angst essen seele auf

bir arkadasim mi anlatmisti, bir filmde mi izlemistim yoksa bir yerde mi okumustum hic hatirlamiyorum ama söyle bir anektod vardir. yabanci uyruklu genc bir adam almanya'da videocuya gidip bu filmi sorar:-angst essen seele auf var mi?öküz alman videocu ise esmer vatandasi görünce israrla düzeltmeye kalkisir, "angst isst seele auf" falan fesmekan diye, dahasi uzun uzadiya "essen-isst" tartismasi yasarlar, alman uyuz olur. fassbinder duysa gülerdi herhalde. ben güldüm.

done dolaşa icinde artikel aradigim cumle.

fasli ali nin kafalarimiza kakaraktan kirik dokuk bir almancayla yaptigi dosdogru saptama. hatta soyle bir soru soralim ve cevap verelim: was essen seele auf? angst essen seele auf. (bkz: bismarckin kopegiyim ondan almanca yaziyorum)ayni karakterin couscous, ich mochte couscous benzeri nidalari ayri dokunur izleyiciye. igrenclik yapmadan duramiyorum (bkz: ich mochte cig kofte)

bir rainer werner fassbinder filmi. filmin isminde kulanilan almanca ozellikle gramatik olarak yanlis zira film almanya'da yasayip da hala almanca konusmayi cozememis gocmenler uzerinde donuyor.(bkz: fear eats the soul)

inkilizcesinden anladigim kadariylan, ruhumuzu kemiren korku denebilir pekala...

mete özgencil'in mine çayiroğlu'na söylettiği bir şarkida korku ruhu yer sözleriyle gönderme yaptiği fassbinder filmi. diğerlerinin adi ali adiyla istanbul şehir tiyatrolari tarafindan da sahnelenmiştir.

göçmenliğin zorluklari, yabanci düşmanliği, sevginin yıpratılışı üzerine çok şey söyleyen film.

yasli kadin ile toplumda dislanan adam özdeslesmesinin, yakin zaman almanya'sinda gecmisten süre gelen irkcilik ve "kapi kirislerine sıkısmıslık" icerisinde islendigi film. geleneksel-toplumsal ahlak yargilarimizin üzerine konmus bir televizyonun, en yakinlarimiz tarafindan bile dislandigimiz an, tekmelenerek parcalanmasi, en sevdigim sahnesidir.

istanbul şehir tiyatrolari tarafindan diğerlerinin adi ali adiyla sahneye konmuştur.

(bkz: korku ruhu kemirir)

douglas sirk'un all that heaven allows'unun yeniden cevrimi. fassbinder bu filmi kendi yazdigi tiyatro oyunundan sinemaya aktarmis, oyun da bundan 5-6 yil kadar once ulkemizde sergilenmistir*.

(bkz: ali)

bunu diyene bir wir lernen deutsch fasikul-1 hibe etmek lazim ben bugun bunu gordum. ben almanca biliyorum. ben herşeyi biliyorum. umarim siz de bunu gormussunuzdur.

filmin başını izlemekten filmin tümünü izleyemiyorum.o fas şarkısı,barın kenar mahalle casablanca'sı olması, brigitte mira'nın paltosunu çıkartması ve o rengarenk elbisesi, bardaki çocuğun "naturlich" demesi, barmeid kızımızın ali'yi süzmesi...bana kalırsa harika bi açılış.ve sırf bu sahne yüzünden tüm fassbinder filmlerini izlemeye yemin ettim.willy van der kerkhoff filmin girişinde duyulan sesin mısırlı şarkıcı asmahan'a ait olduğunu belirtti. bir kadın şarkıcı.benim gibi o yanık gırtlağın erkek olduğunu düşünüp yanılmayın. ha bir de şarkının adı bulunamadı.bunu da belirteyim.

fassbinder bu filmde filmin en sinir bozucu karakterini canlandirmistir. arabi oynayan el hedi ben salem'in ise o siralar fassbinder'in sevgilisi olmasi ve bu iki erkegin kelimenin en stereotipik anlaminda iki heteroseksueli canlandirmasi da ilginc bir ayrintidir.

criterion baskısında tanıtımını *todd haynes'in yapmasına hiç şaşırmamak gerek. açılış sahnesi tüylerimi diken diken etmektedir. yaşlı kadının çekingen bir tonda yağmurdan kaçtığını ve her zaman mekanın önünden geçerken merak ettiğini anlatışı nefistir. ötekilerin donuk bakışı ise film boyunca tanık olacağımıza canlı mankenlerin habercisi gibidir. bu filme en fazla 10 dakika dayanabilen üst komşu acınasıdır.

filmin açılış sahnesi gerçekten çok başarılı. o an barda öyle bir atmosfer oluşuyo ki, müzik, renkler, duvarlardaki afişler, resimler, ali ile emmi'nin dansı, işte sinema bu deyip keyiflere bürünüyosunuz. durum filmi olarak değerlendirmek mümkün olsa da, zaman zaman bu ne şimdi dediğim şeyler olmadı değil sona doğru. ama genel çerçevede ilk izlediğim rainer werner fassbinder filmi, çok etkilendim. yönetmen tarafımdan inceleme altına alındı.filmden gereksiz bir ayrıntı ; emmi ile ali dansederken arkada kız kulesinin resmi var.

sinemadan her ne bekliyor idiysem; kesin olan sudur ki hepsini bu filmde bulmusumdur. filmi acan "das glück ist nicht immer lustig"; arkasindan beliren filmin adi ile olusturdugu butunluk dikkate alinirsa ve ustelik bu onermelerin bu derece alimli tasvirlerini de iceren hikayesiyle de benim agzimi acik birakmis, tekrar tekrar izlenecek filmlerden biridir.ayrica fassbinder'i canlandirdigi saheser karakter ile siritirken gorunce, kendisine dogru siritmadan etmek mumkun mudur,bilemiyorum sahsen.

zehri oluşturan dozdur, tehlikeyi hissettirmek için yoğunluk artırılabilir, grotesk veya karikatürizasyon bazı gerçeklerin göze sokulmasında etkili bir araçtır ama fassbinder'in nedeni aşikar olmayan bir kırılma noktası yaratarak filmi ikiye bölüşünde, yani realizmden groteske kayışında dramatik bir kusur var. ali zamanında taş gibi alman barmaid'i götürüyorken ayrımcılığa uğruyor da biz mi farketmiyoruz? o zaman, bak ne güzel arapları entegre ettik diye kimsenin sesi çıkmıyor. kızcağızın ali'ye bir maraz çıkardığı da yok ki gitti sevgiyi koca kadında buldu diyelim. niye gidiyor? bunu kabul edince de yabancı düşmanlığına ve toplumun ikiyüzlülüğüne parmak basılacak ama belki kabul etmiyorum, inandırılamadım ben ali'nin ayrımcılık gördüğüne, buna inandırılmadan da öykünün kırılmasına rıza göstermiyorum, türlü sorunlar çıkarıyorum haliyle. filmin devamında kullanılacak grotesk (emmi'nin işyerinden, ailesinden, bakkalından çakkalından gördüğü muamele) ancak bu kabulün gerçekleşmesiyle sağlanabilirdi oysa. o kırılmaya inanmamız için önce ali'nin barmaid kızdan yüz bulamaması, kızın kuskusunu yiyememesi, evlendikten sonra kabul görmesi için de diyelim parayı vurması gerekirdi. oyunculuğa söz edecek olsak denecek ki ali'nin oyunculuktan gelmeyişi de bu zıtlığı, uyumsuzluğu pekiştiren bişey güya. hikayelerin içimizdeki şüphe zehrini dindirmesi gerekmektedir. korku ruhu kemirmiş fekat içimizdeki şüpheye bir el atamamıştır, bu yüzden zenofobiyi veya toplumun grotesk ilişkilere bakışını resmetme hususunda kifayetsiz bir filmdir.melodramın tam mahiyeti nedir öğrendikten sonra gelen edit: burada grotesk diye niteleyip kötülediğimiz abartı, zıtlığı pekiştirme gibi unsurlar meğer melodramın birer cilvesiymiş ve filmin istinat noktalarıymış. tüm bu realiteye rağmen edebi ve narrative tekniklerin bazısına sırt çevirme hakkını saklı tutarak melodramı sevmediğimi, en azından fassbinder way of melodramı ve o nalat dekoru arkasına alan odun mizanseni reddettiğimi bildiririm.

kisinin kendi ic huzurundan ziyade kendini baskalarina begendirmesi ve kabul ettirmesi ile ilgili bir nebze de insan iliskilerinin cikar iliskileri uzerine kurulu oldugunu gosteren bir film. filmde acaip bir sey vardir, hersey cok sadedir belki ama film birden fazla izlettirir kendini.

Rasgele

+ yasamak
+ boktan biri olsanda sadece seni istiyorum
+ hayattan bezen imamlar
+ king yapmak
+ centericq
+ sozlukte sevgili cilginligi
+ rodeohead
+ ehlikeyf
+ taslamaci
+ oduncunun karisi
+ iyi geceler
+ sweet soca music
+ spoiler vereni teshir edenler orgutu
+ sux
+ olum anina eslik edecek muzikler
+ yedi milyonuncu entry
+ eksi sozluk butun suserlar satanist olalim zirvesi
+ one more cup of coffee
+ salla basini al maasini
+ auto patch

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam