andrei rublev

ha andrei rublev icin sadece tarkovski filmi demek yanlis olur, 15. yüzyil ikon ressaminin hikayesi gercektir, yasamis, eserler vermis bir insandir, siyah beyaz filmin sonunda bu ikonlar, freskler renkli olarak gösterilir. film konu itibariyle sanatcinin cagiyla olan bagini irdeler; bir sanatci caginin sorunlariyla ne derece alakadar olmalidir? gibi bir soru sorar. sonunda gösterdiği freskler ile "sanatçı istese de istemese de çağını yansıtacak, onu ölümsüz kılıp onunla ölümsüz kalacaktır" denmektedir bir nevi.aman başta böyle bi altyazıyla verseydiniz sonra da freskleri gösterseydiniz direkman olmaz mıydı?

tarkovsky'nin resme en yaklaştığı filmlerinden biridir. gerçektende tüm kadr içi kurgu ayrı ayrı güzel fotoğraflara gebedir.

ozellikle can ve kilise sahneleri ile hafizama kazinmiş ustun tarkovsky eseri. buyuleyicidir gercektende..

görüntülü şiir* örneklerinden biri diye düşündügüm gerçekten de şiir tadinda bir tarkovsky ürünü.

bugun cnbc-e de saat 22 00 da gosterilecek olan film.

(bkz: sovyet idealizmi)

içinde türkçe konuşmalara da rastlanabilecek olan 1966 yapımı andrei tarkovsky filmi; şöyle ki film boyunca rublev in yaşadığı bölgeye saldırdığı söylenen tatar namlı adamların özbe öz türk olduklarını (filmin kötü adamları olan şahsiyetler) bir narodnik (bunlar rus oluyor) köyünü bastıkları vakit anlamaktayız; nedir burada geçen konuşmalar özetle şöyle ufak diyaloglar:- biz bu deli gızı gaçırah- bu deli gız yahşi gız - deli bu deli özellikle rus ve uzakdoğu filmlerinde kötü - barbar karakter olarak türk moğol kullanımı zaten alışkın olduğumuz bir durum (kaplan ve ejderha filminde de tar çalarak türkçe koşuklar söyleyen bir hunlu ile karşılaşmıştık misal) ama 1966 yapımı siyah beyaz bir rus filminde hele de bir tarkovsky filminde insanın kendi dilini duyması oldukça hoş bir etki yaratıyor; ha yalnızca bunun için izlemeye değer mi hayır tabi ki, ama ağır temposuna ve dört saate varan süresine rağmen ortaçağ rus tarihine, ikonografi sanatına ya da hepsi bir yana tarkovsky nin sinemayı aşıp şiir ve manzara resmi alanına giren filmlerine meraklı olanların bu filmi izlemelerinde fayda vardır diye düşünüyorum; bir de filmin son bölümlerinde siyah beyazdan renkliye hoş bir geçişi var ki bir de onun için izlenmeye değer bu film

1969 yapimi bir andrei tarkovsky filmi. senaryo tarkovsky ve andrei konchalovskiye ait. 15. yuzyil rus ressami rublev'in hikayesi.

matirx'teki kamera acisi, macisi, kurgusu, murgusu, mementosu, gemencesi diyenler, evet sen, hemen bu filmin basindaki balonla ucma sekansini izle. sonra sinemanin en guzel resimlerinin saniyede 30 kere gozlerinin onunden gectigi filmin bir diger bolumundeki atin kosusunu izle kusbakisi. tarkovsky ayrica muthis bir futbol yazariydi. nevgska gazetesinde locomotiv moscov takiminin muhabirligini yapiyordu. bunu da belirteyim. ahmet cakar ya da erman toroglu da film yapsin ben bunu diliyorum.

filmin yavas temposuna ayak uyduramayanlarin andrei rublev'in sessizlik yemini ettiği sahneden sonra yavaş yavaş kapıya giden koridorları suzmeye başlayabileceği film.

zerkalo'da afişini gördüğümüz tarkovsky başyapıtı. tanrı, merhamet, kitab-ı mukaddes, erkeklerin sakalı, kadınların örtüsü, tatarlar... derken ve de kilisenin çanı. tarkovsky' nin filmi kafasında tasarlaması 4-5 yıl sürmüş, çekimler de bi o kadar. bu yüzden 3,5 saati fazla görmemek lazım bu film için. zaten bi sefer izleyip oldu da bitti maşallah demek imkansız. zaman zaman başından, ortasından, kıçından tekrar izlemek iyi bi seçenek.

şahsi görüşüm şu ki;bu filmi sevmek için sadece tarkovsky i sevmek ya da sadece resim i sevmek yetmez..hem tarkovsky'nin kurgusunu benimsemiş hem de resimle ilgili olmak gerekiyor,bu kategoride olan insanlar için başyapıt sayılabilecek aksi takdirde insanı sıkıntıdan patlatabilecek bir film..türü sevmeyenler bile sırf sonundaki renkli ikonları görmek için izleyebilirler.

andrei rublev siyah beyaz bir film. karman curman bir seyler anlatiliyor. birileri ucuyor felan. olum var, ihanet var. seyirciyi icine ceken bir eser.

kilise çanlarının nasıl yapıldıgını anlatan bir bölümü vardı filmin, orasını da agzım açık izlemiştim.

15.yüzyılda rusya'yı anlatan 1969 yapımı film. başrolünde anatoli solonitsyn vardır.203 dakikadır.*

izleyecek olanların sonunu görebilmesi için belli bir entellektüel kondüsyona sahip olması gereken film. zira öyle birgün tosun paşa'yı izleyeyim, bir gün top gun'ı izleyeyim, öbür gün de andrei rublev'i izlerim derse bir kişi daha birinci episodda gözleri kararır, başı döner, ağzından ve de kulağından kan gelmesiyle beraber şuur kaybı gerçekleşmiş olur, böylelikle de steplerde bozkırlarda koşan atların tarraklarından başka da birşey izlememiş olur.

tarkovski bey'in rusların siyah kalem'i rublev için çektiği demir leblebi. bir yanımızla saygı gösterip bir yanımızla nefret etsek, dalağımızı yardırsak da kayıtsız kalamayacağımız bir eser; adamı ya sinemasever ya da ikonoklast yapıyor. filmin fragmanter yapısı ve rublev'in hep öykünün kenarında kalışı, filmin tarihi olayları ana eksene aldığını gösterir düpedüz; sorarım önce kiril'i rublev sanmadınız mı? rublev'in er meydanına neden böylesi geç çıktığını da sorarım. bu tavır ile hollywood filmlerinde kahramanın ortaya çıkış anındaki şaşaayı karşılaştırınız ve sinemanın iki farklı yüzünü tanıyınız; apayrı bir dramaturjidir bu. böylesi ortaya çıkışların estetiğin geneliyle örtüşmesi açısından apocalypse now'a bakınız bir de; marlon brando'nun insanı kahreden gecikmesine. andrey rublev'de ortada bir kahraman'dan bahsetmek mümkün değildir. ucu açık mevzular da vardır: açılıştaki balon, finaldeki çan ve saire. ha sinemasever miyim ikonoklast mı diye sorarsanız, dün shell32.dll'yi sildim derim, put kırıcılığın da böylesi hani.

süper film, nefis film, lakin diğer tarkovski filmleriyle karşılaştırınca bariz farklılıklarla karşılaşıyor insan. en nihayetinde bir tarkovski filmi, ama mesela hikayenin çok uzun bir periyodu ele alması bakımından anlatımda farklılıklar doğuyor. gene bu sebepten olsa gerek, seneler uzadıkça anlatım iyice karmaşıklaşıyor. anlattığı şeyin ne olduğunu biliyoruz ama bir şekilde konsantrasyonu bozuluyor insanın.ha, klasik tarkovski temalarıyla karşılaşmayacak mıyız diyorsanız, kralıyla karşılacaşsınız. tarkovski gene tanrıyı arayacak bu filminde, ararken bir yandan da onu sorgulayacak, diğer bir taraftan sanatçının toplum üzerindeki rolünü de etüd etmeyi ihmal etmeyecek. siyah köpekler ve atlar geçecek ekrandan. ve de işin en güzel tarafı, her zaman olduğu gibi, sinemanın içine girmesi çok tehlikeli sonuçlara gebe olabilecek şiir başarıyla entegre edilmiş olacak o filme. babasının şiirleri tabi, biliyoruz di mi?sonuç itibariyle nasıl yapıyor bilmiyorum ama, upuzun bir film olmasına rağmen (kimse söylememiş, filmin director's cut'ı 3.5 saat) ilginç bir cazibesi var filmin. izleyek, ırgalanak.

eklemek istediğim bir şey de, bence bu filmin kamera kullanımı yönetmenin diğer filmlerine göre az biraz daha işlevsel. yani, nispeten hareketli bir hikaye anlatıldığından olsa gerek, bir stalker olsun, yok efendim bir nostalghia olsun, bu filmlerdeki gibi görüntüyü dondurduğumuz anda karşımıza wallpaper yapılacak bir fotoğraf durmuyor. kadraj derin, fakat ancak daha iyi bir teknikle çekildiğini hayal ettiğimiz takdirde güzel görünüyor görüntü.

fellini'nin sekiz bucuk u veya la dolce vita si gibi, belli bir hikaye izlemekle birlikte bu hikayeyi episodlara bolusturerek anlatir tarkovski. ote yandan bana nedense episodlarin hepsi yeterince basarili degil gibi gelmistir, hakkaten karman cormandir. birkac kere izlemek gerekir sanirim; anlamak icin degil cunku zaten anlasilmayacak bir sey yoktur, takdir edebilmek, uygun ruh halini yakalayabilmek icin.

tarkovsy'nin kendisi bu film için kardeş katlinin ve tatar istilasının hakim olduğu dönemde milli kardeşlik özleminin doğabildiğini, bunu da rublev'in üçlemesi "kardeşlik, sevgi ve inanç" idealiyle anlattığını söylemiş. --- spoiler ---filmde bu ideal ne dindir, ne de ulusal birliktir. film kilise içinden bir karakteri anlatsa da bu karakter laik hatta dini reddeden bir tavırdadır, tüm siyasal ve dini iktidarı reddeder, ve kardeşlik ve sevgi filmde malesef rusyayı kurtarmamaktadır. aynı zamanda film 1400-1423 arasında rus ortaçağını değil sanatsal üretim özgürlüğünün de kısıtlanışını gösterir.tarkovsky'yle rublev'in ortak yazgısı ise istediklerini anlatamamak ve anlatmak istemediklerini anlatmak zorunda bırakılmak düzlemindedir.--- spoiler ---

izleyeni stendhal sendromuna sokan filmdir.

beni mest eden sahnelerden biri yunanlı usta ressam theophanes'ın tatarların saldırısından sonra andrei rublyov'a göründüğü sahnedir...o yüzü,duruşu,tavırlarıyla sanki duvarlardaki ikonların ete,kemiğe bürünmüş hali gibi gözükür..filmin renkli son kareleri insanı ayrı bir çarpar...siyah-beyaz yaşanmış o hikaye duvardaki çizimlerle birlikte daha çok gerçekçilik ve yaşanmışlık duygusu kazanmıştır...

çok sayıda hemşire tarafından ağır ağır damardan enjekte edilip bilinçaltında emüle edilen film. kaç yıl oldu izleyeli, tesiri ve yan etkileri sürüyor.

tek kelime ike şiirsel andrei tarkovsky klasiklerinden.ölümcül sahneyle başlaması bile derinden etkileyici.bir adamın kanat takara uctuktan sonra yere düşmesi ile bir atın silkilenerek yerden kalkmasini birleştirecek kadar şiirsel vurgulandigi gibi.ikarus çağrışımıyla başlayan bir film baştan insana 'düşünmekten beyniniz acıyacak' mesajını veriyor zaten.o an göze carpan sadece adamın kathedarlden düşmesi ve paramparça olması.insani bir felaket.pagan ayinleri oldugundaki sahnelerde din dışı*ların şehvet düşkünü oldugunu destekler biçimde.(gerci filmin bir ikona sanatcısının hayatı oldugunu düşünürsek)en dikkat cekici sahnelerden biri olan tatarların köye baskın yapmaları.(diğer yazarların da söylediği gibi türkçe sahnelere tanık oluyor insan).özellikle kiliseye atlarla giren tatarların rublev'e:tatar:bu kadın kim?(meryemi göstererek)rublev:bakire meryem.tatar:kucağındaki kim?rublev:oğlu isa.tatar:hem bakire hem çocuğu var(gülerek)---çan yapma sahnesi ise estetiksel hazza doydugunuz güzel ayrıntılardan biri.filmin sonunda andrei rublev'in ikonalarının renkli resmi geçidi vardır.son söz olarak dostoyevskiden bir kuple:-yalnızca sizin tanrıya inanıp inanmadıgınızı öğrenmek istiyorum.-ben rusya ve onun iman gücüne inanıyorum.isanın bedenine...sey..yeniden doğacağına inanıyorum(heyecanlanarak)-peki ya tanrıya,inanıyor musunuz?-ben tanrıya......inanacağım...

Rasgele

+ allamak
+ jakuzide boy abdesti caiz midir
+ su da musluman olmus geyigi
+ gabriel garcia marquez
+ osurma efektleri
+ kumdan kale
+ 25 ekim 2003 galatasaray samsunspor maci
+ minchika
+ hallelujah
+ haci bey
+ adi ve soyadi ile cumle olusturan sahislar
+ badgley mischka
+ besmele cekerek cinsel munasebette bulunmak
+ yaran diyaloglar
+ her sehrin kendine has bir kokusu olmasi
+ i know you are but what am i
+ sinema eglence degil sanattir ustelik yedincisi
+ kirli sari varos tonu
+ su kabagi
+ uyutmak

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam