anna karenina

kitabı okumadım, ne yazık ki. başka bir sebepten araştırma yapmam gerekti. yabancı bir kaynaktaki alıntılar bölümündeki şu alıntı dikkatimi çekti: "all happy families resemble one another, each unhappy family is unhappy in its own way".

tüm günü yatakta geçirdiğim major depresyonlu bir dönemimde okuduğumdan yeri pek bi ayrı olan ve yine bu yüzden olsa gerek etkisinden uzun süre kurtulamadığım,ne aşklar var dedirten ,kont vronsky adını hafızama kazıyan eser...

daha joyce'dan coook evvel kullandigi bilinc akisi teknigiyle anna'nin beyninin icinde dolanmamizi saglamis büyük yazarin basyapiti.

tolstoy, evlilik dışı bir aşk ilişkisi nedeniyle perişan olan bir kadının öyküsünü anlatırken (anna), bu öyküyü levin'inkiyle dengeleyip levin'in ağzından, toplum, kültür, felsefe ve tarım üzerine düşüncelerini yansıtmıştır. kitaptaki ideal insan levin'dir. onun dışındakiler, (stiva, vronsky, karenin ve diğer tüm sosyete kokonaları) yaşadıkları kokuşmuş kalbur üstü tabakadan görüntüler sunarak diğer taraftan levin'in içtenliğini ve görünüşe aldırmayan sağlam karekterini daha da belirginleştirmişlerdir. anna evliliğinde aşkı bulamamış bir kadın olarak tutkusunun peşinden gitmek istemiştir ama bulundukları sosyal sınıf bu ilişkiye tavır almış ve annayla sevgilisinin mahvına sebep olmuştur. levin ise -tolstoy'un da arzuladığı gibi- okuyucuya öyle sıcak ve samimi görünmüştür ki onun karısıyla yaşadığı sosyete kalıplarının dışına çıkan sevgisi şahsen beni kitabı okurken yatağımda iki büklüm etmiştir. başkasının karısına kur yapma densizliği, rus sosyetesinde normal şartlarda hoş karşılanan bir durum olmasına karşın, levin hiçbir nezaket kuralının böyle acı verici ve iğrenç bir duruma müsaade etmeyeceğini düşünmüş ve haklı olarak adamı bir güzel evinden kovmuştur. kitaptaki diğer karekterler bu olay karşısında şaşkınlıklarını "inanamıyoruz" şeklinde dile getirmişlerdir. ancak yazar, okuyucuya levin'in tavrını tasdik ettirmektedir. anna karenina, gülünç derecede fransız özentisi rus sosyetesinin çarpıklıklarını, bu çarpıklıkların o günkü koşullarda ve o toplum katmanında yaşayan insanların hayatlarında yarattığı etkileri, müthiş tolstoy dehasıyla anlatan, önemli dünya klasiklerinden biri olan romandır.

(bkz: konstantin dmitriç levin)

(bkz: dostoyevski nin anna karenina yorumu)

tolstoyun ahlak anlayışını biraz biliyorsanız ,annanın öleceğini gözü kapalı tahmin edebileceğiniz roman.(bkz: kahpe anna)(bkz: vurun kahpeye)

levin ile ilgili kisimlari ilgiyle okudugum, lakin anna nin pembe dizi askinin ve tolstoy un bu esnada tasladigi ahlak filozoflugunun beni cileden cikarttigi kitap.ayrica ted ib de de okutuldugu bilinmektedir.

kont vronslei: "keşke bana biraz saygı duysaydın."anna karenina: saygı mı?.. sevgiden arta kalan boşluğu doldurmak için uydurulmuş bir sözcük.

anna karenina romanı 1873-1877 yılları arasında yazılmıştır. fakat romanı yazma düşünceleri tolstoy'un kafasına 1870 yılında girmiştir. bunu da eşinin günlüğündeki "tolstoy dün gece bana, yüksek sosyeteden, ama yolunu şaşırmış, evli bir kadın tipi yarattığını söyledi. bu kadını suçlu olarak değil de, sadece acınacak bir halde göstermek istediğini de sözlerine ekledi" cümlelerinden anlıyoruz.dostoyevski ise 1877 yılında bu kitap için "anna karenina, çağımızın avrupa edebiyatındaki benzerlerinden hiç birisinin, kendisiyle boy ölçüşemeyeceği kadar kusursuz, mükemmel ve ölümsüz bir san'at eseridir." demiştir. eşsiz bir tahlil kabiliyetinin ürünü olan bu yapıttan birkaç alıntı yapalım...."garda kendisini karşılamaya gelen kocasını görünce uyanan izlenimleri:anna , kocasının soğuk ama gösterişli yüzüne özellikle şimdi onu şaşırtan ve melon şapkasının kenarlarına dayanan kulak kepçelerine bakarak: aman yarabbi, kulakları niye böyle olmuş?... diye düşündü"."anna birdenbire:kadınların, hatta kötülükleri yüzünden bile erkekleri sevdiğini duymuştum, diye başladı. ama ben ondan, erdemleri yüzünden tiksiniyorum. ben onunla yaşayamam. onun fiziksel görünüşü bile üzerimde etki yapıyor, beni çileden çıkarıyor. ben onunla yaşayamam, hayır, yaşayamam. peki ben ne yapayım? eskiden de mutsuzdum, bundan daha mutsuz olunamayacağını sanırdım. ama, şimdi içinde bulunduğum bu korkunç durumu aklıma bile getiremezdim. inanır mısın, onun iyi bir insan olduğunu, eşsiz bir insan olduğunu, onun tırnağı bile olamaycağımı bildiğim halde yine de ondan tiksiniyorum. iyi yürekliliğinden ötürü ondan tiksiniyorum. benim için yapılacak biricik şey...""evet, bu benim için büyük bir dert, oysa, dertlerimizden kurtulmamız için bize akıl verilmiş; o halde ben de kurtulmalıyım! artık bakacak bir şey kalmadıysa, bakılan şey insanı tiksindiriyorsa, ışığı niye söndürmemeli? ama nasıl? o kondüktör niye öyle geçti koridordan? bitişik kompartımandaki şu gençler niye bağırıyor? niye konuşup, gülüşüyorlar? bunların hepsi asılsız, hepsi yalan, hepsi kandırmaca, hepsi kötülük!"beni ise kitapta en çok annanın kardeşi stiva (stefan arkadyeviç oblinski -yoksa arkadyiç miydi?-) ile ilişkileri etkilemiştir. o devirde bu kadar iyi anlaşabilen bir kız ve bir erkek kardeş! düşünmesi gerçekten hoş. bu devirde bile kardeşlerin arasında ne denli uçurumlar olduğunu düşünürsek.... evet ben de stiva gibi bir biraderim olsun istiyorum!öte yandan kitabın başlarında beni haddinden fazla sıkan levin karakterinin toprak reformu hede hödölerinden bahsetmem lazım. levini o kadar itici buldum o kadar itici buldum ki, lev'in kendi karakterinden yola çıkarak tasarladığı bu adamın, deyim yerindeyse kitapta olmamasını isterdim... aşk ve ihtiras okuyacağız diye toprak ve çiftçilik bilgilerini okuyup en kalitelisinden çiftçi olacaktık neredeyse... neyse ki kiti'nin doğum yaptığı sahne ortaya çıktı. ve ben bir erkeğin "hep benim yüzümden acı çekiyor, ben sebep oldum bütün bunlara, keşke ölse de bitse" yorumunu yapabileceğini o sayfalarda gördüm. etkilenmedim değil. etkilendim... levin karakterinin de kitap içinde gerekli olduğuna kanaat getirdim. fazlalık yok... eksiklik de yok bu kitapta....ayrıca bende "rusçada evlilikten doğan akrabalıkların adlandırılması eksikliği" gibi bir kanaat uyandırmıştır bu kitap. netekim; beau-fréré enişte kelimesi yerine, belle-sour baldız kelimesi yerine, les beaux-frères bacanak kelimesi yerine, belle soeur da yenge kelimesi yerine defaatle kullanılmıştır.

çeşitli defalar sinemaya aktarılmış olan bu roman en son bernard rose tarafından 97'de tekrar filme dönüştürülmüştür. önceki çevrimleri ile karşılaştırıldığında yeterince iyi bulunmayan filmde yönetmen tolstoy'dan daha fazla iz bulunması için onun diğer eserlerini okumaları sonucu bulduğu bir hikayeyi filmin başına ekler. anonim bir doğu hikayesidir bu; bir adam kurtlardan kaçmaktadır. terkedilmiş bir köye ulaşır ve ilk gördüğü kuyudan içeri atar kendini. aşağı düşerken duvardaki köklere tutunur. aşağıda başka bir canavar bulunmaktadır, yukarıda ise kurtlar. köklere baktığında ise biri siyah biri beyaz iki farenin kökleri kemirdiğini görür. simgesel anlatımıyla çeşitli okumalara açık olan bu hikayede kuyunun insan ömrünü, farelerin gece ve gündüzü, aşağıdaki canavarın ölümü, yukarıdaki kurtların ise hayatı simgelediği söylenir. buna benzer bir kullanım magnolia filminin başında da yapılmıştır. asıl film ile ilgisi olmayan üç kısa öykü aslında rastlantılar hakkında şüphe duymamızı sağlayarak filme hazırlar bizi.

her şeyden önce, "anna karenina, çağımızın avrupa edebiyatındaki benzerlerinden hiçbirinin kendisiyle boy ölçüşemeyecek kadar kusursuz, mükemmel ve ölümsüz eseridir." böyle buyurmuştur dostoyevski, önem arzeder.sophie marceau nun başrolünde oynadığı 1997 yapımı filme dair en önemli ayrıntı, kitabı okurken zihnimde çizdiğim insanları ekranda canlı canlı görmemi sağlamasıydı sanırım**.. ve bu, özellikle tolstoy un eşsiz tasvirleri düşünülecek olduğunda, büyük bir başarı sayılmalıdır kanımca..izlerken, "kesinlikle scarlett o'hara hali daha güzeldi bu kadının" dediğim vivien leigh li 1948 yapımı versiyonuysa, bir anna karenina için yapılabilecek en kasvetli uyarlamadır büyük ihtimalle. hatta, başlardaki tren sahnesindeki yaşlı adam görüntüsü, dumanlar, raylar filan ürkütebilir insanı ciddi anlamda. ama tabi, muhteşem koyu renk elbisesinin* içindeki vivien leigh i balo salonunda kont vronsky yle dansederken izlediğimiz kısmın, bütün o kasvetten ve sıkıntıdan minimum pay aldığı da ortadadır. sonuç itibariyle, böyle bir kitabın, fazlasıyla sınırlı süreye sıkıştırılmış herhangi bir filmi için, en fazla ne kadar güzel ya da ne kadar başarılı olabilir zaten, diye düşünerek izlemek ve çok büyük tatminler beklememek gerekmektedir kanımca.ayrıca ve her şeyin ötesinde, lev tolstoy un, üzerinde tezler yazılabilecek bu güzide eseri, duygularını aldırmak kavramının önem ve gerekliliğini son derece etkili ve net işaret etmektedir ki, bunu ifadesindeki tartışılmaz başarısıyla da yer etmiştir hafızalarda*..

4 5 senede bes alti kitapta(80 100 sayfa okuyup oeaahhh diyip bencereden atilir bir sene sonra yeniden alinip kalan yerden yine benzer sayfa okunur ayni islem) bitire bildigim bir romandir bu aman aman bulastigima pisman oldum bitircem diyede inatlastim (bkz: ulysses)

anna karenina ve vronsky arasindaki askin haricinde aslen levin'in oykusu olup, bu karakterin agzindan tolstoy'un kendi din, devlet ve yasama dair fikirlerini yansittigi ancak citira cerez eglence olsun diye bir de ask hikayesi motifi katma amaciyla anna ile vronsky'i bir araya getirdigi roman, netekim anna assolist gibidir kitabin neredeyse yarisinda ortaliklarda gorunmez. ayriyetten anna karenina cok ileride milan kundera tarafindan yazilan varolmanin dayanilmaz hafifligi isimli romanda tomas karakterinin kapisina dayana thereza'nin kolunun altindaki kitaptir ayrica, oyle ki bu romandaki kopege ismini verir, karenin koyarlar enigin ismini...(bkz: detay) (bkz: beynin kisa devre yapmasi)

butun guzel romanlar kotu mu bitmek zorunda diye sordurtan kitap. bide uzun hristiyanlik ve iman bahsiyle beni fitil etti.

lev tolstoyun belki de en önemli eseridir. dünya klasikleri arasındadır. bendenizin naçizane düşüncesine göre muazzam bir metin olup, aşk-mutluluk kavramlarının bazen "ikilem" bazen "ikilik" bazen de "çift" olduğunu anlatır.

filminde anna'yi sophie marceau oynamisti ki filmin etkisi hala bende saklidir.

(bkz: dirilis)

askiyla kocasi arasinda kalmis kadin.

ashkı ıle kocası ve yashadıgı donem ve chevrenın tabular ı arasına sıkıshmısh kadının oykusu

hiç kimse görmedi cennetten dünyaya düşmüş bu kadının yüzünü..ama daha "dün" görmüşüm gibi hatırlarım..hele bir de yüzüne hüznün haleleri düşmüşse..kim bilebilirdi "dünyanın en güzel" kadını sözcüklerden yaratılsın..ama ben hep levin olmak isterdim..kendi ayaklarım üstünde dururken kiti gibi bir kadının kolları arasında dinlenmek yorulduğumda..bilirim anna karenina bu dünyaya ait değil..

bir de;milan kundera'nin var olmanin dayanilmaz hafifligi'nde kopegin adi karenina idi... yanlis hatirlamiyorsam kanserden olmustu... kopek erkek olduu icin anna diememis karenina ismini vermislerdi.

göz kısışına gurban olduğum bir kadın işte. okurken ben de sık sık göz kısmadım değil. kısınız.

tolstoy'un dirilis romanını okuduktan hemen sonra okumaya başlayınca insana ilk başlarda daral getiren ve hatta 800 küsur sayfanın hiç bir zaman bitmeyeceği karamsarlığına iten ancak kitabı yarıladıktan sonra insanı dağdan yuvarlanan kar topunun gittikçe büyüyüp hızlanarak çığa dönüşmesi gibi bir şekilde hızlı bir tempoya sokan ünlü klasik.

onlarca karakter olan ve herbirinin kocaman ve karmasik bir iliskiler yumagi icinde yer aldigi roman. romandaki cogu karakter tolstoy veya hayatindaki kisilerle benzesir. levin bizzat kendisi olup, kardesi nikolay da tolstoy'un kardesini simgeler. zira o da ayni sekilde ve tolstoy'un gozleri onunde veremden olmustur. tabii sonradan yazarin da bir tren garinda ama zaatureden olmesi bi raslantidir.

icindeki dogum tasviri beni dehsete dusuren eser. levin denen karakterin karisinin dogum yapisi oyle bi anlatilmis ki okurken dogum sancilari cektim diyebilirim.

başlarda kişilerin kim olduğunu anlamak için yavaş ilerlerken sonlara doğru keşke hiç bitmese diye yavaş okunan kitap

filmin sonunda levin ve vronsky karşılaşırlar, (ki bu sahne aslında levin'in diğer ağabeyi ile vronsky arasında geçmeliydi) vronsky ben bittim ölmeye gidiyorum diye sayıklarken levin nasıl imana geldiğini anlatır. bu sahnenin sonunda beklenen levin'in sopa yemesidir ama olmamıştır, vronsky aval aval bakar, levin de yuvasına imanlı bir birey olarak döner.

çaykovski'nin müziklerinin düzenlemesiyle yapılan bir bale aynı zamanda..sahneye trenin girmesi gibi ayrıntılar, müzikler, kostümler ve tabii ki konusuyla seyredenleri oturdukları yere çiviler.

anna karenina der ki: "nasıl kafa sayısı kadar düşünce türü varsa, kalp sayısı kadar da aşk türü vardır." bu ve bunun gibi pek çok inciyle süslenmiş, yüksek sosyetenin ikiyüzlülüğü ve değişen görüşlerin, yaşam şeklinin, ilerleyen bilim ve teknolojinin insanlarda yarattığı korkuyu,gerginliği ve heyecanı başarıyla işleyen kitap.

tolstoy'un koylu ve asiller catismasi ,bati kultur hakimiyeti , rus toprak sistemi gibi pek cok problemi neredeyse bir sosyal bilimci titizligiyle ele alip inceledigi ; aski ve kocasi arasinda kalmis gibi gorunen aslinda kendi benligi ile toplumsal dayatmalar arasinda kalan bir kadin'in trajik hikayesinide ilave ederek roman tadi kazandirdigi kitap.

edebiyat tarihinden gunumuz meksika-brezilya dizilerinin olusumunu idrak etmemize olanak veren kalinca eser.brezilya dizisi seven bi insan oldugumdan vakti zamaninda okudum nese ile, ama dunya klasigi nasil olmus anlayamadim acikcasi.bir de isimlerle aram iyi olmadigindan romanda gecen 600 tane karakterden icime bulantilar geldi, almanakla, rehberle okuyasim geldi kitabi.

filmde aradaki diğer karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri atlanmıştı bence bu yüzden hikayesi çok klasik gözükebilir. doğrusunu söylemek gerekirse klasiktir de. 120 dakikada bence daha fazlasını anlatmak oldukça güç olsa gerek. vronsky şeker bir adammış bu arada.

"anna karenina"da, kucuk yasta bir teyzesinin mudahelesiyle yasli alexey alexandrovic ile evlendirilmis tek cocuk sahibi anna'nin kont vronskiyle olan skandal iliskisi ve buna paralel olarak, eski sehirli-yeni ciftci konstantin levin'in kitty (katja aleksandrovna miydi?) ile olan iliskisi anlatilir. buraya kadar tamam.anna'nin toplumdan dislanisi, kitap hakkinda uc bes bir sey duymus herkesce bilinen ve kitap boyunca da belli belirsiz sezdirilen kaderi, yani olumu ilk bakista soyle bir izlenim yaratabilir: anna kocasini aldattigi ve iyi bir anne olmadigi icin olumle cezalandirilmistir; uslu durmayan kadinlarin sonu budur.ama tolstoy'un boyle bir konu ustune, kac? 900kusurat sayfa yazdigini ve dahasi bu yazdiginin yuzyildan uzun suredir ayni heyecanla okundugunu dusunmek; boyle (nabokov'un deyimiyle) gayri sanatsal bir fikrin o kadar zaman hayatta kalabilecegine inanmak guctur. kisaca, kitabin mesaji bu degildir.eserin soylemek istedigi hakkindaki dusuncelerime gecmeden evvel, kitabi bir pembe dizi kivaminda bulmanin ve bu eglenceli pembe dizi konusunun "klasikler" sozcuguyle uyusmadigini dusunenlerin bakmasi gereken bir baslik gondereyim (bkz: sinema eylence diyil sanattir ustelik yedincisi)tolstoy'un soylemek istedigi "kadinlar evinizde uslu uslu oturun"dan ziyade, "kokenini ruhsal bir sevgiden (ve dahasi belki ruh ikizliginden) almayan hicbir evliligin, iliskinin yurumeyecegi"dir (kisa bir parantez notu geceyim, nabokov, "anna karenina" incelemesinde bu cumleyi birebir kuruyor, ote yandan kendisi bunun acilimlariyla pek ugrasmadigindan ben biraz acacagim acabilirsem). anna'nin terkettigi kocasi ve dislandigi toplum nedir ki, kimdir ki? tolstoy'un bagnazligiyla dalga gectigi, fesatligindan tiksindirdigi lydia ivanovna ile onun etkisinde kalmis saftirik, ne edecegini bilmez, kendini dine veren kocasi. peki ya digerleri? tolstoy butun kitap boyunca anna'yi yargilayip onu dislayan insanlarin iki yuzlulugunu goze sokmaz mi? kocasini aldatan cok kadin vardir tolstoy'un anna karenina'sinda, ama hicbiri anna kadar durust degildir, hepsi bir yalanla yasayip giderler (tolstoy oldurmez onlari, mutsuzluga da mahkum etmez).hem sonra, kitap bu konu ustune olsa, levin ve kitty neden varlar? levin ile kitty tebesirle ciziktirirken yazdiklarinin bas harflerinden birbirlerinin ne demek istediklerini direk anlarlar; sanki aralarinda bir bag vardir. ote yandan anna ve vronski ayni ruyayi gorurler, yine aralarinda mistik bir bag vardir (ama garip bir sekilde vronski ruyayi garip ve eglenceli bulurken, anna bir kabustan uyanircasina uyanir ruyadan). bu iki ciftin birbiriyle karsilastirilmasindan olusur kitap, bir nevi. birbirinin ruh ikizi gibi olan kitty ve levin'in iliskisi ideal iliski; biri mantiksal digeri bedensel iki tutkunun pesinden kosturan anna'nin yasadigi iliski ise sonu belirsiz, geleceksiz iliskidir. bu anlamda aslinda anna'nin cektiklerini gosterirken tolstoy'un yasadigi donemden beklenmeyecek aciklikta bir gorus alanindan kadin erkek iliskilerine ve kadinlarin toplumdaki konumuna bir bakis atabilmekte, anna'yi yargilayan toplumu yargilayabilmektedir. budur.

--- spoiler ---tren ya da metroyu beklerken platformda akıldan çıkmayan, çizgi ihlali * için insanı içten içten dürten hüzünlü ve tutkulu tolstoy karakteri. bir roman karakteri olması bir yana, kadınların aşk halleri içinde azımsanmayacak halet-i ruhiyeyi simgelemesi bakımından önemlidir. toplumun ahlak kurallarına uymaz, uymadığı için toplumca cezalandırılır, tüm cezalara rağmen sevmeye devam eder, çok sevdiği için sevdiği adamca da kendinden uzaklaştırmak suretiyle cezalandırılır ve hikaye biterken yazar tarafından bir kez daha cezalandırılır. tolstoy'un roman sonunda anna kareninayı ahlaksız bir kadın olduğu için öldürdüğüne ilişkin görüş feminist metinlerde yer almaktadır.--- spoiler ---

tolstoy bütün olgunluk cagı romanlarında oldugu gibi burada da cagının cok renkli cercevesi içinde canlı somut portreler çizmiştir,unutulmaz portreler yaratmıstır .özellikle anna karenina onun yarattığı karakterler içinde en cok sevdiği,etkilendiğidir.aslında basta annayı bütün cekiciliği sehvetli yaradılısında bulunan,güzel olmaktan uzak,sisman bir kadın olarak düşünmüştür sonradan puşkinin büyük kızı marya hartungu model alarak ona cekici bir güzellik vermiştir.iyide yapmıstır.zaten yazar romanla uğrastığı dört yıl boyuna bazı kısımları on oniki kere değiştirmiştir ve sonucta da fazla depresif olsada mükemmeliyete varmıs bir roman ortaya cıkmıstır.takdir edilesidir.önünde eğilmek gerekir.

anna karakterini oynayan sophie marceau'nın kocasıyla kavga ettikleri sahnede sophie'nin aynaya dönüp kendine umutsuzca bakarak "neden ölmedim ki" diye hayıflandığı anda sağ elinin yüzünü sol elinin ayasına çarparak (ki bunu biz türkler çok yaparız ve şöyle bi ses çıkarırız: oyy oyy) alt dudağını seyirttiği sahnesiyle etkilendiğim film.ve bir de kitty karakterini oynayan kızın sevindiği zaman orta parmağıyla baş parmağını birleştirerek o zamanın resimlerindeki el figürlerini (buna böyle mi denir bilemiycem ama) çağrıştırması da ayrıca hoş bişeydi.

tolstoy'un içler acısı dramı aslında alttan alta mutlu birlikteğin nasıl olabileceğini de anlatmaktadır.

tolstoy'un ahlakı sorgulama için kitapta kullandığı bir karakterdir. haklı mı haksız mı, karenin doğru davrandı mı davranmadı mı diye düşündüren ve insanın kendi ahlakının da işin içine girmesiyle ahlakı yeniden sorgulamayı direten bir eserdir. ha bazısı sorgulamaz. doğrudan damgayı koyar. o ayrı.-ne okuyorsun öyle-anna karenina babaanne-ha şu hafif kadın di mi?-...

bi gunde okudugum beni en cok etkileyen 3 kitaptan biri.bi kere hala bu soruya cevap verebilmis deilim ask icin kocamı, cocugumu, itibarımı bırakıp gidebilir miydim toplumsal baskıları da hice sayıp, ikincisi bunları goze alıp gitmeye sebep olan boylesine buyuk bi ask bile kıskanclık belki de iletisimsizlik yuzunden zedelenebiliyo.bu durumda ask var mı yoksa sadece sevme ve sevilme bencilligimizden kaynaklanan bi duygu mu sorusunu ortaokulda kendime sormama ve hala bi cevap bulamama sebep olmus bi kitaptır.

bilim adamlarinin ilk cumlesinden esinlenerek bir ilke ortaya koyduklari kitap...(bkz: anna karenina ilkesi)

(bkz: sean bean)

annanin kocasinin adi karenin olduguna gore, ruscadan anlamasam da anna karenina "karenin'in annasi" anlamina gelebilir. yani kocasinin isminin bir yansimasi filan gibi bisey. bu durumda bir baska rus, anna kournikovanin da kournikov isimli bir adamla evli oldugu sonucuna ulasilabilir

bana bir kadın sadece kadındır görüşünü benimsetmiş bir kitaptır. henüz anna yerinde olsam farklı davranırdım diyen bir kadına rastlamadım. yine de etkileyiciliğini kaybetmemiş, daha doğrusu etkileyiciliği fazla gerçekliğinden gelen bir baş yapıttır.

levin'in bir masaya tebesirle "bbocvzbhbzoagyozio" yazdigi ve kitty'nin, bu harflerin"bana bu olamaz! cevabini verdiginiz zaman bu, hic bir zaman olamaz anlamina mi gelmisti, yoksa o zaman icin mi olamaz?" cümlesindeki kelimelerin basharfleri oldugunu hemen anladigi bolumde saskinlik yasadigim, okuduum ilk dunya klasigi.

tolstoy'un eşsiz eseri. tam anlamıyla psikolojik çözümlemelerin ve insana dair değişmez gerçeklerin sunulduğu hançer gibi bir anlatıma sahip şaheser.

ayrıca, (bkz: anna kournikova)

en güzel çevirisi için (bkz: ergin altay)

her seyden evvel rus edebiyati onunde saygiyla egilmeye bir neden dahadir. bu roman, lev tolstoyun bu romani cok sey hakkindadir ama nacizane bende biraktiklari ise sunlardir: her seyden evvel, tolstoy'un dehasini, yetenegini sunda goruruz: bu romanin kurgusu edebiyat kurgusundan cok ote, bambaska bir seydir. iletisim yayinlarindan cikan halinde yer alan vladimir nabokov'un sonsozunde soz ettigi gibi zaman ile yazarin oynama yetenegi bambaska. oyle ki bu romanin kurgusunda, karakterlerin karsilasmalarinda, eslesmelerinde bambaska bir sey var. roman anna ile baslamaz, anna ile bitmez. anna ile baslamamasi ne kadar hos ise anna ile bitmemesi o kadar acidir, bana kalirsa. bu noktada tolstoy'un kisisel maksadi, yani hep anlasildigi, iddia edildigi uzere kendi kisisel kaygilarini anlatmaya araci ettigi levin karakterinin 'imana gelisi'yle romanin bitisi degil de, anna öldukten sonra da cevresindeki herkesin bir sekilde hayatina devam ettigini, hatta cogunun anna'yi coktan unuttugunu gostermesidir. anna ölmustur, her sey, bu hayat, bu dunya, herkesin gundelik tasasi, kaygisi, heyecani aynen devam etmektedir. her sey anna'nin geride biraktigi gibidir. annasiz dunya aynen onunla nasilsa oyle devam etmektedir. bu cok aci, ama cok gercek bir sey, ölume dair, manasizligimiza dair cok gercekci bir sondur, eger bu eser anna hakkinda ise. anna'dan sonra da devam edisi basli basina unutulmaz bir sondur. ve romanin her kisacik ani, her ruh halini, her bilinc akisini anlatmasindaki keskin zekayi fark etmemek mumkun mu? degil. sonra sunlar var: kiti aslinda ne kadar siradan bir kadindir. yani anna mutsuzluga mahkum edilirken kiti'nin mutlu olusu da tam hep oldugu gibidir, beklendigi gibidir. sinir bozucudur. ama sunu teslim etmek gerek. anna ile vronksi'nin birbirine asik olusuna kiti'nin gozuyle bakariz. o meshur baloda kiti, anna ile vronski'nin karsilikli asik oluslarini gozler, dakika dakika bir anda ucuncu sahisligina dususunu kavrayarak ve diger ikisi arasinda daha adi konulmaya cok uzak o birlesme, aska dusme halini taptaze bir ucuncu sahis olarak bize anlatir. bu da cok evrensel, cok zaman otesi bir sey imis, okurken anladim, o kadar tanidik gelisinde bir hikmet var idi. sonra bir de su var: anna bir kadin olarak sapina kadar bir kadin olarak, kocasinin sozde iyicilliginden tiksinirken vronski'ye kendini teslim eder. durumu itibari ile her seyi geride birakir iken, hayatinin merkezine vronski'yi kacinilmaz olarak koyar. adi cikmisligindan butun sosyal hayati biter, giderek daha da katlanilmaz halde butun hayati vronski'den ibaret hale gelir. anna oglundan bile vazgecmisken vronski bir cemiyet insani olarak hayatin baska baska hallerinden haz almaya devam eder, 'kamusal' yuzu olan biri olmaya da. bu da kadinla erkegin esit olmayan sekilde odedigi bedellerden biridir.diger taraftan kismen anna'ninkine benzer levin'in aski vardir. levin basindan sonuna hissettigi seyi tartar, olcer, bicer. en kendinden gectigi anlarda bile olcmeye, bicmeye, tartmaya devam eder. neredeyse toprak meselesi ile askini ayni sogukkanlilikla olcer, bicer, gerektiginde ayni mesafe ile nerede olduguna bakabilir, kendince, kendine gore yapar durur bunu 'rasyonel' levin.nihayetinde levin ile kiti kazanir. basta anna, sonra vronski kaybeder. nabokov'a gore bunun nedeni anna ile vronski arasinda olanin sadece tensel bir sey olusudur, ben buna gulup gecmek istiyorum. anna gibi bir kadini, hele ki onun son gununde yasadigi o hezeyani, gelgiti, yalnizliginin derinligini boylesine anlatabilen bir yazar boyle dusunmez, boyle kestirme davranmaz, tensel olan ile olmayan diye birsey olmadigini bilir demek istiyorum. belki de herkese gore degisir, levin-kiti sozde bu yarisi kazanirken anna-vronski'nin kaybedisinin nedenleri uzerine herkes baska bir sey dusunur. akliyla degil kalbiyle-bedeniyle-ruhuyla, nabokov'un kiti ve levin'e layik gordugu uzere 'metafizik' olarak da butun olarak kendinden gecenlerin kaybedisidir. bence nabokov hatali, aski dahi kuralina gore oynayanlar, olcenler-bicenler kazanir, metafizik askla alakasi yoktur levin-kiti iliskisinin. kisisel not: o kadar dar zamanda okumuslugumun simdiden o kadar guzel bir hatirasi oldu ki anna karenina' yi zamanla unutmayayim diye uzun uzun yazmak istedim. utanmasam daha da yazacak idim. ayrica son sozunde dostoyevski' ye bir vesile ile 'cok daha alt duzeyde bir sanatci' dedigi icin de laflar hazirlamis idim nabokov'a. aklimda bu laflar hala.

tarihte ilk defa iç monoloğun kullanıldığı romandır.

bi solukta okunup sonucunda size hicbir sey kazandirmayacak kitaplardan biridir. ask, evlilik, coluk cocuk, yasam, secimler... ortalama sayilabilecek yasam vesveselerinin ihtirasli insanlarla nasil bir hal alacaginin sadece uzuun mu uzun bir anlatimi olabilir bence bu roman... kullanilan dile veya anlatim ozelliklerine soz soylemek yanlis olur. portreler kusursuz bir sekilde olusturulmus ve kurgu buyuk bir incelikle islenmis ancak haddim olmayarak boylesine siradan bir konuyla - ne kadar mukkemel bir anlatima ve kurguya sahip olsa da - bugun icin basyapit olma ozelligini surdurebilecegini dusunmuyorum.

tutkuyu, tutkulu insanların asla mutlu olamayışlarını,tutkunun ne kadar kaypak ve kırık dökük mutluluklar yaşattığını,sevdiği adama delicesine bağlı bir kadının aşkını kaybetme korkusuyla kendi kendini mahvedişini,sevdiği kadına onu ne kadar çok sevdiğini asla gösteremeyen bir adamın bocalayışlarını,yasak bir aşkı,sovyetler birliğini,ve küçük yaşta okunması insanda kalıcı hasarlar bırakan tolstoyun kendi hikayesini anlatır bu kitap.vladimir nabokovun sonsözüyle basılmıştır. pek çok ünlü yazar için gelmiş geçmiş en iyi romandır.

Rasgele

+ bir milyonuncu entry
+ gece acikma sorunsali
+ aslan burcu unluleri
+ meme ucu isitici
+ spyro gyra
+ dunyada uretilmemis cumleler
+ 2600
+ nike vs adidas
+ laboratuvarda yandakinin minotauruyla kesismek
+ guzel osuran kadin
+ big sister
+ devrime inanmiyorum ama eytisimsel ozdekcilik var
+ vichy
+ izmirlinin sorumlulugu
+ cold fear
+ denizler altinda 20000 fersah
+ pendragon
+ etsn
+ yazlik sinema
+ sampiyon

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam