amerikan film kliseleri

niteliksiz ve kesin izlenilecek film öğeleri olarak özetleyebiliriz.

aşağadakilerini de kapsar:(bkz: olmazsa olmaz film klişeleri)(bkz: korku filmi klişeleri)

en sonda fabrika tarzi yer arka planda patlarken kahramanimiz cizgili atletiyle ve elinde iki tane silahla yere atlar pek bi karizmatik bi sekilde.

(bkz: inancını kaybetmiş adama şeceresini saymak)

bir de bunlar her şart altında öpüşürler. adam/kadın gövdeden yemiş öpüşürler, kötü adamlardan kaçıp bir köşeye sığınmışlar vs. illa öpüşürler. hayır bilmeyen de zanneder ki bunlar pek bir sevgi dolu millet, herbiri birer sevgi kelebeği.ne öpüşken milletmiş yarabbi.

(bkz: otel odasından duyulan polis arabası sesi)

(bkz: bakalım kim kimin ecdadını sikecek)

(bkz: dövüş filmi klişeleri)

butun ekmekler battal boy kesekagıdının ıcınden ucu cıkmıs sekıldedır ve ekmeklerın hepsı baton ekmektır.

"dur"* uyarisini alan suclular durmazlar, tabana kuvvet kacmaya devam ederler. o kadar atiş egitimi almiş olan polis memurlari da mumkun degil vuramazlar adami.

memlekette her daim işinden kaytarmak için birbirini ezen memurlara inat, güvenlik güçleri işlerini yapmak için kendilerini helak eder, hatta bu uğurda başkalarıyla kavga eder. bir olay mı var, asla ve asla polislerden "o ev sultanahmet karakolunun mıntıkasında oraya biz bakmıyoz" lafını duymazsınız, aksine ortalık o işi çözmek için birbirini boğazlamaya hazır kasaba şerifi, fbi, cia, national security, fos, pes , vıdı vıdı elemanı kaynıyodur. kasaba şerifi demişken, lanet olası federallerin işlerine karışmasını istemeyen bu göbekli ve mavi üniformalı adam muhakkak ki gerizekalıdır zaten bir numaralı kuralı unutarak baştan kaybetmiştir*hiçbir allahın kulu da "ulan şimdi fbi lar gelse de işi onlara yıksak eve kaçsak dalgamıza baksak" demez, asla ve asla "ulan zaten aynı maaşı alacaz bizi deli mi şeetti de böyle kıçımızı yırtıyoz" diye durup düşünmez. işin garibi ailesi de onunla aynı fikirdedir;mesela orta yaşlı bir polis artık bu pisliklerle uğraşmaktan sıkıldı*, hemen süper güçlü karakterli ev hanımı olan karısı devreye girer ve "yıllarca seninle gurur duydum, şimdi micheal wilhelm, ayağa kalk ve bana pes etmediğini söyle" tarzında bir konuşmayla kocasını tekrar gaza getirir. gazı alan amca olayı çözer.herkes mutlu olur.

ekseriyetle hollywood filmlerinde karşımıza çıkan bir "son dakika cevabı ile karizma üstü süt liman" hadisesi varki şöyle bişiy;filmimizin ana karakterinin eski karısı vefat etmiştir. veya karısı, vefat ettikten sonra eskimiştir, (yani evli iken ölmüş bu) her neyse. akabinde bizim oğlan çeşitli badireler, nice depresyonlar atlattıktan sonra, başka bir dişiye meyleder. bu dişi de herifin kalbini çalar, işi evliliğe kadar ilerletir, yeni bir evlilik, yeni bir yaşam serer müstakbel eşinin önüne. lakin erkeğin aklında, eski eşi halen bir saplantıdır. evlendiklerinin ertesi, hanım kızımız kahvaltı da -ne bileyim- omlet yapar. beyi omleti görünce afallar, herifin rengi atar, bembeyaz kesilir. kadın, ne olup bittiğini anlamak için üsteler:- ne oldu canım? bi şeye mi sıkıldın?- yok bişiy. önemli değil!- omlet berbat olmuş dimi?- tadına bakmadım daha.- söylesene o halde! niye moralin bozuldu?- yok bişiy diyorum maria. üstüme gelme!- hep böylesin corc. ne zaman sana yakınlaşmaya kalksam saklıyorsun kendini. bi omlet yani, nedir altı üstü?- ne alakası var ya?- ne zaman tam olarak karın olacağım senin, ha söylesene?- tövbe allahım. daha ilk günden.- demek ilk gün ha? demek seni tanımak için seneleri saymam gerek?- demagoji yapma. - yok yok, sen bana açmıyorsun kendini. bu senelerle alakalı değil, senle alakalı.- neymiş benle alakalı olan?- asla kendini bana açmayacaksın, asla seni tam olarak tanımama izin vermeyeceksin.çünkü tanıdığım adamdan hoşlanmayacağımdan korkuyorsun. eziksin sen!- ya bi siktir git çay koy! deli etme adamı. - ne dediğinin farkında mısın sen corc? nasıl konuşuyosun?- kevaşeye bak! biraz önce bana ezik diyen kendisi değilmiş gibi!- ne varmış ezik dediysem. eziksin işte. hem ezik hem *bnesin. hatta erken boşalıyosun.- erken boşalan *bne ha? kendinle çelişiyosun maria! - ananla da çelişirim yeri gelirse.- ana bacı yapma, fena olur!- ne olur lan fıs herif. adam mısın?- senin toynağını s*kerim maria!- inanmıyorum ya! evlendiğim adama bak! bana laga luga yapıyo*. nedir yani anlatsan derdini.- anlatmıyorum işte.beğenmiyosan siktir git. kapı orda.- gidiyorum zaten. bir dakika daha duramam burada. rahatsız herif seni..kızımız bavulunu toplamadan öylece çekip gitmektedir. tam kapıyı çarpacakken bizim eleman konuşur:- eski karım!- anlamadım?- eski karım diyorum. omletin içindeki yumurta kabuğu boğazına saplandığı için öldü*. o zamandan beri ne zaman bir omlet görsem irkilirim. çünkü onda gizlenen dertleri ben bilirim*.hanım duygulanır, gözleri dolar. "canım yaa. niye daha önce söylemedin" diyerekten kocasının yanına gidip onu kucaklar. beele kafasını göğsüne bastırır.

aksiyon filmlerinde, baş kahramanlar hep nazlı olur. adamın biri bodyguard, güvenlik görevlisi, fbi ajanı ile çalışmak ister, ajan "ben o işleri bırakalı uzun zaman oldu scottie, yeni bir hayata başladım, göl kıyısında sessiz ve sakin bir hayatım var artık" diye naz yapar, hiçbir zaman bir başkahramanın görevi naz yapmadan, "tamam patron bu iş tam bana göre" dendiği görülmemiştir, ama hep kabul ederler asla naz etmezler. adam naz yapar, patron da "peki sen bilirsin", der, adam da çıkarken salına salına çıkarken "ah bu arada mary nasıl" diye eveleyip geveleyip görevi kabul eder *. bu öyle bir klişedir ki en dandik amerikan aksiyon filmlerinden, büyük yönetmenlerin* en önemli filmlerine kadar her yerde görülür. *

dünyayı kurtarmak hep amerikalılar düştüğü gibi, dünyada herkes hayatı için endişelenirken, amerikalılar dünya için endişelenir. büyük bir felaket, ya da uzaylılar dünyaya inecektir, amerikalı çocuk annesine "dünya kurtulacak mı" diye sorar,*,*, çünkü onlar için dünya amerika'dır.

amerikan filmi klişelerinden daha çok hollywood klişeleri olarak nitelemek daha doğru olur, keza klişe kullanmak orada bir sanayiye dönüşmüştür.

(bkz: amerikan film replikleri)

her şey yolunda gidiyorsa kesin dünyaya meteor düşmek üzeredir.

bol ölümlü bi filmse olan önce asyalılara olur.daha sonra sıra zencilere gelir.mesela 6-7 kişi bi yerde kapalı kalmış,bi mahlukat da acıktıkça gelip birini omuzluyo.her zaman ilk giden çekik gözlü asyalı olur,derken zenci,latin amerikalı...uzaar gider,amerikalılara kolay kolay bişey olmaz vesselam.

atese verilen yer mutlaka zippo ile yakiliren kritik anlarda (olmek uzereyken veya tabana kuvvet kacmak gerekirken) opusulurkotu adamin cocuklugunda basindan mutlaka kotu bir olay gecmistir ve yaptigi herseyden bu olay sorumludur bizdeki 'ben dusmek istemedim beni ittiler, kader utansin ' durumu

bir de zeki katil, zeki dedektif kapışmaları vardır ki, baymıştır artık. yok efendim, katil süper zekidir, ya hiç ipucu bırakmaz ya da polisle daşşak geçmek için ipuçları bırakır. bizim dedektifimiz ise ayrı bir zeka küpüdür, hiç ipucundan veya daşşak için bırakılan ipuçlarından olmadık sonuçlar çıkarır ve olayı çözer.

korku filmlerinde kapılar sensörlüdür. içeri girince arkanızdan kapanır.

"hafta sonundaki maça iki biletim var" diyerek hatun kişiye yavşamaya çalışan jöleli delikanlılar.

vurdulu kırdılı filmlerde kahraman ve kankası ortalığın amına koyarken birden sırt sırta çarpışıp aynı anda yumruklarını sıkarak birbirlerine doğru dönerler. sonrasında gözkırpma, başparmağı havaya kaldırma ya da gülümseme hatta "çak baba" opsiyonlarından biri uygulanır. bu sahneyi cüneyt arkın'ın bir filminde gördüğümden de eminim ama ismini hatırlamıyorum.

bir şekilde bir yerden bi amerikan bayrağı bulunur, gözümüze sokmak suretiyle uzun uzun gösterilir.

dünyanın yok olmasına neden olacak tüm felaketlerin çıkış noktası los angeles'tır. los angeles kurtulursa dünya kurtulur...

öyle bir davaya bakarki beyaz polis, hem bundan yıllar önce öldürülmüş karısı ve çocuğunun katilini yakalar veya öldürür hem de taş gibi bir manitaylada aşka başlar. senaryo öyle yazılırki adam katili öldürdüğü veya yakaladığı için ölmüş karısı ve çocuklarına vicdan borcunu ödemiş olur, yeni manitaylada pozisyondan pozisyona atlar.

- bu adamı daha önce buralarda gördün mü?- heeey adamım lanet olsun...- belki bu hatırlamana yardımcı olur!- senin kara kıçını tekmeleyeceğim pis zenci...- hey adamım senin sorunun ne ha?

(bkz: kaynak yapan kiz guzeldir)döğüşü kaybeden ninja güzel bir kızdırsert ve cool motosikletçi kaşkını çıkardığında sarı şaçlı bir dilbere dönüşür

kahramanlar hep iyi kalplidir, ya da kötü adam içindeki gizli iyiliği bulur ancak çok geçtir,genelde sonradan doğru yolu bulan kahramanımızın sonu hazindir,fakat ölürken bile son bir nutuk atmaya nefesi yeter.

arabaların en ufak bir çarpışmada dahi patlaması.

patlayacak bombanın üzerine ne zaman ya da kaç dakika sonra patlayacağını saniyesi saniyesine belirten büyükçe bir dijital gösterge konulması ihmal edilmez"hey dostum, şuraya sıkı bi yumruk at.."

(bkz: kahrolası federaller)

hızla yaklaşan trenlerden kurtarılan, filmin kilit karakterleri. ve aynı zamanda hızla yaklaşan trenin mutlaka parçaladığı filmin kötü adamları.

bu filmlerde oyle bir klise vardir ki bunu farkettiginiz anda filmler ep birbirine benzemeye basliyor...filmin basinda bir sorun peydah olur ama kahraman henuz ortada yoktur daha sonra sorunu farkeden ve cozmeyi kendisine gorev bilen bilge kisi bu sorunu sozmesi icin kahramana teklif goturur. kahraman ilk seferinde kabul etmez ve uzaklasir. ama sonra basina gelen bir olay yada vicdanina yenik dusmesi nedeniyle geri doner ve teklifi kabul eder...ve macera baslar...

kacan araci kovalayan nasil bir arac olursa olsun ondekini yakalar.bu olayi ilk olarak terminator serisinde farketmiştim. kahramanlarimiz bir pick up kullanarak kacarlarken arkadan, agzina kadar sivi nitrojenle dolu bir tirla kovalanmakta ve yakalanmaktaydilar.matrix reloaded'in unlu otoyol sahnesinde dandik amerikan polis otomobilleri trinity kontrolundeki ducati 999'u yakalamakta zorlanmiyorlardi bile.bunun gibi abartilarin dondugu filmlerde aşiri sade kacan olaylar da yok degil. ornegin 2 fast 2 furious adli filmde yakişikli cocugumuz mitsubishi lancer evo'suyla dumduz yolda gaza abanmiş yarişirken nitrosunu kokluyor ve 1 dakikadir son gaz giden aracin hız gostergesinde gorunen hiz 120 mil*. 1 dakika tam gaz giderek bir evo'yu ancak 120 mile cikarabildilerse kutlamak lazim yapimcilari.

basrol oyuncusu mutlaka dik kafalı, amirlerini dinlemeyen, kendi basına buyruk isler yapan bir modeldir. ( milli guvenlik dersi gormemis ast üst olaylarını daha ogrenememis) adamı bıraksan sıcıp kendi bokunu bile comaklar acaba altından bi sey cikarabilirmiyim misali. bu noktadan sonrada bok yedi basının seruveni baslar.(bkz: bok yedi basi)(bkz: milli guvenlik)

eger film bir bagimsiz amerikan filmiyse: cok ozelligi olmayan, fasat bir kiz/kadin muthis hos bir cocuga yada adam asik olur,hep o adamla olmanin hayallerini kurar sonra bir gun adamla sans ederi tanisirlar cikmaya baslarlar, fakat adam kadin/kizin hayalerindeki halinden cok farklidir, kadin/kiza istedigi ilgiyi , sevgiyi gostermez, adam kadin/kizi sex icin kullanmaktadir kadin/kiz bunu ogrenir adamdan ayrilir, adam zamanla hatasini anlar kadin/kiza gore dinmek ister fakat kiz kabul etmez, en sonunda kendine guveni gelmistir.hayata rahat devam eder ve mutlu son.

-kaldır o kara kıçını ahbap

iyi adamlar: bunlar kotu adamlar gelene kadar mutlu mesut yasayan tiplerdir. yedikleri onlerinde yemedikleri arkalarinda guzel bir hayatlari vardir. aslinda bu adamlarin filme kattiklari pek bir sey yoktur. bir bakima figurandirlar. filmin kahramani tarafindan kurtarilsinlar diye yaratilmislardir. filmin sonunda da ya mangal basinda ya da baska bir huzurlu mekanda espriler esliginde kakara kikiri ederken gorulur bunlar...kotu adamlar: ruhlarini para ve guc icin satmislardir bunlar. kotu kotu gulerler, iyi adamlara eziyet etmekten zevk alirlar. kendi pis islerini yurutsun diye bir veya birkac tane de canavar yaratir bunlar. aslinda bu adamlarinda tipki iyi adamlar gibi filme kattiklari hicbir sey yoktur. filmin kahramani bunlari dovsun, kotlerine kizgin demirler soksun diye yaratilmislardir. filmin sonunda genelde oldurulurler. olmeyenler ise iyi adamlarin sebegi olarak hayatlarina devam eder.salak adamlar: bunlarin gorevi alengirli yerlere gidip kendilerini oldurtmektir. nerede karanlik kuytu bir yer var, nerede mezarlik oraya gider bunlar. amaclari seyirciyi heyecanlandirmaktir. genellike guclu bir ses efekti esliginde pat diye atlayan bir sey tarafindan hakkin rahmetine kavusturulurlar. oldurulmeyenler ise kotu adamlarin eline kolayca duserler ve cesitli iskencelere maruz kalirlar. sanslilari filmin kahramani tarafindan kurtarilir.komik adamlar: bunlar ise yagmur camur, yaz kis demeden salak salak espri yapmak icin filme serpistirilmislerdir. bir diger gorevleri de sacmasapan sakarlik numaralari ile sagi solu kirip dokmektir. nerede olursa olsun komik olmak zorundadir bunlar. ayrica 5 dakika once yakalanmis veya oldurulmus salak adamlarin seyirci uzerinde yarattigi gerginligi almak icin hemen bu tur sahneler sonrasi ortama peydahlanirlar. zenci olanlari o yayvan agzi ile hep "madi fakii" der. bir de "hey men yo yo" vardir. filmin kahramani bu adamlara cok guler... kucuk masum kiz: hicbir seyden haberi olmayan, saf ve temiz yaratiklardir bunlar. duygu somurusu yapmak icin filme konulmuslardir. genellikle kotu adamlar tarafindan kacirilip "sunlari sunlari yapmazsaniz bu kizi bir daha goremezsiniz" diyebilmek icin kullanilir. endiseye mahal yoktur. filmin sonunda bunlar mutlaka kurtarilir. ancak kucuk masum kizimizin filmin kahramani ve ailesi ile kucaklastigi o son sahne yurekleri parcalar. bu sahneler icin yaninizda mutlaka mendil bulundurun...sakat profesor: genellikle tekerlekli sandalyeye mahkumdur bu adamlar. kafalari cok calisir, her boku bilirler. ancak bir konuda cok salaktir bunlar. iyilik yapiyoruz diye kotu adamlar icin calisip super silahlar falan yaparlar. gercegi anladiklarinda ise is isten gecmistir. bunun disinda genellikle kucuk masum kizin babasi olan bu adamlara, kotu adamlar tarafindan "makinayi cabuk calistir, bombayi patlatsana ulan, yoksa kizini bir daha goremezsin" diye tehditler savrulur. el mahkum herkesi oldurecek canavar veya bomba iste her ne karin agrisiysa calistirilir. ancak endiseye mahal yoktur. kahramanimiz profesoru ve kizini kurtarir. ayrica tabii ki son saniyede bile olsa o bomba patlamadan durdurulacaktir...dekolte giymis guzel kadinlar: kar, kis, deprem, yangin, sel demeden cibil cibil gezen guzel kadinlardir bunlar. erkek seyircileri "aha donu gozuktu, aha memeleri acildi, yok lan tuhh be" diye meletmek icin filme konulmuslardir. iyilerin yanindakiler ve kotulerin yanindakiler diye ikiye ayrilirlar. genelde bu iki tur de filmin kahramani ile sevisir. kahraman, iyi ile sevistiginde bu ask olur. kotu kadin ile olani ise sadece kuru sekstir. zira kotu kadin ya kahramanin cazibesine dayanamadigindan ya da kahramanin agzindan laf almak icin sevisir. gerci kahramanin penisini yedikten sonra imana gelenleri de gorulmustur. ancak istisnalar kaideyi bozmaz...super gucleri olan kotu adam: ikiye ayrilirlar. dogustan kotu olanlar ve aslinda melek kalbine sahip olan, ama kotu adamlar tarafindan beyni yikandigi icin kelek yapanlar. ancak ne olursa olsun filmin kahramani tarafindan dovulsun diye yaratilmistir bunlar. kotu adamlardan tek farki ise cok daha guclu olmalaridir. genellikle filmin bitmesine 5-10 dakika kala buyuk kavga sahnesi icin kahramanimiz ile karsilasir bunlar. kavganin ilk 5 dakikasi kahramani esek sudan gelinceye kadar bir guzel doverler, esek sudan geldikten sonra ise gorevinin ikinci asamasina gecer ve dayak yiye yiye oldurulurler. eger sonradan kotu olmus bir kisi ise cok dayak yer ama oldurulmez. ayrica profesorun de yardimi ile eski hayatina dondurulmeden film bitirilmez. hatta bunlar filmin kahramani ile kanka falan olurlar sonradan...filmin kahramani: arkasina bile bakmadan herkesi dovebilir. ozellikle benzin veya barut gibi bir seye zippo cakmaklarini atarak patlattiklari ortamlardan arkalarina bile bakmadan yaptiklari karizmatik yuruyusleri ile unludurler. 10 metre gerisinde patlattigi benzinlikten bunun kafaya tek bir sey bile denk gelmez. ancak diger taraftan film boyunca basina gelmeyen de kalmaz kahramanimizin. arkadaslari kacirilir, kiz arkadasina tecavuz edilir, iyi adamlar gozu onunde oldurulur, kotu adamlar tarafindan turlu iskencelere maruz kalir, evi yakilir, arabasinin benzin deposuna seker dokulur, egzozuna muz sokulur, saci kesilir, manikur pedikur yapilir, super gucleri olan kotu adam tarafindan bir guzel pataklanir falan filan... ama ne olursa olsun filmin sonunda kazanir...endiseye mahal yoktur...ayrica benzer konularda;(bkz: amerikan filmlerinde kotu adamlarin olus sekilleri) (bkz: amerikan filmlerinde klavye kullanma stili) (bkz: amerikan filmlerinde kahraman kopek ekolu) (bkz: amerikan filmlerinde komik zenci ekolu) (bkz: amerikan film replikleri)

(bkz: kibrit kutusu)

özellikle polisiye filmlerde esas oğlan polisse ortağı yoktur. mutlaka bi çatışmada ilk ortağını kaybetmiş, sonra yerine gelenlerle kavga etmiş, o da ekipler amirliğinden torpiliyle ortaksız çalışma lüksüne erişmiştir. zaten filmin sonunda da mutlaka kötü admın ortağın öldürülmesiyle bi alakası vardır. bi de her tutuklamada sanki bakın amerikaya gelir de tutuklanırsanız haklarınız budur diye ezberletircesine zanlıya hakları okunur. polisle fbi birbirini hiç sevmez. bi vaka bildiğin çörek yiyen üniformalı polisin araştırması altındayken takım elbiseli, tercihen biri zenci, tipler mekana girerek kimlik gösterip olayı fbi devraldı der polisler de kendi aralarında sülalelerine söver bunların.

degisen ve gelisen bir klisesi vardir amerikan filmlerinin * , eskiden kahramanlar hep anglosakson iken son zamanlarda takim oyunculugu ortaya cikmis ve esas oglanin yaninda artik irkcilik suclamalari veya cinsiyete iliskin ayrimcilik suclamalari nedeniyle mi bilinmez mutlaka bir kadin bir de zenci kahraman verilmistir. artik dunyayi bir trio olarak kurtarma devri baslamistir.*

(bkz: filmlerdeki yemek sahneleri)

(bkz: pazar gunu seni kilisede goremedim john)

amerikan filmlerinde iyi ya da kötü karakterler bol bol sevişir ama asla işemez. bir kaç korku filmi haricinde konu gereği kahramanın ya da kurbanın tuvalete girmesi haricinde kahramanlar çişlerini ya da kakalarını yapmazlar. sözgelimi matrix* filminde şöyle bir diyalogla asla karşılaşmayız :- wake up neo..- hss bu ne lan? uff feci çişim gelmiş bi tuvalete gideyim de sonra ilgilenirim..ya da - vazoyu dert etme- tuvalet var mı yakınlarda?*clonk*- dert etme demiştim- tuvalet var mı demiştim?aynı şekilde şöyle bir diyalogla karşılaşmayız yüzüklerin efendisi filminde :- dağların ardındaki ateş dağına gidip yüzüğü yok etmelisin frodo! - hınnngg.. hacı söyleyeceğini unutma da ben apdest bozup geleyim feciyim..- yuuuuuuu şalllllll natttttttttt passss- ula ula çekil sıkıştım tuvalete gitcem- yuuuuuuu şalllllll natttttttttt passss- bak uyarıyorum fena olur- yu şall..- foşşş- püeeee bu ne lan koskoca büyücüye.. onurum kırıldı fazla yaşamam- ohhh..

yeni bir yaşam formu bulunmuşsa ordunun duşunecegi ilk şey bunlari yok etmektir. bu yaratiklarin da genelde manyak gucleri olur ve dogal olarak yok edilmek istemezler. bu durumda insanlarin takiminda bir adet psikopat general bir de keşfetme arzusuyla yanip tutuşan bilimadami bulunur. psikopat general film sonuna kadar herşeyin icine etmek icin hayatta kalip sonunda kendi hirsina yenik duşup olur. bilimadamimiz ise bombok bir durumdan yaratiklarin da yardimiyla cikarak hayatina devam eder.

yakin dovuşlerde kullanilan silahlarin**** garip sesleri vardir. bunlari etrafta her salladiginizda vijuvvv piuvv gibi sesler cikar.

yukarıdan iple inip camdan giren fbi* ajanlari. hemen hemen her aksiyon filminde olur bunlar, tam teçhizat takılırlar, ne zaman bir yere baskın yapılsa -ki her filmde yapılır- önce bu abiler girer ortama. ipleri sallandırıp, şangırt diye kırar girerler camdan içeri, işte o an aksiyonun başladığı silahların patladığı andır. yarısı da telef olur bunların, hep üzülürüm bir sürü teçhizat ziyan olur, yazık lan.

simdi alien resurrection izlerken gördümannalee call *: ama sen kimsin?ripley: leutenant ellen ripley, hede hödö numarasi 1232424556 *...ya simdi bu numarayi söylemenin ne anlami var. sanki kadinin ezberinde bütün personel numaralari. ekstradan gereksiz bilgi verince ciddilesip daha mi güvenilir oluyo söyledigin? "haa numarasi oysa kesin dogru söylüyodur.."kusuratli rakam vereyim de salladigim anlasilmasin mantigina benziyor biraz.- sen kimsin ya?- ben ahmet- yalan söylemedigini nerden bilelim?- tc kimlik numaram 213423432234443- ha öyleyse tamam ahmet abi- dogum yerim antalya, kütük no 54, sayfa 67, baba adi osman ana adi fatime- tamam abi inaniyoruz- istanbul universitesi ögrencisiyim, ögrenci numaram 0385243- ...- adresim atatürk caddes..- kacin la kacin

filmde onemli bir rol ustlenmis birinin degisik bir fikri ya da cogunlugun anlayamadigi bir eylemi vardir. kisi bu nedenden akil hastanesine duser. aradan bir sure gectikten sonraki sahnelerde kiside davranis bozukluklari gorulmeye baslanir. akil hastalarinin arasinda kisinin ruh sagligi bozulmustur. ama calisan hemsire, temizlik gorevlisi, hasta bakicisi gibi kisiler mutlaka onu anlar ve ona inanir, kacmasina yardim eder.bir de hastane sahnelerinde surekli gorulen cok onemli isleri olan kahramanin hastanede vakit kaybettigini soyleyip derhal oradan cikmak istemesidir. yine genellikle ayni gorevliler kahramanimizin yardimina yetisir. bazen de yardima yetisen esas kadin olur.baska bir hastane sahnesi klisesi ise herhangi bir suclu, gangster, mafya babasi vs gibi kisiler polis kontrolunde nekadar siki korunursa korunsun o odaya girmek herzaman cok kolay olmustur. bu sahnelerde genellikle gazete okuyan dikkatsiz salak polisler boy gosterir.

arabanın içinde iki polis bekler. her polisin ortağı vardır. asla tek tabanca takıldıkları görülmez araba içinde. genelde donut yiyip kahve içerler ya da çin yemeklerini tercih ederler. aldıkları pizzanın ançüezli çıkması sonucu fırlatıp attıkları bile görülmüştür. esas oğlan görünüpte kovalamaca başladığındaysa yemekler camdan "lanet olsun" nidalarıyla atılır ve kovalama başlar.

polisle yaşanan herhangi bir sorun da ''memur bey ben vergimi ödeyen bir vatandaşım''ve yerel polisin kullandığı vazgeçilmez söz öbeği '' lanet olsun !! fbi !! ''

-yalnız çalışan polislerin genelde karısı ve çocukları ölmüştür ya da öldürülmüştür. bu da onlara ayrı bir karizma katar.

ortak çalışan polisler genelde birbirleriyle iyi geçinmezler. kavga ederler. aniden parlarlar birbirlerini filan döverler. ama içlerinden birini kötü kişi vurursa diğeri delirir direk intikam alır.

arabasına binen kişi nedense arka koltukta saklanan kişiyi göremez. hayır göt kadar alan, neyi göremiyon niye göremiyon... klişe işte..

film sonlarına yakın arabanın içindeki esas oğlan sevdicek kişiye der ki: beni burada bekle. sakın bir yere ayrılma."fekat sevdicek kişi dayanamaz esas oğlanın peşinden koşar.

düğün için hazırlanan dev pastaların çok geçmeden parçalanmasıda klişelere örnektir.

tehlikeden ya da patlamak üzere olan arabadan bayanla erkek asla ayrı kaçmaz. elele kaçarlar.

esas oğlan kötü kişinin eline düşer. kötü kişi esas oğlanı hemen öldürebilecek konumdayken (örneğin kapı arkasına saklanmak vs.) illa geyik yapar. esas oğlanda ne yapar ne eder yine kötü kişiyi haklar.

kovalamaca sahnelerinde hep araya bir tır girer. bir meyve ya da gübre araba devrilir. etraf berbat olur. kalabalık bir caddede yaşanan karşılıklı çatışma sahnesinde yolda yürüyen vatandaşlardan ölen olmaz. o kadar mermi nereye gider ayrı bir konu tabi.

patlamak üzere olan araba nedense esas oğlan arabanın içindeyken ya da masum insanlar çevredeyken patlamaz. illa esas oğlan bağıracaktır, sonra ellerini açıp zıplayacaktıer uzaklaşmak için.. arabada tam o havadayken patlayacaktır.

amerikan sinema endüstrisinin en önemli dayanak noktasıdır.seyircinin gittiği filmin sonunu veya filmdeki olayların gidişatını tahmin edebilmesinin tekrar sinemaya gitmesi konusunda önemli bir sebep teşkil ettiğini farkeden sinema yapımcıları bu başlık altında sıralanan klişe örneklerinin geliştirilmesini sağlamıştır.aslında amerikan sinemasının dünya çapında bir endüstri olabilmesinin en önemli sebeplerinden biri de bu klişelerdir.perdede her defasında tanıdık kişiler veya olayların görülmesi ortalama izleyiciyi sinemaya ciddi biçimde bağlamaktadır.

otobüsler tam uçurumun kenarındayken durular. yarısı havada kalır otobüsün hep. sonracıma esas oğlan herkesi kurtarır. kımıldatsan düşecek olan otobüsün içinde son bir kavga yaparlar. tam esas oğlan otobüsten atladığında araç aşağı düşer(tabi ki kötü kişiyle birlikte)...

polisler ya da film boyunca kötülük yapılmış iyi kişiler tüm kötülüklerin sorumlusu olan kötü kişiler öldüğünde nedense onların cenazesine giderler. mezara bakıp "artık onu kimse özlemeyecek" ya da "işte kötü kişi sonunda gitti" tarzı yorumlar yaptıktan sonra film boyunca zitişmeyen bayan-erkek birlikte kahve içmeye giderler ya da esas oğlan red kit hesabı ortamdan uzaklaşır. arkada müzük çalar.

kaçma esnasında çok iyi iki dosttan biri vurulur. o derece düşüncelidir ki "beni bırak, kendini kurtar" der. başını iki yana sallayıp düşer ölür. (o sallama dikkatlerden kaçmamalı)ağlayan esas oğlan elemanın gözlerini kapatır. kaçar gider.

acil durumlarda kaçmak için binilen araç ilk seferde asla çalışmaz. anahtarda ilk seferinde bulunmaz ama kontak dahi yapılsa araç son anda çalışır.

esas oğlan köşeye sıkışır. kötü kişi tam kahramanımızı vuracağı sırada bir patlama sesi duyarız.. katilin yüzüne zum yapılır. küçük emrah bakışlarından sonra katil yere yıkıldığında arkada kahramanımızın sevgilisini-yakınını-dostunu vs. görürüz.

mutlaka, ama mutlaka araba kovalamaca sahnelerinde bir araba onundeki başka bir arabanin arka koşesine carpip havalanarak taklalar atar ve yere duşer duşmez ici c-4 ile doluymuşcasina infilak eder.

filmin sonunda can cekişirken son nutkunu siralayan esas oglan(ya da kiz)in agzinin kenarindan bir damla kan akar dişari dogru. "hepsinin yaralandigi yer ve etkileri aynidir" sonucunu cikaririz biz izleyiciler de.

korku filmlerinin sonunda hayalet, canavar ne sikimse işte yaratık öldürülür. mutlu son olur. yazılar filan çıkmaya başlar. ama kamera başka bir yere gider. hoopp o da ne? bu yaratığın yavruları vıcır vıcır takılmaktadırlar...

esas oğlan ölmez ama esas oğlanın arkadaşları mutlaka ölür.

filmin konusu ne olursa olsun, yuzde doksan bir şukran gunu ve hindisi, christmas ya da hallowen geyigi yapilir. aile baglari ve dini butunluk ancak bu şekilde vurgulaniyo demek ki...

ortamda tehlike yoksa bir taksi ya da çalışır durumda bir telefon direk bulunur.

yine araba kovalamaca sahnelerinde trafigi darma duman ederek kacan ve onu kovalayanlara etraftaki suruculerin tepkisi hep aynidir."heyy! onune baksana lanet olasi"**

yayalar ezilmezler. alışıklardır çünkü kovalamacalara çatışmalara.. kaldırıma çıkan araçlara alışık olduklarını son anda yolun kenarına zıplamalarından anlarız.

başroldeki dedektif evli degildir, oyle idiyse de ayrilmiştir ya da ayrilmanin eşigindedir. tekrar birleşip mutlu bir aileye donuşulmesi ihtimali; o filmin sonunda kotu adamlarin cezalarini bulmalari ile dogru orantilidir.

yayalar kovalıyorlarsa birbirlerini illa aralarına büyük boy cam taşıyan tipler girer.

başroldeki kişi, araştirma yapacagi alandaki uzman bir arkadaşindan yardim ister, lakin olumlu cevap alamaz. en başi dara duştugu bir anda o yardim isteyip de alamadigi kişi beliriverir. başroldeki kişi de sevindirik olur haliyle...

amerika o kadar güvenli bir ülkedir ki; ferrariler dahi kilitlenmeden parkedilir sokağa ama çalınmazlar..evlerde o şekil.. evde hiç bulunmayan bir kadının evi nedense sürekli çok temiz çok toparlıdır. uzun yoldan gelen kişinin bile evi kilitli değildir. açar kapıyı girer direk. o derece güvenli bir yer çünkü.

suclulari kovalayan polisler, bulunduklari ortamin* guvenlik elemanlarina kendilerini tanitma derdiyle kovaladiklari kişileri kaybederler. tam enselemek uzereyken guvenlik elemani haykirir:-"hey sen" kipirdama ve silahini yere at!"bizimki(ler) cevap verir;-"tamam tamam! biz polisiz!"...ve guvenlik elemani klişe espriyi patlatir;-"yaa oyle mi? ben de supermenim! cabuk yere yat lanet olasi!"

yüksek bir yerden(rampadan, araba taşıyan kamyondan vs.) aşağı uçan araba hiç zarar görmez. ama jant kapakları kesinlikle kırılır parçalanır gider.

heyecanla 911 noolu acil yardim telefonu cevrilir, olay anlatilir, yardim istenir; ve fakat kotu adamlar asla kurbanin adres vermesine izin vermez...deri eldivenli bir cift el mutlaka kabloyu kesiverir...

eğer şehirde kovalama varsa illa st. patrick gününe rast gelir. kovalanan kişi kalabalığa karışır. izini kaybettirir.

telefonun yerinin tespit edilmesine saniyeler kala hat kesiliverir. asla yer tespit edilip o suclu yakalanamaz.

kovboylarin cikardigi bar kavgalarinda oncelik şişelerin ve barmenin bulundugu bolmenin dagitilmasidir. o tezgahin ustunden vitrine bir adam firlatilmadikca kavga sona ermez, eremez...

binaların havalandırma sistemlerine herkes elini kolunu sallaya salaya girebilir. en sıkı korunan binalarda bile havalandırma sistemleri mükemmel saklanma yerleridir. kimsenin aklına oralara bakmak gelmez. binanın istediğiniz yerine gidebilir hatta yakalayacağınız kişilerin muhabbetini dinleyip dünyayı yok etme planlarını dinleyebilirsiniz.

pencereler insanları dışarı fırlatmak için vardır.

bir polisin baktigi davayi başariyla sonuclandirmasi isteniyorsa, mutlaka o davadan alinmali, silah ve rozetine el konulmalidir. aksi takdirde, hali hazirda her daim ateş topu kivamindaki* şefi ile kavga etmeyen adamdan iyi bir polis olamaz(!)

en iyi ve en yetenekli polis alkolik ve ailesi öldürülmüş polistir.

lisede cekilen filmlerde ders her haim ingilizce, konu ise shaekpare'dir. tabii, bir koroglu, bir karacaoglan ya da yunus emre'den yoksun zavallilar...

her çeşit suçlu-seri katil arayışları sırasında soruşturma yapılabilinecek en iyi yer striptiz salonları ve kokuşmuş barlardır. 50 papele* pardon 40 papele kaşarlanmış fahişelerden her çeşit bilgiyi alabilirsiniz.

yeni bir ortama katilan esas kişi onceleri dişlanir, dovulur hatta dalga gecilir...ancak gelişen olaylar sonucu ya da filmin finalinde en bi kral kişilik oluverir...

yeni bir kasabaya gelen esas oğlan direk dışlanır, hakkında toptur kunektir delidir diye söylenti çıkarılır. ama filmin sonlarına doğru kasabanın en popüler insanı olur birden..

başroldeki kişi olecekse, kotu adamlara cezasini vermeden asla ruhunu teslim etmez!..hatta etse bile bi şekilde melekleri felam ayartip dunyaya geri donerek dunyadan birilerinin yardimiyla intikamini alir, huzur icinde cennete doner sonra da...

butun felaketler* ya da super kahramanlar zuhur eylemek icin amerika'yi secerler.

okulun en populer cocugu okulun futbol takimindadir ve hali hazirda okulun futbol takiminin amigo kizlari arasinda en bi sarişin olan okulun en populer ve guzel kizi ile cikmaktadir.

(bkz: biri çabuk 911 i arasın)

nasil unutulur, butun polisler donut yerler ve kahve icerler, eve gittikleri anda da kendilerine buz gibi bir bira acip arastirdiklari kisinin dosyasina ve resimlerine bakmaya koyulurlar.

bir cinayet ile ilgili butun ipuclari, uzerinde bir gece klubunun reklami bulunan kibrit kutusunda gizlidir. esas oglan once o klube gider, barmeni ikna eder ve olaylar gelişir...

icerisinde olum olayi bulunanlarda peder beyden mutlaka iki kuple vaaz dinletisi yer alir...

diyelim ki uçaktan atlanıldı ve paraşüt açılmadı.. asla yere düşüp parçalara ayrınılmaz.. esas oğlanın sizin yanınıza gelip paraşütünüzü çıkarıp kendininkisini bağlaması pek zaman almaz.. eğer bir esas oğlan yoksa yere düşüp kafa patlayacağına bir sirk çadırına düşülür... bazı arabaların üzerine düşüncede pek hasar alınmıyormuş diye bir duyum aldım..

uzay gemilerinde yüzlerce düğme vardır ama hiçbirinin üzerinde yazı-etiket-işaret vs. yoktur.

örneğin kötü adam bizim esas oğlanın dostlarından birini yakaladı.ona direk tüm planlarını anlatır.

amerika kimlerle iyi ilişkiler içinde değilse direk onlar hakkında film çevrilir. onlar ki kahraman amerikan askerleri olmasa dünyayı yok edeceklerdir. yetmişler ve seksenlerde sovyetler,altmışlarda asyalılar,doksanlarda ortadoğulularhakkında filmler çevrilmiştir.son james bond filmide kuzey kore hakkında dikkatinizi çekerim..

fbi ve cia'in sistemlerine girmek ve her çeşit bilgiyi almak o kadar kolaydır ki..

esas oğlanların kavga ettiği düşmanlar o kadar delikanlıdırlar ki kavga boyunca esas oğlanın çevresinde dans edip dönüp durular ve sırayla girerler kavgaya..(bkz: siktir lan)

bir dedektif, ortaginin karisi ile ortaginin sorunlarini gorusmek icin bir cafeye gider. garson kiz camdan surahi icinde filtre kahve getirir. konusmalari gereken mevzu bittigi an, dedektifin cagri cihazi biip der ve adam -kadini masada birakarak- kalkar, gider.

(bkz: hayatta uygulanasi film kliseleri)

dövüş filmlerinde en son dövüşülen kötü adam bir miktar dayak yedikten sonra vücudunun üst bölgesinde birşey kalmayacak şekilde çıplanır* ve "hüüüüeeerrrggghhh" şeklinde bağırıp bir miktar vücut gösterisi yapar. hepimiz biliriz ki filmin sonunda dayak yiyecektir ama heyecanlanırız nedense...

çalar saatle uyanma takıntısı vardır bu adamların. bu uyanma biçimi temelde 3'e ayrılır.-dijital göstergeli saatte alarmın çalmaya başlaması , akabinde esas oğlanın dağınık saçlarıyla verdiği seksi pozlar sonrası alarmı omuzdan başlayan geniş bir kol hareketiyle susturması.-analog* saatin tepesindeki zilin çalmasıyla başlayan sahne , esas oğlan yastık fırlatarak alarmı durdurur.-dijital saatin alarmının radyo olması. radyoda da muhtemelen country tadında birşeyler çalmaktadır.biriniz de cep telefonunuzun alarmını kurun , yok illa artis artis uyanacak.

basketbol oynarken sorunlarını tartışan arkadaşlar vardır. file muhtemelen zincirdendir. bir yandan şut çekerken bir yandan da dertleşirler.

(bkz: kim bilmek istiyor)?

filmde televizyon açıksa genelde para dağıtılan çarkıfelek tarzı rezil bir yarışma programı olur. eğer gençlik filmiyse daha çok spor karşılaşmaları, özellikle beyzbol maçı vardır. kahramanımız odaya girdiğinde mevzu başlayacağı için televizyon kapanır.

korku ya da aksiyon filminde bir amac icin savasan ya da beraber bir yere ulasmaya calisan bir grup varsa bu grubun icinde bir tane zenci mutlaka olur. kotu adam ya da yaratik bunlari olduruyorsa siyah kisi kesin olur. ilk degilse ikinci olur olme sirasinda. siyah ve beyazlar arasinda ask iliskisine pek rastlanmaz. eger olur da olursa iki ihtimal vardir. 1. filmin konusu irklar arasi iliskilerdir zaten. genelde erkek siyah, kiz beyaz olur. (tersine hic rastlamadim.) buyuk savaslar verilir iki tarafin aile ve arkadaslariyla (bu kadari gercekci olabilir) ama olaylar sonunda mucizevi bir sekilde cozulur. (bkz: save the last dance) filmdeki siyahlar illa da fakirdir ve illa da ghettoda otururlar. 2. film irklar arasi iliskilere deginmeyen bir filmse bu iliski bir yere gitmez. iliskinin ilerlemesine bir engel vardir. mesela bir tanesi evlidir. fazla cibil sahne olmaz. eger olur da iliski iyi gidiyorsa ciftin biri kesin olur.

(bkz: kilise korosunda kendini gosterme istegi)

doğal afet olsun, uzaylı istilası olsun haberlerde gösterilen öncelikli hedefler her zaman avrupa şehirleri olur. paris'e göktaşı düşer, roma'yı sel alır, londra'ya uzaylılar saldırır. bundan sonra yönetmene göre değişiklik gösterebilen random mekanlar zarar görür. tac mahal, aya sofya, kızıl meydan şeklinde çeşitlendirebileceğimiz bu ikinci kategoridekiler de zarar gördükten sonra filmin sonlarına doğru, kahramanların bulunduğu şehirlere sıra gelir. new york ve washington da kötülüklerden nasibini almaktayken kahramanlar dünyayı kurtarır. bu arada amerikan başkanı da asla beyaz sarayı terketmez. yeri geldiğinde kahramanlara katılır, yardım eder. bütün olay bittikten sonra, dünya halklarının sevinç gösterileri ekranlara gelir. insanlar zıplar, çocuklar azar, gençler yiyişir.

eğer bir karakterin olmadık bir yerinde bir dövme görülüyorsa o karakter ilerde filmdeki iyi adamların başına bela olacaktır.(bkz: ransom)

- uzaylilar daima ilk olarak amerikan kongresi veya başkani ile goruşmek isterler.- yine uzaylilar daima cirkin olmak zorundadir, hayir tamam şekilleri tamamen bize benzemesin ama niye illa ki bizi istila edip olduruyorlar diye pis kokup igrenc gorunuyorlar? - uzayli filmlerinde bir gezegenin dortte biri buyuklugundeki bir ana gemiye onlardan yuruttugunuz bir uzay araci ile elinizi kolunuzu sallaya sallaya girip, ana bilgisayar ile iletişime gecip ona virus gonderebilirsiniz. oldukca kolaydir, sonuclari da etkileyicidir, dunya capina yayilmiş butun uzay araclarinin nukleer bombadan bile etkilenmeyen kalkanlari virus ile iptal edilir.- birinin sabika kaydina bakmak gerekiyorsa, federal bir kurumun bilgisayarina girilip hack işlemleri gercekleştirilmesi gerekiyorsa, bunun icin kullanacaganiz bilgisayarlarda fareye ihtiyaciniz olmaz, kahramanlar genellikle monitore dahi bakmadan klavyeye son derece seri vuruşlar yaparak istedikleri bilgiye ulaşirlar. amerika'daki butun bilgisayarlar faresiz kullanilabilmekte ama ayni zamanda yazilim ureticileri de sadece klavye kullanilarak işlerin gorulebilecegi muhteşem grafiksel sistemler hazirlamaktadir.- birbirlerini sevmeyen ancak ayni payda icin yanyana calişmak zorunda olan iki kişiden birisi mutlaka beyaz, digeri de zencidir, film boyunca "bana bir siyah oldugum icin boyle davranamazsin" repligini duyariz ama filmin sonunda ikisi de omuz omuzadirlar, ailecek pikniğe falan giderler.- herhangi bir jet ucagi, pistten kalkmadan fuze ateşleyebilir.- helikopterleri yanliş tarafta oturarak kullanabilirsiniz.- uyuşturucu saticilari genellikle havuzlu dairelerde otururlar ve olaylar gelişirken ya kendileri ya da adamlari havuza firlatilir.- onceden iyi olan ama sonradan kotu yola duşmuş insanlar filmin sonuna kadar kahramanimiza eziyet cektirir ama son sahneden dogru yolu bularak kahramanimizi olumden kurtarip kendisi olur.

eğer başroldeki karakterler farklı cinsiyet ve ırktansa nedense aralarında aşk yaşanmaz.(bkz: the pelican brief)

(bkz: fbi in gorev devralma bilinci)

çalışan kişilerin, mutlaka - suntadan mıdır kartondanmıdır - neden yapıldığı bilemediğim bi kutuları olur, ki ilerde işten kovulunca* kutu bir anda meydana çıkarılıp* pılı pırtı içine tıkılsın. bir diğer önemli hususta, çekmecede mutlaka sevdicek/çocuk/dost gibi hayati önem taşıyan ama artık ya yaşamayan ya da arasının limoni olduğu kişinin çerçeveli resminin bulunmasıdır.

bütün film boyunca peşinde koşulmuş planları veya mikrofilmleri yakan esas oğlan pıtpıt diye kafasına dokunarak işaret eder ve "bütün bilgi burada saklı" der.

paris'in her yerinden eyfel kulesi'nin gözükmesi

her doga olayina karsi gelir amerikalilar sel ,deprem.. ne ararsan ..eger tum kasaba birara gelirse onun da ustesinden gelirler ..(ustesinden gelemedikleri bir bushvar tabii) tabi tum kasaba bir araya gelir de aradan bir amerikan bayragi gulumsemez olur mu hic...

fonda duran karakterin önünden otobüs veya araba geçtikten sonra karakterin yok olması

bir iki nesildir amerika'da bulunan aileler geldikleri yerde konuştuklari dilleri bilirler. fakat bu dili sadece ilk karşilaşmalarinda selamlaşma ve hatir sorma amaciyla kullanirlar. daha sonra konuşmaya ingilizce devam edilir.

(bkz: amerikan filmlerindeki emekli suclu)(bkz: amerikan filmlerindeki oyuncak muzik kutusu)(bkz: amerikan filmlerindeki volvo takintisi)

(bkz: burada tanışmanı istedigim biri var)

amerikan z sınıfı bilimkurgu filmi klişesi olarak,kahramanımız kötü güçler tarafından ele geçirilen en yakın arkadaşındaki bir takım tuhaf değişikliklere(kafasını 180 derece çevirme,ağızdan asit akması vb..) hiç şaşırmaz sanki doğuştan böyleymiş gibi davranıp direk vurur bilmem kaç senelik arkadaşını..örnek olarak bir z sınıfından gerçek diyaloglar:(mek menımın bir polis karakolunun şefidir)-roy çabuk kaç mek menımın çıldırdı herkese ateş ediyor..-tamam ben halladerim..alçak herif...ulan bi sor bi bak bakalım 20 senelik amirin durup dururken niye ateş ediyor millete.. kötü işgalci uzaylı girmiş adamın içine,götünde şimşekler çakıyor mek menımının sen direk ateş..çağır haktan akdoğan ı 2 kulhu 1 exorcism al yepyeni mek menımın.

westernlerde dışarıdan gelen öküz tüccarı ya da sığırcı ya da koyuncu adam(lar) kasabanın çiftçi halkıyla koyunlar ya da sığırlar ya da öküzler yüzünden kavgaya tutuşur. tarım ve hayvancılığın bir arada yapılması amerikan westernlerinde caiz değildir.dıştan bakınca serseri, çapkın ve dallama olan oysa özünde iyiniyetli bir kişilik barındıran hayvancı, kasabanın en güzel ya da en erkek fatma kızına tutulur. ama tutulmadan önce kızla kavga etmeyi unutmaz. sonuçta kötüler ölür, kasabalı da hoşgör sen felsefesiyle (biraz da ekonomik kaygılarla) öküzcüleri bağrına basar.

bir arabanin lastiklerine yakin plan cekim yapiliyorsa o arac kesin takla atar. (lastigin mermi ile patlamasi sonucu)(bkz: a takimi)(bkz: the a team)

amerikan filmlerinde iki karakter bir hususta tartismak icin mutlaka gece kulubu gibi bir yeri secerler,bara yaslanmis ickilerini yudumlayip konusurlarken arka planda sahnede sov yapan yari ciplak kadinlar gozukur ki bu goruntulerin filmin konusuyla ilgisi yoktur,onde iki net kafa konusur tartisir arka planda ise bulanik kalcalar gogusler raksediyordur.yonetmenimiz bu suretle hemen tavlar abaza seyirci kitlesini.konusmalar son bulunca karakterlerimiz bara veda ederler ancak bu duruma uzulmek yersizdir cunku kahramlarimiz bir seyi tartismak icin yine ugrayacaklardir o kulube baska bir sahnede.

ahizesi sarkmış telefon, uzun bir süreden sonra herseyin rüya olduğunun anlaşılması, gazete dağıtıcısı çocuklar ve gazeteleri havada yakalayan köpekler*

arkadan katil yaklaşırken* asla ilk seferinde bulunamayan doğru anahtar.

elbise dolabı açıldığında açanın üzerine yığılan ceset.

(bkz: amerikan film kiliseleri)

bigisayar klavyesi o kadar hızlı ve başarılı kullanılır ki izleyici kendini aşağılanmış hisseder.

kokain partilerinde rende için genelde goldcard* kullanılır.

(bkz: sonsuz çözünürlüklü video kamera)

-kötü haber duyulduktan sonra ahizenin sarkması ve kablonun ucunda bungee jumping yapması. -salonda bulunan bilumum duvar, tablo vb gibi "yüzeylere" sıçrayan kan

baş kötünün * adamları tek tek temizlendikten sonra esas oğlan, baş kötüyle her zaman eski bir depoda veya laboratuvarda teke tek ve silahsız dövüşür. onlara kimse karışmaz. kötü eleman yenilmeye başladığında çirkefliğe başvurur. bazen bir tabanca bazen de bıçak çıkartır orasından burasından. işte o anda esas oğlanın sonradan manitası olacak kızımız "hey mike!" şeklinde esas oğlana kötü adamın elindeki silaha denk bir silah atar. işte bu çok önemli bir detay. eğer kötü adamın bıçağı varsa, esas oğlanın manitası da bıçak yollar. asla tabanca atmaz. bu iyiliğin kuralıdır. çirkefle çirkef olunmaz. diğer bir taraftan iyi kalpli adamımıza silah yollayabilecek bir kız yoksa, iş tamamen esas oğlana düşer. hızlı bir tekmeyle kötü adamın silahı elinden kaçırılır. bu anda kötü adamın suratına zoom yapılır. adam şaşkınlık içindedir. kavga kısa bir süre daha devam eder. eğer yönetmen kavgayı uzatmak isterse kötülerden bir figüran yerden kalkıp, esas oğlanın kafasına yangın söndürücü veya sandalye indirir. buraya dikkat ediniz. kötü kalpli figüranımız asla tabanca veya kesici bir alet kullanmaz. figüran, figüranlığını bilir bu noktada.kavga bittikten sonra dünyayı yok edebilecek silah imha edilir. saçma sapan iki patlama olur. aksiyon biter, polisler kitleler halinde olay mahaline gelir. esas oğlan sevgilisiyle toz toprak kan bok içinde binadan çıkar. sırtlarına kahverengi çuvala benzeyen rezil birer battaniye verilir. son olarak da yanan bir bina ve polis ışıkları ortasında öpüşürler. polis olsun, gazeteci olsun, kimse kahraman çiftimize yaklaşmaz, soru sormaz. esas oğlan filmde daha önceden konuştukları bir konuda rezil bir espri yapar ve öpüşmeye devam ederler.

esas oğlanın mezarlığa gidip araştırma yapması gerekiyorsa oraya mutlaka gece gider. ay her zaman büyük ve parlaktır. mezarlık mutlaka sislidir. şehrin göbeğinde olsa bile uzaktan kurt sesleri duyulur.

ensesine tabanca kabzasiyla vurulan her insan pat diye bayilir.

bir kişi bir suç işliyorsa küçüklüğünde başına mutlaka suçla alakalı birşeyler gelmiştir.örneğin:çocukluğunda- karınca ezen çocuklar büyüdüğünde seri katil olur.- cinsel tacize uğrayanlar büyüyünce seri o...pu olur.örnekleri çoğaltmak mümkün ama şu an aklıma gelmiyor.

tüm dünya pazarında deneme ve yanılmama yöntemi ile filmi sattıran tüm cinliklerdir.dünyadaki tüm bağımsız filmlerde bir hücresi bile görülmeyen ayrıntılar, temalar, dokular ve duygulardır ya da duygusuzluklar..

amerika'nın güvenliği tehdit altındaysa, beyaz saray'da veya pentagon'da yöneticiler aralarında işi nasıl temizleyecekleri konusunda tartışır. içlerinden birinin aklına esas oğlanımız gelir. karşı çıkan tipler olur. çünkü esas oğlanımız ya hapiste ya da saçma sapan bir ülkede odun keserek kendini dünyadan soyutlamış bir biçimde yaşamaktadır. ama düşmanı ancak o yenebilir. hemen özel uçakla, helikopterle esas oğlanın yanına gider gizli servis elemanları. esas oğlanımızın saçı sakalı birbirine karışmıştır. gizli servis elemanları yalvar yakar yardım ister. esas oğlanımız naza çeker. bunun üzerine "birleşik devletlerin sana ihtiyacı var!" dendi mi esas oğlanın göğsü kabarır, götü kalkar. hemen bir sırt çantasıyla uçağa biner. işi kabul eden esas oğlanımızın yanına 3 - 4 kişiden oluşan bir ekip verilmek istenir. esas oğlana gösterilen ekibi adamımız tabi ki beğenmez. "işi alırım ama takımımı ben kurarım." der. amerikan hükümeti çaresizce kabul eder. bu andan sonra esas oğlanımız gene birbirinden saçma mekanlarda eski dostlarını arar. kimisini puerto rico'da bilardo oynarken kimisini paris'te hırsızlık yaparken bulur. elemanlar hemen ekibe katılır. ekip elemanlarının tipleri de fix'tir. öncelikle sert görünüşlü, sonradan manita statüsüne yükselecek, iyi silah kullanan bir kız vardır. sonra biraz salak ama güçlü, kaslı, sadık bir herif. 3. tip ise her ekibin demirbaşı olan cılız ama çok zeki bir hacker arkadaşımızdır. bazı filmlerde ekibin bir de sinirli ve asi elemanı mevcuttur. bu elemana genelde güvenilmez. ya çatışma sırasında çekik gözlünün teki öldürür ya da ekibe satış koyar "ben yokum, sen hastasın mike. zaten phillip de senin yüzünden öldü!" sözleriyle mekanı terk eder. kızımız esas oğlanı teselli eder. salak ama güçlü ve sadık eleman, satış koyan karakterle mutlaka kavga eder. bu kaos ve iç karışıklık ortamında dikkat ediniz ki tartışma anında asla düşman gelmez. kavga yatışmaya yakın bir ses duyulur. düşman geldiğini belli eder. eğer bütün ekip elemanları yakalanmışsa bu satış koyan eleman havalandırma olsun lağım olsun bir yolunu bulup kurtarır arkadaşlarını. ekip elemanları filmin belli noktalarında kilit roller oynar. hiçbiri süs olmaz. şifreli, teknolojili işleri hackerımız hallederken, kapana kısıldıkları anda güçlü eleman hemen bir çıkış yaratır. esas oğlanla kızımız her kavga dövüş ortamında cilveleşmeyi de ihmal etmezler.

nerde türk varsa ibnenin önde gidenidir. (bkz: geceyarısı ekspresi)(bkz: 24)(bkz: öehh)

(bkz: beşinci kattan çöplüğe atlamak)

iki zencinin konusmasi;-what's your fucking problem man?-my fucking problem is that your fucking ass is bigger than your fucking brain..-soooo?.....-so fuck your fucking brain so they can be at the same fucking size...

şayet herhangi bir yerde bir insan yaşamamiş veya bir aktivite bir suredir yapilmamişsa bu durum uzunca bir zamandir suregelir. ornegin karakterimiz "yandaki evden sesler geliyor" diye feryat yandiginda karşisindaki adam ona "orda yillardir kimse oturmuyor" diye cevap verir. veya "bilmemnerde sismik faliyetler başlamiş gulum" denirse "orda asirlardir deprem olmamiş anam" diye bir cevap beklenebilir.

amerikali olmak

bilim kurgusu olsun, macerası olsun, bir çok filmde tüm sistemler adında bir olgu vardır. birşeyler söyleme ihtiyacı hisseden, ezik personelin en önemli ilgi alanıdır. tüm sistemlerin iyi durumda olduğuna dair, amirlere, kaptana bilemedin esas oğlana, periyodik rapor verilir. alakalı alakasız bir de (bkz: tum sistemler kararli ve calisir durumda)

bilinen uzunluk olculeri cok buyuk nesneler icin kullanilmaz. bunun yerine futbol sahasi ve texas gibi olculer icad edilmiştir. ornegin bir meteor birkac futbol sahasi buyuklugundeyse tehlikelidir ama texas buyuklugundeyse dunya boku yemiştir ve derhal amerikali astronot/asker/super kahramanlar tarafindan kurtarilmalidir.

(bkz: ona dondum ve soyle dedim)

evlerin genelde iki katli olmasi ve ust kata cikarken duvarda her zaman bir suru aile resmi olmasi durumu

en kötü adamın sağ kolu niteliğindeki insan adeta çelikten imal edilmiş gibi bir izlenim yaratır. esas oğlanın ilk yumrukları sağ kol abimize sinek vızıltısı gibi gelir. fakat ne olursa olsun bu sağlam amcam tüy siklet esas oğlandan bir temiz dayak yer ve yüzde doksan sekiz ölür.

gece yarisi issiz yollarda, issiz benzin istasyonlari vardir ve titrek titrek yanip sonen bir de floresanlari...her filimde mutlaka guzel bir hatun kisi, en alakasiz rolde bile olsa araya sikistirilir. ya okumus zengin ve unlu babanin okumus idealist kizidir ve bir arastirma icin olay mahallindedir, ya babasini ariyordur dag basinda, ya yeni hemsiredir, ya musteridir, ya pipisi emekli olmus patronun karisidir vs.ve aslinda konusu ne olursa olsun asagi yukari soyle gelisir butun hikayeler:giris: iyiyi ve kotuyu birer kucuk ornek hikaye ile taniriz. iyi, teyzeyi karsiya gecirir, kotu, kopege tekme atar, kursun sikar vb.gelisme: iyi ile kotunun yolu bir menfaat noktasinda kesisir.olaya bir disi dahil olur ve kahramanimiza yapisir.iyi adam kotuyu tam yakalarken dandik bi sebeple elinden kacirir.kotu adam daha buyuk kotulukler yapar ve kahramanimiza ozel kin besler.kiz kacirilir.kahramanimiz yakalanir.kotunun ultra bi salakligi sayesinde kendi basina kurtulur.kahraman yaralanir ama kotuyu binbir guclukle de olsa oldurmeyi basarir. kizi kurtarir.tam sarilirlarken, kotu hortlar.kotu bir daha oldurulur.sonuc: kizla erkek muradina erer.seyirciler asansorun "kerevit" dugmesine basar.ask filimleri icin "kotu" yerine "rakip", "olum" yerine "safdisi", "kahramanin yakalanmasi yerine" "ayrilik" kelimelerini koyabilirsiniz. format degismez.

kötü adam silahını kahramanımıza doğrulttuğunda içinden her zaman bir nutuk atası gelir asla silahsız yakaladığı kahramanımızı gördüğü an öldürmez. sonuçta kötü adam nutuğu asla bitiremez ve zamandan faydalanan kahramanımız veya arkadaşları tarafından öldürülür.

- kotulerin silahlari tek kullanimliktir, mermi bitince saga sola atilir.- kotuler rehine alir, asil oglan silahi birakir ve aralarinda muhabbet gecer, rehine kotunun* ayagina ya da baska bi tarafina* vurur ve kotu iki hamlede ruhunu teslim eder.

araya giren otobusler.. evet bu otobusler bazen zamanda kirilmalara neden olabileceke kadar etkiliyici bi gecis yaparlar.. ama olmazsa olmazlari araya girdikten sonra mucizevi bi sekilde yokettikleri insanlardir.. adami hayrete dusururler..

siper alınan tahta masalar kurşun geçirmez.

taksi parasini oderken kimse bozukluk aramadigi gibi paranin ustu de alinmaz,taksimetre ne yaziyorsa cepte hazirdir.

-ingilizce biliyor musun? özellikle türkçe dublaj filmlerde çok aptal olur.

(bkz: sign here here here and here)

amerikan futbolu takımının kaptanı ile çıkan güzel sarışın amigo kızlarıfilm sonunda bir anda imana geliraraba, para, kas, yakışıklılık gibi degerleri boş verip.o an omuzlarda taşınan "eski ezik" yeni popüler gencin yanına dogru salına salına ilerler.fakaaatt çocuk sarışına yüz vermez ona en zor gününde bile yardım eden çirkin sivilceli kıza gider.(bu arada o çirkin sivilceli kız da taş olmuştur)

cok onemli bir iş yapan, cok gelişmiş yuksek teknolojinin kullanan kahraman, bir yandan da elindeki sandwichi hapur hupur yemeyi ihmal etmez

(bkz: 555 ile baslayan telefon numaralari)

-en yakin benzinci 10 mil otede ahbap...bir baskasi;-oraya giden hic kimse geri donemedi...

bir cama ya da pencereye uzun süre kamera zoom yapiyorsa o sey hemen patlar ya da içinden biri atlar, çikar vs.

he' yo madafaka,en çok kullanılan kelime gruplarındandır.bakınız cümle içindeki kullanımını da şöyle özetleyebiliriz:doğru kullanım:ben madafaka gördüm. (pek güzel oldu..)yanlış kullanım:benim madafakam var. (bu cümleyi herhangi bir amerikan filminde söylerseniz,direkt dayağı yersiniz.)birde what the hell is goin' on kalıbı vardır ki bu soruya da mutlaka ama mutlaka fuck yada ov şitt ile başlayan cümlelerle cevap vermeniz gerekmektedir.aksi takdirde,o an için haklı bile olsanız yinede dayağı yiyen siz olursunuz.

zor durumda kalan kahraman ve şurekasının sığındıkları yer genellikle bir kilise olur

(bkz: ufo standartları)

eğer oyuncunun üzerine yatayda veya dikeyde bir şey (araba, taş vs.) hızla yaklaşıyorsa, oyuncu illa bu cismin istikametinde yer alır. sağa sola kaçmaz. gerizekalı bir kadercilik mi diyim, "aman bana bişey olmaz"cılık mı diyim, şok anında beynin durmaktan da beter olması mı diyim bilemedim.

tarihsel savas filmlerinde bas kahramanin en yakinindaki elemanlardan birinin mutlaka iri yari, ayyas, kadinlara düskün, esprili ve cogu zaman duygusal özellikler tasidigi gercegi.. (bkz: hamish), (bkz: braveheart), (bkz: king arthur), (bkz: alexander), (bkz: val kilmer)

amerikalilarin kendilerini yuceltme sanatlarinda kullandiklari taktiklerdir.(bkz: dunyayi kurtarmak)sayenizde dunyalilara dusman uzayli kalmadibiz size mecburuz, bilemezsiniz!!

bu filmlerde kullanilan bilgisayar programlari, gercek hayatta kullanilanlara hic benzemez. genellikle siyah fon uzerine yeşil renkte yazilir-cizilir. internet baglantisinda da durum degişmez, hatta en onemli bilgiler 3,5 inchlik bir diskete sigar. zaten filmin konusu da; "o disketin kotulerin eline gecmemesi"dir.

(bkz: zor görev sonrası komuta merkezinde yaşanan sevinç)

otomobillerin yolu ucan bir helikopterle degiştirilebilir. otomobilin suruculeri helikopterin buyuklugunden mi sesinden mi korkarlar artik bilmiyorum ama degiştirilebilir.

atlamazsan patlamaz.bir tür kuraldır bu aslında. kahraman herhangi bir yerden atlamadığı sürece hiçbir patlayıcı madde patlayamaz. atlama olayı henüz gerçekleşmişken patlamalıdır.

hırsızlar muhakkak zenci, uyuşturucu kaçakçıları güney amerikalı, mafya babaları italyan, cinsi sapıklarsa top sakallı beyaz olur.

katil yaklaşmaktadır..çok korkmuş olan kadın adamın bin kere sus demesine ragmen telasa kapılır ve susmaz,bagırmaya devam eder..sonunda yakalanırlar

(bkz: bir kisi haric kimsenin gormedigi seyler)

elle cekince aninda tam da yerinden ativeren kolyeler.genelde kolyesi alinan kisi dayak yemis yada etkisiz hale getirilmistir, sonrasinda kolyeyi alacak olan sahis gelir, "bu benim hakkim" yada "bu sana fazla" tarzi bir replik/bakis esliginde kolyeyi hop cekiverir. kolye tam birlesme noktasindan kopuverip elemanin elinde kalir.hep merak etmisimdir, hadi ince kolyeler neyse de dana kadar madalyonlar oluyor, zinciri boyle kol gibi; onlar nasil oluyor da ellerinde kaliveriyor adamlarin? arada dusunuyorum, bu adamlarda bir kolye teknolojisi mi var boyle twist off kapak gibi de biz olayi bilmiyoruz. ama bazi filmler de ortacag'da geciyor, orada ne arar teknoloji, ama adam gene cekiyor aliyor. hayir bir de tam ortadan kopuyor. arada denedim yavuklunun ince zincirleri ile, ya boyun elime geldi yada kolye bin parca. bir filmde de gormedim ki eleman tenezzul edip arkadan inceden acsin, gozumuzde insan sifatina girsin; ama yok, ne care.

bilgisayar sistemlerine girislerde ekrana sigan en buyuk font size ile "access denied" yazar. en user friendly arabirimler fbi ve cia veritabani sorgularinda vardir.

4-5 genc otururlarken aralarindan bi tip cikar ben yemek alicam yok ben bi jamese bakayim hala gelmedi diye cikar gidis o gidistir.

yaz kampına giden gençler sırayla öldürülür. bu tipler genelde çılgın atan, kabına sığmayan gençlerdir, nitekim kampın en geç üçüncü günü çılgın bi parti verirler. zaten ilk ölen de partide çok içmiş, erkek arkadaşı yukarı gelsin de sevişsinler diye bekleyen bir kız olur. cinayetten sonra geride kalan lavuklar kaçıp canlarını kurtarmak yerine arkadaşlarının ölümünü araştırırlar ve tabi bu esnada onlar da teker teker nalları diker. ama asla bu gençlerin hepsi ölmez. mutlaka geride bir kız-erkek ikilisi kalır ki onlar da genelde kampın en silik tipleridir.

filmin iki kahramanı, en zor durumda, ölüm-kalım mücadedelesi yarparlarken, havada mermiler uçuşurken dahi birbirleriyle esprili bir şekilde konuşmayı ihmal etmezler.

kahraman asker-polisin cenaze töreni. feryat figan bir durum yok, metin durumda eş, çocuklar, ana, baba vs. bayrak teslimi, uzaktan izleyen bir adam veya kadın. (ekstra olarak aynı cenaze töreni sahnesinin yağmur altında yapılan bir çekimi)

korku-gerilim filmlerinde seri ölümlerin sevişen çiftlerle başlaması. bu olayda gençlere "zina yaparsaniz ya kafaniza balta yersiniz ya da köpekbaliklarina yem olursunuz" mesaji vermek isteyen kilisenin parmagi oldugu soylenir.

(bkz: filmlerde yerdeki topuklu bayan ayakkabisi sahnesi)

macera filmlerinde fiks olan, arabayla pazar yerine girme sahneleri unutulmamalıdır.. yıkılan tezgahlar ve akabinde arabaların arkasından küfreden tezgahtarlar da bonustur..

bütün romantik filmlerin olmazsa olmazı havaalanı sahnesidir. esas oğlan son anda havaalanına giderek kendisini terk etmek üzere olan sevdiceğine yetişip gitme der ve ona sevgisini kanıtlar. ya da esas oğlan uçağa yetişemeyip havalanan uçağı küçük emrah ifadesiyle izler. fakat o da ne, esas kız uçağa binmemiştir çünkü esas kızın başka ülkeye gitmesi ne alakaysa aşkı bitirecektir jönümüz kızın gittiği ülkeye gidemeyeceğinden veya iletişim araçları diye bi şey olmamasından.

bir de klişeleşmiş hatalar vardır....bir saniye önce suyun içinde gördüğümüz esas oğlanlar veya esas kızlar, bir saniye sonraki sahnede mutlaka üstü başı kup kuru hatta (bayanlar) saçları yapılı, pür makyaj şekilde çıkarlar karşımıza mutlaka...

bol bol lanet okumak(bkz: lanet olsun bana inanmalisin dostum)(bkz: lanet olsun superim)(bkz: hey lanet olsun dostum sizi bu ulkede istemiyoruz)(bkz: cok cilginiz lanet olsun)(bkz: lanet olsun ben de seni seviyorum)(bkz: lanet olsun cek senaryoyu okumadin mi dostum ha)(bkz: daha gider bu)

son dövüşte esas oğlan dayak yemeden dayak atamaz.milyonlarca mermi sıkılır hep kenara köşeye çarpar.herkes patır patır ölür, esas oğlan en az 5 kurşun ister.

86. sınıf amerikan filmlerini şöyle bir inceleyelim. bu filmi oluşturmak için gerekenler:- bir yönetmen ve çekim ekibi, 3-5 ekipman- bir erkek kahraman; eski polis, polis, asker, eski ajan, ajan veya eski bir suçlu rolü uygundur. (sonuncusu pek olağan değil ama o da var)- kahramanımızın sevgilisi, eşi, eski eşi veya potansiyel sulanacağı rolde en yakın manken ajansından bulunmuş bir bayan.- kahramanımızın ortağı, kankisi veya çocukluk arkadaşı falan rolünde, filmin ortasında veya başında ölecek bir eleman.- saçma sapan kötü bir adam. durup dururken kafa uçuran tiplerden, dünya benim olacak modeli birisi. büyük ihtimalle kahramanımızı biryerden tanıyor, önceden de takışmış bunlar.- kötü adamın sağ kolu veya kankisi, ki bu adam kısa sürede ölür genelde.- kötü adamın yanında psikopat bir kadın. en az adam kadar manyak, kafa atıyor, boğaz kesiyor durduk yere.- önce kötü adamın yanında olan sonra durumun bokluğunu görünce taraf değiştiren, computer geek bir kişi.- filmin geçeceği mekan olarak bir uçak, tren veya gemi. tabii bu seçeneklerin dışında, fazla hareket imkanı sağlamayacak herhangi bir ortamda olabilir (misal dışarı çıkılmayan bir bina, tünel çöküntüsü)- rehine veya gereksiz insan güruhunu oynayacak dublörler/sokaktan toplanmış insanlar takımı. bu güruh bir süre sonra o kadar çok filmde oynamıştır olur ki, adamlarda bir hava oluşmuş, filmin başrol oyuncusunun 3-4 katı filmde oynamışlık edası, tavırları olur.olaylar şöyle gelişir:kahramanımız tatildedir/emekli olmuştur. ancaka göreve çağırılması/sevgilisiyle tatilde başına olaylar gelmesi nedeniyle aksiyona dalar. fakat o da nedir? sevdiceği kişi rehin alınmıştır/başına bişey gelmiştir. o zaman kötü adamlara savaş açma zamanıdır. kötü adamlar ise kahramanımızın eski karısını falan öldürmüş bir psyko tarafında yönetilmekte ve kısa yoldan dünyayı ele geçirme/para kaldırıp meksika yoluna düşme planları yapmaktadırlar. kahramanımızın sevgilisi rehin tutulduğu diğer kişiler arasında kendini belli eder, bir liderlik tavırları veya cesur insan, kötülere boyun eğmeyen insan portresi çizmekte, kadınların gücünü sergilemektedir. kötü adamlar her ne kadar üstüne yürüsede diğer rehinelerin ezilmesine izin vermez, kafasına silah dayasalar da geri adım atmaz. bu sırada kahramanımız tam gaz ortama girmekte ya tekme tokat adam dövmekte yada tek tabanca ordu indirmektedir. kahramanımız her bir yeri geçer ama kilitli bir kapıda alır (eh o da insan). tabii kimsenin kapatmayı aklına bile getirmediği havalandırma delikleri vardır, bu deliklerden sürünülür, kahramanımız toz içinde is içinde kalmıştır ancak saçlar bozulmamıştır. deliklerden geçilir kötü adamın karşısına çıkılır. kötü adam aynı zamanda satıcıdır, herkesi satar, yanınada kahramanımızın sevgilisini alır ve kaçar. kahramanımız durmak bilmez, yoluna çıkan herkesi doğrar ve sonunda, yüksek bir yere(bina tepesi, trenin üzeri, vs.) kaçmış olan kötü adamı bulur. bir süre kapışır bunlar en sonunda kötü adam düşecek gibi olur, tam uzanırlar ya ellerinden kayar adamın eli yada hiç yetişemezler ve kötü adamımız böyelce tarihe karışır. bunun üzerine kahramanımız ve sevgilisi bir kenarda sarılara otururlar bu sırada helikopter ve polis sirenleri duyulur, ekran kararır...

en güzel kız ve en yakışıklı erkeğin kurtulması.

(bkz: amerikan filmlerinde kopeklerin olmemesi sorunsali)

bir konuda araştırma yapan polisin veya avukatın,çok güvenilir,idealist,araştırmacı bayan iş arkadaşı vardır ve film boyunca görünmeyen bu arkadaş,kahramanımız soruşturmada çıkmaza girdiği anda ani bir telefonla; "sana süper haberlerim var,jeyms geçen yıl hangi müzayedeye katılmış tahmin et." ya da "bil bakalım jamesin liseden en iyi arkadaşı kim?tabii ki maykıl.ve maykılla 2003 yılında kurdukları kulübün adı ne biliyor musun?" gibi sürpriz haberlerlerle ortaya çıkarak soruşturmanın gidişatını değiştirirler.

karanlıkta tenha yolda araba sürülürken arabanın önüne geyik ya da harap bir şekilde dağınık saçlı sarışın gotik bir kızın çıkması.

korku filmleriyle ilgili olanların tümü ghost ship filminden takip edilebilinir.

mezar açıldığında kapağı tertemiz tabut

(bkz: rüzgardan sokakta sallanan bakkal tabelası/#3870900)

(bkz: amerikan filmleri)

suc islemis insanlarin default olarak gidecekleri yer meksikadir.

kilise dimdik ayaktadir hic bir kotuluk iceri giremez, ortalik yikilir, kilisenin burnu kanamaz (nasil yani?)

çin yemeği mutlaka chopstick ile yenir (gerekçe: aksi takdirde seyirci çin yemeği yendiğini unutabilir)dürbünle bakılırken dürbün şeklinde şablon içinden görüntü verilir.tutulan balıklar ölüdür, zıplamazlar

amerikan savaş filmlerinde, amerikan askerleri, ağlamakta olan, aç olan düşman halkın çocukları ile çikolatalarını paylaşır, gönüllerini alır. her amerikan askerinin cebinde çikolata vardır, yenmemiştir, hayatlarında çikolota görmemiş çocuklarla karşılaşmak zorunda oldukları için önce çikolatanın nasıl yeneceğini öğretmeleri gerekebilir (direk yutma, çiğne önce, vs. çocuk aç lan aç) ama o melekten bozma amerikan askerleri sahnenin sonunda çocuğun gönlünü almış, onu gülümsetmeyi başarmıştır.

korku filmlerinde ilk öldürülenler sevişenlerdir.

korku filmlerinin sonunda bizim bilmediğimiz katilin geçmişiyle ilgili lanetli bir hikaye ortaya çıkar. genelde katilin annesinin geçmişi sakattır.

filmin başında salak imajı çizen gözlüklü eleman ne zaman ki gözlüğü çıkarır işte o zaman ortamların amına kor.

polisler önce suçlu konumuna düşerler ve rozetleri alınır, sonra da tek başlarına olayı çözüp rahata kavuşurlar.

komedi filmleri genelde 2 zıt karakterin karşılaşması üzerine kuruludur.

filmin başında 2 sıkı dost birbiriyle dövüşür (tabii spor amaçlı). dövüşten sonra biri diğerine önemli bir taktik verir. taktiği verenin sonradan kötü adam olduğunu anlarız. filmin sonunda 2si karşı karşıya gelir ve iyi olan kötüyü kendi taktiği ile alt eder.

(bkz: http://www.nostalgiacentral.com/.../20moviethings.htm)

bir dedektif bir davayi ancak askiya alindiginda cozebilir.

bir cok laptop bilgisayar, istilaci uzayli uygarliklarinin iletisim sistemlerini bozacak kadar gucludur

dovus sanatlari iceren bir kavgada dusmanlariniz sayica ne kadar cok olurlarsa olsunlar etrafinizda dans ederek donup dururlar ve oncekiler nakavt oldukca sirayla kavgaya girerler

polis departmanlari memurlarini kesinlikle zit karakterlileriyle eslestirmek icin onlara kisilik testleri uygularlar

bir kagit ataci veya bir kredi kartiyla her kapi acilabilir; tabi, bu kapi icinde bir cocuk bulunan ve yanan bir evin kapisi degilse

fbi, cia'in bilgi sistemleri birileri bize girsede pat diye cevap versek tarzinda cok misafirperver calismalar icindedirler

en tehlikeli yaralarla yaralan biri gikini bile cikarmaz, ama bir kadin yaralarini temizlerken inler

bir pencere cami bariz gozukuyorsa, az sonra oradan biri disari atilacaktir

kontrol kulesinde konusabilecek birini bulan herkes bir ucagi indirebilir

herhangi bir binanin havalandirma sistemi mukemmel bir saklanma yeridir. sizi orada aramak kimsenin aklina gelmez ve siz de hic bir guclukle karsilasmadan binanin herhangi bir bolumune gidebilirsiniz

(bkz: bobregine calis john)

bütün numaralar 555 le başlar *

"bunu sana yaptim 007, bu geliştirdigim icatlar ile dunyayi elegecirmek isteyecek herkesin köküne kibrit suyu dökebileceksin. "diye başlayan cilgin profesorlerin yaptıgı tüm icatlar nedense film boyunca hepsi kullanılır. hiçbir alet edavat boşta kalmaz.

bilhassa animasyon filmlerde karşilaşilan;aptal ve yılışık olanla, zeki ve güçlünün mükemmel bir ekip olmasi.

amerikalılar üstesinden gelemeyecekleri problemlerde kaçarlar.sudan kaçma: deep impactateşten kaçma: forrest gump, independence daybuzdan kaçma: day after tomorrowölümden kaçma: final destination 1 & 2kaçanlardan sadece esas oğlan ve esas kız kurtulur.

atraksyonlu filmlerde kahramanlar surekli terler. terlemekle kalmaz, bunu homojenize yapmayi da basarirlar. yuzleri, gozleri; kollari, bacaklari islak islaktir. tam tersi de romantik-komedi tadindaki filmlerde vardir. bunlar da kosturur eder; sicaktan piser ama ne bir kizariklik olur yuzlerinde, ne de nefes nefese kalirlar. kucukken dunyada sadece bizlerin ve amerikalilarin oldugunu, ustelik onlarin iseyip sicmadigini bosuna dusunmuyormusum gercekten, insan degiller galiba.

camdan ruh falan girdigi zaman perde hep soyle bir kipirdar. demek cami bacayi kapatsak sorun olmayacak.

-sakin ol dostum hepimiz aynı taraftayız.

amerikan sinemasının komunizm çöktükten sonra bile kollektivizmi yeren onun yerine bireysel kahramanlığı öne çıkaran klişe filmler yapmaya devam etmesi çok sık görülen bir durum. amerikan halkının ve kültürlerini ihraç ettikleri diğer ülke halklarının bunca yıl anti komunist bir propaganda ile beyni yıkanmış ve toplum o öyle bir şekillenmiştir ki, bu tarz anti-komunizm propagandası kokan filmler, komunizm ortalıklarda olmasa bile tutulmaya devam etmektedir. tipik olarak en son vizyona giren the island filmi tamamen bu bakış açısına konumlandırılmış yapısı ile amerikan tarzını ve bireyselciliğini insanın gözüne gözüne sokmaktadır. filmdeki klon toplumunda herkesin tek tip giyinmesi, farklılıklara izin verilmemesi, özellikle amerikan tarzının vazgeçilmezi olan din ve tanrı olgusunun toplumda yer almaması, toplumu yönetenlerin toplumun çok üstünde bir konum ve konforda olmaları, aradan sıyrılan sistemi sorgulayan bir kahramanın bir şekilde toplumdan kaçması ve gerçek amerikan tarzının ve zenginliğinin hedef öğeleri olan motorsiklet, lüks yat, pahalı arabalar gibi ürünleri beğenmesi ve o topluma geri dönüp düzeni yıkması benzeri birçok film içerisinde defelarca kullanılmış temalardır. yönetmenin bakış açısına göre bu öğelerin miktarları ve içerikleri ile oynanarak, senaryo farklılaştırılıp birçok film yapılabilir. isteyen yönetmen filmine "tek tip toplum çok berbat birşey fakat amerikan toplumununda kötü yanları var aslında el birliği ile onları düzeltelim lay lay lom" mesajını yüklerken, kimisi "tek tip eşit toplum çok berbat birşey önemli olan zenginlik ancak süper güçleri olanlar tek tip olmaktan kutulabilir, kahrolsun fakirler, güç herşeydir orrayt!" görüşünü işleyebilir. genel olarak ada filminde ve benzerlerinde yüzeyel çıkartılacak dersler ve aslında pek belirgin olmayan bilinç altına gönderilen mesajlar ve dayatmalar hakimdir. hollywood filmlerinden çıkartılacak yüzeyel dersler; kahramanlar yakışıklı (yada güzel) ve bakımlıdır, hep iyidirler, kötülük yapsalar bilr iyilik için yaparlar, tüm kötüler gerçekten kötüdür ve iyi tarafları yoktur, iyiler ölmez ölse bile dünyayı kurtardıktan sonra ölürler, insanlık çok zor duruma düşünce mutlaka ilahi bir güç onu kurtarır, zenciler aslında iyidir (ilginç biçimde aslında amerika da zencilerden genelde korkulur ama toplumu kötü etkilemesin diye filmlerde bu durumun tersi işlenir, zenci amerikalıları daha yakından tanımak isteyenler için philadelphia'da saat gece 12'den sonra şehir turu tavsiye ediyorum), benzeri şeylerdir.birde bilinç altımıza sinsi sinsi sokulan fikirlere bakalım bakalım; kollektivizm kötü bir şeydir sıkıcıdır, iğrençtir insanın gözünü boyar, toplumun genelinden sıyrılmak için ya doğa üstü güçleriniz olması gerekir yada çok paranız olmalıdır (pratik dünyada birincisi olamayacağına göre?), güç ve kaba kuvvet herşeydir başarıya ulaşmak için şarttır, uzun diyaloglar ve entellektüel bakış açısı sıkıcı ve zaman alıcıdır bi boka da yaramaz zaten, bilim adamları başta iyi bile olsalar sonradan elde ettikleri bilimsel başarılarla gözleri döner ve sapıtırlar, darwinizm yoktur onun yerine burada lamarck'ın borusu öter, tanrı, ruh ve benzeri irrasyonel alem vardır ve habire de mucizeler olur, amerikan ordusu dünyanın en mükemmel gücüdür, silahları süper, askerleri yenilmezdir dolayısı ile diğer ülkeler mecburen boyun eğmelidir onlara, amerikanın dostu ülkelerin yönetimleri iyidir halkları mutlu ve iyidirler, düşmanı olanların yönetimleri en üst düzeyden en alt seviyeye kadar safi kötüdür hem de halklarına habire işkence yapmaktan sadist bir zevk alırlar, amerikan olmayan herşey kötü, amerikan olan herşey kötü olsa bile iyidir, atom bombası faydalı bir araçtır, tütketim çok faydalı bir şey olup mümkün olduğunca büyük motorlu hızlı arabalar alalım ki hem doğanın canına okuyalım hem de arapları ve hamisi amerikayı zenginleştirelim, uzaylılar korkulması gereken yaratıklar olup bilmem kaç ışık yılı öteden mutlaka dünyayı ele geçirmek amacı ile gelirler. işin aslı amerikalılar, zamanında kızılderililere yapmış oldukları şeyleri "uzaylıların dünyayı işgali" şeklinde bize kakalayarak gayet iyi para yapmaktadırlar.

son yıllarda bu klişelere "bütün kötü adamların pedofili olması" de eklenmiştir..

(bkz: #8447256)

(bkz: hollywood sanrilari)

"bakalım anlamış mıyım" diyen adam akabinde biz seyircilere olayı özetler.

(bkz: amerikan sitcom kliseleri)

kaçan kişi metroya bindikten sonra metronun kapısı kapanır ve gider, kovalayan kişi asla metroya yetişemez.

nereye giderseniz gidin park edecek yeri anında bulursunuz.

genelde soygun filmlerinde olan bir klişe vardır ki uzun zamandır beni rahatsız etmekte.bu tür filmlerde** soygun yapacak ekibin elebaşı filmin bir yerinde mutlaka polis şefiyle bi yerde buluşur,muhabbet eder.polis şefi bunun bi boklar yiyeceğini bilmesine rağmen hiçbir şey yapmaz.filmde bu ikisinin birbirine çok saygı duyduğu alttan alttan verilir ki ilerde olur da bir yakalama meydana gelirse polis şefi yavşaklık yapabilsin de hırsızların kaçmasına göz yumsun.ulan hıyar sen bu herife kafede buluşma sırasında kelepçeyi takıp götürsene merkeze,orada bi güzel konuştursana.yok özgürlükler ülkesi ya bırak ebemizi sitsinler joe.

eğer beyzbol oynanacaksa,esas kişimiz** yapacağı üç atıştan ilk ikisini mutlaka ama mutlaka kaçırır.sayı yapmak için illa ki üçüncü atış beklenir.tabii esas kişimiz ilk iki atışını yaparken,seyirciler arasından da "yuuh,o nası vuruş be!" "sinek mi avlıyosun!" "vuramadı ki vuramadı kiii,eki eki." şeklinde olumsuz eleştirilerin duyulması da kaçınılmazdır.üçüncü atış yapıldığında ise,çok afedersiniz g.t olan seyircilerden şu tarz bi yorum gelir : "vay ibne."

bir de evdeki telefonun kablosu vardır ki istisnasız evin her odasının her köşesine ulaşabilecek kapasite ve bir o kadar da düğüm olabilme özelliği düşüktür, hatta hiç yoktur. kahramanımız alır eline telefonu o oda senin bu oda benim dolanır durur evin içinde ama yinede o kablo düğüm olmaz, sehpanın bacağına takılmaz, ya da evde olan diğer bir kişinin ayağına dolanmaz*. nereye çeksen gelir. bizde öyle değil ama 2 metreyi geçen herşey hemen düğüm olur, açabilecek kapasitede bir insan evladı da bulunmaz. ya kablo üreten şirket bizi kekliyor ya da biz hala telefon kullanmayı öğrenemedik. burdan da cep telefonlarını neden bu kadar yaygınlaştığına yönelik sonuçlar çıkarılabilir, niyetinize göre.

sevimli çocugun basketbol maçına işi dolayısıyla babası hiç gelemez.hatta söz verir çocuga ve karısına bu maça geleceğim diye fakat trafik sorunu vs.. birşey çıkar muhakkak.çocuk maç başlamasına yakın üzülür.''neyse lan siktir et'' denir ama atılan son saniye 3lüğünü baba bir köşeden görebilmeyi başarmıştır. çocuk da bunu görür sevindirik olur. olmadı son saniye 3lüğü onu da köpek gelir atar. ama kurallara göre ''köpek oynayamaz'' yazmadığı için basket geçerli sayılır.arabaya ihtiyacı olan sivil polis;''dur polis in arabadan.ihtiyacım var'' der. kırmızı ferrari de ki genelde 20li yaşlarda ki zengin abimizde sevimli görünmeye calışarak arabadan iner ve kesinlikle bir espri yapar;''oo adamım dikkat et o masteng g 630 u 432 vs.. vs..!!aynı durum türkiye de olsa;siktir lan polismiş çekil la amuğa kod...!!

eger bu bir dizi film ise filmde misafir olarak unlu bir grup, sarkici vb. varsa eninde sonunda ana karakterlere veya hikaye edilen mekandaki herkese konser vermeden edemezler. aslinda bir sahnede silah gorunduyse mutlaka kullanilir ilkesiyle esdeger ozellik tasir.

bir hollywood filminde güzel bir kadını biri hor kullanıyorsa, o kadını mutlaka başkası kapacak demektir. demek ki bir filmde olduğunu hissediyorsan güzel kadınlara iyi davranmalısın.

uçurumdan veya başka yüksek bi yerden düştüğünü sandığımız kahraman aslında bir dala ya da çıkıntıya tutunmuş ölümden kurtulmuştur.ayrıca kurşunları çoğunlukla bitmez bitse bile hiç ummadığımız bir objeyi silah olarak kullanıp rakibi saf dışı bırakırlar.yok edilmesi gereken son düşman mutlaka bir adilik yapar, bel altı çalışır.kafasına silah dayayarak rehine almış adam mutlaka ölür.zenci kadınları ağlatırlar.bankalar eski metro tünellerinin üzerine inşa edilmişlerdir.esas oğlanla esas kız filmin başında kavga eder sonunda sevişirler. esrarengiz kız hep verir. tabi ki türk filmlerinde de olduğu gibi çarşaf kadının kafasından aşağısını erkeğin bel altını kapatmaktadır.kahramanımız uyuyo olsa da uyanır uyanmaz feci refleks isteyen serilikler gösterebilir ve yastığının altındaki silah uyurken asla rahatsız etmez.bi çok filmde gece yarısı bahçeye kuyu kazan manyaklar vardır.cinayete kurban gitmiş çocukların ruhları milleti öldürür.yan karakterlerin hepsi ölse de baş rol kurtulduğunda mutlu son müziği verilir. ölenler için yas tutulmaz.zengin ve esrarengiz illegal menşeili patronun villasının havuzunda güzel kızlar çimer.yüzde 80 i insanı bayar.

elleri titreyen kızın el fenerini illa ki yüzüne doğru yakması

sanki kizilay dagitmis gibi tum ailelerde cevresi ahsap kapli, manda kasa station wagon arabalar olmasi ve bu arabalarin bagajindan cikan gigantik boyutlardaki dev kese kagitlari, kaldi ki bunlarin icinde mutlak suretle uzun ekmeklerden* ve pringles tarzi turkiye'de satilan markalarin hic gormedigimiz farkli renkli yeni urunleri bulunmaktadir, her urun mutlak suretle plastik ambalajlarda olmalidir. hatta hic unutmam, bir pazar sabahi inter star'daki gene boyle bir amerikan filminde, gene ayni bu sahnelerden birinde dilimlenmis domatesi plastik ambalajda gormustum de, o cocuk yasimla, ''ananizin .mi artik!!'' demistim; domatesi niye dilimleyip ambalaja koyarsin sen yaa, hani domatesin suyu, hani kokusu, hani vitamini... yuhh...

avukatlar karşi tarafin muvekkillerini konuşturmakta cok ustadirlar. karşi tarafin avukati başlarda "sus, konuşma" dese de savundugu insan agzini azicik acsa birden susar, adam herşeyi anlatir ve polis amcalar gelip sucluyu tutuklar.

eğer film doğa ile ilgili bir facia filmiyse (deprem, fırtına vb.) başrolde eşi ölmüş, yaklaşık 16-18 yaş arasında söz dinlemeyen bir çocuğu olan ve muhtemelen doktor vb. bir işi olan bir sevgiliye sahip bir bilim adamı olur ve çocuk genelde hep olmaması gereken yerde olduğu için onu bu faciadan kurtarma işi ebeveyne ve sevgilisine aittir.

kotu adamlarin ismi garip bir sekilde 'keyn' diye okunan bir kelimenin varyasyonlari olurlarcain : robocop 2kane : -mario bros -poltergeist 3-citizen kane (tam kotu adam sayilmaz ama sutten cikmis ak kasik degil tabi)kano : mortal kombatvardir daha heralde, aklima ilk gelenler bunlar

insanı koparan bir final yapacağız diye katil filmin sonuna kadar bulunmaz adam o kadar kusursuz cinayetler işlemişdir ki los angeles polisi olayı çözmek için telef olur. artık filmin sonlarına doğru, işlenen son cinayetten sonra polis olayı arkadaşına anlatır;-adamı çok feci öldürmüşler..-başına silahla vurması çok kötü olmuş, (polisin yüzü kireç gibi olur..)-ama ben sana başına silahla vurdu demedim ki..katil adam çıkar, embesil adam filmin başınadan beri 30 tane kusursuz cinayet işlemişdir yakalanmaz, 1 dakika ağızını tutamaz ve yakalanır...

- birisi yaralandığı zaman, tedavi eden hep karşı cinsten olur, olayların gelişmesi mümkün olur- kabuslardan çığlık atarak ve kan ter içinde uyanmak mecburidir- her genç kızın odasında pembe bir telefon bulunmalı ve kızımız o telefonu yatağa yüzüstü uzanıp ayaklarını kıçına doğru sallayarak kullanmalıdır- suya yakın bir yerde kavga ediliyorsa, kavganın o suyun içinde devam etmesi kaçınılmazdır *- yakınlarda bir katil varsa, kadın karakterler güzel bir müzik eşliğinde duş almalıdır- her mikrofon sahnesi için bir feedback ses efekti hazır edilmiştir

polis yolda gördüğü ergen gencin bi haltlar karıştırdığını gözünden anlamıştır ve uyarır-hey dostum senin bu saatte okulda olman gerekmiyo mu ?!?

kasaba şerifiyle yardımcısı arasında geçen diyaloglar...yardımcı yalakalık gereği şerife kahve uzatır. şerif bir yudum alır, gözleri ufka bakar vaziyette :- ''bu gece çok zorlu geçecek hede'' der. ve zorlu gece başlar... böyle en az 2 düzine filme rastladım...

kadın gecenin yarısı uyanınca kocasını yanında bulamaz ve "oh maykıl ner ar yu?" diye evde kocasını aranmaya başlar. bu sırada kocası fbi, cia veya uzaylılar tarafından kaçırılmış maceralara doğru koşmaktadır. hiç bir filmde adamın cır cır olup tuvalete kalktığı görülmemiştir.

(bkz: kahramanin son darbesi oncesinde sevgilinin rolu)

super kahramanlar piyasaya ciktiktan hemen sonra super guclu kotuler ortaya cikarlar. bu kahramanlar yokken etrafta normal suclular gezinir.

kahramanların biri zenci diğeri beyazdır.beyaz ve zenci çok iyi anlaşırlar aralarından su sızmaz.tek problem zenci bazı zamanlar "bana zenci mi demek istedi" diye düşünür.az sonra bomba patlayacaktır ve oracıkta zenci çocuğu kurtarılmayı bekler, beyaz kahraman son saniyede hayatını riske atarak çocuğu kurtarır.hemen sonrası beyaz çocuk ucurumdan düşmek üzere olan bir arabanın içinde çırpınmaktadır,evet tahmin ettiğiniz gibi zenci kahraman, son saniyede hayatını riske atarak çocuğu kurtarır.artık yönetmen bilinci mi dersiniz ,abd hükümetinin baskısımı bilinmez bu iki toplum gül gibi geçinip giderler.

aslinda simdi deginecegim kliseye, yeni bir baslik acmak, ismini de "bir takim antin kuntin nedenlerden dolayi tehlikeyi iplemeyen ust duzey yetkili ve amirini ikna etme yolunda deliye divaneye donen kahraman konsepti" koymak ister idim ancak olmadi olamadi.bir insan evladi olsun da seyrettigi 3. sinif hayvanli bir gerilim filminde bu kliseye rastlamamis olsun ? mesela dun aksam uyku tutmadi, actim televizyonu show tv isimli kanalda dev ahtapot 2 isimli -utanmadan ikincisini de cekmisler- bir film oynuyordu. ozetle, "bilmemne akintilari ile amerikanin epey islek bir eyaletinde bulunan bilmemne nehrine suruklenen ve suruklendigi bu yeni mekani evi belleyerek, sinirlari icine giren insan evlatlarini sikertmeye ant icmis dev bir ahtapot" gibi bir konuyu kendisine senaryo bellemis olan bu filmde, 6 tonluk romorkorleri parca pincik ederek murettebati yerle yeksan eden ahtapotun yedigi haltlar yetkililer tarafindan adli vakalar olarak nitelediriliyor ve kimse ipine takmiyor. daha sonra filmin kahramani oldugu anlasilan civan bir delikanli cikip olaylarin bir insan tarafindan degil de hayvan gibi bir ahtapot - hayvan gibi bir ahtapot ?- tarafindan gerceklestirildigine kaani oluyor. hal boyle olunca hemen amirine haber ederek durumu aktariyor ve hassittir lan muamelesi gorerek tassak gecildigi yetmezmis gibi bir de firca yiyiyor.neyse efendim kahramanimiz daha sonrasinda turlu cesitli yollara basvurarak patir patir olmekte olan insanlarin failini kanitlamaya calisadursun bizler de bu arada, olaylarin cereyan ettigi tarihin iki gun sonrasinda ilgili bolgenin kurtulus gunu kutlamalari oldugunu, bu munasebetle bolgeye her ulkeden duzinelerce cocugun gelecegini ve nedense kutlamalarin nehire dolusacak 20bin adet tekne vasitasi ile gerceklestirilecegini ogreniyoruz. -haydaa-... tabii belediye tarafindan duzenlenen bu organizasyon adina olaylarin icine belediye baskani ve belediye baskaninin yardimciligini yapan tas gibi bir yenge de dahil oluyor. -ki yenge konspeti vezgecilemeyen ikinci bir klisedir.- eveeett, konumuza en ust duzey yetkili ve tas gibi bir civir da eklendigine gore geri kalanini siz de tahmin edersiniz; hatun film sonunda kahramanimiza verecegi icin hemen guveniyor ve ahtapot'un varligina inaniyor. sonra bu ikisi el ele verip belediye baskanini ikna turlarina cikiyolar, belediye baskani aylarca hazirlandiklari organizasyon gume gitmesin diye bunlara makamindan sittir ediyor; sonrasinda da kutlama gunu gelip catiyor ve ahtapot arkadasimiz buldugu her sabi subyani silip supuruyor falan filan...

(bkz: talking killer)

italyan asilli ailelerde mutlaka bir tony bulunur.

temponun düştüğü anlar bu klişelere örnektir: savaşın en civcivli anı, kurşunlar yağmur gibi yağıyor, iki adım ötede bombalar patlıyor, düşman hızla bulunduğunuz yere doğru yaklaşıyor... ve siz ne yapıyorsunuz? ölümcül yara almış arkadaşınızın yanında diz çökmüş sohbet ediyorsunuz. hayır bırakıp gidin demiyorum ama biraz da ortama uyun yani. insan on metre yanında bir bomba patladığında bir irkilir, bir başını eğip kendini sakınır, arada bir düşmanın geldiği tarafa gözucuyla olsun bir bakar. bizim kahramanımız sanki kahvede çayını yudumlayıp, bir yandan da arkadaşıyla geyik yapıyor.-kirli co'nun horozunu hatırlıyor musun mayk? sabahları ne kadar güzel öterdi.-baaamm...(st5 güdümlü, 40 metre)-gene ötecek corc, bu lanet olası yerden kurtulduğumuzda oraya döneceğiz ve sen her sabah o çirkin kuşun sesiyle uyanacaksın.-tatatata takata taka tata...(p4 ağır makinalı, 30 metre)-hayır mayk, benim sonum geldi artık. hem zaten kirli jo'nun artık horozu yok.-blammm...(cff havan, 20 metre)-tabii ki var. ve biz geri döndüğümüzde bizi bekliyor olacak.-degada boommm...(cp7 bazuka, 15 metre)-maayk, o horozu kestim ben.-tanrım. ne yaptın corc.-dıkşın, dıkşın...(m4 piyade tüfeği, 12 metre)-hatırlıyor musun, son gece, en büyük asker bizim asker kutlaması bizim evde yapılacaktı. ve evde size ikram edecek hiç bir şeyim yoktu. -plaakt...(zt7 el bombası, 9 metre)-bize hindi demiştin.-zloombd...(cff6 havan, 7 metre)-söyleyemezdim mayk. anlıyor musun?-tak tak tak tak...(brokencastle5 tabanca, 5 metre)-eminim kirli co bunu umursamayacaktır.-tık...(sony td3 uzaktan kumanda, 3 metre)eğer bir amerikan filminde, temponun en yüksek, gerilimin gitar teli kıvamında olduğu bir anda böyle abuk bir konuşmayla tempo birden bire "love story" seviyesine indiyse bilin ki bu bir reklam arasıdır. tanrı'nın reklamı, kilisenin sesidir bu. her aksiyon filminde vardır. hikaye ortadan kesilir ve araya bir rahip tarafından yazılmış bir diyalog girer. sık sık "beni affedecek misin?", "tanrı günahlarını bağışlasın", "aslında ben her zaman seni sevdim", "sen aslında iyi bir insansın" gibi ifadeler geçer. asla "aşağılık pezevenkler benim hayatımı kararttılar, öldür onları mayk, hepsini öldür" şeklinde kilise öğretilerine ters bir konuşma geçmez. ölümle kalım arasındaki insanlar bir an dururlar ve hayat sorgulaması yaparlar. evet konuşmalar asla dinsel içerikli değildir ama kilise öğretilerinin bilinçaltı çağrışımlarını amaçlar. bu konuşmalarda genellikle bir duygunun veya suçun itirafı yer alır ki(yukarıdaki örnek) aslında doğrudan doğruya bir günah çıkarma seansıdır. genellikle ölmekte olan bir kişi ile filmin ana kahramanı(hem hero hem de main actor anlamda) arasında geçer. başrol oyuncusuna yedek rahiplik yaptırarak, dinsel bir kişilik yükler. böylece amerikan halkının içinden çıkan kahraman(seyircilerin kendilerini yerine koydukları kişi) aynı zamanda iyi bir hristiyan olur, hayat bayram olur, cebimiz şeker dolur, uysa da olur, uymasa da olur.not1: kilise her zaman, "kilise adam öldürmeyi hoş görmez" imajı yaratmaya çalışmıştır. ancak gerçek öyle midir tartışması başka başlıkların konusudur. not2: bu entry'de değinilen filmler "malum amerikan filmleri" dir. tüm amerikan sinemasını kapsamaz.

(bkz: hayatimi senin gibileri ortadan kaldirmaya adadim)

hafizasini kaybettiginden şuphelenilen birisine gun, ay, yil gibi şeylerin yaninda amerikan başkaninin kim oldugu sorulur.

polislerin uyusturucuyu ele geçirdikleri sahne vardır ki ben pek severim. şöyle tasvir edeyim: polisimiz ve yapışık ikizi rolündeki ortağı bir yere baskına giderler, izinleri yoktur genelde. giderken bi silah sesi duyulur, çete gammazı yakalamıştır orda infaz eder. bu esnada polisler saklanır. nasıl olursa bu esnada saklandıkları yerde uyusturucu bulurlar. test etmek için yetenekli polisimiz cebinden küçük, şirin çakısını çıkarır; paketi yarar(tam da bunu yapar) sonra çakının ucuna bir miktar alır ve tadına bakar. ağızdan alırlar hep uyusturucuyu. sonra "hmm... birinci kalite" der; ortağı da "adi piçkuruları vs" gibisinden bi küfür savurur. merak ederim nasıl anlar bunu? bu şeylerin formülü sürekli olarak iyileştirilmekte(!) sen nasıl oluyorda takip edebiliyosun bu durumu? narkotik içinde eğitimler mi veriliyor uyuşturucu kalitesi hakkında? böyle ilk tadışta kalitesi hakkında yargıya varıyosun. kurabiye canavarı dahi kurabiyenin kaliteli olduğunu paketin tamamını bitirdikten sonra duyururken bu ne hız?

f.b.i ve yerel polisin davaları paylaşamaması... sürekli lanet federeller gelip olaya el koyar ve polisleri kahve almaya gönderirler. nedense amerikada bu iki kurum da çalışmaya deli meraklıdır. türkiyedeki gibi polise gittin mi "oraya jandarma bakıyo bacım" lafına, jandarmaya gittin mi "polisin bölgesi ora" cevabına maruz kalma gibi bi durum asla cereyan etmez. olayı incelemek için birbirlerine girer bunlar.

zenci fbi gorevlileri daima 100-150 bin dolar arasinda degisen ustu acik arabalarla gezerler, ne bulunmaz hint kumasidirlarsa artik fbi'dan essek yuku ile para alirlar suburb'larda otururlar 3 katli havuzlu evleri vardir.. * * *

bu filmlerdeki önemli bir klişe daha önce tanışmamış, isim alışverişinde bulunmamış kişiler arasında geçen cin isim öğrenme teknikleridir. - sizinle yakın zamanda irtibata geçeceğim mistııır ıııım ?- ohara. larry ohara. bu ohara rolündeki adamda hiç mi sormaz ne miyavlıyosun arkadaşım diye? adam gibi sor söyleyelim ismimizi diye..

eğer bir film amerikan filmi ise mutlaka iyi kötü bir kaç klişesi olmalıdır, yoksa sayılmaz.

egzotik ormanlarda hazine avcılığı yapan grup 3-4 kişiden oluşur. bunların içinde mutlaka hafife alınan ve her durumda ota boka espri yapmaya çalışan kimsenin sallamadığı bir tip bulunur. bu eleman hep en geriden gelir, yürürken daima arkasına bakar ve durmadan konuşur. yavaş yavaş yürürken başını tekrar önüne doğru çevirir ve o an bir ağacın dalından baş aşağı sarkan insan iskeletiyle burun buruna gelir. önce kısa bir bakışma yaşanır. sonra avazı çıktığı kadar bağırıp bütün eşyalarını fırlattıktan sonra gruba yetişmek için depara başlar. bi de filmin sonunda kesin bi kahramanlık yapar ve grubun lideri onu sever, bağrına basar, kanki olurlar.

kötü adamlar bazen çanta değiştirmek gereksiz atraksiyonlara girebilir. efendim şimdiki gibi televizyonu açtığınızda karşınıza yerli dizilerin değil, üçüncü sınıf amerikan filmlerinin çıktığı yıllar. kumandayı eline alan baba, haberlerden sonra genellikle show tv aksiyon filmlerini seyrediyor. bu filmlerde de ya eski bir vietnam askeri uzakdoğuda çekik gözlü ırkın amına koyuyor, ya da iyi polis kötü polisçilik oynayan iki ortak amerikayı sapık teröristlerden kurtarıyordu.entrynin konusunu da bu iyi polis kötü polis filmleri oluşturuyor. bu filmlerde her zaman polisler çıyanın başına ulaşmak için mafyanın bir elemanını takibe alır. eleman siyah takım elbisesi ve elinde bond çantasıyla şehrin en kalabalık caddesinde ilerlemektedir. derken yaya geçidine gelir. yeşil ışığın yanmasını beklerken karşıda biriken kalabalığın içinde yine takım elbiseli ve bond çantalı bir adam daha göze çarpar. biriken kalabalık içinde herkes sağa sola bakınırken bu iki adam aralarında bir göz teması kurar ve hiç bozmazlar. derken yeşil ışık yanar ve braveheartı andıran sahne başlar. onlarca kişi karşıdan gelen kalabalığı yarıp kendine bir yol ararken bu iki adam istiflerini vearalarındaki göz temasını bozmadan birbirine yaklaşır ve bond çantalar bir anda el değiştirir. aslında amaç ne kadar etrafa farkettirmeden çanta değiştirmek olsa da kabak gibi belli olur bu değiş tokuş. yani belli ki birinin içinde mal, diğerinin içinde de para var. ne gerek var böyle atraksiyonlara. paşa paşa buluşun kuytu bir yerde doğrultun silahları birbirinize sırayla açın çantaları. bir taraf parayı kontrol etsin diğer tarafın adamı da bıçakla eroini kontrol etsin. sonra polis bassın buluşma mekanını tarayın birbirinizi, siz de rahatlayın biz de.

emekliliginden bahseden polisin oyle ya da boyle olmesi..

filmdeki hacker kişisi birşeyleri araştırırken, esas kız ve oğlan bilinmeyen bir cafede oturmakta ve olayları konuşmaktadırlardır. derken hacker kişisi birden bire ortaya çıkıverir. eas kız ve oğlan "bu da bizi nereden buldu" demeye kalmadan, kahramanlarımıza falanca konuyu araştırdım da şu sonuçları aldım diyip bir dizi rapor sunar. hackerlar, kahramanlara gps mi takmıştır ki nerede olduklarını bilsin? veya olayın geçeceği bölgede tüm araştırmalar o cafede mi yapılır, anlaşılmaz...hacker demişken, eskiden gözlüklü, tombik ve sürekli sandwich yiyen hacker imajı, günümüzde yerini güzel kızlara bırakmıştır. ama mouse halen kullanılmamaktadır.

dikkat ettim tüm kötü kadın karakterleri gayet şuh(şuh ne kelime, gayet erotik ama neyse) kıyafetlerde, super seksapel, bi bakışıyla kaç kişiyi baştan çıkarır, parlak rujlar, ojeler, sufer gece kıyafetleri, miniler vs. giyiyor. öte yandan esas kızımıza bakıyoruz; hadi makyaj için vaktin yok ya da prensip olarak yapmazsın neyse ney de, aplacım git bi saçını tara en azından. sonra esas abimiz o fettan hatunu kesince krize giriyorsun; müstehak sana hepsi.edit: bu kötü kadınların iç çamaşırı giymediklerine bahse girerim.

eğer büyük bir çatışma sonrası birileri ölecekse, sağlık ekibi, ambulans, vs. gelse bile, o yaralı kişiyi bulunduğu yerden kaldırmazlar.filmin esas kişisinin gelip, onunla son kez konuşmasını beklerler.konuşma tamamlandıktan sonra da ilgili şahıs bir anda ölüverir.- hey mike, bırak o adamı.birazdan ölecek o.+ ha? abi çok kan kaybediyo.hastaneye yetiştirebilirsek, yaşama ihtimali var.yeniden hayata döndürebiliriz...- yahu olm karışma şu işe.birazdan tommy gelip onunla konuşacak.+ hımm, anladım.ölecek diyosun yani.hepiniz sadistsiniz olm.bi daha sağlık ekibinde rol alırsam bak...eğer esas kişimiz aynı duruma düştüyse, filmin sonu geldi demektir.yaşama şansı çok düşük bi ihtimaldir.hüzünlü bi son bizleri bekliyordur.

filmin en heyecan verici (!) yerinde, karakter kendi kendine ya da yanindakine soyle der:-bu isten sag saglim kurtulursak maasima zam isteyecegim..ulan basrol degilsen oleceksin 2-3 dakika sonra, nedir bu paragoz olma durumlari? ey amerikan, titre ve kendine gel yani...

önceden planlanmış kararlaştırılmış romantik akşam yemeğine taraflardan biri gelmeyince, caanım yemeklerin sinirle direkt çöpe dökülmesi artık bir ritüeldir. yahu, israf, yazık, günah. buzdolabın var, mikrodalgan var. mis gibi bifteği niye döküyosun çöpe?

(bkz: parayı masaya bırakıp garsonu beklemeden kalkmak)(bkz: size bir telefon var efendim)

kişi katilden kacarken arabasina kosar ve o araba bir turlu calişmaz. içinden üç kulhuvallah bir elham okuyup direksiyona vurduktan sonra ancak calisir.

csi tarzı filmlerin vazgeçilmezlerinden biri de görevli polis memuru veya dedektifin bizim hayatımızda duymadığımız en zırt kimya formülleri hakkındaki bilgi birikimini durduk yere ortaya dökmesidir.- dedektif, olay yerinde bu tişörtü buldum..- şunu görüyor musun.. potasyum permanganat.. dostum bu şey koca bir boğayı beş saniye içinde öldürmeye yeter.. hmm.. peki neden gömleğine bulaşmış olsun ki ?- dedektif şuna bir bakmanız lazım.. - boya kazıdıkça çıkıyor. magnezyum stearat.. suyla birleşimi patlayıcı etki yapar.. peki neden boyada stereat kullanmış olabilirler ki ?- dedektif buna göz atmak isteyeceksiniz..- şunu gördün mü.. sodyum hipoklorit... bildiğin çamaşır suyu. peki renklilerde neden çamaşır suyu kullanmış olabilirler ki ?

(bkz: yirmi senedir ayni sucluyu kovalayan dedektif)(bkz: dur sana bir içki hazırlayayım)(bkz: ameliyat esnasinda sohbet eden cerrahlar)(bkz: bilardo oynayan is adami muhabbetleri)

-sevişme sahnelerinden sonra yatağın örtüsü her zaman erkeğin beline , kadının ise boynuna kadar örtülüdür.-filmin kahramanı arabasından indikten sonra kapıları asla kilitlemez, amerikada o kadar araba çalınır fakat kahramanın arbasına hiç kimse dokunmaz.

filmde bir kopek ve kotu adam varsa, kopek bir şekilde kotu adamı anlar ve ona havlar. ayrıca anakonda tarzı, ormanda geçen filmlerde mutlaka yırtıcı hayvanımız (ki bu genelde timsah yılan falan olur) mutlaka ilk olarak kadınlara saldırır. isterse 20 erkek 1 kadın olsun, yine adres bellidir.

eğer kahramanlarımız neon ışıklarının yanıp söndüğü bir sokağa ya da oraya yakınlarda bir bara girmişse yakınlarda kavga çıkacak demektir. hatta yanıp sönen neon ışıkları amerikan filmlerinde dikkat tehlike anlamına gelir.bir amerikan filminde fransız polis olacaksa o karakteri jean reno oynar ya da fransa da geçen her amerikan filminde jean reno mutlaka vardır.

kahramanlar istedikleri kadar yiyip icebilirler, ancak hirbir sekilde tuvalate gitmeleri gerekmez. kullanilan bombalar mutlaka gorunur bir yerde ve patlamaga ne kadar zamanin kaldigini gosteren bir sayaca sahiptir. bombalarda tum kablolar ayri renktedir boylece kahraman kolayca dogru kabloyu ayirt eder. kahramanlar ya genelde taksi parasi odemezler ya da mutlaka paralari tam cikisir. herhangi bir kahraman, eger tehlikede degilse, ne kadar islek bi caddede olursa olsun istedigi zaman bir taksi bulabilir. kahramanlar sehir merkezinde istedikleri zaman istedikleri yerde park yeri bulabilirler. her hangi bir araba kovalama sahnesinde arabalar ne kadar zarar gorurlerse gorsunler hicbiri calismaz hale gelmez. kahramanlar ne kadar ciddi bir kavgaya girerlerse girsinler aci cekmezler, ancak yaralari guzel bir kadin tarafindan temizlenirken canlari mutlaka acir.kahramanlar genelde omuzlarindan yara alirlar, ancak bu durum ellerini kullanmalarina genelde engel olmaz.

pompalı tüfekle vurulan birisi en az 5 metre uçar. hatta ağır çekimde uçup masayı, camı, kapıyı parçalayarak iniş yapar.

pompalı tüfekle vurulan o kişi şişmansa, beş metre uçtuğu sırada yanakları sallanır. eğer şişman ve zenciyse, daha vurulmadan, "madıfakı" derken yanakları sallanmaya başlar.

pompalı tüfekle vurulan kişiden filmin tipine göre -a tipi b tipi c tipi - kan fışkırır. a tiplerinde çok pis olur her yer. b tiplerinde delikleri görürüz,, kan da vardır hafif, c tiplerinde adam öyle pusar öyle bi döner ki delik mi kan akıyo mu akmıyo mu farkedemeyiz. en gerçekçisi hiç biridir.*

pompalı tüfekle vurulan kişilerin etrafında hep bir sürü cam vardır. bir tane allahın kulu da yoktur ki, dört tarafı beton ya da tuğla duvarın orada vurulsun. fil mezarlığı gibi, camı bol yere gittin mi vuruyorlar adamı.

pompali tufek satan elemanlar her filmde butun olayin basindadir. aynen dusmanlari kiskirtip silah satmaya calisan emperyalist gucler gibi, bu pompali tufek saticilari da her iki ceteye silah saglayarak paraya para dememektedir. bir cok amerikan filmlerinde klise olarak derin mesajlar gizlidir.

genellikle polisiye filmlerde görülen bir tip ve davranış biçimi için :(bkz: bas suphelinin dedektifleri siklemez tavri)pompalı tüfek sahibi cinayet zanlıları ise başlı başına bir konudur. bunu başka bir sözlükte inceleceğiz.

bu filmlerde klişe olmuş bir takım temalar mevcut bulunmakla birlikte eda tarz vs alanında da klişenin boku çıkarılmıştır. en fena sinir olduklarımdan birisi amerikan tarzı koşmadır ki her bi yere sirayet etmiştir. nasıl ki yıllar yılı türk sinemasında nayır nolamaz dendi, bunlar da böyle yıllar yılı.kahraman üzerine bir tehlike falan geliyorsa önce bizim o gerilimi hakkiynen yaşayabilmemiz için bize bir iki saniye tanır. tehlike (araba, canavar, silahlı adamlar, nazgul) bizim tarafımızdan gelmektedir ve bunu gören kahraman yerinde minimum üç kere yaylanır.. bir yandan da refakatinde biri varsa onun kolunu çeker, hacı gidiyoruz başlayalım yaylanmaya dercesine adeta, onlar öyle iki saniye falan yaylanırlar sonra koşmaya başlarlar.yok mudur bi abeslik görüp de anaa diyerekten tabanları yağlayan, vardır da azdır.frodosundan b filmi karatecisine kadar böyle bunlar.

birşeylerin aksi gidip filmin dallanıp budaklanarak uzaması ve işin içine daha fazla heyecan girmesi gerektiği durumlarda, arazide ilerleyen kimseler bir süre sonra bulundukları yerde daireler çizmiş olduklarını anlarlar.- şu ağacı hatırlıyorum.- evet, o bir dut ağacı.- hayır, bulunduğumuz yerde daireler çiziyoruz.

eğer bir evin salonunda gürül gürül yanan bir şömine varsa üç alternatif vardır:- önünde sevişilir,-alevlere düşünceli düşünceli bakılarak "ben bi bok yedim ama hadi bakalım" düşünce balonları eşliğinde bir kısım kağıt, defter vs.yakılır,-noel sabahıdır, bütün aile toplanır, hediyeler açılır.

bütün federaller toptur.

nedense bütün mezuniyet balolarında bir kasırga yada ne bilim bir hortum,sel yada bunun gibi bir felaket olur....ha doğal yolla ölenler,yaralananlar olmadı mı ya birisi cinnet geçirir ya da kavga çıkarır...

cinayet masası dedektifleri kafası paramparça olmuş bir ceset üzerinde araştırma yaparken çaylak polis içeri girer cesedi görür görmez dışarı çıkıp kusar.bu sırada dedektifler cesedin başında donut yiyip kahve içebilir.hatta birisi diğerine sabah karısıyla ettiği kavgayı anlatır.aynı zamanda bu dedektiflerin bir bakışta cesede otopsi yapma gibi bir yetenekleri de vardır.-bıçak izini görüyormusun john.kafası parçalanmadan önce 8 defa bıçaklanmış.-(john sigarasından bir nefes alır)dün gece saat 8 ile 10 arası ölmüş.der.olayı tartışırak olay mahalini terkederler.olay yerini terkederken gazetecilerin soru sorması ise opsiyoneldir.

bir kovalamaca mutlaka terk edilmiş bir fabrikada yada sanayi tesisinde biter, oraya nasıl gelinir nereden gelinir bir türlü anlaşılmaz. yada kötü adam tarafından buluşma yeri olarak böyle bir yer belirlenir.tesis terk edilmiş olmasına rağmen tüm borularda hala kızgın buhar vardır. ateş edilip delindiğinde kötü adamın yüzünü yakar.ne hikmetse tüm makinalar enerjili ve çalışmaya hazır vaziyettedir. hem kötü adam hem de esas oğlan sanki 30 sene burada çalışmış gibi hangi butonun hangi makinayı çalıştırdığını çok iyi bilirler. kötü adam bir butona basar, aniden gacır gacır diye konveyörler çalışmaya başlar ve esas oğlan üstüne düşer. esas oğlan bir butona basar zart diye bir vinç çalışmaya başlar ve lak diye kötü adamın gömleğinden takar. lan etrafta bir tane de fabrika işçisi, bekçi falan olsun, yok bunlar hiç sorun olmaz amerikada. fabrikayı öyle çalışır vaziyette bırakıp gidebilirsiniz.

kaframanımız kötü adamlar tarafından yakalanıp elleri ayakları bağlanmıştır. kötülerden biri elinde bıçakla yaklaşır, aniden bıçağı savurur ve biz tam da esas oğlanı öldüreceğini zannederken ipleri keser. bu insafa gelmiş arkadaş birkaç sahneye kalmaz muhakkak ölür.

kolej ve öğrenci filmlerinin vazgeçilmez klişesi şudur efendim:esas oğlan/kız bi şekilde yaşadığı çevreden ve okuduğu okulda arkadaşlarından ayrılıp başka bir okula gider.yeni bir ortama girer ve bu ortamda mutlaka ama mutlaka kendisini bir eküri bekler.bu ekuri genelde hep aptal ve esasoğlandan daha vasıfsızdır.açmak gerekirse;karakter kızsa ekürisi olan kız çirkin,sivilceli şişman bişeydir.karakter erkekse,eküri aptal,hep itilip kakılan bir tiptir.ayrıca yeni ortama giden zat-ı muhterem mutlaka bir konuda uzmandır(basketbol,futbol,dans,fizik,matematik vs.)

asansörün tavanı elle iterek rahatça açılır ve ordan doğru bir kaçış yolu mutlaka vardır.

büyükelçilikte verilen resepsiyon sırasında bir takım gizli işler çevrilmesi..

bir yerden geçişte/kaçışta ip, tel veya benzer bir şey kullanılıyorsa, son karakterin geçişi sırasında kopar. karakter önemliyse tırmanarak kurtulur; değilse veya iyilerin arasına sızmış bir kötüyse düşer, geberir. oooh iyi de olur. biz de kına yakarız.kurulanan bir foksa, zaten ne işi var ipte telde.

asansörün tavanında kahramanımız asansörün tepesine çıkıp aksiyona girsin diye kesin bir kapak vardır. hayır ben bu yaşıma geldim daha hiçbir asansörün tavanında yukarı açılan bir kapak görmedim. amerikaya has bir durum mu ki...

daha cok romatik komedilerde gorulen bir klise de sudur:taraflardan birinin kendisiyle ilgili sakladigi bir sirri vardir. karsi taraf bunu bilmez. sonradan bu sirri ogrenir. sevdiginden sogur. ama daha sonra sevdigini bu haliyle kabul eder.sonsuza dek mutlu yasarlar.

(bkz: bu hat güvenli değil)

bu filmlerdeki arama motoruna da hastayım*; lan ne biçim iş amına koyyim, ilk sayfanın ilk linkinde aradığın şeyle ilgili tüm detayları buluyorsun ipnenin evladı. lan o kadar gereksiz site var; oraya buraya tıkla milletin gerzek sitelerini gör bi. zilyon tane üreticinin, satıcının sitelerini gez. bak gör dünya turu yap bi, olm girmezsen o sitelere internet ölecek lan. her aradığını da ilk seferde bulma. maillerini çaldır bi kaç spam mail gelsin adresine. hep mi arkadaşlarından önemli mailler alıcaksın. bak viktorya sekret indirim yapmış yine, üstelik bilmem kaç paranın üstünde alışveriş yapınca ücretsiz gönderiyormuş. tüm bunları nasıl öğreneceksin her aradığını ilk seferde bulunca. ondan sonra iflas ediyorlar, alan yok, ilgi çekmiyoruz diye. gecelerimi google vs ile geçirdiğimde bunu hatirlarım[beynini siktimin ders çalışma onları düşün].

tarantino filmleri için söylersek ortada hiç açılmayan bir çanta hep vardır.

arada bir bazı korku-gerilim filmlerinde çıkan sapık amerikan ailesi kavramı hollywood'un sıkıştıkça başvurduğu ilginç bir klişedir. sapık amerikan ailelerini konu alan filmlerdeki ortak yanlar, ailecek katliam yapmaya meraklı olma, tercihen zeka veya gelişim özürlü bireylerden oluşma ve her zaman şehir dışında yaşama olarak özetlenebilir. bu filmlerde bahsedilen ailelerin tek işi gücü, hasbelkader oradan geçmekte olan normal örnek amerikan ailelerini veya gençlerini acı verici yöntemlerle katletmektir. peki neden bu klişe kullanılır? bana göre bu tip sapık aileler öyle yaratık, uzaylı falan değil gayet gerçektir yani sokakta karşılaşılabilecek tiplerdendir dolayısı ile ulan yanımda oturan adamda sapık olabilir mi? diye amerkan seyircisini kıllandırır. ayrıca düzenli şehirlerde yaşayan şehirli amerikalılar, köylü redneck country yaşamdan bilinç altında tırsarlar ve hor görürler, sapık aile kavramlı filmler bu korkuyu kaşıyor olabilir. zeka özürlü insan kavramı herkesin korktuğu veya çekindiği bir şey olduğundan filmde hem sapık hem zeka özürlülük durumu iyicene rahatsızlık vererek seyirciye hitler olma tandansına giriş için bir yol açmakadır.

bir diger klise de cinayet mahaline gelen dedektiflerle federallerin cekismesidir. "bundan sonra davayi biz devraliyoruz dedektif.." diyen federal ajan bu lafi "bi ski dogrultamadiniz dedektif" anlaminda kullanabildigi gibi bu beyanat ayni zamanda "kocum bu dava sizi asar.. bak herifin bagirsaklari cikmis yatiyo.. mundar etmeyin davayi" anlamina da gelebilmektedir.dedektifler boyle ipne federallere genelde kil olur, gizli gizli davayi takip etmeye devam ederler. ne hikmetse onemli ipuclarina ulasirlar, seyircide "huleynnn iste be hakkini yediniz dedektifimin" diye galyana gelir. iste boyle tirt bi sinemadir amerikan sinemasi.tabi bu dedektifler yeri gelir bi suclunun pesinde 20 sene kosarlar. oylede gaz insanlardir. (bkz: yirmi senedir ayni sucluyu kovalayan dedektif)

(bkz: #10071890)

-sen gezegenin en x adamısın ahbap!gezegen kadar taş düşsün lan başına.

esas oglan sürekli zorlukların üstesinden geliresas kötü çocugu final sahnesinde döverkende o günler aklına gelir, kendine iman kuvveti yapar.

baş kahramanımız veya çift halindeki kahramanlarımız bir yığın sorunla boğuşurken ve dünyayı kurtarmaya kendilerini adamışken, bir de sadece bu eksikmiş gibi kötü adamların suçu kendi üzerlerine ustaca *yıkmaları üzerine suçlu konumuna düşerler. kendileri ahlak, asayiş ve düzen bekçileri olmalarına rağmen bu hazin haberi o koşuşturma içerisinde bir cafede birine adres sorarken adamın önündeki gazetenin sür manşetinden yada bir alışveriş merkezindeki dükkanların birinin vitrinindeki televizyonlardan görürler. gazetenin üzerine kahveyi döker özür dilerler, televizyonların olduğu bölgeden koşar adım uzaklaşırlar... ama tüm bu sorunlar ve daha niceleri dünyanın kurtulmaması için yeterli bir sebep olmaz.

iyi insanlardan oluşan kadronun içinde sakar, korkak, fakat temiz kalpli bir taşak oğlanı vardır, filmin mizahi yükünü bu eleman üstlenir. her macerada hünerlerini gösterir ve diğerlerinin kahramanlığına bir şekilde sahip çıkar.filmin sonunda ise kötü adamlar madara edilir ve fakat bizim taşak oğlanı ortada yoktur. herkes zaferi kutlarken birisi onu hatırlar ve "heey, taşak oğlanımız nerede" der. o an farkedilir ki bu bir kenarda ya bir sakarlığının sonucundan kurtulmaya çalışıyordur, ya hayali bir düşmanla çarpışıyordur, ya da tüm düşmanların cesetlerinden oluşan tepeciğin üzerinde artistik poz veriyordur. herkes kahkaha atar ve film biter.

filmde esas oğlanla esas kız yiyiştikten sonra yataktan kalkan esas kızın üzerinde kesinlikle esas oğlana ait olmayan bi xxl erkek gömleği bulunur. başka bi tespitte bütün amerikalıların kesinlikle "çok iyi bildikleri bi çin restoranı" vardır.

agnostic front la istanbuldan görülen ve meteor olarak kayıtlara geçen olay hakkında konuşurken farkettiğim bi klişe de şu; bi olay olur herhangi bi olay, zilyon tane kamera kaydı çıkar ortaya. lan caponmusunuz nesiniz? tuvalete de kamerayla mı giriyorsunuz nedir mınakoyyum. sk kadar pencereden çekilmiş bi kayıt, tam da o esnada cinayet işlenir olmadı benzinlik patlar, araba çalınır. içine mi doğuyo ne oluyo[içinde patlasın bi gün] ben anlamadım anuna koyum. üzerinde konuştuğumuz da agnostik front un tanıklık ettiği meteor düşmesi olayı, topu topu 3 bilemedin 5 sn lik olay. lan bi aratıyor adam kırk tane kaydı var. 7/24 kayıttamısınız amınyum, sonra da biri bizi gözetliyor; sam amca piçin teki diye beyanat ver. senin dikizlediğin hayatlar ne peki piç. burda ne insanlar bi sabah patlatıldı da bi kaydına kuyduna rastlanamadı, ne biçim olaydır insan kendini sikmek istiyor sinirden.

"hollywood filmlerinde başarılı operasyon sonrası operasyon merkezindeki sevinme sahnesi" olarak tanımlanabilecek sevgi yumağı da klişenin haslarındandır...operasyonlar ikiye bölünmektedir, birincisi "kötü adamlar"a karşı yapılan operasyonlar, ikincisi ise "kötü nesneler"e karşı yapılan operasyonlar... kötü adamlar genellikle teröristlerdir, deli bilim adamlarıdır, daha önce nasa, nsa, cia, army rangers, navy seals gibi elit kurumlardaki dahiler veya aşırı şiddet dolayısıyla ordudan atılmış adamlardır. bunlar genellikle gidip kimyasal, biyolojik veya nükleer bir silah bulurlar ve/veya geliştirirler, bir operasyon merkezindeki suratsız generaller, başkan, başkan yardımcısı ve cia ve/veya fbi başkanı ile konuşurlar: "8 saat içerisinde hede bankasına 10 milyar dolar yatırmazsanız dünyanın amına koyacağız" cinsinden tehditlerdir bunlar...kötü nesneler ise bir göktaşı, dönmeyi reddedip iş yavaşlatma eylemine giren dünya çekirdeği, ne bileyim, uzaylılar falan olabilir. bunlara da bir şekilde gidip nükleer bir füze atmak gerekmektedir.kurtuluş yolu genelde iki şekilde bulunur:1. kötü adamların ele geçirdiği yerde sevimli bir serseri iyi adam bulunur (bkz: steven seagal) (bkz: bruce willis) bu kişi içeriden dışarıya bilgi verir, kötü adamları da teker teker haklamayı ihmal etmez. filmin sonunda kurşun yemiş, eli kolu yüzü dağılmış, bazen yanmış, bazen de topallayarak ambulansa binerken görürüz bu adamı... bomba imhasından, yakın dövüş sanatlarından, her türlü kesici, delici ve patlayıcı aletten anladığı gibi, o hengame arasında kendine bir de kadın bulmayı ihmal etmez genelde... eğer önceden işten atılmışsa geri döner, eğer ordu mensubuysa son sahnede madalya alırken görürüz kendisini... bazen de ölen bir yakınının mezarı başında tören üniformalarıyla arz-ı endam eder...2. işini iyi bilen it kopuktan oluşan bir ekip kurulur... başlarında karizmatik bir adam, elektronik ve bilgisayardan anlayan gözlüklü ve çelimsiz bir şahıs, ayı gibi bir vücuda sahip birkaç kişi - ki bunların aralarında kötü olmaya meyilli olanlar da olmalıdır - ve her türlü ulaşım aletini kullanma yeteneğini haiz bir hanım kızımız bulunur. kötü adamların yapısına göre doktor, biyolog, ortinolog falan da olabilir tabii, ne bileyim, dünyaya kuş gribi salgını yaymaya çalışan bir çılgın bilim adamıyla uğraşmak için (hollywood sözüm sana bak bedava film fikri veriyorum, beni unutmayın yapımcılar) ne bileyim, kuş hastalıkları uzmanı bir angelina jolie olma mı? oluuuuu...en vurucu sahne ise nükleer bombanın kırmızı (yoksa yeşil miydi lan?) kablosunu çekmeyi, şifreyi kırmayı ve havadaki füzenin denize düşmesini sağlamayı takiben, operasyon merkezindeki herkesin bütün hiyerarşik ilişkileri unutarak birbirlerine sarılma sahnesidir... nasa başkanı başkan yardımcısına sarılır, daha önce birbirine sürekli laf sokan kara kuvvetleri komutanı ve deniz kuvvetleri komutanları bir sevgi yumağı oluştururlar... ha, bu arada kendi operasyonunun başarısızlığı yüzünden başa bu belayı açan cia yetkilisinin göt oluşu da o arada seyicinin yüzünde güller açan bir gülümsemeye neden olur...hadi bakalım, şimdi hep beraber independence day'i izleyelim, gelecek program under siege, pek yakında the core...

(bkz: kötü adamın son anda canlanması)

polis tarafından durdurlanlar ; asla ve kata polis söylemediği sürece arabalarından inmezler.amerikada hiç bulunmasam da bunun nedeninin amerikanın delice silahlanma tutkusu , suç oranı ve bunlara dayalı olarak arabadan çıkan ve ani harekette bulunanları amerikan polisinin iki göğse bir kafaya olmak üzere mermi manyağı yapması olduğunu düşünüyorum.

daha önce bir bok yiyip polisle başını derde sokmuş adamımız polisle ilk karsılaşmasında gözgöze gelmemek için tripten tribe girer.buna rağmen polisimiz kalabalıgın içinde adamımızı farkedip yanına yaklaşır;-hey sen+ee buyrun memur bey*-ayakkabının bağı çözülmüş*+eehihi saolun memur bey*veya;-seni bir yerden tanıyormuyum+sanmıyorum memurbey*-bence tanıyorum+...*-hey sen patricia teyzenin oğlu jack değilmisin?+ehehe hay allah

en büyük klişelerden biri de - ki özellikle dikkat ettim bu özellikle son senelerde yapılan filmlerde daha çok görülüyor - insanların ota boka kusmasıdır. neredeyse yanında adam hapşırsa kusacaklar... bir milletin bu kadar hassas midesi olabilir mi merak içindeyim hakkaten.

klişeden ziyade "yol miti"nin önemli bir parçası olan "yol kenarı kafeleri", çok fazla kullanılmaktadır amerikan filmlerinde. kültürün bir parçası olan bu yapı, new york'dakilerin, manhattan'dakilerin aksine, eğlenme-hoşca vakit geçirme değil; sadece karın doyurma amaçlıdır. kimse kimseyi tanımaz; dolayısıyla koyu sohbetler de olmaz.ve genelde bayan garsonlar bulunur bu kafelerde. tır şöförlerinin, kıçlarını rahatça avuçlayabileceği şişman, hızlı hareket eden ve suratsız kadın garsonlar. çabucak servisleri yetiştirip bir sonraki siparişi hazırlamak üzere mutfağa koşarlar. hayatları koşuşturmacadır bu kadınların. tüm hayatları, geceleri gündüzleri, yol kenarında bulunan bu pis kafelerdir. belki bu yüzdendir donuk ifadeli oluşları.. yemek, fast food'dur ve tadı berbattır hep. şöförler/yolcular için alelacele hazırlanmış hamburgerleri en fazla ketçap ve mayonez, olmadı hardal süsler. yanında da bir bardak buz gibi kola. ve yemeğini yiyen yoluna koyulur. hiçbir ayrıntı "kalıcı" değildir, olamaz da zaten..dumb and dumber filminde vardı böyle bir sahne. çok kasmama rağmen bi onu hatırlayabildim şimdi. kahramanlarımız, uzun-ıssız bir yolda seyir halindeyken karınları acıkır. tam da sözünü ettiğim bir yol kenarı kafe'si bulup içine dalarlar. servis, yemekler, garson kadın, müşteriler.. vs az önce anlattıklarım gibidir aynen. ve bizim salak ile avanak, burda bile başlarını belaya sokmaktan geri kalmaz. çıkışta, kasa kenarında bulunan şekerleme, çikolata, sakız üçlemesinden de kucak dolusu götürmeyi ihmal etmezler. o da bir klişedir..ve tabi daha birçok filme ciddi şekilde konu olmuş, aslında "klişe" sıfatının üzerinde bayağı durduğu, amerikan sinemasının önemli ve vazgeçilmez bir unsurudur bu kafeler...

(bkz: madırfakır)

devam filmlerinde (bkz: sequel) mutlaka önceki filmlerden birinde ölmüş karakterlerden biri mükemmel bir geri dönüş yapar, şaşırır kalırız seyirciyeten.

bunlardan bir diğeri abartılı bir "cana gelen mala gelsin" gösterisidir.misal amerikalı filmlerde patlayıcı barındıran otobüsün içindeki yolcuları kurtarmaya yönelik çabanın onda birini olay mahalinde zarar görme ihtimali olan mala mülke göstermez. böylece biz üç kuruşluk fidye için milyon dolarların nasıl harcandığına tanık oluruz. "suçluya para yok ama biz zengin toplumuz, iki uçak üç tanker patlamış lan çok mu ipneler. önce insan" mesajını alan seyirci amerikada suçla mücadelede taviz verilmediğinin farkına varır, gizli gizli hislenir.

Rasgele

+ attila ilhan
+ ne yaptigini hatirlamamak
+ diz kapagindan sivi aldirmak
+ animal farm
+ win32 api
+ saint joseph
+ at the gates of vienna
+ kisirdongu
+ sozlukculer hakkindaki asilsiz dedikodular
+ ssahin
+ siouxsie and the banshees
+ fatih solmaz in shockhaber com dan arak yapmasi
+ degisken supap zamanlamasi
+ sozlukle ilgili emirlerimiz
+ gri ve siyah ile sohbet etmek
+ onun kazandigi para benim makyaj parama yetmez
+ pink floyd
+ usma
+ rock n ayran
+ 64ler

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam