı bir kavrayışla bakmamızı sağlayan muhteşem kadın...
iyi bir sinema eleştirmeni olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.sinema dünyasında olması gereken bir eleştirmen.sinemaya çok farklı gözle bakar,hiç bir film eleştirisini, kötü bir ruh haliyle yazmıyor.milliyet gazetesindeki sürekliliği ve de istikrarı takdire şayan.milliyet gazetesindeki diğer kadın kültür sanat çalışanlarının , örnek alması gereken birisidir alin taşçıyan.
bir filmi, duygusal lobuyla değil, sinemanın teknik argümanlarıyla değerlendiren eleştirmen.. mizla, favori yönetmeni/filmi/oyuncusu vardır, ama bu durum eleştirmen kimliğinin önüne geçmez (bu noktada bi parantez: naim dilmener gibi, ajda hayranlığını tüm millete, hatta uzaylılara dahi, duyurma, ne yapsa beğenen bi modu yoktur). sonra, mizla, tarantino sevmez, fekat bunun sebebi tamamen sinemaya bakış açısıyla ilgilidir (bi parantez daha: gönderme sineması'na karşıdır -ama ben kill bill'e hastayımdır). hollywood karşıtı olmakla birlikte -allasen, uzun zamandır güzel film mi çıkıyor yahu: ne o öyle?? the ring 3 gelecek diyolar, nick cave, gladiator'ün ikinci senaryosunu yazıyormuş bu arada..böyle, garip geliyo sanırım bazı bünyelere -bazen bana da.. ancak, yine de yurdum yerleşkesindeki ennnn kaydadeğer iki-üç eleştirmen kişisinden biridir -engin ertan gibi... bunun sebebi, filmi eleştirirken, abarmamasıdır.. beğense bile yalarım demez, tincal gibi, "mutlaka görün" diye bi savaş sendromu yaratmaz... seviyoruz kısaca.. ayrıca seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım..
anti-sevin okyay (kisilik olarak diil, film zevki olarak)
mükemmelizasyon diye de bi sözcük uydurmuştu vaktiyle. eksiz kalasıca.
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |