anne

dunyada karşilik beklemeden cigborek yapan tek insan.

sevgi dolu fedakar insan disisi. " aglarsa anam aglar gerisi yalan aglar"

ateşe dogru yururken arkama bakip gozyasindaki sicakligini hissedebildigim tek insan

herşeyi bilen ulu şahsiyet. ya bur pasajda bi terzi oalcaktı-anne yokmuş ya, boşver başka pasaja bakarız...(4 kat karış karış dolaşılmıştır ve nihayet bi esnafa sorulma pozisyonuna gelinmiştir.)ya pardon, buralarda hiç terzi var mı?-valla hanımefendi ben 20 senedir buradayım ama burda hiç terzimiz olmadı.sen nerden bilcen zaten? (bana dönerek) yok olm, kesin vardı burda terzi, taşınmış olcak herhalde.

en kızgın olduğumda bile sarılıp, çocukluğumdan beridir ezberlediğim o kokusunu içime çektiğimde sakinlestiğim kişi. en ümitsiz olduğumda bile sesini duyup rahatladığım kişi. en mutlu olduğumda dizinin dibine oturup mutluluğumu paylastığım kişi. seni seviyorum anne. inşallah ben öldüğümde çok üzülmezsin...

yanında rahatça ağlanabilen, her durumda çözüm üretebilen, her şekilde dalga geçip, dır dır edebilen, en çok özlenen kişi.

çocuğunu karşılıksız, ne olursa olsun ve ne yaparsa yapsın vazgeçmeksizin sevebilecek tek varlık. yaramaz oluşunuzun, bir baltaya sap olamayışınızın, tembel bir öğrenci oluşunuzun, ahlaksız ve yalancı ve kaba oluşunuzun sevgisindeki yansıyışının sadece ve sadece sizin için duyduğu kaygı olduğunu anlayıp da, ne yaparsanız yapın sizi hep ve daima artan bir sevgiyle kucaklamaya hazır oluşunun farkına vardığınız anları "bol" ve "katışıksız" kılan tek insandır o.cennetin neden ayaklarının altında olduğunu anne olduktan sonra çok daha iyi anladığım, varlığımı varlığına armağan edebileceğim melektir. cennet ayaklarının altındadır çünkü sunduğu her şeyi, kutsal bir sevgi ile sunar. sevgisindeki kutsallık, sunduğu her ne ise, sunduğu sırada içindeki gizli titreyişten bellidir. o titreyişi ise göremezsiniz. sadece hissedersiniz. o titreyiş ki; kokusunda vardır, öfke anlarında bile her an affedeceğine dair ışıltılar saçan gözlerinde vardır. ettiği sitemlerin her birinde, her an affetmeye dair yatkınlığında vardır. özlemi, burnunuzun direğini sızlatır. ondan bahsederken elleriniz titrer. gözleriniz dolar bazı anlarda. ayrı bir şehirde yaşıyor olmanın ve o deli özlem anında kanatlarınızın olmamasının, yanına uçuveremeyişinizin çaresizliğini size hissettirebilen ender insanlardandır. hepten yokluğunu düşündüğünüzde tüyleriniz diken diken olur ve bu anlarda "allah'a şükürler olsun ki hala var..." dersiniz. ayrı şehirlerde yaşıyor olmanın verdiği o garip yalnızlık ve derin özlem anlarından birinde kendisine mektup yazarsınız. arada göz yaşları akıtırsınız mektubu yazarken. sonra anlarsınız ki, mektubu göndermeye vakit yoktur. bir telefon yakınlığıyla yetinerek, yazmış olduğunuz mektubu alırsınız elinize. çevirirsiniz numarasını. karşınıza çıkar o sıcacık sesiyle. "anne... sadece dinle..." dersiniz titrek bir sesle. şaşırır. ama susar ve dinlemeye koyulur. sesiniz çatal çatal, yazdıklarınızı okursunuz. mektubun bir yerinde dersiniz ki: "ah anne... neyi özlüyorum biliyor musun? hani görüşmek, kavuşmak için zahmetsizce birbirine gidebilen anneler ve çocuklar vardır. kapıyı çalarlar ve bir kahve içmeye geldim derler. kahve içip kalkabilecek kadar telaşsızdır kavuşmaları. valizler hazırlamak, saatlerce otobüs yolculukları yapmak gerekmez onların bir araya gelmeleri için... işte ben de bunu özlemliyorum... bir gün kapımı çalıp, bir kahve içmeye geldiiiim! diyebilecek kadar çabuk ve zahmetsizce, törensizce sana kavuşmayı özlüyorum ben..." işte tam bu anda ikiniz de ağlamaya başlarsınız... derken aradan iki gün geçer. kapınız çalınır. kapıcının geleceği saat değildir. gider kapıyı açarsınız. karşınızda gözleri dolmuş, biraz yorgun görünen, ama gülümsemeye çalışarak "bir kahve içmeye geldiiim!" diyen biri vardır. dizlerinizin bağı çözülür... o kapıdaki kadın, meleğe benzeyen hani... annenizdir...

bunca duygu yükünün en baş kahramanı, gönüllerin tacı, bir tane'miz olmasına rağmen; ne hikmetse bilimum küfürlerin de öznesidir. karşımızdakine kızarız, anasına küfür ederiz. adam hıyarın tekidir mesela, yapmıştır bir şey; "orospu çocuğu" der, ve en kutsal varsaydığımız varlıklardan olan ve hiç tanımadığımız bir anneye dil uzatırız. "ananı sikeyim!" öbekli öfkelerimizle, biri dil uzatsa "namusumuzdur!" deyip göğsümüzü siper ettiğimiz anneleri, bir güzel kevgir yaparız. öfkemiz kimedir, öfkemizin hışmını kimden çıkartırız... insiyatif addettiğimiz düzme, sikme, becerme kudretlerini bir bir dillendirir de annelere yamarız...

uzağında olunduğunda yokluğu en çok acıtan insan..(bkz: özledim)

ana gibi yar olmaz!

yazılan söylenen kötü hiçbir şeyi hak etmeyen ama biliyorum ki çok kırdığım bu yüzden de vicdanımın rahat olmadığı kutsal kadın......beni affet anne....

tribal enfeksiyon sahibiaramassın kizaroslersin ararsin evde yokturoff offffff

öldüğünüzde, sizin için en fazla ağlayacak, ağlamakla kalmayıp hayatının anlamını, bütün heveslerini, heyecanlarını sizinle birlikte toprağa gömecek, bir daha gerçekten gülmeyecek, sizi kaybettiğinde hayatındaki herşeyi kaybetmiş olacağını bilme stresiyle yaşamayı başarabilen, "evlat acısı" kelimesini her duyduğunda gerçekten irkilecek... tek insandır

yurdumda geceleri üşüyerek uyandığımda yokluğunu çok fazla hissettiğim insan.burada üstümü örtecek kimse yok, neredesin anne?

hiç şüphesiz hayatınızda karşılaşacağınız en garip kadındır! nereye koyacağınızı mütemadiyen şaşırırsınız. bazen en kuytunuzdaki tek dosttur. bazen en uzak diyarın buğulu gözlü yareni. bazen kıskanç garip bir mecnun. ama hep sıcak bir sine...

insana ilk cinsellii yasatan ... yaratanher ne yapmis olursan ol hepsi icin tesekkur ederim !!!

dersin ortasında kötü olduğum içine doğduğu için bana mesaj atıp moralimi düzeltmeye çalışan insanüstü güçlere sahip olduğundan şüphelendiğim varlık. olmazsa olmaz

"oğlum bununla nasıl mesaj çekiliyordu?" şeklindeki soruyu haftada en az bir kaç kez sorabilecek kişi!....

şimdi aramalarından ve aradığında eleştirilerinden bazen usandığımız ama bi gün gelip aradığımzdan sesini duyamayacağımız, herşey gibi değerini kaybetiikten sonra anladığımız hayattaki tek dostumuzcümle düşük oldu ama olsun, sanırım anlatmak istediklerimi anlattım

canım kadar sevdiğim dostlarımın varlığına rağmen en içime kapandığım, en yeryüzünden koptuğum anlarda aklımda olan tek insan.. belki bu yüzden benim için herhangi bir tanrının olabileceğinden daha ölümsüz olması.. belki bu yüzden, bir gün gelip de koynuna girip buz gibi ayaklarımı ısıtacak radyatörümün o olmayacağı düğşüncesinin bu kadar uzak gelmesi.. belki bu yüzden telefonum kapalı olduğu zamanlarda birbirinden yaratıcı paranoyak senaryolar kuracak kimsenin olmayacağı günün birkaç ışık yılı uzakta gözükmesi..

birlikte büyüttüğümüz "o" kadın.kısaca;(bkz: özlenen)

9 ay bir bedende çift insan olarak yaşamak mı buı kadar yüceltir bu ruhu? nedir hayatın normal akışında saf tepkiler veren bu kadını, çocuğunun tek bir bakışıyla ruhunu okuyacak kadar erdemli kılan?-ann..-(cin sırıtış) söyle bakalım kime aşık oldun?-*n'alaka! kotumu yıkadın mı diye soracaktım..*-hahaha.. biliyodum! o çocuk di mi? nohahaha..ya da bir telefonu açış kelimesiyle ruh halimi okuması ve en mükemmel mekanizmayı hasetinden çatlatacak kadar az bir sapmayla bunu gerçekleştirmesi..-alo..-ağlamışsın sen!-(spectrum alayser mısın bre kadın!) puhahaha.. ne alakası var annecik.. kutaylarda oturuyoruz işte..-dur dur! babanı yollayayım alsın seni.. *çat*uzun bir ilişkinin bitmesinin üstünden 3 ay geçmesine rağmen "eski" sıfatının hala bir yama gibi durduğu sevgilinin, yeni bir sevgilisi olduğunu öğrenip yamanın aslında kendimden başka kimse olmadığının farkına varıyorum.. gecenin gerisi barın tuvaletinde ağlamakla ve ertesi günkü surat ifadesini akşamdan kalmalığa vurmak için bira üstüne bira yuvarlamakla geçiyor.. ertesi sabah aynada kendime bakarken kendine güven kadranımı tavanda seyreder buluyorum. tek bir cümle: "hemen çıkmam lazım annecik" ve yanağa bir öpücük.. evet gayet normal görünüyorum..-günaydın annecik, hemen çıkm..-kızıım!!! (bu sahneye filmlerdeki "vijuuu" efektiyle ayak parmaklarıma doğru seğirten kadranımı uygun gördüm) ağlamışsın sen!-(sessizlik...) ..sevgilisi varmış..annem bana sarılır ve ona o ana dek hiç hayran olmadığım kadar hayran olmamı sağlayan şeyi yapar. hiçbir şey söylemez..ne bir "unut artık", ne bir "seni haketmiyor".. kocasının ilk aşık olduğu adam, ilk sevgilisi olduğu göz önünde bulundurularak (ondan uzakta olduğu zamanları saymazsak) hiç aşk acısı çekmemiş bir insandan, kimseden gelmeyecek bu anlayışın gelmesi, annemin de diğer insanlar gibi 46 kromozomlu, ete kemiğe bürünmüş bir varlık olmasını inanılması güç kılıyor. evet, annemi en çok o sabah sevdim sanırım..

camasir makinesinden cıkmıs butun tek coraplari tek bir torbaya dolduran ama bu islemi 2 yıl boyunca yapıp hic de arada bir torbayı dokup eslestirme geregi duymayan sonra anneeaa benim coraplarım nerde hic bulamıyorum ben onları gibi bisi soyleyince belediye cagırıcam o odayı temizlesin toplasın diye orda corap mı bulunur giren cıkamıyo be odandan bik bik bik bik seklinde vir vir ettikten 5 gun sonra bir torbayı cıkartıp ben bunları buldum al diyip odaya koyup evden basıp gitmis bir insan.

gözlerinde hayatın en naif yanları saklı olan... sesindeki çatlaktan sızan hüznü hayatıma akıtan... bütün kaybetmişliklerim kadar kızdığım, bütün kazanmışlıklarım kadar taptığım... dünyanın en vefalı ellerine sahip olan.. ve o kapılar ne kadar çarpılsa da her zaman geri dönülebilen.. geri dönülebilen.. geri dönülebilen... her seferinde.. cenneti ayaklarına seremesemde mutlu yarınlarımın düşleriyle kandırdığım.. kandırdığım.. her seferinde.. kendimi kandırırken yanıma kattığım... kendimden korktuğum kadar korktuğum... içinden çıkan bu canlının her canı acıdığında, hayata onun bi parçasının canı acıdığı için kızdığım... yoksa; i don't care for myself... ama hani; anneler hisseder ya.. sırf hissetmesin diye yaşama tutunmaya çalıştığım.. ve acısı büyümesin diye hayatla daha sert inatlaştığım.. intihar edememe sebebim... bana baktığı gibi bakabildiğim kimse olmadığı için kıskandığım.. başımı dik tutma nedenim.. adam gibi özlemeyi öğreten... öfkem.. sevgim... kavgam.. kırılganlığım..

temizlik yapiyorum adi altinda ota boka herseye camasir suyu kullanan...muhtemelen de insanligin sonunu hazirlayan buyuk kitle, olusum...

gün itibari ile sözlük yazarı olmuş, çaylak modunda olan ve nickini bir sır gibi saklayan kişi... annem annem...

her gece odasında kimselere sezdirmeden gizli gizli ağlayan, sabah kalktığında göz altları mosmor olsa da yatağından kalkan oğluna her zaman sıcak çayı ve patates kızartmasını hazır eden, sırf çocuklarının ve yuvasının selameti için nefret ettiği, tiksindiği bir adamla aynı evi paylaşmaya katlanan, bu uğurda yer yer sinirsel travmalar ve bayılmalar geçiren, sosyal hayatı sıfır, özel hayatı darmadağın olsa da başkalarını rahatsız etmemek için hayatı boyunca mutlu görünmeye çalışan ve tüm bu uğraşları hiç bir karşılık beklemeden gözü kapalı yapan dünyanın, kainatın, tüm paralel evrenlerin en ama en yüce varlığı.. tanrı yok diyorlar. ama hepimiz tanrının çocuklarıyız..

yaslandikca paranoyak oluyor bunlar.

hayatımın en hastalıklı ilişkisine sahibim kendisiyle. uzaktayken kokusunu, hayatı dolduruşunu deli gibi özlediğim ve ihtiyacım olan şefkati anca o verebilir dediğim ama maksimum 3 günlük beraberlik sonrası edilen kavgalarla nefret ettiğim, bütün arızalarımdan sorumlu tuttuğum, görmek istemediğim...bir arada olmak imkansız, kabullendim artık ama bir de o kabullense...

kokusu farklı olan sevgisi ayrı olan insan

su an hayat mücadelesi veren, can damarim

yavrularını yol tarafından değil,kaldırım tarafından yürüten kişiler.

herseye ragmen herdurumda evlat/evlatlarini seven kadin

belki ruyamda gorurum dıye gozlerımı yumma sebebım..5 yıllık özlemim,melegim..

-anne ben bi bok yedim...-afiyet olsun

kafasına tas vurup oldursemmmı boynuna sarılıp yaptılları ıcın hunkur hunkur aglasammmı ıkılemıne her allan gunu benı sokan zaat sevıorum sanırım

bir haydar ergülen şiiri;" sahi senden mi doğdum anne yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken bir insandan mı doğar bir çocuk anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı kuş olsa çiçek olsa gündüz olsa kırılmaz mı acıdan bir sap menekşenin boynu bu kez dağlar doğursun beni anne sen de ılık bir yağmur ol durmadan yağ kanayan yerlerime "

kizinin nikah gunu bile misafirinin yatagini toplamayi duşunen ve gerçekleştiren, ustun yaşam formu.**

yemek uzmanı, düzen insanı, bilgili, kültürlü sahsiyet , laf sokma dalında oscar adayı, sevdiim hatta taptıım aşmış şahsiyet

televizyon izlemeyip kitap okuyan, saat 14:30'da mutlaka kahve icmesi gereken yüce taptıım insan

sözlerini bülent ortaçgil'in yazdığı ve yeni türkü'nün seslendirdiği eski ama çok güzel bir şarkıdır aynı zamanda.."...anne ben yapamadım herkes bir şey oldu ben olamadım anne ben bilemedim yasalar varmış ben öğrenemedim anne ben seçemedim oyunlar oynandı ben kazanamadım anne ben bulamadım inecek duraklar vardı ben duramadım anne ben kaçamadım yaşamak güzeldi ben saklanamadım..."

kızların büyüyünce benzemekten* en cok korktukları kadın

her seferinde bir peygamber doğurduğunu sanan fakat o büyük beklentilerin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini farkettiğinde büyük hayal kırıklığına uğrayan dişi insan..

insanı hayat boyunca gerçekten seven tek şey. göğsüne yatıp sadece öyle durmanın bile psikoterapi etkisi yaptığı kadın. en incinmemesi gereken insan. en geçerli yaşam sebebi.

ulu sahsiyetsulu gozlu insanher gecen gun ben bunun yokluguna nasil aliscam yaa seklinde dusuncelere daldigimher gece alaam nolur olmesin die dua ettigim kadin

hayatimdaki en masum insan,seviyorum.

(bkz: sevgi dolu entryler)

geceleri uykusuz kalmayım diye , gizli gizli elinde makas 3000 lik puzzle'i şekillendirip işi oldu bittiye getiren canımın canı.

zz-aloo napıosun anneanne-komşular geldi canımzz- canım sıkılıo benimanne-tamam gel buraya, kadınlar dışarda beni bekliozz-ya anne sen annesin, annelik görevin beni dinlemek alla allaanne-haahahah,öptüm canımzz-ii sen git komşularınla ilgilen hıhanne-hahahaha(2 dakka sona)anne-geçti mi canının sıkıntısı canım?zz-hayır,sen komşularınla ilgilenanne-canımmmmmm(6 dakka sona)anne-şimdi geçti mi?zz-geçmedi geçmedianne-börek yapayım gelzz-o mu geçircek sıkıntımıanne-börekle benzz-hah tam oldu:)daha bi sıkıntı yapayımanne-şımarık kızım benim:)

tribal enfeksiyon anlarında yatırılıp gıdıklanası, yanakları öpücük manyağı edilesi, her seferinde tuşa getirdiği anlarda duyduğum kızgınlığımı yanaktan aldığı tek bi makasla yokederken şaşırılıp kalınası, düşünülmek, sevilmek, gönül almak, çekip çevirmek, anlamak ve anlamamazlıktan gelmek abidesi muhteşem varlık!

bana "sen benden daha cesursun, ben ilk otobüsle memleketime döndüm, sen hayatın daha içinde olacaksın" diyen kişi. ama ben artık cesaret ne kadar gerekli bilmiyorum. cesaret yalnızlık demek, kırgınlık, kırılmışlık demek, yorgunluk demek, yol almak ama bazen de "değer miydi?" demek. ama hayatta bir de huzur gerek. huzuru da ondan uzakta bulmak öyle zor ki....

her nasılsa her agladıgımda kilometrelerce ötelerden hissedip telefon acmayı beceren, magrur, akıllı, kadın.yaratıcım.

beyaz ve kara melek tadında tavırlarıyla ruhumu ikilemlerde bırakan insan..her haftada yolculuk yapsam bıkıp usanmadan balkondan şapırtt şeklinde arkamdan su dökendir*

bir tek onun şiirini yazmak istediğin kadın!

dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan varlık

sizi dünyada en fazla sevebilecek insan

yanakları bi milyon pamuk helva gücünde olan...

yanından ayrılırken anlamamıştım, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, zor olacak falan diyordu, bense herhangi bir evlat gibi kendime odaklanmış hayatın ne kadar güzel olacağını, neleri değiştireceğimi anlatıyordum, yollar başladı, oradan oraya, oradan oraya, oysa sohbet etmenin tadını, bir insana sarılmanın içtenliğini, arkana bakma ihtiyacı duymamanın güvenini, yıpratmamayı ama yıpranmayı, sevgiyi, insanlığı, hassasiyeti, nezaketi üzerinde taşımayı başarmış bir insan varmış, işte o insan.misafirim mi oldun şimdi, misafirin miyim ben senin?

saçınızı beğenmeyip, kaç yaşınızda olursanız olun, çözüp tekrar yapabilen kişi. eşi bulunmaz melek timsali, hakkı ödenemeyecek armağan.

çileden çıkaran,yeri gelince birkaç saatlik ayrılığı bile moral bozan kutsal dişi..

yıllardır yaptıkları yetmiyormuş gibi, otomatik ödeme yapmak, faizsiz kredi vermek gibi hiçbir bankanın yapmayacağı bankacılık hizmetlerini yapan dünyalar tatlısı...

dun gece izmir'e ugurladigim ve simdiden ozledigim canim, hatta canimin ici... eskiden ona benzemekten korkarken simdi onun onda biri etsem adam olacagim, hayatinin guvesi oldugum kadin... onlardan neleri mi ogrendik? (29.06.03 - milliyet / acik pencere)1. sabirli olmayi: "baban eve gelsin, sen gorursun"2. hakkimizi alacagimizi: "eve bir gidelim, ben bilirim sana yapacagimi"3. tip bilgilerini: "gozlerini sasi yaparken bir gun oyle kalivereceksin, goreceksin gununu"4. olgun olmayi: "bu tabagin hepsini bitirmezsen asla buyuyemezsin"5. genetik bilgileri: "sen de o lanet olasi babana cektin"6. adaleti: bir gun senin de cocuklarin olacak. insallah onlar da sana senin simdi bana yaptiklarini yaparlar"

ne olursa olsun hislerindeki her inişi çıkışı aynı zamanda yavrusunda yaşatan canlılar.

sanılanın aksine her zaman,herkeste bulunamayan değerlerden..

hastanede ameliyat sonrasi kendime gelme arifesinde, gozlerimi bile acamiyorken kokusunu duydugum* ve icime tatli bir huzur cokturen melek...*

hayatımız boyunca hatalarımızla,hastalıklarımızla,şuyumuzla ,buyumuzla en çok üzdüğümüz kişi,en çok kokusu ve kucağı özlenir,kimse onun gibi saçımızı okşayamaz,kimse onun gibi karşılıksız sevemez...

yorgunluktan yemek yiyemeden yattığınızda "oğlum gece kalkarsa aç kalır" diye düşünüp gece doğru dürüst uyuyamayan insana verilen sıfat.

(bkz: tunish)

dunyadaki en degerli varlik. sacinin bir teline, ayaginin tirnagina kurban olunan.

sizin icin msn kullanmayi ogrenen ve webcamden lig maci yayinlayan insana denir*..

yerini hiçbir şeyin, hiçkimsenin, hiçbir zaman dolduramayacağı tek insan. bazen beni gerçekten anlayan ve dünya üzerinde beni gerçekten seven tek insan... hep yanında yaşamak istediğim, olmazsa olmazım... dizine yattığımda saçlarımı okşamasına hasta olduğum güzellik.. ayna karşısında "ben senden daha güzelim.. bir bana bak, bir de kendine... çirkin ördeğim benim... " demesine, nadiren girdiğim ağlama krizlerinde beni sakinleştirmesine, her sorunuma bir çözüm bulmasına, keyifsiz olduğumda beni güldürmek için yaptığı komikliklere, yaptığı birbirinden muhteşem yemeklere hayran olduğum, benimkilerden daha güzel diye saçlarını ve tırnaklarını hafiften kıskandığım* insan... annem!illa bir insanın gölgesinde kalmam gerekse, hani gölgesinde kalmazsan dünya tersine dönecek dense, bu insan elbette o olurdu.

dönüp dolaşıp varılan nokta.

acayip bişi, garip mahlukatlar.

bugün biriktirmeyi öğrendimvarlığından uçer beşersevmeleriniseni biriktirmeyi öğrendimgelirsen uyandır benisarılsak kuş ucacak...

bazen bana taptığını ve dünya üzerinde en çok beni var etmekten gurur duyduğunu düşündüğüm ve kardeşimden çok beni sevdiğini bu kadar belli etmesine şaşırıp acaba bana mı öyle geliyor diye sorduran hayatımın insanı/meleği her neyse; en sevdiğim varlık.

anneler gununde ardiimda 'benim aaannem guuuzel annem..'diye şarki soyleyince direk aglamaya başlayıp bi kac gun kendine gelemeyen kutsal varlık.uzaktayken hicbi şey hicbi şekilde yerini dolduramaz.yeryuzunde saygı gormeyi en cok hak eden,istediiniz uzvunuzu yırtsnaız hakkını odeyemiyceginiz ınsan şeklidir

(bkz: love with no benefits)

cocuklarin azindaki kutsal kelime.....

karşisinda maça bir sıfır galip başladıın takım

sizin yüzünüzden gözlerinin dolduğunu gördüğünüzde, odadan çıkmasını bekleyip, kapıyı bi güzel kilitledikten sonra günün geri kalan bölümünde şiş gözlerle dolaşmanıza sebep, bir eşini asla bulamayacağınız kutsal.

(bkz: http://www.superanne.com/new/)

kalp krizi gecirdigi gun dahi hastanede kendini birakip sizi dusunup "hadi dinlen git de, kalma burda, okula gitceksin daha" diyebilcek ve gulumseyebilecek kalbe,ruha sahip kutsal varlik.

kendisinden önce ölmeyi dilediğim bir kaç varlığın başında gelen insan. sahip olup da canımdan çok değer verdiğim tek şey.

uzakta ise şayet kalbinizde oluşan özlem çukurcuklarının en büyük kısmını işgal eden melektir. bir gece rüyanızda görüp, uyanıp, yanınızda arar da bulamaz iseniz, ağlamaya başlayabilirsiniz, tutamazsınızki göz yaşlarınızı mevzu bahis anneniz ise.

tatmin olmak bilmeyen, mükemmel olmadığınızın bir türlü farkına varamayan insan.

elini tuttuğunuzda tüm samimiyetiyle elinizi tutan, sevgisini elinden kalbinize yollamayı başarabilen, kalp acınızın dinmesini sağlayabilen tek canlıdır yeri geldiğinde.gözyaşlarınızın gerçekliğine inanıp, o gerçeklik karşısında yüreği cız edip göz yaşlarını tutamayan en büyük sevgi kaynağınızdır.kanından canından yaratılmışsınızdır, kandır, candır.her sıkıntıya sizin için göğüs germeyi göze alabilecek, en zor zamanlarınızda yanıbaşınızda bitecek, en mutlu olduğunuz zamanlarda ise içtenlikle gülümseyecek tek varlıktır.kıymeti bilinmesi gereken, bilinmese bile sizi sonsuz sevebilen tek melektir anne.her nerede her ne şekilde yaşıyor olursanız olun bir yerlerde sevgi dolu bir yeriniz olduğunu her daim hissettiren varlıktır anne.

simdiye kadar yasadiklarimi ve bundan sonra da yasayacaklarimi, herseyi onune yigsam da, butun dunyayi dizlerinin onune sersem de, benim uzerimdeki emeklerinin degil grami bir zerresini bile odeyemeyecegim, benim icin cok kutsal, kanatsiz melegim...bi de yemeklerini cok ozledim:)

anne bir tanrıdır ve o da zevk aldıgımız bir çok şeyi yasaklar.

söz ve müzigi sibel alas'a, düzenlemesi aykut gürel'e ait olan, yonca evcimik'in yonca evcimik '94 albümünde seslendirdigi piyano ve yaylilar agirlikli parca. sözleri asagidaki gibidir:anneyine basim dertteyine kavga ettim annebana yetti gücleriyenildim yaralandimbelki diner bu sizibir dokun yüregimesen beni bu acilar icin mi büyüttünmümkün degil geri vermen kagittan gemilerimibana masal bana ninni hem mavi düslerimicocuk gibi caresizimhala cocugum belkihicbir sey degismediyine agladim isteeyvah dayandi yine kapiya yalnizlikgeri gönder sakin sakin acma anneeyvah bilirim yüzü nasil kör karanliksen koynuna al beni sakin verme anne

tanrının yeryüzüne armağanı olur kendisi.uğruna her şeyin silinebileceği tek şey

sefarad grubunun ilk albümlerinin 9. şarkısının adı.

korkunca gamzelerine saklandığım, cok uzaklardayken bile kokusunu özlediğim, düşüncesiyle kalbimi eriten, gözlerimde ki gölgelrden içimi okuyan...hayatta beni sadece ben olduğum için seven tek insan,minik kadin.

kendisi için ağladığımda suratımı havası çekilmiş poşete döndüren tek insan. çok özlüyorum

degerinin bilinmesi gereken, en degerli seylerden biri ... bazi seyler onlarin ayaklarinin altindadir.

karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş hali.kıyamet hala kopmuyorsa belki de bunların yüreğindeki şefkat yüzündendir.

ozlenen ve hep ozlenecek olan...

ben bu kutsal varlığa 'valide' diye sesleniyorum; o da 'efendim!' diye cevap veriyor... gönüllü köle... (bkz: cennet anaların ayaklarinin altindadır)

insanin gercek annesi kadar sevdigi, onu buyuten babasinin ikinci esine hitap sekli. tarafimca ispatlanmistir ki insanlarin iki annesi olabilir. (bkz: biyolojik anne) (bkz: manevi anne)

son birkaç gün içinde çıkan, bugün edindiğim yeni yaşar kurt albümü. kendi şirketini kurup ilk iş olarak best of kıvamındaki bu albümü çıkarmış üstadımız. çalgılar yerli yerinde kullanılmış. göndermelerden altı, sokak şarkılarından dört şarkı içeriyor. şarkı listesi şöyle:1. anne2. kamyonlar kavun taşır3. dostum4. kukla5. fırt emin6. haydi erkekler savaşa7. ninni8. alışamadım9. martı10. kamyonlar kavun taşır 211. perdesiz cura

öz. insanın ilk sebebi. hiç haketmediği halde incitildiğinde, inciten insanı bir çırpıda silme isteği uyandıran tek varlık.

tanistigim ilk melek.(bkz: seytanda bir melektir)

hastaneye yattığı zaman beni çok korkutan kutsal varlık. **

endişeli, sürekli panik halinde insanlardır bunların çoğu... (bkz: paranoyak)mesela benimki, hiç ağlamayan ben son zmnlarda çok sık ağlıyorum diye psikologa git diye tutturdu.bikaç dakika önce ölmeden yapılması gerekenler başlığını okurken yanıma gelip monitöre baktı. "ne okuyosun?" dedi. "ölmeden yapılması gerekenler" dedim... surat ifadesi direkt değişti ve acıklı ve panik bir ses donuyla "nedennnnn????" dedi... çıkarçıkmaz koptum*

öğle tatilinde borsacı kızını cepten 3 kere arayıp duyuramayınca tüm iş arkadaşlarını cepten arayarak ortalığı velveleye veren insan...

sanırım evladının hayatında onun için yaptıkları arasında en önemsizi onu dünyaya getirmek olan varlık. en önemsiz marifeti doğurmak daha ne denebilir ki...

herkesin hayatındaki tek olan kutsal varlık. en büyük dost. sımsıcak bir kucak, sonsuz bir sefkat, sınırsız bir sevgi abidesi. asla yeri tutulamayacak *tapilasi kadin

hakkında şöyle bir hikaye vardır ki yürek burkar, anneyi üzdüğümüz her dakka sonradan yangın yerine döner insanın içinde.anne çocuğunu telefonla gece geç saatte arar, çocuk gençtir. asidir. annesine çemkirmeyi iş sanır, büyüme sanır, bağımsızlık sanır. genç- anne ne bu saatte arıyorsun!anne- yavrum gene mi rahatsız ettim seni?genç- evet, gene rahatsız ettin beni!anne- 20 yıl önce sen de beni tam bu saat bu dakikada rahatsız etmiştin yavrum. doğum günün kutlu olsun. iyi geceler.(bkz: aglarsa anam aglar gerisi yalan aglar)

bazı ailelerde iç işleri bakanı olarak kabul edilen kişi*

kapıdan girersin ve yorgunsundur.- ya bugün anam aaladı çok yoruldum- yalan sööleme aalamadım ben. der bu kişi. komik bişi bunlar.

"keske bu kadar uzakta olmasaydin anne, keske seni birakip uzaklara gitmeseydim, ne olur anne ne olur sagligin bozulmasin, ne olur iyi ol. ne olur sesin kotu gelmesin, yanlizsin orda, keske yanliz birakmasaydim seni... " diye dusundurten dunyadaki bir iki tutanagimdan en onemlisi. her "anne" diye dusundugumde gozlerim doluyor, keske bu kadar zorluk yasamasaydin, keske cok daha guzel gecseydi her gunun...

çok yaralandığınızda dünyayı unutturacak kadar mucizevi bir iyileştirici güce sahip insan.

(bkz: anne of cleves) (bkz: anne of green gables)

kocaman bir kase dolusu nar ayıklayıp, içine tatlı kaşığı koyup ayağıma getiren tek insan.

bu kişilerden bazıları bir adet 31 mayıs gününde dünyaya teşrif etmek suretiyle yaşam ve mutluluk kaynağı olmuştur. dünyada iki insan arasında olabilecek en güçlü bağın bir ucunda yer alırlar. bazıları her ne kadar bu yükü taşıyamasalar da taşıyanlar arasında yer alanlara hayran olmamak elde değildir. onlar gittiği zaman artık kişi mutlak ebedi yalnızlığa gömülecektir.

büyüyünce benzeyememekten korktugum insan. su yazıları okurken hungur hungur aglamama sebep olan, olmesin diye her gün onlarca obsesif hareket yaptıgım, üzülmemesini cok istedigim ama her zaman ve sanki gizli bir bilincle uzdugum..her seyle karısmıs bir bütün, en saf, en guzel sey. benimle birlikte her seyi yeniden ve aynı hevesle ogrenen, bana her seyi ogreten, kitap kurdu, eglenceli, melek insan. cosmic annem benim..

sesinizden atesinizi olcebilen insan..

sabahlara kadar koynunda ağladığım ve beni karşılıksız seven tek insan...

seni seviyorum deyince utanan ve sasiran insan modeli. yazmasi kolay da soylemesi...

insanın kapı gibi arkasında olan kişi. kolaya kacmayı, uktelerin olusmasını engelleyen, herseyi goze alıp yavrusunun istekleri için savasan ama buna karsılık da hakettigi sevginin anca milyonda birini gorendir ayrıca. istenildigi kadar soylensin, sevgi içerikli cumleler kurulsun, yetmez.

ayağıyla bastığı heryeri sıcacık yapan sevgi yumağı insan...

canım benim derken hissettiği inanılmaz boyuttaki sevgiyle ağzını öpermiş gibi yuvarlaması sonucu conum benüme benzer bir ses çıkaran ve bu hareketiyle bu ne sevgi ah dedirten inanılmaz varlık.

tembellikten bilgisayar başındayken bir türlü mutfağa gidememenizden kaynaklanan susuzluğunuzu giderecek tek şeyin portakal suyu olduğunu taa evin diğer köşesinden hissedebilen ve tam da bir şeyler içmek için yerinizden kalktığınızda elinde koca bir bardak portakal suyuyla karşınıza çıkıp sizi, karşılığında sadece bir teşekkürle yüzünde oluşan kocaman gülümsemeyle, tembelliğiniz ve ekranınızla başbaşa bırakan canlı türüne verilen ad*...

hayatında yaşadığı ilk ve büyük depremde* ne olduğunu anladığı anda olurda ev yıkılırsa diye gelip bana hiç düşünmeden bedenini siper etmeye çalışmış, beni gecenin bir yarısında hüngür hüngür ağlatmış kadın.bir gün beni bırakıvermesinden delicesine korktuğum, canımdan öte olmasına rağmen bunu asla gösteremediğim kutsal varlık.fedakarlığın, sadakatin, hoşgörünün, karşılık beklemeden sevmenin tanımı, örneği. varoluş, direniş sebebim.

cildimde çıkan ufacık lekeler için benden çok üzülen günlerce çaktırmadan göz yaşı döken, kızının hayvan sevgisi yüzünden 3 sene evinde tavşan besleyen..

"venus gecisini izliyor musun, yakma gozlerini" diye mesaj attigimda "venus sensin guzelim" diye cevap atan muthis kadin. yillardir dizinin dibinde yasayamasam da buyudukce daha cok ozledigim varlik. yanimda olsa da basinin etini yesem. anne okuyor musun buralari?

sarilinca hersey duzelcekmis gibi gelir,ozleyince dunyanin en yalniz insani gibi hissettirir,birarada cok durunca basinizin etini yer,hasta olunca en iyi o bakar,ayaginiza bassa kendi cani acimis gibi uzulur,basiniza bisey gelecegini mutlak hisseder,genelde telefon kullanmasini bilmez,ogretmeniz yillar alir,arada babanizi cekistirir,pazarlik etmede bir numaradır,ustunuze olacagini iddia ettiginiz seye olmaz derse o genelde harbi olmaz,soyledikleri cikar.boyle cok sevilesi muhtesem saldirip isirilasi bi varliktir.

kendi sorunlarini göz göre göre bana da geciren, ona benzemekten ölesiye korktugum...hayatimin en kördügüm noktasi; bir türlü affedemedigim, bu yüzden de bir türlü uzlasamadigim insan.

onu kaybetme paranoyasi her gun icimde.daha yasanacak o kadar cok sey , kucaklanacak o kadar pozisyon var ki.dunyadaki en degerli varlik kendisi, haberi yok.hala veriyor hala veriyor.. karsilik beklemeden

bayıldığı kuru kayısılarını sadece benimle paylaşan insan.

icinde bir mr hyde barındıran ve onu ortaya cıkarıp beni delirten bazen gordugum herkesten daha kotu kalpli olan ,bu dunyada beni en cok kırabilen ve uzebilen insan oldugu halde onu hic dusunmedigimi dusunen kadın.

hayatını cocuklarını buyutmeye adamış sadece onlar için yasadıgını cok fazla belli eden candan parca. gecenin bi yarısı benle ev icinde koşu yarışı yapabilecek kadar cocuksu. basıma en buyuk belalar geldiginde sakinligini koruyup ben burdayım mesajı verecek kadar olgun yaşama sebebi. hic karşısına gecip anne seni cok seviyorum diyemesem bile o da biliyorki onu her seyimle seviyorum. bundan bile hic sikayetci olmayan insan.simdiki sevgileler gibi "ben sevdigini niye solemiyassaann?" demiyen karşılıksız seven biricik.gecmiste yaptıklarımı,soylediklerimi hala da yaptigim hataları hicbir sey yokmus gibi tek kalemde silen hayat kaynagi.kaybedecegimi hayal bile edemedigim varlık.insanın hayatında en onemli yere koyması gereken.hakkında duygusal bişiler yazabilecegim belkide tek kişi.kimse senin gibi olamaz senin gibi sevemez.seni seviyorum!

kafayıı benle bozmuş ulan eve bi saat gec gelsek vır vır vır sinir ediio benim annem ama ohhh mama...

bakalım bugün nasıl ilginç bir şey yapıcak diye düşündüren ve hemen arkasından büyük bir şoka sokup temizlik yapmayıp* da kızına dikiş dikmeyi öğretmeye çalışan melek.

the crow filminde " 'anne' cocuklarin dilinde tanri anlamina gelir" sozleriyle gayet basarili sekilde anlatilmis yuce varlik.

kiş uykumdan uyandigimda attigim cigliga kiyamayan, kaninin alyuvarinin akyuvarinin beni ben yapan katigiyla doyuran,hic gormedigim bebeligimin,ilk kesilen tirnagimin,zaptedilmeyen aglamalarimin en yakin sahidi..sicak corbam

insanın yapımında emeği geçen 1. derecede insan, süper varlık.

kardeslerimi doguran kadin. bundan gerisi bonustur; tesekkur ederim, yan cebime koyarim. bir de yirmibesimden sonra giderek kendisine benzedigimi gordukce panik ataklari gecirmeme neden olan sahis.

bişey söylemeye gerek yok sanırım : hayatımızın anlamı (daha ötesi var mı diye düşünüp, ağladığım yüce, insan üstü varlık) (kişisel not:allah'ım alma onu benden)

kanatsız bir melek çeşidi. tüm genellemeler yanlıştırancak kendi annem için yapabileceğim en basit ve geçerli tanımlama budur. çünkü ona duyulan sevgiyi ifade etmeye gigabytelar, terabytelar falan yetmez öyle. gecenin köründe uyanıp da hastaneye gittiğini öğrendiğimde korkudan ne yapacağımı şaşırdığım, acil kapılarında dua ederken keşke yerine kendi yaşamımı verebilsem diye düşünmekten başka bir şey yapamadığım, hasta geçirdiği gecenin sabahında iyileşmesiyle deli gibi sevinilen mükemmel varlık. sahip olduğum için şükrettiğim dünyanın en büyük şansı. benzerleri için (bkz: baba) ve (bkz: abla).

yanaklarını öperken sahip olduğum iştahı kimseyi öperken yakalayamadığım kadın.*annem olmasa aşık olurdum kendisine. babamdan boşatır evlenirdim. böyle de sapık düşünceler besliyorum evet ben de bir sapığım... dünyanın en mükemmel dişisi evet kendisi bana göre... koynunda beni beslemiş insan. arkadaşlarımın çocukluğumdan beri beni kıskanma sebebi.. varlığıyla gurur duyduğum güzel kadın.yalnız bazen çok pis deli ederim ben bu tatlıyı.. ama beni üzerler zaman zaman.. gelir beni teselli eder.. omzumdan filan öper sabah vakti.. sınavdan önce.. özgüvenimin çekirdeği.. seviyorum! bir gün annelikte senin başarının yüzde 10 unu yakalarsam bu bile yeter sanırım... ve son olarak.. herkes gider, anne kalır...

çocuklarının ismini zikrederken diyaframını çok iyi kullanan kadınlardır bunlar ve sokakta oynayan veletlerini eve çağırma vaktiyle, kocalarının eve dönmüş olduğu zaman arasında kurmuş oldukları ilişki bir hayli tuhaf olan kadınlardır. ''bende veletimi çağırmak istiyorum'' gibi bir cümle kurmaya sebep olan hayatlarının bir bölümünü koca göbekli olarak geçirmiş kadınlardır.

insanın kendi canından daha değerli bir cana sahip olan üç varlıktan biri.diğerleri için:(bkz: baba)(bkz: kardeş)

ne kadar uzsemde... 10 dakka sonra beni affediyor ya.. bu nasil birseydir.. anlamis degilim..edit: böyle demisim 5 sene evvel... su ayni sekilde mi düsünüyorum? hayir.edit2: yukarıdaki edit kötü bi anlamda söylenmemiştir.

(bkz: annecigin)

anne olup her geçen gün cocuğunun serpildiğini görünce kıymeti kat be kat daha iyi anlaşılan yar, hala başımı göğsüne koyup ağlamak istediğim, geceler ve günlerce konuşup yanında olsam doyamayacağım ve hala ona sarılınca bütün kötülüklerin kapının dışında kaldığına ve beni koruduğuna yemin edebildiğim her şey.

yaş ve mesafe gibi kavramlardan bağımsız, size verdiği koşulsuz sevgi ile her zaman sığınılabilecek bir limandır anne. başınızı okşayıp tüm korkularınızı yok edebilen bir büyücüdür. hayatta asla yalnız kalmayacağınızın garantisidir, ta ki o sizi bırakıp gidene kadar. bu nedenle gerçek yalnızlığı da eninde sonunda size yaşatacak olandır anne.

daha alo derken "n'oldu? ağladın mı sen? geliyim mi yavrum? sen sıkma canını..." diye sizi dünyaya döndürmeye çalışan yüce varlık. ağlamamak için dudaklarınızı ısırırken aramayı istediğiniz tek insan. midenize giren krampları geçirmenin yolunu bilen tek kişi. ne düşündüğünüzü anlaması için gözlerinize bakmaya bile gerek duymayan, kilometreler öteden yardımınıza koşmak için debelenen, her özrünüzü kabul edebilecek sabır taşı.

onu ozlediginizi belli etmeden konusmaya calismanin cok zor oldugu can..

cennet kapılarından transit geçiş hakkına sahip canlı varlık . (bkz: cennet analarin ayaklarinin altindadir)

kaç yaşına gelmiş olursa olsun insanın gidip kucağına oturabileceği, vücudunun tüm kıvrımlarına sokulup boynuna gözyaşları dökebileceği, neden diye sorduğunda yok bişey diyeceği ve en önemlisi o yok bişey den sonra alınmayıp içinden dualar ettiğinden emin olduğu kutsal varlık. öte yandan en çok nankörlük edilen kişi. ki bu nankörlüğe bile bi aldırmazlığı, kırılıp küsmezliği vardır. sevilesi öpülesi hiç bırakılmayasıdır.ha bide bayramda hep aynı çiçeği alsanız da ilk defa görüyormuşcasına sevinir, vazoya koyar, gelene gidene gösterir.

hep elinin altında yanında... hem çok yakın ruhun, aklın gibi hem çok uzak el gibi, yol gibi.

korku anında ağızdan istemsizce çıkabilen nida.. örnekleyelim;-aha bak, alien.-hiii, anneeeeeee!!...

bir kadin'in sahip olabilecegi en üst sifat, en cok isteyecegi sifat da.

en caninin yandigi, en caresiz oldugun anlarda aklina gelen ilahi varlik, yeryüzünde ki melek. seni dunya üstünde kimsenin onun kadar iyi koruyamayacagini bilmenin getirdigi sonsuz güvenin dört harfli,iki heceli hali.senin icin en cok endiselenen, en evhamli ama en guzel insan.sirf seni kimse elestirmesin diye sana en acimasiz elestirileri yapabilen yegane dürüstlük.senin mutsuzluguna hemen care bulmak isterken kendi mutsuzluklarini unutuveren insan. anne olmak herkesin harci degil, ben onun kadar iyi anne olamam diye dusunduren melek...

eksi sözlüğe girip (kendi bilgisayarınız diye kullanıcı adı,sifreyi saklı tutan bilgisayarda) bu başlık * guzelmis* dur bir seyler gireyim diyebilen* hatta demekle kalmayıp yazabilen, gun gelip son ne yazdım ben acaba diye yazdıklarına bakan cocugu bunu ne zaman yazdım, ben yazmadım, o zaman kim yazdı,ne bu be seklinde düşüncelerle başbaşa bırakabilen, sonunda gercegin anlaşılmasıyla oh iyiki başka seyler yazmamıs diye rahat nefes aldıran mukemmel yaratığa taktıgım isim.

zaman geçtikçe cok benzenilen kadın.

tunish: (annish / annishko) kitaplarini saga sola dagitmami istemeyen kadin, benimle cozutan, benimle eglenen, benimle uzulen insan, kocaman sarilip kendimi yaninda guvende hissettigim insan, bilgisayar kurdu, gece uyandiginda ustumu orttugunu bildigim ama gozlerimi acip birsey diyemedigim kisi, beni hayata getiren can, sevilesi shirin akilli programli kishi, cok cok cok fazla bir insan....

tanrı'nın yansıması

"hadi yak bi sigara sende kahveyle iyi gider" diye beni kandirmaya calisan, okey oynarken tas calıp "yok walla ben almadim" diye yalan soyleyen, "hesaplar tutmadi,çalışıyoruz, siz buraya gelin" diyerek yılbaşı aksamlarini birlikte bankada gecirdigimiz, dunyanin en guzel asuresini pişirebilen, freddy mercury ve boy george dinleyen, istedigim her turlu kazagi orebilen, hastalandiginda "mezarıma sarap dokun" diye vasiyet eden, dinsiz imansiz ateist olan, komunist diye okuldan atılan, sinirlenince elinde süpürgeyle can yakan, cocuklarinin buyudugunu goremeden olmadik zamanda cennete giden, kokusunu ozledigim kişi.

... sözleri bülent ortaçgil'e ait olan, yeni türkü'nün vira vira albümünde yer alan şahane şarkının adı.bi kuple: "anne ben yapamadımherkes bir şey olduben olamadım"

çevresindekilerin sorunlarını çözmek için intihar gibi bir şeyi deneyebilecek kadar saçmalayabilen varlık.

bana bahtiyar olmayı ihsan eden biricik varlık. bana yaşımı unutturan, kendimi hala bir bebekmişim gibi hissettiren detaycı, düşünceli insan. doğum günü anneler gününe denk gelen gülen kadın. her seferinde beni ağlatmayı başaran, sevgimi ifade etmekte güçlük ettiğim varlık. sahip olduğum için kendimi şanslı addettiğim.

bugün milliyetin popüler kültür ekinde bir çok entrymiz kullanılmış başlık olmakla beraber 9 mayıs 2004te hediyelere boğulacak ya da arayıp boğazınıza düğümlenen özlemlerle sesi duyulup hasret giderilmeye çalışılacak hayatımdaki en değerli ikinci varlık.(anneannem annemden önce gelir desem çok mu yanlış olur....)seni seviyorum canım annem....

zaman zaman hatta cogu zaman yaşama feyz veren tek,biricik nane yapragi,bergamotlu cay

bütün sözlüğün hakkında neredeyse aynı tanımları yaptığı ve buna doymadığı üst düzey bir insanlık rütbesi. bir veya birkaç insanın kaynağı olma durumu. insan şefkati, karşılıksız sevmeyi ilk ondan öğrenir.

tüm şiddetin, karanlığın ve korkunun içinde varolmaya çalışan gencecik bi bedenken, beni yumuşak karnında her şeyden korumuş, sonrasındaysa sadece benim için ve benimle varolmuş, mutsuzluğuna, acılarına dayanma gücünü bizden aldığını söyleyen, yani varlığımız için ona minnettar olmamız gerekirken, tam tersine onun bize minnettar olduğu, yokluğunu düşündüğümde bile oturup hüngür hüngür ağladığım, kalbim, oksijenim, atom karıncam, herşeyim.

herhangi bir nedenden dolayı ona olan sevginizi kaybettiğinizde içinizde büyük bir boşluk oluşmasına neden olan varlık.aslında harikadır anneniz. sizi düzgün büyütebilmek için işinden istifa etmiş, yıllarca bütün zamanını sadece size ayırmış, üstünüze titremiştir. siz de onu 5 yaşınızdayken ona anneler gününde yazdığınız şiirde "benim için hergün anneler günü" diyececek kadar çok seviyorsunuzdur. ancak ortada çirkin bir durum vardır, huzursuz aile ortamı. görücü usulü evlenmiştir anne ve baba. çocukluğunuzda hatırladığınız ilk şeylerden birisidir anne ve babanın kavgaları. hiç bitmez bu kavgalar, yıllar yılı sürer, sonu gelmez. ister istemez savunma yöntemi geliştirdiğinizi farkedersiniz: huzursuzluğu oluşturan etkenlerden olabildiğince uzaklaşmak. mesafe koyarsınız babaya ve hatta anneye. oysa suçu yoktur annenin, o istemez sizin mutsuz olmanızı ya da kavgaları ancak o bu ortamı oluşturan iki etkenden biridir. mesafe açılmaya başlamıştır bir kere, geri dönüşü mümkün olmaz. yıllar gelir geçer aynı durumlar yaşanmaya devam eder. anne hala sizi çok seven annedir ancak sizin ister istemez koyduğunuz mesafe git gide büyümüş, okyanus boyutuna ulaşmıştır. odanızın kapısı neredeyse tüm gün kilitli kalmaya başlamıştır. sizin için artık "ev" yoktur, "oda" vardır. yemekten yemeğe gördüğünüz anne onunla biraz daha zaman geçirmenizi ister ama siz "işim var" veya "yorgunum" diyerek savuşturursunuz. başkalarının anneleri için yaptıklarını görür ve düşünürsünüz ben niye böyle yapamıyorum diye. ilk önceleri hain evlat ökkeş gibi hissedersiniz ancak bilirsiniz alakası yoktur, onun kötülüğünü istemezsiniz ama sevmeyi de beceremezsiniz. kötülük yapmakta olduğunuzu bilir ve üzülmek istersiniz ancak üzülemezsiniz..sonra gün gelir anneler günü olur. siz farkında bile değilsinizdir. anne ağlayarak çıkışır unutmanıza. gözünden akan bir damla yaşla beraber sorar, suçum ne? ne kötülük yaptım sana, neden bu soğukluk? cevap veremezsiniz, söyleyemezsiniz yüzüne karşı artık onu sevmediğinizi, eski güzel günleri hatırlayıp içinizde birşey kıpırdar ve yalan uydurursunuz, "ben böyleyim anne seninle alakası yok".. sonra siz odanıza dönüp sözlüğe girer "anne tripleri" başlığında başka insanların yaşadığı güzel hatıraları okuyup hüzünlenirsiniz, o da ağlayarak bulaşık yıkamaya devam eder...

hayatımda beni her koşul ve ortamda sinir edebilecek en büyük potansiyele sahip olup da onsuz yapamadığım ikilem.

hayır lafını hayatta en çok duyduğum ve söylediğim, hayatımdaki tüm kötü alışkanlıklarımın nedeni..dürüstlük abidesi.

(bkz: zor kadın)..kendimi bildim bileli her sabah üşenmeden "beyazın var mı" diye soranım.

üzüldüğünü, bir şeylere kırıldığını gördüğümde günümün berbat ve zor geçmesine neden şu dünyadaki tek insan. gözlerindeki en ufak bir keder kırıntısı bile gözlerimi doldurmaya yetiyor.bunun yanında dünya üstünde tek yataklara yataklara fırlatıp gel senin bi ifadeni alayım dediğim, içime sokmak isteyip sıkı sıkı nefessiz bırakana kadar sarıldıktan sonra yaşattığı mutluluktan yorgun düştüğüm ve gerisin geriye yatağa yuvarlandığım, yatağa attığım tek kadın. iyiliğin merhametli görünüşü altındaki o toprağı titreten, boyutları galeyana getiren tarafına sahipsin.senden var oldum. içinde dolandım uzun süre. sonra dışına çıktım, boyum boyunu geçti. bir ceylan boynu nasıl doğum anında ana rahmine doğru gerilirse, ordan kopmak istemezse ben de dünya benim canımı her acıttığında yatağına, nefesine, sıcak karanlığına kaçıyorum.iyiliğin, merhametin, sadakatin, sevginin güçlerini birleştirdiği en bakir en temiz varlıksın sen. seni çok ama çok seviyorum.

her çocuğun hayatının aleni senaristi.

cep telefonunu asla gerektigi gibi kullanamayan, ne zaman lazim olsa ya kapali ya sarji olmaz ya da tumden yanina almayi unutan kisi. daha su mereti gerektigi gibi kullanan bir anneye rastlamadim.

anneler gunu sabahi beni uyandirip, tum gun nerelerde olacagini rapor halinde sunan yenilesi sahis:) bir baska deyisle 'anne' olmayi bu kadar cok sevebilen kisi.

-- onca uğraşlar sonucu bilgisayara alışabilmesine rağmen, söktüğü tüm bilgisayar bilgisinin solitaire ile sınırlı kalması için deliler gibi gayret sarfeden ömülesi varlık..-- leb demeden lebideryayı kafamda hecelere ayırdıgımı tespit edebilecek derecede max empati* sahibi şey.. -- çok sevdiğim şey..-- (bkz: özledim ulan..)!

söylediği en saçma şeyler bile insana huzur veren, insanın yüzünü güldüren kutsanmış varlık-olum n'aptın yüksek lisansı hangi okulda yapıcağına karar verdin mi?- ya okulda devam edicem ya da bi okul daha var ona başvurucam anne.- olum hangisi eve daha yakınsa onda yap.- ya anne öyle şey olur mu ya?içses: ah anneciğim benim.

en sert, duygusuz kişilerin bile muhtemelen olurken caresizlikle agizlarindan dokulecek olan kelime. "beni yanina al anne..."

kalpleri lastikten olan, ne bok yerseniz yiyin bir sekilde esneyip en sonunda yine eski halini alabilen insan turu. gerci cevremdeki ben de insanim diyen bazi disi yaratiklari gordukten sonra farkli bir statuye koyulmasi gereken varliklara verilen isim.(bkz: varlik)(bkz: iyi ki varsin)

senelerdir,geçen seneler içinde sadece bir kere görebildigim ve bir o kadar da özledigim varlıktır kendisi.sesini telefondan bile duymak binlerce kilometreyi bir anda kaybeder,bir o kadar da binlerce kilometre uzakta oldugunu beynine kazır.yalnızlık duygusunu dünyada tek atabilecek şey bir adet annedir,nerde olursa olsun öper okşar gene gösterir şefkatini.zaten sorunda bunun hafifliginde eriyen kalbin sona erince tonlarca yükün altına girmesidir yoklukta.zordur uzaklık,çok zor,korkutur,yere yıkar,kahrettirir,küstürür sonra hafif bir gülücükle canım acımadıki der kavusma anında.hiç birsey dolduramaz annenin sefkat dolu kollarını su garip mavi yuvarlakta.degerini bilmek şartı.

birtanem,canım.değerini hep ondan uzaktayken anladığım insan,meğer ne çok özlermişim onu.

ne zaman kendimi bir çıkmazın içinde, savunmasız bulsam, sığınmak istediğim, yüreğimi, bedenimi dinlendiren tek insan, meleğim, özlediğim.

anlamaz oğulcağızını genelde, psikoloğa götürmeye kalkar ikide bir. yine de anlatmaya başladığım zaman aklımdaki binbir dünyayı, beni bir o dinler gene.ah be anacım hayalle gerçeği ayıracak kadar büyüdüğüme ne zaman inanacaksın.ah be anacım börek yapmayı ne zaman öğreneceksin.

kaybetmekten korktugum tek ve buyuk, kocaman sevgim, sevgilim, her şey..

bir hafta once gurbetten gecenin bir yarisi salya sumuk aradigim ve sana hic seni seviyorum demedim, simdi soylemek icin aradim dedigim insan. ama o yine buldu bulusturdu, "yok evladim soyle ne var, biz senin icin burdayiz" dedi. yok anne valla seni seviyorum demek icin aradim. hayir evet hayir evet. neyse yine kavga etmeden kapatabildim telefonu :)

"annem her fırsatta çocuklarına güneşe doğru zıplamalarını öğütlerdi. güneşe ulaşamazdık belki ama, hiç olmazsa ayaklarımız yerden kesilirdi..."*

kutsal varlık"mother is the name for god in the hearts and lips of all children"

disi bunyenin bulug cagindayken kendisi ile sikca tartisip kisilik bunalimlarinin negatifligini ustune kusmak suretiyle yiprattigi ama zamanla kendisinin dunyadaki en guzel, en ozel ve en degerli varlik oldugunu anladigi insan. hele bir de aklin, kulturun ve sefkatin uyumlu birlikteligini yansitan insanlardanlarsa tadlarindan yenmezler.

(bkz: mayrig)

(bkz: ucan da kuslara malum olsun ben annemi ozledim)

kendine ozgu kokusu olan, beni dunya ustunde yaşayan her annenin kendine ozgu bir kokusu olduguna ve bunun cok guzel olduguna inandiran, uzakta oldugu zaman gidip yastigi koklanan aile bireyi. kendisinden once olmeyi asla istemeyecegim yegane insandir kendisi cunku o kadar buyuk bir aciyi* ona yaşatan kişi ben olmamaliyim hic bir zaman.

hic bir şekilde, hic bir kufure alet edilmemesi gerekilen insanlar.

yabancı bir isimdir. lakin türkçede "ana, valide, çocuğu olan kadın kişi" gibi anlamları olduğundan yabancı filmlerin altyazılarında "anne" ismi hep kafaları bir an için karıştırır.

yeni kesfettigi email dedigimiz insan icadi sayesinde millerce uzaktaki kizina her gun huzunlu mektuplar yazan , can parcasi

kelimelerin tanımlayamadıgı....

(bkz: annelerin film yorumlari)

yokluğu hergün biraz daha fazla koyan beni bu kadar erken bıraktığı için isyankar olduğum başkalarında en çok kıskanılan kıymeti bilinememiş karşılıksız sevgi örneği

seni düşünmekten kendini alamayan ilk insan

ilişkilerin bir şekilde tersine döndüğü insan. yaklaşık 30 yaşından sonra anne çocuk, cocuk da anne ya da yerine göre baba olmaya soyunur. herkes ne kadar soyunursa soyunsun, annelik zordur.

bisii istediginizde illa once bikbik ederler..ama sonra dayanamaz yaparlar.

ölümünde yaşanılan acının hayattaki en büyük tecrübelerden biri olduğu yegane varlık.

hasta olduğu zaman çok üzüldüğünüz kadın. hele bir de yonca evcimik kadar bişeyse, minicik bedeniyle viiyk viiyk diye inliyorsa, gözlerini yumup kıf kıf diye öksürüyosa insanın içini parçalar.

bir günlüğüne kendini iyi hissetmesi için hayatınızın son beş senesini feda edebileceğiniz kadın.

kendini ifade etmek adına vajinasından dışarıya bir bebek tükürmüş kadın. sevilenleri tükürdüğünü yalayan modeldir. tükürdüğünü unutanlarına orospu deriz.

bütün anneler mi öyle yoksa benim annem mi mükemmel ve neden hep haklı çıkar diye düşündürten kadın..bir de büyürsünüz,yıllarca ayrı yaşarsınız ,okullar biter, doktor olunur, uzmanlık yapılmaya başlanır ,yine de her geldiğinde sıkı sıkı giydiren,soğuk havanın,soğuk suyun,kolanın,kredi kartının,akşam gec saatlerde dışarı çıkmanın,çok alışveriş yapmanın zararlarını, kapkaççıları ,teacvüzcüleri,katiileri bıkmadan üşenmeden çocukluğumda nasıl anlatıyorsa aynı tarz anlatmaktan asla vazgeçmez..o geldiği dakikalarda ne yetişjkinliğin kalır ne tecrübelerin ne doktorluğun.. sadece ve sadece yemek yemeyen ,sıkı giyinmeyen,erkeklerin iyi olduğunu zanneden,bir lolipopla kandırılabilecek küçük saf bir kız çocuğusunuzdur hala onun için ..

ne yapsam yaranamadıgım, essek kadar adam oldugumu ispatlayamadıgım, buyumeme bir turlu izin vermeyen insan...aha keske bu yaptıklarının; benim gibi inatcı bir essegi ne kadar yanlıs dusuncelere ittiginin ve ne kadar garip hırslara kapılmama yol actıgının farkına varsa....ama ne yapsın oda... farkında deil kiben ne kadar '' bırak artık biraz da ben seni tasiim'' desem o da o kadar ''beceremessin ki'' diyor

bugün önce kalbini kırdığım lakin daha sonra öpüp, koklayıp, sarılıp gönlünü almayı başardığım* kanatsız meleğim.

insan.....o da bir insan... bunu anlamak zor olsa da.. celikten ve taslardan orulmus koca bir irade ve sabır kalesi annem benim icin....karsimda aglarken gordugumde, yıkılan kaleyi; toz duman icerisinde beliren o buyuk yuregi gorup "annem sen aglama, dunyalari getireyim sana" diye icimde beliren istegi zor dizginledigim....*"sen beni hic sevmiyorsun degil mi" dediginde yuregimde cigliklarla yankilanan "hayir anne seviyorum, hem de cok" sozlerini soyleyemedigim*, "baska bir anne isterdin sen degil mi benim yerime" dediginde "ben ne yapiyormusum, nasil davraniyormusum" diye kendimi sorguladigim *, "ben fazla yasayacagimi hissetmiyorum, sen eline al meslegini, cocuklari kurtarirsin ne de olsa" dedigi bir gun yüregimi daglayan *, "ben de fazla yasayacagimi hissetmiyorum zaten ama..." diyemedigim...* *kanım, ozum, canim.....

sizinle ilgili herhangi birşeyi toplamasına izin verilmemesi gereken, her ne kadar her zaman "sizin için" düşünseler de "sizin gibi" düşünemeyen, sizin için neyin ne kadar önemli olduğunu sizin kadar bilemeyen, bunu da bir türlü kabul etmeyen, bir de ne yapsam yaranamıyorum diye üzülüp sizi sinir hastası eden, gençliğinizden itibaren hiçbir şeyinize dokunmaması için alıştırmanız, karşı çıkmalarına dayanıp isyan etmeniz, bu konuda en ufak yumuşama göstermemeniz ve istisnalara izin vermememeniz gereken birinci tekil şahıs...emin olun yaptığınız tüm tartışma ve kavgalara, belki de yiyeceğiniz tüm dayağa değecektir, bu şekilde bunca yaşınızda sizin için önemli olan şeyler, sorgusuz sualsiz, her zaman sizin iyiliğinizi düşünen anne mantalisine kurban gitmeyebilir...garantisi yok tabi...

çalışmakta bulunduğunuz kick box salonuna eskaza gelip "aman evladım kendini fazla yorma, azar azar kaldır ağırlıkları" diyerek bütün salondaki tetesteronu emip stratosfere gönderebilme kapasitesine sahip varlık.

bi hafta kadar önce ayağımı feci şekilde vuran ve senelerdir buna rağmen giydiğim converselerimi çok sevdiğimi söylediğimde bana "zaten sen sana acı çektiren ne varsa seviyosun" diyerek beni komaya sokmuş canım.anne yüreği işte 5 senedir kızının aşk acısı çekmesine katlanamıyor herhalde.

10 yildir her gun eksikligini hissettigim arkadasim. ergenlik cagimin ilk donemlerinde "benimle arkadas olmuyorsun hic, bak baskalarinin annesi arkadas gibi" diye bagirindigimda, "ben senin arkadasin diilim, annenim" diyebilmisti kendisi. ve cok yanilmisti.

ici kan aglasa ve yaptiginizin dogru olduguna inanmasa da, "sen nasil mutlu olacaksan yavrum" diyebilen tek insan.

değerini ve benim için yaptığı fedakarlıkları büyüdükçe anladığım, ona yaptığım kaprisler, yerli yersiz bağırmalarım, sinir davranışlarım için pişmanlık duyduğum, yıllar geçtikçe bağlandığım, çok sevdiğim ve en azından bundan sonraki süreçte doğru düzgün davranmayı hedeflediğim iyi kalpli, bazen inatçı ama yine de dünya tatlısı insan.

istanbul izmir yolculuklarımdaki feribot geçişi sırasında olabilecek bir marmara depreminin oluşturabileceği tsunamiyi düşünüp yolculuğum sırasında uyumayı reddeden paranoya sahibi fedakar insan.

hayatimin en zor günlerinde yalnizca annem oldugu için degil, beni çok fazla sevdigi için yanimdan ayrilmayan, çektigim tüm acilari benimle birlikte yaşayan muhteşem varlik. tüm tedavilerin en etkilisi olan destegi ve daha öncede söyledigim gözlerindeki cennet olmasa bu hayatta hep çok ama çok fazla eksik olacagimi bildigim eşsiz kadin.

en klişe tabiriyle çocuğunu ortalama 9 ay karnında taşıyan.. fakat ondan çok daha fazlasıdır anne; anne en büyük mutluluktur, hayatta bir çocuğun önüne sunulan en saf sevgi yumağıdır. kaybedilmesi en büyük korkudur..yemek yemeyen çocuğunun dikkatini dağıtmak için elinde tencere tavalarla şamar oğlanına dönen, reklamları kasede kaydedip yemek vakti izleten, o da olmayınca muhallebinin içine ciğer katarak çocuğun ağzına tıkıştırandır.* seneler sonra da "sen onların tadına kim bakıyordu sanıyorsun, ben tabi!" diyip kıs kıs gülendir..3 yaşındaki kızını mutfakta yere gazeteleri sermiş, her kat gazetenin üzerine yağ dökerek börek yaparken bulan ve ona kızmayandır..çocuğu ne şımarıklıklar, ne uyuzluklar yapsa da sevgisi asla ve asla azalmayandır, karşılıksız seven ve gerekirse sadece sevdiği için yaşayandır anne..bir gün gelip de kalbi durunca, apar topar yoğun bakıma kaldırılınca, ona bir şey oldu sanılınca öldüren, toparlanınca ilk sorduğu soruyla * kahkahalara boğandır, öpücüklere boğulasıdır..en usta tencere yakan ve o yanık tencerelerden eve gelen temizlikçiyi bile usandırandır..mutfakta portakalla basketbol oynayan küçük çocuktur..

mama (bkz: catastrophy).kendinden tiksindiren ve kendine hayran eden,gelgitlerin ebedi kişisi ve biricik dişisi,uvey yada oz die ayird etmeden sevilecek yada nefret edilecek ama son durakta her zaman bekliyecek,prensip sahibi,en cilgin,ozlenen,bitchy,en beyaz ve tezat insan.

adam olup bi yerlere gelebilmem icin didinip duran ve her konuda destek olan en ufak bir başarimda gozleri dolan gormuş gecirmiş kişi.

oglunun* cicek acmasindan* suphelendiginde, ille bir sorun oldugunu savunan, "bisey yok konusmamayi tercih ediyorum" savunmami yeterli bulmayan, "annecim bak canim konusmamayi tercih ediyorum diyorum sana bagirip masayi terk de edebilirdim" dedigimde bana terapi oneren, aaaa aseksuelim iste ben yeter konusma dedigimde, otur yemegini ye diyip masayi terk eyleyen insan. oglunun mala vurmasindan kendisi de zevk aliyor gibi bi dusuncem var bilemiyorum, cozunce insanliga aciklamayi gorev sayiyorum. annem.(bkz: oglum cicek acti)

yeni yilda bana ve kardeşime aldigi ayni kartta yazanlar inanilmaz dogru olan "yuce" varlik:on sayfa:yeni yilda seni deliler gibi sevecegim,senin icin herşeyi yapacagim,sen inanilmazsin,ben sana layik degilim,sen anlayişlisin,sen birtanesin,sen mükemmelsin,sen herşeysin(bana diyo sandim)arka sayfa:...diye aglayip durma bana, onemli degil ben seni boyle de seviyorum!komik,oturtan,vazgecilmezler anneler...

yıllarca yanımda olmayan.tam artık ona ihtiyacım yok dediğim anda bana yakınlaşmaya çalışan insan...yıllardır neden denemedin diye nefret mi etmelisonunda denedi diye sevmeli mi

sevgi, şefkat, huzur, mutluluk, özlem, anlam...kelimelerinin hepsi ve daha çoğu ile eşanlamlı olan...

herkes gittiğinde, hiç kimse kalmadığında, yok olmaya hazır olduğunuzda, binlerce insan elinde meşalelerle sizi yakmaya hazırlandığında, eroin krizine girdiğinizde, adam öldürdüğünüzde, tecavüz ettiğinizde, dünyayı yok etmeye çalıştığınızda bile ne olursa olsun kayıtsız ve şartsız olarak sizin tarafınızı tutacak tek, yegane, biricik insan.

(bkz: annem annem)

dünyanin en güzel, en sevilesi, en tapilasi, en hos kokan varligi.. yoklugunu düsünemedigim, düsünmek istemedigim, ugruna canimi verebilecegim, dünyayi yikabilecegim canimdan bir parca.

eğer kısa boylu bi insansa sizi ziyarete geldiğinde mutfaktaki nesnelerin yerinin değişmesi kaçınılmazdır. mücadele etme...

cennette olduğuna emin olduğunuz tek kişidir. kimi zaman onu düşünürken, merak edip sorarsınız sanki duyabilecekmiş gibi: acaba, cennetin mutlu bahçelerinde, bize anlatılan huzur ülkesinde durmuş, bir zamanlar annem olduğunu hatırlıyor musun?

gerçekten seven ve bunu hissettirdiği anlar dünyaya değişilmez olan kişi, dünyanın en bi güzel, en bi çocuk, en bi sarılıp kalınası, koklanası şeyi, hele uzun zaman üzmüşseniz birbirinizi..

yanliş anlaşilmasin da, evlenmek istedigim kadin.

mükemmel insan. eli, ayağı öpülesi, tapılası insan. ağrıdan uyuyamazken, sabahın 4'ünde onun da yapabileceği bir şey olmadığını bile bile uyandırdığınız insan. eşşek kadar olmuş kızının başını sabahın 4'ünde okşayan, mızmızlanmasına ses çıkarmayan, aslında çok şey yapabilen, hiçbir şey yapmasa bile sihirli eliyle size dokunduğu anda kendinizi iyi hissettirebilen, yaşınız 25, ya da 40 olsa bile hissettirdikleri değişmeyen, hiç kaybedilmek istenmeyen ama çocukluğunuzda bile geceleri onu kaybetme ihtimaliniz olduğunu bilip ağladığınız, her eve geldiğinizde onu evde bulamama korkusunu yaşatan, yaşlandıkça onu kaybetmekten daha çok korktuğunuz, bir ah dese onu kaybedeceğinizden korkmanıza neden olan, ama hiç mi hiç ne kadar değerli olduğu yeterince hissettirilemeyen insan.

sevendir, canınız yandığında sizden daha çok üzülendir. genlerinizi aldığınız kişidir*. ne hastalık geçirdiyse kader midir keder midir bilinmez sizin hayatınıza teker teker çıkan dertlerin de anasıdır. ağlatandır. her sancı çekişinizde ah anne diye kulağınızı çınlattığınızdır. ağlarken yanınızda bulunmayandır. canım acıyo diyemediğinizdir. sesinizden anlamasın diye telefonla konuşmadığınızı bilmeden neden beni aramıyorsun diye azarlayan insandır. bazen özlem bazen bıkkınlıktır. vaz geçemediğinizdir. "çok yalnızım anne" lafını söylemektense anlamasını beklediğinizdir. bazen anlar, bazen anlamaz. her iki halde de ağlama nedeninizdir.

dünyanın en güzel kokan varlığı. yara-bere, hastalık dönemlerinde başında olması, acıyan yerine dokunmasıyla acılar mucizevi şekilde son bulur*çocuklarından ötürü kendini unutan, varını yoğunu çocuklarına adayan melek. sırtını rahatça dayayabileceğin, gerçekçi yorumlara sahip, güvenebileceğin insan. çıktığın çocuğu beğenmezse, "kızım bu yaştan sonra çocuk mu emzireceksin", "bundan bi bok olmaz söyliyim"; kıyafetini beğenmeyince "ne bu hal, barok soytarısına dönmüşsün" diyebilen, eve geç gelince etlerini cimdikleyen, ağlayınca seninle ağlayan, engin bilgili, tecrübeli*,dünyada en sevdiğiniz varlık sorusuna verilebilecek tek yanıt olan, bembeyaz, mis kokulu kadın. kadın değil melek.(bkz: bütün anneler melektir)

istanbula tasindigimdan beri izmire her gelisimde beni guzel yemeklerle karsilayan,istanbul'a donerken yolda ugruna agladigim,bi insanin sahip olacagi en fedakar varlik,sizi karsiliksiz seven,azari bile koymayan bitanecik annem

gecenin 2sinde "isin karaca niye dusmus? cunku tutunamamis!" seklinde mesaj yollayan insan..

(bkz: famme fatal)(bkz: yutan anne)

dünyanın en güzel kokan insanıdır. kucağına oturup kulağını ısırabildiğim tek insandır*. beni ezbere bilen insandır. bi de "biz annemle arkadaş gibiyiz" sözü ile deliler gibi dalga geçen insandır. aslında hayatla dalga geçen insandır. saatlerce çılgınlar gibi bilgisayar oyunu oynayabilir.. onu izlemek bile zevk verir.. 8 dakikada yaptığı çilek reçelinin ve ben telefonda ciddi bir konuşma yaparken odama dalıp beni güldürmeye çalışmalarının hastasıyımdır. dünyaya geldiğim ilk anda "vaaay bu ne güzel bir kadın.. inşallah büyüyünce ona benzerim" demişim.. ebem söyledi.

anneannemin en güzel eseridir.

tanrıçam

buzdolabında çok güzel bi kap vardı.sihirli bi kaptı,her açtığımda içinde başka bi yemek olurdu...

once seni besleyen gudusel bagın olur,sonrasında sevgi denemeleri yaptıgın insan, zaman gelince kavga ettigin arkadasın ,neticesinde hergun oflayıp pufladıgın eylemlerin sahibi, sonra bi zaman gelir, bakıma muhtac cocugun olur ,en sonunda da keskelerin ardından gelen kisidir.

dünyanın en güvenilir en şefkatli yeri onun koynu. kötü zamanlarımda göğsüne sokulup uyumak istediğim. "anne ben çok kötüyümm" diye diye ağlamak istediğim. seni terslemiycem benle yatmak istediğinde bu sefer. adımı söyleye söyleye sev, gıdıkla, sinir et, güldür. bu zamanlarda bir sen iyi gelirsin.

fedakar olanları boldur. (bkz: dedicated server)

uc kişinin bulundugu sofrada iki lokma kaldiysa, o lokmalara dokunmaya tenezzul etmek bir yana; aklindan bile gecirmeyen kişi mutlaka annedir.

1- başlarda * her erkeğin ilk aşkı, kocaman kadını. hayatın ortalarında ise üfff ünleminin arkasında hep duyulan kelime, bir zaman sonra kucağa alınıp çocuk gibi atılıp tutulan, bir yandan da "lan kadının bir yerine bir şey olacak yaşlandı artık" diye korkulan kişi, zamanla telefonda kötü bir haber almaktan korkulan güldükçe göbegi oynayan ihtiyar oluyor galiba.2- kadının sahip olabileceği en kutsal sıfatlardan biri. 3- canımın içi.

arpa tanesine, cavdar tanesine, bugday tanesine, bin kere baktim, bin bugday tanesi gecti onumdenodun topladim, tezek topladim tarlalardan,bir muhtar cakmagina bin kere baktimbin isik sepeti dogdu onumdebin cagla topladim bahcelerdenbin kere sevildim bin kere agladim, uzuldumama bir kere asik oldumanama. (kime ait bilmiyorum ama ben ilyas salmandan dinlemistim)

yemek ve şevkat virtüözü...

evdeki takma isimleri asagidaki gibi olan cekirdek aile bireyi:gestapoalman diktatörüfasist

yakinimizda oldugunda kiymetini bilmedigimiz, uzagimiza düsünce de yana döne arayip saçlarimizi oksamasini istedigimiz melek.

-an, ne ki an, ne?-yaşadigin yeditepeli o hoşbogaz şehrinac martilarina deniz oluyorbir zamanlar benim de başimi koydugum omuzun---yuzmesini bilmezdim---ama omuzunda da bogulmadimbil ki, yaşadigim şehire* de geliyor martilaryaşadigim bu denizsiz huzumlu frenk hoşşehrinebir omuzundan bir omuzuna goc edercesine---goc etmesini bilmezdim---ama zamanin dondugu* o omuza gocedekaldimreha yunluel / şiirhane

-ya anne ablamın yeni bluzu var ya...-beyaz olan mı?-hıh..o...-eee?nolmuş?-hiççç öylesine biliyor musun diye sordum..-iyi peki...dolaptan domates çıkar da salata yapalım..-tamam anne...ya tamam da bişey daha soracam ben..-sor bakalım,-ya anne sen bilirsin,vişne suyu lekesi nasıl çıkar??-hmmm...salonda kahverengi çantam var..cüzdanda da para...hadi kaybol...-aslan annem benim:))

ilk askim..

rüyada görüldüğünde, sevdiğiniz bir kişiyle bir araya geleceksiniz şeklinde yorumlanan kutsal insan.

başucu kitabım.

büyüdükçe söylenişi daha da anlam kazanan kelime. çok sevdiğinin karısı, cok sevdiğinin annesi, en sevdiğin.

4ayda ve turlu cabalar neticesinde kurulmus ev duzenini**, 24saat bile gecmeden* tarumar eden garip yarantuk.***ayrica "yapma, etme" demeleri dinlemeden kendini ev alisverisine adayan, uc kurus parasini "kizimi kus sutuyle beslicem ben" dusturuyla harcayan, en ucuz markalar haricinde gida gormemis buzdolabini la vache qui rit, president, danone gibi isimlerle dolduran cefakar, fedakar, vefakar* varlik.

anne nasıl davranılması gerektiğini öğretendir. görevini doğru ve düzgün yapması gerektiğini düşünür. bu büyük bir yüktür kadın için. büyük sorumluluk ve bazen olaylar hiç de istediği gibi gelişmeyebilir."iyi bir anne olmak istedim. olması gerektiği gibi."susuyor. otuzlu yaşlarında, güzel bir kadın, gözlerinde hiç kimsede görmediğim bir gurur. en doğrusunu yaptığından emin parlayan o delici ışık.tedirgin. sigarasını yakıyor, umarsız."iyi bir anne olmalıyım. en azından ben öyle olduğumu düşünüyorum. çocuk yetiştirmek kolay değil tabii." yine o keskin ışık bir an yanıp sönüyor. "anneliği babamdan öğrendim ben." işıkta eksik bir şey mi var?oğlu kapının dışında. oynaması için asistanımın yanında bıraktık. sürekli kulağı kapıda bir "anne" yi gözlüyor.çocuk okula başladığının ikinci haftasında susmuştu. kimseyle konuşmuyor, tepki vermiyordu. anne şaşkın. devam ediyor, çocuğunu psikiyatrise götüren bir anne gibi."doktorumuzun tavsiyesiyle geldik size. çocuk psikiyatrisinde uzman olduğunuzu, söyledi."kesinlikle güzel bir kadın. yeterince güçlü görünüyor. gözleri bu defa şefkatle parlıyor. "oğlum" derken sesi sıcacık. yine de sahici olmayan bir şey var. neler olduğunu anlamaya çalışıyorum.bana annenizi anlatır mısınız? neden anneliği babanızdan öğrendiğinizi söylüyorsunuz?durdu. gözlerime baktı. uygun cevabı bulup çıkardı."iyi bir anneydi tabi." düşündü."onu severdim."severdim, derken üşüdüğümü hissettim; tıpkı yarım saat önceki gibi, üşüdüm.bekleme salonuna gidip ofise alacaktım anne ve oğlunu. yanlarına gittiğimi duymadılar. anne çocukla konuşuyordu. asistanım diğer bölümdeydi anlaşılan. kadın anlatıyordu. çocuk bomboş bakıyordu. anlamaz görünüyordu. ve anlamsız."doktorun önce benimle görüşmesi gerekiyormuş. sen burada uslu uslu oyna olur mu?" çocuk hâlâ bomboş. kadın öfkesini gizlemiyor."burada bir sürü oyuncak var. gürültü yapmadan oyna. yoksa, ne terbiyesiz çocukmuş derler, ben de sana küserim o zaman." hâlâ beni fark etmediler.kapı kapandı. yardımcım bu tarafa geliyor. bir andı sadece. gözlerimi kapayıp açana kadar. kadın anne oldu yeniden. gözleri nemlendi. eli şefkatle oğlunun saçlarında gezinen bir anne. çocuğun değişimden sonra ki çığlıklarını duymasaydım, kendimi rüyada sanabilirdim. beni gördü ve sustu. üşüdüm."ama söylediğim gibi ben çocuk yetiştirmeyi babamdan öğrendim. babam bir çocuğa neyin nasıl öğretilmesi gerektiğini iyi biliyordu. annemse..." birden hatırladı. " hem siz neden bunları soruyorsunuz? asıl sormanız gereken oğlum değil mi?" rahatlamıştı."elbette oğlunuzu da soracağım. sırayla gitmek istedim. oğlunuzu tanımak için öncelikle sizi tanımalıyım. devam ederseniz sevinirim."nikâh yüzüğüyle oynamaya başladı."pekâlâ, annem, sıradan bir anneydi işte. bildiğiniz annelerden. basit. babamsa, mükemmeldi. her zaman da mükemmel olmayı başardı. nerede nasıl davranılır bilirdi. herkes onu çok severdi." gözleri özlemle yandı."beni asıl büyüten babamdır. annem olduğu gibidir. babam olması gerektiği..." bir an düşündü. anlatıp anlatmama konusunda kararsızdı. nikâh yüzüğünü parmağına taktı. anlatacaktı. "okula başladığım sene, babam bir oyun öğretmişti bana."kalktı. odanın içinde dolaşmaya başladı. duvardaki resmin önünde durdu. kırlarda özgürce koşuşan atlara baktı."bir sigara daha yakabilir miyim?" dedi ve sigarasını yaktı. daha önceki sigarada sormamıştı."size öğretmen olduğumu söylemiş miydim? babam da öğretmendi. oğlum da benim sınıfımda. bu iyi bir şey değil mi? okula başladığım sıralarda babamla bu oyunu oynamıştık." sigarasından derin bir nefes çekti. "ben de oğluma öğrettim. yani öğretmek istedim."yüzüğüyle oynuyor yine."o günden beri konuşmuyor oğlum. aslında oyunu unutmuştum. oğlumun okuldaki uyumsuz davranışlarını nasıl değiştireceğimi düşünürken hatırladım."oyun nasıl oynanıyor?"aslında oyundan çok başka bir şey. tabii insan bunu çocukken anlamıyor. ben en iyisi size oğluma nasıl öğrettiğimi de anlatayım. hatta göstereyim."göstermek? en doğrusu ses çıkarmadan izlemekti galiba. ben de öyle yaptım."bu oyunun adı, iyi davranış oyunu olsun. bana da deden öğretmişti. ben hâlâ oynuyorum biliyor musun? değiştirdim tabi. sen de istediğin gibi değiştirip, öyle oynayabilirsin."beni unutmuş gibiydi. oğluyla konuşuyordu. bir yandan da oynuyor... gösteriyordu."siz evden okula gitmek için çıktığınızda ben de oynamaya başlıyorum. her sabah aynaya bakıp o gün neler giyeceğime karar veriyorum. meselâ öğrencilerim için, gözlerime her gün şefkat ve merhamet giydiririm. böylece beni seviyorlar."şefkat ve merhameti çantasından mı çıkardı?"sonra saçlarıma hoşgörü." elleriyle saçlarını taradı. şimdi ışıl ışıl parlıyor saçları."arkadaşlarım için de dostluk yeleğimi alırım üzerime. beni kendilerine yakın görürler. bazen sevgi gömleği sıkıyor beni. mahsuscuktan ütülüyorum ben de. hem daha rahat olur hem de daha düzgün görünür diye."öylece kalakalmıştım. ne söyleyeceğim ben şimdi. gözlerinde yaşlar vardı. sahici. yüzüğü elinde ıslanmıştı. bana baktı. doktor olduğumu hatırladı. yüzüğünü tekrar parmağına takıp, kendine çeki düzen verdi."nasıl sizce de harika bir oyun değil mi ?"şimdi de gözlerinin içi gülüyordu. hangisi gerçek? biliyordum.artık oğlunuzu çağırabiliriz. kapıyı açtım. asistanım koştu."buyurun doktor bey !"hanımefendinin oğlu nerede, içeri alalım artık? yüzü hata yapmanın verdiği eziklikle kızardı."ben yokken mi geldi hastanız. görmedim de."içeriye, odama baktım. kimse yoktu... kapıyı kapatıp koltuğuma oturdum.annemi özlemiştim. ondan bana kalan sahici bir yüzük.

kimileri icin ev isleri yapabilen bir pettir.

dunyada tanıdıgım en objektif, en mukemmel en pozitif, ve diger annelere bi buchuk kushak fark atmasına ragmen en guncel varlık, deneyimleri sayesinde her tür hastalığımnın tıbbı terımlerını ve tedavi shekıllerını bılır, bulur, doktorlara bıle yon verır, o da bana etamın ıshletmısh ve zevkten dort koshe olmushtu

cep telefonunu evde bırakmak veya kapalı tutmak için satın almış olan insan.

hep kendi kendine soylenen, 'ne dedin?' diye sorunca 'ben kendi kendime soyluodum, sen niye dinliosun?' diye cevap veren insan.

dünyayı çekilir kılan pek az şeyden biri..

henüz anlamadığım bir dağıtımla olur olmaz kadınlara verilen matrix sorumluluğu

dunyada ki en muhtesem varlik.. o kadar muhtesem ki asla bi baskasi tarafindan gercekten sevildigime inanamiyorum.. sevilmeyi ondan ogrendigim icin olsa gerek..

7 yaşımdayken şahanem, 15'imde hayatla aramda köprü, 25'imde koltuk değneğim, şimdi "uzak"lığım olan kadın.

anneler anlamaz* ağlar**. (bkz: karışmayan anne).

mukemmel iki gozle birsey beklemeden bakan, tatminini yuzundeki gulumsemeyle gosteren tek kadin. ona verdiginiz en degersiz hediyeyi bile saklamaktan asla vazgecmiyecek kadinlarin en kutsali. hayatiniz boyunca tereddutsuz ona hep donebileceginizi, uzulmenin olmek olmadigini size ogreten ilk kadin. ilk ogretmenim. kadinlari sevme sebebim.

arabalara "düüüt" diye bağıranları vardır bunların tadından yenmez. aynı kişi gece döt buçukta "bu dolap yeşil olacaaaak" nidaları ile bir elde fırça kütüphaneyi yeşile boyarken görüldüğü için garipsenmez de artık.

ne yaparsam yapayim onun kadar iyi, tatli ve insan olamayacagimi bildigim; kosulsuz affetme aniti...sıgınacak tek kucagim, nefesini duymanin bile rahatlattigi, tanrinin ömrümden alip ona vermesini diledigim varlik...

insan olamayacak kadar güzel varlık, kaşılıksız tek sevginin sahibi, biricik, aşkım bi tanem, beni dünyaya getiren ve yükümlülük sahip olduğum tek varlık, onsuz olamayacağım ve gidince çok ama çok özleyeceğim, birçok şey borçlu olduğum ve asla bunları ödeyemeyeceğim, dudağından yanağından gıdısından poposundan öpülesi, kucağına oturulup şevkat beklenesi, mıncıklanası, hayatta taptığım ve inanılmaz saygı duyduğum tek canlı.

(bkz: canım annem)

daima beni muthiş sasırtan,savunma mekanizmasi olarak sogukkanlı olmayı secmiş,gostermektennefret etsede acayip duygusal olan,fikirlerini genelde cok takdir ettigim,arada sırada beni ani yıkımlara ugratsada sevmekten vazgecemedigim,aslında sanırım hala cozemedigim varlık

almadan veren tek sey, su an millerce uzakta.

bir bakışından birşeylerin ters gittiğini anlayan, en ufak bir sıkıntınızı tek kelimeye gerek duymadan hisseden, sizi dünyada karsılıksız ve en büyük sevgiyle seven tek insan... yeri doldurulamaz dost, sıcacık bir kucak...(bkz: aglarsa anam aglar)

odaya destursuz (bkz: destur) dalsa da, bazen kafa ütülese de (bkz: dır dır), ayağa kalkıp son sesine kadar bağırsanda kendisine karşı, sinir nöbetin geçtiğinde her ne kadar haklı olsanda sarılıp öptüğünde hiç kırılmamış, hiç onları duymamış gibi davranan kişi...her kadın anne olduğunda ermiş oluyor galiba.

belki erkek olduğum için duygularını tam anlayamadığım, fedekar, cefakar, sinir hastası insanın ruhunu sıkan, daral getirme makinası, kendinenden nefret ettirme ustası, bir dakika yan yana durmaya tahammül edemediğim lakin 2 gün yüzünü görmesem gözlerimi nemlendiren garip şey. iki şey var hayatımı kendi elimle piç ettirdiğim. sigara,anne...ne onunla olur nede onsuz. en büyük paradoks...

hiçbir zaman peşinizi bırakmayan sevgi.. ne olursanız olun, nereye giderseniz gidin peşinizden gelen guzellik. hayatta oldugu surece sizi sevmeye devam edebilecek tek varlık. anne, seni sevmeye başlayalı çok oldu, ama hala ilk gunku kadar muhtacım sana. sutun olmadan yaşayamayacağımı bilmiyordum bebekken belki, ama hissetmek değil mi en yucesi? tek bir kelimenle varoluşumun anlamını açıklayan sen, nasıl çıkabilirsin ki kalbimin en derin en gizli köşesindeki yerinden? senden başka hiç kimsenin sahip olamayacağı o yeri ne de guzel koruyorsun. düşünürken, okurken, giderken, gelirken çoğu zaman fark etmesem de beni korudugunu biliyorum, gozlerindeki sevecenliği goremediğimde, uzdugumde, kızdırdıgımda seni geçici oldugunu bilmek rahatlatıyor. yıllar geçti, ama hala küçük bir kızım ben senin dizlerinin dibinde, saçlarımı taramıyorsun artık.. olsun. saçımı kendim de tararım. ama kendimi bile bu kadar beklentisiz sevemem.. herkesin annesi dunya uzerinde karşılaşabileceği tek melektir. ve ayrıca melekler erkek olmaz. asla. *

yatağınızda gıkınızı bile çıkarmadan ağlarken, kendi nefesinizi kendiniz duyamazken, evin ta öteki ucundan koşup başınızda bitiveren "siz benim kuzularımsınız. sakın ağlama olur mu? " diyebilen melek.kmlerce ötede gecenin bir körü özlediğinizi hissederken çalan bi telefon, özledim seni diyen bi ses.sinirden kendinizi tırmalarken, hınıcınızı ondan alırken bile gecenin 3ünde elinde bi tabak sütlaçla odanıza girip "sen seversin diye yaptım, yersin di mi?" diyebilen...

hayatımda başıma güzel birşey geldiğinde de üzüldüğünde de ağlayan tek insan..benimle ilgili herşeyde benden panik mavi gözlü varlık.

sıkıntıdan ucukladıgım bır esnada, ucugun belırmesınden 30 sn sonra telefon acıp: "kızım ıyısın dımı yok bır sıkıntın falan?" dıye soran hassas varlık..endısesını gıderıp neselendırmeye calısınca :- aay bosver sımdı ozlemısmısın ankarayı??- evet ama senı daha cok ozledım, diyip tüm çabalamayı alt ust eden bır yumrugu bogazıma oturtan ozu sozu bir varlıktır aynı zamanda...

kökeni bu toprakların ilk beyefendileri ve hanımefendileri olan hititlere kadar gider bu sözcük. türkler anne demeyi bu topraklarda öğrendiler. türkler anadoluya geldikleri vakit hitit devleti çoktan tarih olmuştu, amma ve lakin hitit asıllı insanlar dinozorlar gibi kayıplara karışmamışlardı, bölünerek dağılmışlardı. yok olma evresinde hititlerin dillerinde bulunan pek çok kelime komşu toplumlara geçmişti zaten. hititçe annas ana, anne demektir, hannas büyükanne, arha anniyatar aybaşı hâli, annavalanas üvey anne, sal annatar ise gebe kalma... anlamlarına gelir. ismet zeki eyuboğlu türk dilinin etimoloji sözlüğünde pek güzel açıklar bu durumu. eski türklerde "an" ile başlayan sözcükleri örnek vererek bu sözcüğün eril (erkek, doğurgan olmayan) anlamlarda kullanıldığını gösterir (anuk, andarıman, anbazuk, angay, analay, anacur gibi an ile başlayan isimlerin hepsi erkek adıdır). sonra batı ve ortadoğu dillerinden örnekler verir ismet zeki bey, bu dillerde doğurucu öz taşıyan kelimelerin "ma" ile başladığını anlatır: latince: materingilizce: mothereski almanca: muoterfransızca: mereispanyolca: madresanskritçe: matar farsça: madergrekçe: meterdorca: materitalyanca: madresumerce: amaakadca: ummu

tecavüze uğramayı bile hayra yorabilen rüya tabircileri.

herşey, sabaha karşı uyanıp deliler gibi ağladığınızda bile , yanınızda kimseyi bulamadığınız sokaklarda , iğrenç evlerde , o kilometrelerce uzakta olsa bile , en zor anlarınızda , en mutlu anlarınızda , aslında baştan beri her anınzda hep yanınızda olduğunu bildiğiniz kimse size sevmese bile herkes bir şekilde unutsa bile , hep onun bir şekilde arkanızda olduğundan emin olduğunuz , sarıldığınız an ona ait olduğunuzu hissetiğiniz tek kişi

bir anne, burda olmasa bile, asla evladının kötü durumlara düşmesini istemez. kendi hatırası uğruna bile olsa.. asla istemez...

erkek çocuklara düşkünlükleriyle ve genç kızlardan koruma çabalarıyla bilinirler. bunun da yegane sebebi herhalde kızların gençken ne olup olmadıklarını onlardan daha iyi bilen olmamasıdır. bu sebeptendir ki kızlar hakkındaki tavsiyelerine/önermelerine dürbünün tersinden bakar gibi bakmamak gerekir.

öykü.....anne kalbi..genç bir adam çok zalim genç bir kadına aşık olur..kadınla olabilmek için yanıp tutuşmaktadır. kadına onu çok sevdiğini söylediğinde " bana sevgini kanıtlamalısın" cevabını alır..kadın, genç adamın annesinin kalbini köpeğine yedirmesi için getirmesini söyler..genç adam eve doğru yol alır ve annesine direk anlatır. annesi kalbini almasını kabul eder oğlu mutlu olsun diye..ve adam annesinin kalbi bir mendilin içinde yola çıkar..yolda birara ayağı takılır ve düşer, mendilin içindeki kalpte ayrı bir yere düşer..ve genç adam "ahhh anne" der.. ve o annenin kalbinden ses gelir "yavrum canın çok acımadı ya"..işte böyle..bizler ne kadar uyuzluk yaparsak yapalım, onların kalbi her zaman bir şekilde yanımızdadır ve acımızı kendi acıları olarak yaşarlar..eşeklik etmeyip, arada onları da hoş tutmayı bilelim.

ayni zamanda bir gavur ismi .

msn'in obur ucundan kalp yapip gondermeyi becerdiginde, ilk kelimesini soylemis cocukmuş gibi sevindiren kimse. biz buyudukce kuculuyor onlar..

eng. mother is the name of god in the hearts and lips of all childrentr. anne, butun cocuklarin kalplerinde ve dudaklarinda tanrinin adidir.(bkz: the crow)

cocuklari icin gozunu kirpmadan olumu goze ala bilecekne kadarda senin iyiligin icin kelimesinden korksak da gercekten sadece bunu dusunen kosulsuz sartsiz hayatini bizim icin harciyan paha bicilmez varlik (bkz: hayat) (bkz: canlilik) (bkz: dost) (bkz: yemek) (bkz: camasir yikamak) (bkz: nazini annen bile cekmez) (bkz: ceker) (bkz: destek) (bkz: omuz) (bkz: yanliz degilim) (bkz: dusunulmek) (bkz: muhtesem) (bkz: guven) (bkz: aglamak) (bkz: essek kadar oldum anne) (bkz: benim gozumde hic buyumedin) (bkz: sen olmasan) (bkz: iyiki varsin) (bkz: oh be) anne olmak zor meslektir hatta dunyadaki en zorlarindan birisidirbaba olmak kanimca cok cook daha kolaydirve her kadinin potansiyel anne adayi oldugunu unutmamali ve ona gore davranmalidir

bana bir kez değil sayısız kereler hayat veren kişi

cha cha slide in sesini sonuna kadar acip evin icinde bi oraya bi buraya tepinen, odaya dalip bu sarkinin dansini iyice ogrenip bana ogretmezsen analik hakkimi helal etmem diyen, bir hafta once anjio olmus elli yasinda akillara zarar bi melek turu.

nasil yapiyor bilinmez ama, 7 gün 24 saat, bütün zamanini çantamdan sarkan askilarin otobüsün kapisina sikisacagi, ve nedense askinin falan son derece dayanikli bir materyalden yapildigi, ve benim de böyle bir durumda çantayi birakmayacak kadar salak oldugum kabülüne dayanarak, otobüsün çantamin askisindan tutarak beni yerlerde sürükleyecegi korkusuyla yasayan insan modeli. insan pimpirik yaparken bu kadar yaratici olabilir mi dedirten kisi. (bkz: canim)johanna'yla mesajlasmamizdan sonra, eklemeden duramayacagim, eklemezsem asla içimin rahat etmeyecegi edit: ben küçükken, eee... otobüsten inerken... annem de bizleydi... annem indi... abim de indi... ben de tam iniyodum... o sirada kapi kapandi.... benim ayaklarim içerde kaldi... ellerimden destek alarak duruyordum... sonra annem söför kapiyi açsin diye çirpindi... otobüs hafif hafif hareket etmeye basladi, ben ellerimle bir iki adim atmak zorunda kalmistim ki, annemin çabalariyla kapi açildi.... annem kurtardi beni... canim annem, hakkidir tabi, sürekli uyarmak... bi de gelmis burda dalga geçiyorum... essegim ben essek...(bkz: canim annem)

emziren kadın. bebeğinin ağzı göğsüne değmemiş kadın bacı kalfadır. anneyim diye dolaşmasın ortalıkta.

hayatimizdaki bütün annelere dair bir hikaye;eğer bir anne iseniz veya bir anneniz varsa burada yazdıklarımı gayet iyi anlayacaksınız: evet, düşündüğümde babalar da ne demek istediğimi anlayabilirler ama ancak anneler burada yazılanları gerçekten hissedebilirler. 21 senelik evlilikten sonra "aşk ışıltısını" canlı tutmanın yeni bir yolunu buldum. bir süre önce, başka bir kadınla çıkmaya başladım ve bu aslında eşimin fikriydi. bir güneşim, beni çok şaşırtarak: "biliyorum ki onu seviyorsun" dedi . şiddetle itiraz ettim: "ama ben seni seviyorum!!!" "biliyorum ama aynı zamanda onu da seviyorsun. ona da zaman ayırman gerekiyor" karımın, ziyaret etmemi istediği "öbür kadın" , 19 yıldır dul olan annemdi. işimin yoğunluğu ve üç çocuğumun beklentileri sebebiyle annemi görme fırsatım pek olamıyordu. o akşam annemi yemeğe ve ardından sinemaya davet ettim. endişelendi ve hemen "iyi misin, her şey yolunda mı" diye sordu. annem de geç saatte gelen bir telefonun veya sürpriz bir davetin mutlaka kötü bir anlamı olacağından şüphelenen tipte kadınlardandı. "seninle beraber ikimizin biraz zaman geçirmemizin güzel olacağını düşündüm" diye yanıtladım. "sadece ikimiz mi?" biraz düşündü ve "çok isterim" diye cevap verdi. o cuma, iş çıkışı onu almaya giderken kendimi biraz gergin hissediyordum. eve vardığımda fark ettim ki o da, randevumuzdan ötürü hafif gergin görünüyordu. kapısının önünde, paltosunu çoktan giymiş bir şekilde bekliyordu. saçlarını yaptırmıştı ve üzerinde babamla kutladıkları son evlilik yıldönümlerinde giydiği elbise vardı. bana melekler kadar ışıltılı bir yüzle gülümsedi. arabaya bindiğimizde "arkadaşlarıma oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim ve gerçekten çok etkilendiler" dedi, "randevumuzun nasıl geçtiğini duymak için sabırsızlanıyorlar." gittiğimiz restoran, çok şık olmasa da sevimli, sıcak ve servisin kaliteli olduğu bir mekândı. annemse, bir kraliçe edasıyla koluma girdi. yerimize oturduktan sonra ona menüyü okumam gerekmişti, çünkü küçük yazıları göremiyordu. ben daha menünün ortalarındayken annemin nemli gözlerle ve nostaljik bir gülüşle bana bakmakta olduğunu fark ettim: "eskiden, sen küçükken, menüleri okuyan bendim, sense meraklı bakışlarla beni dinlerdin" dedi. ben de gülümsedim: "o zaman, şimdi senin rahat rahat oturma sıran ve ben de okuyarak borcumu ödeyebilirim" dedim. yemek boyunca muhabbetimiz çok güzeldi, sıra dışı hiçbir şey olmadı ama eskilerden ve hayatlarımızdaki yeniliklerden bahsederek kaybettiğimiz zamanın birazını telafi etmeye çalıştık.o kadar çok konuştuk ve eğlendik ki film saatini kaçırdık. akşam annemi bırakırken; "seninle tekrar çıkmak isterim ama ancak bu sefer benim seni davet etmeme izin verirsen" dedi ve bir akşam tekrar buluşmakta karar kıldık. eve geldiğimde eşim yemeğin nasıl geçtiğini sordu: "çok güzeldi" dedim "düşünebileceğimin çok üstündeydi" birkaç gün sonra annem aniden ciddi bir kalp krizi sonucu vefat etti. bu o kadar ani gerçekleşmişti ki onun için bir şey daha yapma şansım olmamıştı. birkaç zaman sonra evime, annemle yemek yediğimiz restorandan, ödenmiş iki kişilik bir yemek faturası ve üzerine iliştirilmiş bir not yollandı: oğlum, bu faturayı önceden ödedim, çünkü seninle kararlaştırdığımız randevu gününe gelemeyeceğimden neredeyse yüzde yüz emindim. yine de iki kişilik bir yemek ayarladım çünkü bu sefer eşinle beraber gitmenizi istiyorum. seninle olan o günkü randevumuzun benim için ne anlam ifade ettiğini bilemezsin. seni seviyorum." o esnada, "seni seviyorum" demenin ve hayatta değer verdiğimiz insanlara hak ettikleri zamanı ayırmanın önemini anladım. hayatta hiçbir şey ailenizden daha önemli değildir. onlara hakları olan zamanı ve ilgiyi verin çünkü böyle şeyleri erteleyebileceğiniz "başka bir zaman" ı her istediğinizde yakalayamayabilirsiniz.

kimi zaman korktuğumuz veya yardıma ihtiyaç duyduğumuz an serzenişte bulunduğumuz (anneee) yüce varlık.

(bkz: anne kalbi)

sirf yanaklarini minciklandigi için,pesimden sopayla kosan ve bu kosusturma sonucu kendimi koruma amaçli odama siginip kapiyi kapattigimda, her çesit kuvvet uygulandiginda kapinin hiç bir sekilde açilamamasi gibi kesiflere sebep olan ve bir süre sonra oh be gitti derken karsiniza öcü taklidiyle çikan komik ve çilgin türlerinede raslanmis olan kadin tayfasi.

yanında uyuduğunuz vakit, saçlarınıza yapışan dünyanın bütün tozunu kirini temizleyen, güvenilir kucak sahibesi.(sekiz ay geçmiş, artık böyle düşünmüyorum)

"en"lerin yakistigi tek varlik.

ölmemesi için yasanabilen bir insan.

kari dırdırı denen mereti daha genç yaşta insana belleten,herşeye rağmen değer verilmesi gereken insan.

filozof mu müneccim mi karar veremediğim kadın. şöyle ki: bişi sormuşsunuzdur ona ama onun verdiği cevaba da güvenmezsiniz, "bilmiyorsan, inan!" der kestirip atar, kalıverirsiniz. başka bir gün "anne ne yapıcam ben şimdi, bir kere daha denesem mi?" diye akıl danışırsınız, "şansını değil, kendini zorla!" der. "sen bugün şunu şunu mu yaptın?" diye sorar eve gelince, "aaa anne nasıl bildin???", cevap kısa ve özdür "bilirim ben!".işte böle bir kadındır anne...

yavrusunun tok olduguna asla ve kat'a ve dahi hic bi kosul altinda inanmayan melek, lutuf, hayata baslangic bonusu...

haftada en az iki kere tatlı krizine girip evi çikolata ambarına çeviren, yanında diyet kolaları, kepekli etimekleri, light sütleri de unutmayan, rejim çılgını, evdeki kayıt dışı ekonominin biricik garantörü. çatlak profesör.

rafa kaldıracağı tişörtün 3 oğlundan hangisine ait olduğunu koklayarak anlayan muhteşem varlık.cenneti paspas yapan kişilik.

her hafta sonunu anne-kiz gunu ilan edip rim rim surttugumuz ve artik olmadigi icin kokusu ozlenen kadin.

dünya üzerinde ona benzer bi örnek daha bulamazsınız. yok böyle bişi. boşuna dememişler ana gibi yar,bağdat gibi diyar olmaz.allah kimseninkini başından eksik etmesin..

kimseyi özlemediğim kadar özlediğim varlık. allah'tan yaşıyor, şükrediyorum..

tanıştığım ilk dost, ilk patron, ilk insan.. gözlerine her baktığımda ayaklarının altındaki cennete uzandığım kadın..

kosulsuz, cikarsiz, ve tek gercek sevgi sahibesi..

uzakta olsakta telefonda sesimden nasıl olduğumu anlayan, rüyasında nasıl olduğumu gören, herşeyi hisseden, bu yaşta bile bana güzel sürprizler yapabilen, ziyaretine gittiğimde dönüşte gözlerinde yaşlar biriktiren, koklaya koklaya öpen tapılası insan.

bir insanı en fazla düşünen, acısını kendi acısıymış, mutluluğunu kendi mutluluğuymuş gibi hisseden. en çok sizinle ilgili rüya gören.

yemek yemediğinizde aç kalan, ancak siz de yerseniz doyduğunu hisseden, kendinden sizin için vazgeçebilecek tek varlık.

sizi her ne kadar kosulsuz severse sevsin yeri geldiginde bencillesebilen, ve sizin küçük mutluluklarinizi önemsemeyecek kadar insanlasabilendir**.digerlerinin bencillikleri o kadar üzmez de, sizi minik hayal kirikliklarina ugratan annenizse cidden kabugunuza çekilebilirsiniz.*

selçuk uzman'in insani aglatan siiri.anne... gidiyormusun be anne? yine soracagim anne nereye gidiyorsun? ve sen bastirip bagrinin kizilca kiyametine acini, gökyüzüne gidiyorum ogul diyeceksin... gitmesene be anne! hayal de olsa, yalan da olsa kalsana be anne... iste bak burada duruyorum anne, herseye inat, cebimde sakladigim hayallerim, ve ellerimde tuttugum kanayan yüregim. duruyorum iste, sana bilmem ki ne demeli... bir de gözlerimde gözlerin kalmis be anne... ben agladikça sen agliyorsun sen agladikça ben agliyorum... aglamasana be anne... hani sen her gece ben uyurken, gelip üstümü örterdin ya... sonra bir dilek tutup yildizlardan, ellerini gökyüzüne kaldirir dua ederdin ya benim için... bir gözyasi düserdi sonra gögsüme, yüregimin en ücra kösesindeki kanayan yerime merhamet gibi bir sey... oysa ben uyumuyordum anne... ellerin ellerime, gözlerin gözlerime degmedikçe, ben uyumuyordum be anne... hani küçük bir evimiz olacakti denizlerin ortasinda... içinde sen,ben ve yüregimizi koydugumuz hayallerimiz olacakti. sen bir kösede dua ederken, ben okuyup vatanima milletime hayirli bir evlat olacaktim. artik olmayacagim be anne... eskisi kadar güzel yagmiyorsa yagmur, sarkilar içini yakmiyorsa eskisi kadar, siir yazmayi beceremiyorsam pazar sabahlari, ve artik sen dua etmiyorsan, büyük adam olmanin ne geregi var be anne... anne bak hiç aglamiyorum artik... inadina,yas gelmiyor gözlerimden. kanayan yoksullugumuza üzülmüyorum artik, sallamiyorum hayatin bütün pisligini ve çirkefligini, görmüyorum kenar mahalleri ve yalin ayak çocuklari, artik aldanmiyorum yüregimizi koydugumuz hayallere. aglamiyorum dediysek de, ölmüyorum demedik be anne... önce resimlerden silindi yüzün, sevdigimiz sarkilar,onlarda gittiler, sonra terkettiler gecelerimizi melekler. hayaller... içine yüregimizi kattigimiz hayaller, onlar zaten yoktular. geriye ne dilek tuttugumuz yildizlar, ne de okunmayacak dualar kaldi yüreklerde... anne... gidiyormusun be anne? yine soracagim anne nereye gidiyorsun?ve sen bastirip bagrinin kizilca kiyametine acini, gökyüzüne gidiyorum ogul diyeceksin... gitmesene be anne! hayal de olsa, yalan da olsa kalsana be anne...

başıma kötü birşey geldiğinde, kötü birşey yaptığımda kendim için değil onun için üzülürüm, napar acaba diye. insan başka kimin dizine bu kadar güvenle yatabilir, başka kim bu kadar sıcak okşar saçımı. benim annem acaba dünyanın en güzel kadını mı yoksa bana mı öyle geliyor, diye sorarım kendi kendime arada. babadan bir tokat yesem ömür boyu unutmam da annem günde 5 öğün dövse bana mısın demem. nasıl olsa sonunda gelir seninle beraber o da ağlar. öyle içten öper ki tükürüğü kaldı diye kızamazsınız. kendi de bir karşı cins olmasına rağmen oğlunun yanında hep erkekleri savunur niye ki acaba. en içten o dua eder. neden dersin ne var ki bu kadar seviyorsun derim, ciğer der ama yine de anlamam ciğer ne demek

temizlikçi gelecek diye evi temizleyen, elini kaynar suya soktuğunda hiçbirşey olmayan tek varlık.kokusu en çok özlenen, dünyadaki en güzel şey, sahip.

birbirimizden çok farklı olduğumuzu düşünsem de,bazen "annem beni delirtiyoooo" diye çığlıklar atsam da yokluğunu en derinimde hissetiğim üç insandan biri...beraber pasta yapmaktan büyük keyif aldığım, alışveriş yaparken yanımdan ayırmadığım bitanecik annekuşum:)

karpuz çekirdeğini sevmediğim için, bi tabak dolusu karpuzun çekirdeğini tek tek ayıklayan dünyalar güzeli varlık

erkek ile anlam kazanan kadin.

55 yaşından sonra elinde oluşan kırışıklıklara sessiz sedasız bakan ve bu bakışıyla içimin tellerini titreten, canım ciğerim.

okuduğuma göre annelerin iki dürtüsü varmış:1-çocuğunun ölmemesi, yani hayatta kalması. 2-çocuğunun toplumdan kopuk olmaması. (bkz: sosyallesme surecinde anne faktoru)(bkz: social reconstruction)

cenneti ayaklarının altına alacak ruhani kişi.ruhum canımmmm

hissettigim en güzel duygunun sebebi, ondan önce "anne seni çok seviyorum"

her defasinda uzdukten sonra suclu ben olmasamda ozur dilemeden rahat edemedigim(hatta bazen uyuyamadigim) tek insan, onu cok ozledim

değeri o öldükten sonra anlaşılacak tek varlık.still yorumuna katılıyorum.(bkz: ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar)

kilometrelerce ötede ve yirmisinde olmaniza ragmen hâlâ beslenemeyip ac kaldiginizdan endiselenendir... koliler hazirlayip bosluklarini, yasadiginiz koca sehirde meyve bulamayacaginizi dusunerek elmalarla doldurandir...sizinle ayni yaslardayken (ve siz hala buyuyememis cocuk kalirken) kucaginda sizi tutandir...bazen sizinle buyuyendir...en sert tartismalar yapilan, en cabuk kusulen ve en az dargin kalinabilendir... yine de en iyi dinleyendir... anlayandir..."sizi her an dusundugunu" soylediginde durustlugunden emin olunabilecek tek kisidir...karsilik beklemeyen ve asla karsiligi bulunamayandir...her zaman ilk aglanan insandir...siz olmanizi saglayandir... bazen zor olsa da, tek olsa da...siz "sizi" olusturuken ozgur birakandir... ve onu, her haliyle kabullenendir...kokusu kendinizinkine en benzeyendir... ve kokusu..................................en ozlenendir...

her zaman, her yerde, her kosulda en cok ozlenen kisidir, oyle olmalidir...

hiç bir zaman terketmiyeceğim her daim yanında olacağım benim için kendi hayatını ortaya koymuş ve şu anki durumundan kat kat fazlasını hakeden beni doğuran insan ... kutsal bir sıfat ...

sevgi ve hoşgörü abidesi.canım benim.

sus dedikçe konuşur, her şeyi ve her insanı sorgular bu varlıklar. bir kez bile sus kızım ağlama annen yanında demez bunlar. ahh keşke deseler, hep eksik bir şeylerden bahseden insanlara dönüp anneniz size böyle dedi mi demek gelir içimden. çünkü hayatın kilit noktası ondadır, hala sanki bir göbek kordonuyla bağlısınızdır ona o geçti dese, geçecekmiş gibi.

ölünceye kadar* karsiliksiz ask besleyebilen insan türünün tek örnegi.

(bkz: gulseren baysal)

iktidar odaklarından tatlı olmayı becereni. yaşlandıkça şişmanlarlar, ancak bu onları çirkinleştirmeyi başaramaz. en çok ağlatılıp en az ağlaması istenen. dengesizliğe paravansız maruz kalan. dişi olurlar.

asla dogru durust taniyamadan benden ayrilan,onunla ilgili sadece bulanik,hayal meyal anilara sahip oldugum,hayatimin en buyuk eksigi.

tam bir hafta sonra yanimda olacak, bana yemekler yapacak olan insanüstü varlik. tonton şey.

çocugu dünyanin en kötü seyini bile yapsa affedebilen tek varlik.

kadinlarin kendilerini bir seye ait hisetteme duygusundan dogan olgu... dogumdan sonra kadinlarin karar verebilme, degerlendirme yeteneklerinde azalma olur... buna karsin duygusal güdüleri yogunlasir... sonuç olarak hayatlarini tamamiyle ve karsiliksiz olarak adadiklari bu müessese aslinda mantigin kayboldugu anla çakisir...

kanadimiz kirildiginda, uçamadigimizda dert yanip moral istedigimiz melegin ete kemige bürünmüs hali. med cezir sarkisinda çok güzel anlatilan canli.

az bilen cok isteyen insan... cok veren az isteyen insan... sirri mumkun degil cozulemeyen insan...

bazen çok fazla kıskanç olabilen ve durup dururken bu kıskançlık yüzünden hayatı çekilmez hale getirebilen insan..ama iyi ki war,hep huysuz olsun da hep olsun diyebileceğim tek warlık belkide hayatta..

ergenliğe adım attığımdan beri gerçek anlamda arkadaşım olan birtanecik kişi. öyle bir arkadaşlık potansiyeline sahiptir ki, uzakta kaldığımdan arkadaşlarımın haberlerini annem verir bana, hatta selamlarını iletir.**

'en'lerin insanı. en şevkatli, en duyarlı, en içten... bebekken boğazıma kaçmasın diye üzümleri tüm vermeyip ağzıma üzüm tanelerini teker teker sıkan, öss gecesi hiç uyumayan, düştüğümde kaldıran tek kişi. canım kanım.

her türlü zayıflama hareketini hasta olmak şeklinde yorumlayan ve gerekli bakımı göstermeye kendini adayan insan... uzun bir zamandan sonra eve gelinir... üniversitede kaybedimiş olan kilolar anne tarafından farkedilir ve bu kiloların tekrardan yerine konması için maksimum gayret gösterilir... evde kalındığı süre içinde sürekli olarak ağıza yiyecek tıkılır... tatil bitişi okula dönülecektir, ve kaybedilen kiloların yerine geldiği anne tarafından memnuniyetle farkedilir...-ya anne ya, gene geldim kilo aldım gidiyom...uff ya-aa, canım kötü mü bak yüzüne renk geldi... diyerekten insanı dumura uğratan kuzusunun annesi...

evdeki her türlü sesi uyuyo olsa bile duyabilen ulu şahsiyet...(gece 04:32, evdeki herkes yatmış evin en uç köşesinde kitap okunmakta ve kola şişesi yanda hazır olarak bulunmaktadır... susanır ve kola açılır....takriben birbuçuk dakika sonra anne odaya girer uykulu gözlerle)-canım acıktın mı bişey yer misin?-hayır anne ya, yeter sabahtan beri yediriyon...-tamam tamam da bi tost falam da istemez misin?-hayıırrrrr....-peki peki...(10 dakika sonra anne elinde tostla gelir)-içim elvermedi bi tost yaptım, hem okula gidince de yiyemezsin bak-.....(tost afiyetle mideye indirilir)

sözleri bülent ortacgil'e ait , müziğinde ise selim atakan imzası bulunan , yeni türkü'nün 1990 tarihli vira vira albümündeki muhtesemler muhtesemi şarkı..

her gün kendisiyle oynaşıp sırnaşmaya itinayla vakit ayırdığım için, bir gün olsun "uff kızım git başımdan şimdi hiç halim yok" demediği için, her zaman dinleyip her zaman anladığı için, hayatta bir tek çöpüm kalmasa varlığına tutunabileceğimi bildiğim için kendimi iyi hissetmemi sağlayan; insanı hayatta en çok sevecek ve şüphesiz ki en sınırsız sevilecek varlıktır anne. yanında geçen her saniyenin kıymeti bilinmelidir.

(bkz: serçe)

eğer yalnızsanız ve onlar için çoğunlukla annenizi ikinci plana attığınız arkadaşlarınız sizi terk ettiyse ya da unuttularsa, hemen koşarsınız onun kollarına. herbir şeyi anlatırsınız, ağlarsınız, gülersiniz, öpersiniz, koklarsınız. sizi gerçekten çok seven birinin varlığını hemen yanıbaşınızda hissetmek büyük bir huzur verir. çoğu zaman anlattıkalarınızı yorumlarken taraflı * davranır ama olsun, olaylara sizin tarafınızda yorum yapan birinin olması bile mutlu eder sizi. sonra ayrılma vakti gelir ve kendi hayatınıza, sizi unutmuş arkadaşlara geri döneceğinizi hatırlarsınız ama artık koymaz birilerinin sizi hep terkediyor, hep aldatıyor olması. çünkü aslında yanınızda hep onun olduğunu, aylarca görmeseniz de telefonda konuşmasanız da onun sizi hep sevdiğini, size hep güvendiğini hatırlamışınızdır yeniden. o akşam huzur dolu bir yürek ve gülen bir yüzle girersiniz yatağa ve ertesi gün her şey kaldığı yerden devam eder...

nasil bu kadar cazgir, baskin, bencil, inatci,yorucu ama ayni zamanda nasil bu kadar fedakar, duygusal, verici..kokusunu, kahkahalarini, triplerini, kufurlerini, yemeklerini, islak islak opmesini bile nasil bu kadar ozledigim..yasamimin yarisi onunla kavga etmekle gecti ama nasil bi can parcasi..canim benim, annem...

son clinic albümünden * bir şarkı.mızıka melodileriyle bitirir insanı kendisi.clinic şarkı sözlerinin özelliği olan bilmediğimiz insan isimlerini sanki biliyormuşuz gibi hitabederek böyle bir kıvılcım şeeder.(bkz: saçmalamak)anne kim kardeşim neyse bu şarkıda kuzen sendromu yok.sözleri;anne has left you marks here, anne has left you marks hereanee has left you marks of love and hopeone is on the floor with laughter rolloingone is on the floor and one disclosednever again would you be toldas anne we loved you, anne we wouldn't judge youanything you might doanne we've lost you and we think of youanytime you could chooselook whose at your side now, look whose at your side nowlook whose at your side now use them bothone is on the floor with laughter rolloingone is on the floor and one disclosednever again would you be toldas anne we loved you, anne we wouldn't judge youanything you might doanne we've lost you and we think of youanytime you could chooseanne has left your memory, anne has left your memoryanne has left your memory sharp and cloakedone is on the floor with laughter rolloingone is on the floor and one disclosednever again would you be toldas anne we loved you, anne we wouldn't judge youanything you might doanne we've lost you and we think of youanytime you could chooseone is for you anne oh i, one is for you anne

sigarasiz kalinan bir gecede, bilgisayar basinda sabahlanacagini bile bile kendi sigaralarinin hepsini saklayip, pakette 1 tanecik sigara birabilecek vicdana sahip koc burcu kadini icin kullanilabilecek kelime.oglusu az icsin diye yapmistir herhalde ama bu kadari da gereksiz sanirim*

hakkinda 410 entry girildikten sonra bile tam olarak anlatilamayan olgu, hal, durum, birey, hersey. dogdugum saliseden beri, hatta oksijen solunumundan onceki 9 ayda bile benimle oldugu halde, hayatta sikilmadigim iki seyden biri. baba da candir hata yapinca da, kendinle gurur duyunca da ilk paylasmak istedigin insan, ne kadar uzmek istemesen de, seninle ilgili kotu bir haberi alir almaz en cok uzulen insan, degisik bir varlik. hayatimin sonuna kadar ona olan borcumu odemem mumkun gozukmuyor ki, annenin boyle bir beklentisinin olmamasi o borcu odeyemeyecegimin garantisidir.

her zaman rüyalarima giren ama hiçbirzaman göremeyecegim melek

kendisini hic umursamayan, yapilmis hatalari kendine bahane edip de ailesinden kopmus olan, donmek bilmeyen, hic yuzunu gostermeyerek iskence yapan, belki de bundan zevk alan bir evladini bile bir turlu unutamayip, her dakika, her saat, her gun onu dusunen, onun icin gozyasi doken, sabahlari kucuk oglunun yanina gelip teselli bulmaktan baska caresi olmayan, gozyaslari nil nehrini tasiracak kadar cok akmis olan, yine de ama yine de belki gelir diye bekleyebilen kadindir anne.

gecenin bir vakti en tatlı uykusundayken cıyak cıyak bağırarak onu uyandıran varlığı bağrına basacak kadar asil, o varlığın hayatı boyunca hiç üşenmeden ve yüksünmeden pisliklerini temizleyecek kadar fedakar, o varlıkla büyüyüp gelişecek kadar bebek o varlığa kol kanat gerip onu sonsuza kadar koruyacak kadar güçlü olabilen kutsal varlık

"anne yıllık alcam para ver" denildiğinde "ne gerek var teyzeninkini kullanırsın" şeklinde iğrenç espriler yapıp gülebilen insan.

dunyanin en anlasilmaz varliklari siralamasinda birincidir. kuser, taklalar atsan barismaz, sonra bi gelir sarilir ne oldugunu sasar insan. "hani biz arkadastik" der sirrini paylasmiyorsun diye aglar, sonra bir bakarsin "sen bunu da yapmistin"i dayamistir burnuna. bir gun seni kocana layik bir kiz olarak yetistirmek icin kasar, obur gun yemege bile cagirmaz. susar susar bakar zorunlu olmadikca muhatab olmaz icin gider buna oturur dokersin kelimeleri kagida uzatirsin bakar "tesekkur ederim" der gider. yirtmak istersin, yakmak istersin her kelimeyi teker teker, varligina lanet edersin belki.. sonra anne iste der devam edersin onu sevmeye..

kendi bilgisayar ve internet maceralarinin sozlukte ifsa edildiginden habersiz dunya tatlisi insan(lar).- ee kizim daha baska neler yapiyorsun?- sozluge entry giriyorum anne.- ?!?

çok özlediğim bebek.

anne : anksiyeteyi,paranoyayı en ust seviyede yasayan senaryo yazma konusundaki*basarılarısıyla beni saskınlıktan saskınlıga surukleyen her zaman sevgisinden emin oldugum ama bazen 5.kattan atlamayı bana cidden dusundurten kadın.ayrıca aglamaya megilli bir yapısı vardır:(bkz: kizini gelinlik icinde gorunce aglayan anne)(bkz: oglunun damat oldugunu gorunce aglayan anne)(bkz: cocugu mezun olunca aglayan anne)(bkz: cocugu gol atınca aglayan anne)(bkz: daha gider bu)

dünyanın en güzel kokan varlığıdır anne. kendine has, mis bir kokusu vardır ki odasına da sinmiştir, bir hafta uzak kalsanız o odaya girdiğinizde anlarsınız onu ne kadar özlediğinizi. durup durup sevgi gösterisi yapılması, boynuna sarılınması gereken insandır, "ay bi dur, üff" tepkisini asla vermeyecek olan, sizden daha da sıkı sarılacak olandır. bitane olan, eşi benzeri olmayan oluşumdur.

yatagımın kırık ayagını tek basına tamir eden pratik zeka kumkuması insan.hastasıyım

en kutsal insan modelidir.

anneler gününü çok önemsemememize rağmen, anneler günü geldiğinde bir garip hissetmeme yol açan, önemsediğimiz günlerde acaba neler olacak diye düşündüren, sürekli sevgimi yolladığım insan.

-anne.. bitti!

çok özledim annemi.yokluğunda oluşturduğum bir best of gurbet var.usudum ustumu örtsene annebir de küçük bir kız cocuğu tek başına ne yaparonu çiçeklerden yemişten sarı saçlı bebekten cok seviyorum

vurdumduymaz, yaramaz bile olsa kızıyla gurur duyabilen şefkatli vicdan tanrıçası gibi bi'şey..

gözyaşının ilacı...

ne an ne diyebileceğini asla tahmin edebilemeyeceğiniz, kutsi yaratıklar. onlara melek denebiliyör, kayın olanlarına cadı filan denebiliyör. kayın anne ile olan bilgileri bir karlı kayın ormanında ayrıca tahayyül edebilirsiniz.

"dizinin dibinde olmak" bile mutluluk kriterinde yeterlilik teşkil eden yegane dişi kişi..

dogurmak icin yanlis insani secen insan, bunu kasten yaptigini sanmiyorum, bir insan bu kadar acimasiz olamaz cunku.

kendi yıldızını kendi doğuran ve aydınlatan tek gezegendir...

bazen kendi yaşayamadığı hayatı sizin üzerinizden yaşamaya çalışan varlıktır. türlü çeşitli sebeplerle, belki imkansızlık, belki baskı yüzünden istediği gibi genç olamamıştır. belki istediği kadar okuyamamış, istediği mesleğe sahip olamamıştır. bu yüzden onun gidemediği yerlere gitmeniz, onun ilgi alanlarıyla ilgilenmeniz, onun yapamadığı mesleği icra etmeniz için itekler hep. bazı şeyleri yapma imkanınız olmasının, onları yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmeyeceğini anlamak istemez. kayıp yıllarını sizin hayatınızla telafi etmeye çalışır durur anlamsızca.

aktif oksijen etkili parca tesirli leke cikarici yesil guc.bu yesil guc evi tertemiz yapip gittikten sadece birkac saat sonra eve gelen dis mihraklar*, evi "mr.muscle gelmeden once mutfagin hali" kalibina sokar akabinde olay mahalini terk ederler. yesil guce ihanet etmis hisseden ev sahibi (yesil gucun kokusu yok oluvermistir nitekim evden, donmemecesine) yasli gozlerle deterjan, cif, balerina, cift tarafli bulasik sungeri, mutfak teli, allah ne verdiyse temizlige girisir. ama olmaz, basaramaz!aktif oksijen etkili parca tesirli leke cikarici yesil guc'un degerini vaktinde kavrayamamis kalbi kirik ev sahibi yilgin vucuduyla yere coker, ne de olsa hicbir sey onun yerini tutamaz!

web cam i makyaj yapmak amaciyla kullanan insanlara verilen ünvan...(bkz: kirkindan sonra bilgisayara merak salan ebeveyn)

"kirlenmek güzeldir" sloganli reklami her gördügünde öfkelenip söylenen yaratik

yüklediğim anlamların hiçbirisini geri alamadığım, kuramsal olanı kılgısal olana dönüştürmeye çalışırken yaşadığım en ciddi çelişki, faşizan bir tavır takındığım, takındığım bu faşizan tavırla gurur duyduğum yegane dinselliğim, olmazsa olamayacağımdır.

ne kadar üzsemde geceler uyurken nefes alışverişini dinleyip huzur bulmamı sağlayan ve yokluğuyla beni de yok edebilecek tek insan .

fincede aiti olan kelime

dünyada bir insanı en çok sinirlendirebilen ama her zaman bir şekilde affetmek zorunda hissettiğiniz, bütün yaşamını sizin için harcamış güzide hanım insanlardır. hiç bir şey beceremesin kim takar annem değil mi! benim için en çok üzülen o değil mi! öksürdüğünüz için size bagırırken gözlerindeki o sanki kendi canı yanıyormuş gibi olan bakış gözden kaçar mı! ve binlerce ince ayrıntı!...ne demiş atalar; ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar!...

gun gelir bir bakarsiniz,cocuk olma gorevini o ustlenir ve siz de ona annelik yaparsiniz..

beni her bilgisayarin basinda gordugunde, "gene porno siteleremi giriyorsun essek sipasi" diyen jinekolog kisi

kelimelerle tarif edilemeyecek bir varlık.ölümünüze kadar yaninizda olacak ve bundan emin olunmasi gereken insan.

(bkz: analarin hakki odenmez)(bkz: tum sozlugu cross linklemek)

her geçen yıl ile birlikte daha bir herbirşeyim dediğiniz parçanızdır ya da bütününüz...her an bir kişinin yüreği sizin için çarpar da nasıl olur bu diye aklınızın almadığı durumu yaratır. iyi ki de vardır iyi ki de yanınızdadır eğer ki ana kuzusu denilen bir yaratık yaratmadı ise sizden gerçekten bağımsız kıldı ise sizi babanızla birlikte yani işte o zaman daha iyi anlaşılır değeri... hani canım denilendir ve gerçekten can olandır.

(bkz: dır dır)

-soru sordugum zaman cevap ver! -ya anne ne diim yaaa -sus! sus anneye cevap vermee! diyaloglarin merkezindeki ilginç varlik

uzakta oldugu zaman deli gibi ozlenen,resimlerine bakip aglanan,dertli turkulerle anilan dunyadaki en kutsal varlik

(bkz: entrylere sıgamayacak insanlar)

esrarengiz bir sekilde, yaninizda olmadigi halde, saklamaya calistiginiz huznu 3, 4, belki de5 -kimbilir!- boyutlu algilayabilen, supheye hic yer olmayan sevgisinin yoklugunda yasamayi dusunemedigim, sirf onu uzmemek, kafasini rahatsiz etmemek icin daha sakin, daha iyimser bir insan oluvermenize sebep olma olasiliginin gercekligi tecrubeyle sabitlenmis yasam verici ve yasaminiz boyunca her daim verici. boylesi bi varlik...

her sabah yokluğunun korkusu ile uyandığım, o olmadıktan sonra ölmeyi planladığım insanüstü yaratık. ah bir de evlen diye pres yapmasa... - olum, üzerine birşey al, sonbahar geldi artık. akşam rüzgarlı olur- oğlum, gel bakayım, yanağına ne oldu senin... ah bu kızlar.. acıyor mu? dur lasonil süreyim.- oğlum, paran var mı senin? cüzdanın incelmiş yine- beğendin mi, alalım o zaman.- nereye? yine ihmal ediyorsun sen beni- hiç yüzünü göremiyorum. kıskanıyorum valla şu bilgisayarı bile..- oğlum, öyle oturma belin ağrır- çek elini ağzından, yeme tırnağını. kurt olur midende.- cam açık yatma, üşütürsün- çok içme, ramazan geliyor- gel bi sarılayım- kaçta gelirsin? geç kalma olur mu- alo? hayırdır, gelmedin hala. merak ettim de.- nereyi kazandın? söylesene delirtme.. + istanbul üniversitesi- ... (konuşamaz, gözyaşı sel olur)+ anne niye ağlıyorsun- ...- neresi çıktı oğlum söylesene+ kütahya hava er eğitim tugayı - ...+ anne yine niye ağlyorsun- ...+ anne, anneni özlüyor musun- çooook+ anne, ben de seni özleyecek miyim- bilmem.+ anne, ben de senle gelsem, olmaz mı...- olmaz öyle şey. allah sıralı ölüm versin+ anne ben sensiz naparım...- ben annemsiz yaşıyorsam, sen de yaşarsın.+ anne ben sensiz yaşamak istemiyorum. her sabah sarılmak, kokunu duymak, evden çıkarken seni öpmek, gece gelince seni görmek, kokunun sindiği bir evde soluk almak istiyorum. anne ben seni çok seviyorum- ...+ anne yine niye ağlıyorsun...

can bahçesi.

dünyada sonuna iyelik eki en rahat eklenen kişi.iyelik eki eklediğimizde "canımın bahçesi" olan kişi.başlık altında aratılırsa can kelimesinin ne kadar fazla geçtiği, rakamdan da belli olur canımızın bahçeleri bunlar.sebep olacağı dünyanın en büyük acısından tanrı herkesleri uzun süre korusun ve yüzüne bunu yemişlere güç versin, ki;(iyi ki, şükür ki) bir yandan da göçüp gitmiş ya da burada, her anne sonsuzdur.

gun itibariyle insanin icine oturan kacan firsat ve hatta keske nedeni, yine de insani.

gidip de yanımda uyuması için yalvarmak istediğim ama ne oldu kızım diye sorgulamaya başlayacak ve ben de anlatamayacağım için çekindiğim kişi. canım.

hastane odasinda , narkozun etkisi ile dudaklari morarmis , elleri sismis , yuzu aci bir ifadeyle eksimis halde gorunce kaybina henuz hazir olmadigimi ve daha da acisi asla hazir olmayacagimi farkettigim melek. en guzel masal kahramani. kokusu kimseye benzemeyen. "öl" dese uğruna tereddütsüz "ölürüm" dedigim tanrica.

gitmesinden en cok korkulan...yokluguna nasil katlanilir bilinmeyen...sonsuz ayrilik akla geldiginde gozyaslarina bogan...

yavrulari icin surekli endise eden, onlarin mutlu olmasini hayatindaki tek sey olarak goren melektir kendisi**

bana katlanabilen* tek insan öğütleriyle yerden yere vuran terliğini* eskisi kadar iyi sallayamayan yaşlandıkça dahada bi tatlı olan bilimum ev işlerinden**** sorumlu beni çekip çeviren kişi. yaşam sebebi neşe kaynağı yetenek kübü bana sıçtığım bok diyen tatlı hatun

kelimelerin kifayetsiz kalacağı kadar anlatımı zor olan, hayata açılan gözlerimizin kaynağındaki eşsiz canlılar, melekler.kimi zaman gözlerden süzülen bir damla gözyaşında, kimi zaman da yüzlerde beliriveren anlamlı, anlamsız tebessümlerde gizli olan varlıklar. o'nu ve o'na dair duyulan hisleri anlatmak öylesi zor ama bir o kadar da güzeldir ki; bir an durup düşünerek "yo hayır, anlatılmaz yaşanır" denip susulur.anne; yaşanılası tüm özel duygu ve hislerin canlı resmidir.

buffy the vampire slayer dizisinin 3. sezonunun ilk episode'si.*

dort ay ayri kaldiktan sonra beni gordugunde hungur hungur aglamisti havaalaninda benim annem. eve gittigimizde kiyafetimi degistiriken bacaklarimin ne kadar inceldigini gorup aglamisti annem. yirmi yasimda oldugmu umursamayip beni uzun zamandir gormedigi icin kendisi yikamisti.yine bir dort ay ayriligin sonunda talihsiz bir hastalik gecirip yeniden yurduma dondugumde havaalaninda halimi gorup neredeyse dusup bayilma tehlikesi gecirmisti. melek diye tabir ederim kendisini, tek dostum,tek sirdasim...herkesin ilk tesekkur etmesi gereken insan toplulugudur bu bayanlar.

karşılıksız sevginin ta kendisi.. dünyada almadan vermeyi başarabilen tek insan. en mutsuz en çaresiz anlarınızda yanınızda olan, elinde getirdiği bir demet çiçek ile odanızdaki hüznü kederi anlık bile olsa yok edebilen eşsiz varlık. hayatta kaybetmekten en çok korktuğum..

eğer gerçek bir zıpzıpsa sizi gençliğinizden utandıran kişidir. şöyle ki zaten her fırsatta ben çarşı pazar dolaşıp geleyim diyen bu kişi, bir günün tamamını ta bilmem nerdeki plajda rüzgarı yiyerek geçirdikten sonra ertesi gün size yarım bir istanbul turu attırıp hemen akşamında iskeleye gidip ayaklarını denize sallandırmak, sonra da gelen dalgalarla ayakları ıslanırken hihihihihihi sesleri çıkarmak suretiyle ağzınızı bir karış açık bırakabilir. iskeleden eve dönüşte ise o, ertesi gün boğaz turu yapmayı planlarken siz çoktan yorgunluktan şuurunuzu kaybetmişsinizdir zaten, bu yüzden müsterih olunuz.*

şöyle ki;sol yanim aciyor annemerhaba anne,yine ben geldim. merak etme okuldan çıktımda geldim.annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama ali "okula gitmezsemannem çok kızar, merak eder" demişti deonun için söylüyorum.geçen hafta öğretmen,sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.ben biliyorum artık anne sağım neresi, solum neresi ağrıyan yanımın neresiolduğunu şimdi iyi biliyorum anne.hani geçen geldiğimdeşuram acıyor işte şuram demiştim debir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne bak şimdi söylüyorum şuramişte, sol yanım çok acıyor anne.hem de her gün acıyor anne her gün.dün sabah annesi ayşe'nin saçlarını örmüştü.elinden tutup okula getirdi.yakası da danteldi.zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.bende ağladım,ağladım hiç de utanmadım.öğretmen ne oldu dedi.düştüm dizim çok acıyor dedim.yalan söyledim anne.dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.bugün bende saçım örülsün istedim.babam ördü ama onunki gibi olmadı.dantel yaka istedim.babam "ben bilmem ki kızım" dedi.bari okula sen götür dedim."kızım, iş" dedi. bende banane dedim, ağladım."kızım, ekmek" dedi babam.sustum ama okula giderken yine ağladım anne.ha bide sol yanım yine çok acıdı anne.herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.zeynep "annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş" dedi.babam hepsini birlikte yıkıyor.babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?uff babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.üzülmesin diye söylemiyorum amaarkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.hava kararıyor, ben gideyim anne.babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.kim bozuyor toprağını,çiçeklerini kim koparıyor.izin verme anne ne olur toprağına el sürdürme.eve gidince aklıma geliyor bide bunun için ağlıyorum anne. bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.biliyor musun anne her gelişimde aldığım topraklarını şu kavanozdabiriktirdim. üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum.her sabah onu öpüyor kokluyorum.kimseye söyleme ama annebazen de konuşuyorum onunla.ne yapayım seni çok özlüyorum anne.ha unutmadan,öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.ben babama yazdıracağım.öğretmen anlarsa çok kızar ama banane kızarsa kızsın.ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne.senin adın geçince sol yanım acıyor anne.hiç bir şey yutamıyorum.bazen de dayanamayıp ağlıyorum.kağıda da böyle yazamam ya anne.ben gidiyorum anne,toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp.mutlaka gel anne,sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne. sol yanım acıyor anne. işte tam şurası,sol yanım çok acıyor anne.seni çok özledim,anne çook... (bedirhan gökçe'nin şiir albumünden)

aklımda hep otuzlu yaşlardaki hali ile takılıp kalmış, dünyaya meydan okuyan, fedakar, anlayışlı, hoş sohbet, mis kokulu, güzeller güzeli insan.ama nihayetinde bir kadınzor yaniama çok özel...

büyük bir gaflette bulunarak çiçeklere sineklerin dadandığını söylediğimde, anında ilaç buldurup aldıran sayesinde tüm evin iğrenç bir kokuyla yaşanamaz hale geldiği, üstüne arayıp da ''e söyleseydim sıkmazdın ki'' diyen yaşam kaynağım...-ay anne ya bu ne allaşkına, lağım kokusu gibi, değil sinek ben ölücem kokudan ya!! cınk cınk cınk!!-aman yok insanlara bi etkisi yok yalnız sen boncuğu kaçır başka bi odaya!

bir erkeğin ne yaparsa yapsın asla yükselemeyeceği mertebe

hayatınıza cheat ve god mode hileleri verebilen insan üstü varlık. dünyanın en kötü bestesine sırf kendi çocuğu yaptı diye gurur duydum diyebilen, salakça yapılmış harcamalara "eh dikkatli olmak lazım" diye geçiştirebilen, çocukça yapılmış hatalara "olsun" diyebilen kadın. hayatta 10 baba gücünde olduğu söylenir, inanırım.cep telefonunuza anne yazın cebine gönderin yanınıza gelsin ötesi var mıdır? hayır... yoktur...

yaslanılacak değil, yaslanmayı gereksiz kılacak kişidir. *

yedirdiğinde karnı doyabilen, uyuttuğunda uykusuz kalabilen, kendi bedeninden bağımsız canı yanabilen tek yaşam formu...

imkansız aşk

mouse'a kurbaga diyen yegane varlik

uzaktaki melek. ozleyip de soyleyemedigim,gurbette omrum gececek olsa da uzakligina alisamadigim,hayat mesgaleleri icinde kendim kaybolsam da yerini dolduramadigim,yine de aramiza kilometrelerce mesafe koyup istemeden canini yaktigimmavi gozlu masum bebek.neyim kaldi senden baska?

26 aydir her gun bir yanimin eksik oldugunu hissetmem, bi kere ruyama girse sesini duyar gibi olsam diye yalvardigim, esyalarini kokladigim, kimsenin yerini doldurmayacagini, o kadar fedakar olmayacagini, icten olmayacagini gordukce icimin sizladigi annem...

benim için yaşıyor...

sevmek nedir, merhamet nedir, içinin ürpermesi nedir, endişe, korku, sevinç, merak, sen yemezken yedirmek, uyuyamazken uyutmak, ilk gülücüğünü gördüğü an derinden bir sızıyla gözünden yaş dökmek, o bir yana dünya bir yana demek, düşman kapısına gitmek ve daha sayamadığım türlü duyguları hisseden, bu eylemleri gerçekleştiren kişidir anne. (bkz: anneciğim)(bkz: seni çok seviyorum anne)kelimelerini duymayı da ayrıca çok severler .

bıkmadan öperek bıktırdığım, en sevdiğim insan

eve girer girmez "bak sana en sevdiğin yemeği yaptım yorulmussundur uzan istersen önce kahve yapayım mı ama dur bi şeyler yesen..."lerle başlayıp annecim bi tanesin demedikçe rahatınız ve mutlulugunuz için etrafınızda dönüp duracak melek. yanlışlıkla çöpe attığı notlarınız için, toplayayım derken karman çorman ettiği çalışma masanız için ne kadar bağırsanız ve olmayacak şeyler için düşüncesizce kalbini de kırsanız iki dakika geçmeden karşınızda dünyanın en unutkan varlığı olarak, siz ne derseniz diyin koşulsuzca sevecek, sabredecek, bağışlayacak biri olarak duran cennet kaçkını. hayır bugun hediye alamadım da, okursa affeder belki. seni seviyorum annecim.

kesinlikle saglıklı bi iliski kurulamayan,yakındayken insanı delirten,uzaktayken cok cok ozlenen,ne bok yerseniz yiyin hep affedebilen ama omrunuzun geri kalanında yediginiz bokları yuzunuze vurmaktan hic cekinmeyen,ne kadar hasta olursa olsun sizi hep dusunen karnınızı guzel yemeklerle doyuran,sarıldıgınızda sıcacık ve guvende hissettiren yeri doldurulamaz insan.

okulun 5. senesine girilmiştir. bir sürü sorumluluk, dert, tasa ile uğraşırken, kargodan gelen telefon reinforcements have arrived haberini bildirir. evet memleketten yiyecek gelmiştir. büyük bir sevinçle kutu açılır, kutunun üzerindeki notta"fazla olanları buzluğakaldır. umarım beğenirsin,kendi ellerimle (poğaça)yaptım. böreği ehil bir kadınyaptı(kremalı). taze üzüm-ler kadir amcanın bağından(eylül güneşi görmüş.) haydiafiyet olsun. şimdiden seniözledim. annen"okunur, afiyetle duygulanılır.

yüreğim,ilk koruyucu meleğim...

ne kadar kafasina sicilirsa sicilsin, karsiliksiz bir seylerin de oldugunu hatirlatan tek canli. karpuzun cekirdekleriyle ugrasmamin, karpuzdan alacagim hazza degmedigini soyleyerek terslemistim, yememistim dun. bugun getirdi bir tabak, tam neden getiriyorsun diye cikisacaktim ki cekirdeklerinin ayiklanmis oldugunu gordum. bos bos suratina baktigimda, "ye ki icin sulansin oglum" dedi. bitirdi beni.

hayatıma anlam katan,herkes terkedip gitse de, ne kadar çok kavga etsek de hep yanı başımda olup,saçımı okşayan,hala kucağında oturtan dünyanın en tatlı insanı.o olmadığı zaman hayatın nasıl olacağını tahmin bile etmek istemediğim,bu olasılık karşısında deliller gibi korkutuğum, sağlığının bozulmaması,yanımdan ayrılmaması için dualar ettiğim,gece uyanıp uyuyuşunu seyrettiğim ballı.

varliginin en basit ornegi: uyanilan her sabah banyo aynasinin ve lavabosunun temizligi olan.

yaninda olmadiginda bile kokusunu unutmayacagin tek kisi..özlenen, kavusuldugunda sarilmanin yumos yanaklarindan öpmenin boku cikarilacak kimse...

yıllarca öldürme planları yapıp da yaşlandıkça kendisini ne kadar çok sevdiğimi anladığım, bağımlılık yaratan aile bireyi. hiç geçinemediğim, hareketlerinden ve bana karşı tavırlarında nefret ettiğim bu insanı bu kadar çok sevme nedenim nedir çok merak ediyorum. sarılamam ben kimseye ama en çok ona sarılamamak beni üzer.

gecenin bir vakti hiç aklınızda olmayanları söyleyen aslında haykırmak istediklerinizi anlatan söyleyecek şey bırakmayan oradan hızlıca kaçmanıza neden olan örgü ören şefkat ocağı. kelimelerin tarifsizliği.

sen yedikçe ben doyuyorum diyen tek insan.

en anlamadigini sandigin, en anlayan varlik.

ertesi gün olacak kötü olayları rüyasında gören, ama telefona sarılıp aramayı unutandır. herşey olup bittikten sonra ben rüya gördüm bişey oldu mu diye araması da cabasıdır*.

sesini telefon araciligiyla duydugunuzda icinize huzur dolduran insan..telefon kapatildiginda da gözleriniz dolmasini saglayan yegane varlik, keske her gittigim yere benimle gelse, saclarimi hala oksasa, onu öpmeden hic uykuya dalmasam...

egolari icin cocuk yapan insan

özledim ben çok özledim hem de

çayımı şekerine kadar koyup karıştırıp öyle getirir bana hayda ağlamanın ne alemi var ki şimdi ya

hayatın beni sarstığı her seferde sığındığım biricik insan.. koşulsuz sevgi ilahesi. annem. dünyada gözüm kapalı güvenebildiğim tek insan. iyi ki varsın. iyi ki sayende varım.

çıkarsız sevgi dalında bir fenomen. bazen öyle anlar oluyor ki insan düşünmeden edemiyo ulan nasıl oluyo da oluyo diye (çok komplike düşünürüm acımam)

ayrı şehirlerde yaşayınca kıymeti her geçen gün anlaşılan ve artan, uzun zamandır beraber kahvaltı yapamadığımız için sanki hiç kahvaltı yapmamışım gibi önüme haşlanmış yumurta, menemen ve tavada yumurtayı aynı anda koyabilen yanına da sardığı dolmalardan bir tabak koyabilen tek kişidir..

her zaman yanimda olan fedakar aylam ve ne zaman ihtiyacim olsa sigindigim sakin ve huzur verici liman.

var oldugu sürece aklımıza gelmeyen, gecenin bir vakti seni seviyorum, iyi uykular minigim mesajıyla insanı gözyaşlarına boğan, sarılmak için can attıgım insan.

bi de yavrusuna annem diye seslenen anne modeli vardır ki fecidir. kim kimin annesidir. anne neden çocuğuna annem demektedir anlaşılamaz, rahatsız edicidir.

can. ecen dilinde hıçkırık... zira başka kimin kucağına yatıp hıçkıra hıçkıra ağlamak bu denli rahatlatabilir kimseleri? (bkz: ana kucağı).(bkz: annem), anne, kadın.her yeri öpülesi*, mıncıklanılası*. "sevilen halı hırpalanır" ya ama... olsun. canın ta içi, derini, yoğunu, sımsıkım***... canından veren, her defasında yaşam veren. kutsalsın. öğrettin.

habire öğüt,aman kızım aman çocuğum,arada anneanneni ara bak kandillerde,aman üşütme,ara sıra dua et diyen bir varlıktır.ne olursa olsun ne yaparsanız yapın sevgisini asla kaybedemeyeceğiniz insandır....

insanı götünden alevler saçmaya zorlayan*,