antalya

alman, ingiliz köylüsü için ucuz tatil mekanı.

guneyde, akdeniz civarinda cok sicak bir sehir.

memleketiiim memleketim...her yaz da gidilmez ki bezdirir.(yazmisim, kimsenin umurunda olmamis, oysa ki sonradan telafi ettigim bu baslikta)(bkz: yivli minare)(bkz: 07 genclik)(bkz: yedimehmet)(bkz: lara)(bkz: topcam plaji)(bkz: konyaalti plaji)(bkz: kindilcesme)(bkz: cirali)(bkz: da bkz)

su anda tanrinin usengecliginden dolayi sanirim yagmurun damla damla degil de kepce kepce yagdigi ve bi' o kadar da sikiciiiiii ve bayik bir sehir. ve nedense gelir gelmez sevgisizligimin her gecen dakika kat kat artıgı yer. "burada bir tek bowling salonu mu vardir yahu?"

temmuz sıcağında çok benzin yakıyo diye arabasının klimasını açmayan,mantıksız arkadaşlarımın yaşadığı şehir.

tatile hasret bunyenin gitmek icin en cok yanip tutustugu tatil kentlerinden biri.*ha gidince bu yanip tutusma biter mi, asla. asil o zaman baslarsiniz yanmaya, tutusmaya...

ilkyıl istanbul'dan gelirken ayaklarımın geri geri gittiği;2,yıl hayatımın cenneti; new york'ta gibi hissettiğim,hayatımın askını yasadıgım;ve 3,yılda gözyaşlarıyla ve kırık bir kalple ayrılacagım şehir!!!

yaz aşklarının muhteşem yaşandığı müthiş bir yaz şehri...süper manzaraları var bide.

gündoğmuş ilçesinde 6 orman işçisinin rüzgarın yön değiştirmesinden dolayı hayatını kaybetmesine neden olan yangının çıktığı ilimiz.

2 uçdan da insanın bulundugu sehir...çok zengin de var,cok fakir de.zenginleri de 2ye ayrılır.çogunlugu portakal bahcesini,tarlasını satıp 15 katlı binaya sahip olan toprak zenginleridirbu insanlarla geçinmek bazen gercekten zordur..bir de bunların daha ilginçleri vardır..arsayı satarlar trilyoner olurlar ama yine gecekonduda otururlar.kopamazlar o hayattan.ama herseye ragmen cok sevdiğim,beni mutlu eden bir cok arkadasımın,işimin oldugu sehir...seviyorum

beyaz dolmushlu shehir

deniz baykal'in memleketi, chp'nin yillardir degismeyen kalelerinden biri(ydi). 28 mart 2004 yerel secimlerinde yillardir surdurulen pasif, inat ve beceriksizlik dolu politikalar yuzunden belediye baskanligi akp'ye kaptirilmistir. chp'nin en buyuk hatasi diger sol partilerle birlesmeye bir turlu yanasmamasidir, zira bu şehrin durumu diger şehirler (istanbul, gaziantep) gibi degildir, eger chp-shp ve dsp secim ittifaki yapsaydi, toplam oylari akp'yi geciyordu.

son kız arkadaşını kızlarının büyük bölümünün kaşar olmasına kanıt olarak görebilen bünyelerin koşarak terketmesini yahut adımını atmamasını temenni ettiğim cennet köşesi.

eskişehir büyükşehir belediyesi sular idaresi müdürü iken istifa edip akp den eskişehir büyükşehir belediye başkanlığına aday olan ama eskişehir'de başkanlığı dsp'li eski başkan yılmaz büyükerşen kazanınca, akp'li antalya büyükşehir belediyesi tarafından, antalya sular idaresi müdürlüğü görevine getirilen faruk karaçay'ın yaşadığı ilimiz.

(bkz: tirmis)

dogdugum ve her daim gitmeyi sevdigim, orda bir evimiz olan uzakta olan şehir.babamin kaldigi şehir.turzim in patladigi şehir.kayalardan denize atlama zevkini verenmagralarin icinden saatlerce gidip denizden ciktiginiz şehir.

"şüphesiz ki antalya dünyanın en güzel yeridir" demiş atatürk. antalyamın göbeğinde kocaman yazar.

baktınız mı uçsuz bucaksız denizi içinize çektiğiniz, 29'da sabaha kadar göbek attığınız, sıcak temiz havasını solurken mutluluk duyduğunuz, bi alıştıysanız, hele orda denizle güneşle büyüdüyseniz asla vazgeçemediğiniz, her güneş gördüğünüzde burnunuzda tüten, deli gibi özlediğiniz güzel şehir...

açıkhavada rakı içince çok "güzel" sarhoş olunan yer

iğrenç yapılaşma anlayışı yüzünden dağını taşını kötü kötü binalarla doldurdukları ama güzelliğiyle direnmeye çalışan şehir

yazın yaptıgım tatıller ıcersınde yerı bende baska olan,turkıye nın cennetı olan il

doğduğum şehir,rutubetli kraliçe,azgın yağmurları olan il.kısmen merkezde,yoğunlukla da çevre ilçelerde işe yarayacak pratik antalyaca sözlüğü:abam,abem: ağabeyciğim, ağabey.abam: ablam,ablacığım.deyzem: 40+ kadınların, kendilerinden genç insanlara hitap şekli.amcam: 40+ erkeklerin kendilerinden genç insanlara hitap şekli.bak bi: bakar mısınız,bakar mısın,bak.endeğin(i): elindeki, elinizdeki.sal: bırak.kaktır: ittir,iteklecam: sera, bitki-çiçek yetiştirilen birim.bakam: bakayım.şimdi dilerseniz,yukarıdaki kelimeleri bir kalıp içinde kullanarak anlamlı hale getirelim:biradel,dün aamad aabinin kaaveye gettim.mobiletle cama gettik. yolda bi dane adam tuttu golumdan,abem sal bak dedim. gaktırdı beni. aamad abi nooluyo bakam, bırak voyn endeğini kenef! diye küfredince adam son hız falezlerden yanna gaçtı.antalya'da hisar diye çok güzel bi kafe vardır,denize nazır.

21-24 ekim tarihleri arasında special olympics turkiye'nin düzenlediği avrupa futbol turnuvası'na ev sahipliği yapacak olan şehrimiz.

her santimetrekaresinde bir sarişin taş turist hatun we hemmen yanibaşinda gürbüz türk delikannilarini barindiran,kaziklamak isteyen kişi bolluğuyla istanbulu dahi aratmayan,nemrut insan patlamasi yaşanan,hemmen kacma istei uyandiran akdeniz wilayeti..

sahile yapılan evler sayesinde denize girdiğinizde sinirden kusmanıza neden olan bir zamanlar sakin olan turistik şehrimiz.

aslında çok daha popüler ve çok daha güzel olabilecek potansiyele sahip akdeniz şehri..şehir merkezinin içinden denize girilebilen nadir şehirlerdendir,şehrin iki yakasından da* denize girebilir,falezlerin üstündeki şehri seyrederek yüzebilirsiniz..yatırımlara ne kadar olumlu cevap verebildiğini "beach park" projesiyle göstermiştir..nice ya da ibiza gibi mekanların seviyesine çıkmasını engelleyecek ya da sağlayacak tek şey içindeki insanlardır bu kentin..malesef gidişat engelleme yönünde..

bütün kavşakları birbirine benzeyen, istanbuldan sonra alçak, yeşil ve sevimli bi şehir. evlerin üzerinde gunes enerjisinden yararlanan bir sistem var. tramvayı da güzel. yasam ucuz.

güzelsin memleketimsin, ama ne de sıkıcısın be memleketim, sana çekmiyeyim, insanına çekmiyeyim isterim memleketim.senin gibi güneşli olmak isterim memleketim.alo memleketim sen de bi bok dinlemeiyosun otomatik yapıyosun memleketim.

(bkz: antalya anadolu lisesi)

(bkz: likya)

ic taraftan dişa dogru sirasiyla aydin iline, sonrasinda izmir bornova'ya, sahile dogru da bostanci sahiline benzetilebilecek yapiya sahip, belki de benzetilemez bilemem. (bkz: orospu gibi entry girmek) insanlarinda belirli bir hayattan nefret etme katsayisi mevcut, dayaktan cikmiş gibi halleri var. şehrin dizayni yeni ancak selection index'i dar bir generator'den cikmiş gibi, her yer birbirinin devami sanki. orta vadede cekilmez olacagindan eminim.

ruslarin sicak denizlere inme hayalini gerceklestirdigi kent

yüzölçümü: 20.815 km² nüfus: 1.132.211 (1990) il trafik no: 07 antalya sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "türk rivierası" adını almıştır. deniz, güneş, tarih ve doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği antalya, akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630 km. uzunluğundaki antalya kıyıları boyunca, antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer alır. palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan kaleiçi ve modern mekanları ile türkiye'nin en önemli turizm merkezi olan antalya, aspendos opera ve bale festivali, uluslararası plaj voleybolu, triathlon, golf müsabakaları, okçuluk, tenis, kayak yarışmaları vb. etkinliklere, 1995 yılında açılan antalya kültür merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. ilçeler:antalya ilinin ilçeleri; akseki, alanya, elmalı, finike, gazipaşa, gündoğmuş, ibradı, kale, kaş, kemer, korkuteli, kumluca, manavgat ve serik'tir

istanbuldan sonra bana modern köy gibi geliyor bir uçtan diğerine 15 dk. stresi az havası temiz tam bir mozaik gerçek antalyalı bulmanın çok zor olduğu yaşamanın keyf verdiği bir şehir

sanıyorum baki süha ediboğlu'nun antalya isimli şiiri bu başlık altına yakışır.antalyabahçeler meltemlerle konuşuyorüçbin yıl evveline dair.masal cennetlerinin kapısı açılmış,ağır ağır geçiyor taş kapılardanomuz başları kopmuş genç heykelleryarım kalmış rüyalar içindeportakal bahçelerinin ışık denizindebeyaz elleri gecelere uzanmış ,otları nergis yapıyor zaman,toprakları ışıl ışıl yakut kayalimon çiçeklerinden sarhoş olmuş antalyabitip tükenmez raksında sular,eski köprülerkadırga ışıklarıyla yıkanan çağlayanlar boyunca.eski köprüler…zamanın dışında gülenkader,güzel kader,mahzun kader nerdesindeniz zamanlarının maviliğinde açan şafak gülünerdesin ?sabahın derinliğinde aydınlık,aydınlıkyeşil aydınlık,yelken yelken dağılan,bahçe bahçe toplanan mor aydınlık,beyaz aydınlık…mermerler dünyasında başlayan yolculuk kara sevdalı heykeller ömrünce…eski yunan kızlarının sönen gözlerindesusan dudakların eski şehirlerinde.

istanbul'un yazı bir türlü getirmeyen, yağmur, serin, ayaz, havada bulut bok püsür derken şu final döneminin adamı stresten strese sokan günlerinde daha çok aranan, özlenen miskin memleket. orada insanlar hızlı yürümezler, aceleleri yoktur; hayatın hızından ve hırslarından uzaktırlar. tramvayda üç duraklık mesafeyi yarım saatte alırlar, park ve bahçelerde oturur adnan menderes'ten, ismet inönü'nden bahseder, hava sıcaklığının 40 dereceyi aşıp aşmadığı hakkında tahmin yürütürler.

(bkz: kemer) (bkz: belek)

falez hotel - dedeman resort - sheraton voyager otelleriyle bilinen akdenizin sıcak şehri.

tarihte attaleia denmisligi de vardir.

öss 2004'de en başarılı olan şehir.

duyduk ki: aldığı göç sebebiyle sahip olduğu fazla konutların dolması ile artan nüfusundan daralmış, kışının yazından farkı kalmamış, geceleri sokaklarda cirit atan travesti ve tinercilere önce şaşırmış sonra üzülmüş ama nihayetinde herkes gibi onları da kanıksamış, ansızın bastırıp durmadan yagabilen yagmuruna hala yenik düşüyor olmaktan da çok utanıyormuş.duyduk ki: sorun olmak üzere olan trafiği iyice baştan çıkmış, geniş yolları artık yetmez, zaten dar olan yolları iyice cehennem olmuş, arabayı yolun sagına bırakıp ınıverılen gunler gerıde kalmış. duyduk ki: sokaga cıkıldıgında illa rastlanılan dost yüzler sehır merkezınden kacar olmuşduyduk ki: eski masumiyetini, gençlik güzelliğini yitirmiş ama hala çok popüler bir film yıldızı olan kendisi, intiharı düşünüyormuş sık sık...ve vasiyet etmiş, ölünce; hayallerimizde hapis, "bir gün elbet geri dönmeye" dair umutlarımızla beraber gömülecekmiş.

çok sevdiğim istanbul'a giderken bile, kepez'in yukarısına çıkmamla birlikte özlemeye başladığım memleketim...denizi harikadır.hatta şunu söyleyebilirim ki; ölmeden önce "keşke o denize son bir kez daha girebilseydim" diyeceğimden eminim.

okul sebebiyle uzaklaştığım, doğup büyüdüğüm,ergenleştiğim,sokaklarında koşup yara bere içinde kaldığım,falezlerinde oturup manzaraya karşı demlendiğim,kumsalda ateş yakıp şarkı söylediğim,sarılıp ağladığım,topraklarına gözaşlarımı döktüğüm,asosyallikten kurtulduğum,eve hiç uğramadığım,denizine işediğim,caddelerinde araba lasstikleri eskittiğim,ağaçlarından muşmula erik koparııp yediğim,kokusuna hasret kaldığım,fırsat buldukça kaçıp gittiğim,inanılmaz derecede özlediğim,beni ben yapan,ruhumu ferahlatan cennet şehrim,sevgilim,ailem,herşeyim...(bkz: ugruna yasamaya degen seyler)

öss 2003'te, puan türlerine göre en başarılı iller arasına adını yazdırmayı yine, yeniden başaran il. işin ilginç tarafı bunu son senelerde tekrar ediyor olması ve bu başarının nedeninin bir türlü anlaşılamamasıdır.

artık ismini hatırlayamadığım abuk bir pop grubu tarafından yapılmış berbat bir bestenin ismi aynı zamanda.

dershanecilik ve özel ders imkanlarının türkiye çapında bir efsane olacak kadar gelişmiş olmasından dolayı öss sonuçlarında sürekli yükseklerde olan kent. tabii o özel derslere çocuğunu yollayabilecek sınıfın antalya'daki varlığını unutmayarak iyisinden bir matematik öğretmeninin saatinin 100 abd dolarından başladığını unutmayalım. ayrıca sürekli antalyanın lokomotifi olmayı başarmış ve bir çok öğrencisini ilk 50'lere hatta ilk 3'lere taşımış bir okul için,(bkz: antalya anadolu lisesi)

ilginçtir.. dün gece rüyamda bu başlığın altına şu entry'i giriyodum.. kendim de mana veremedim ;"korkusuz bir ilimizdir.. bu bölgede ağaçlar güneş görür.."(bkz: kici acikta kalmak)

yaz - kış benim için cehennem olan yer . aradığınızı bulamazsınız , bulduğunuz işinize yaramaz , kimi esnaf sizi turist sanar kolunuza yapışır , 2 saat minibüs beklersiniz gelmez ,bohemiantirad gibi bir insanla tanışmazsanız antalya insana pek de iyi gelmez ....

sehrin kurulus efsanesi soyledir;m.o 2. yy.da bergama krali attalos ii. (mo. 159-138) bir gun kendine bagli kabileleri, hukumranlik hudutlarini genisletmek ve yeni liman sehirleri kurmak amaciyla guneye gondererek: " gidin, bana bu yeryuzu uzerinde oyle bir guzel yer bulun ki, butun krallarin gozu kalsin bu yerde. kimse gozunu ayiramasin bu yerden. orada liman sehirleri kuracagim" der.. bunun uzerine bergamadan ayrilan kabileler aylarca ege sahillerini karis karis dolasirlar. bugunku antalya korfezinin bulundugun yere geldiklerinde gozlerini goz kamastirici manzaradan ayiramazlar. kabile baskani: "sukurler olsun sana zeus, nihayet attalos'un sehrini bulduk" diye haykirir..daha sonra bergama krali attalos ii. burada bir sehir kurarak sehre kendi adini verir.. daha sonralari sehre turkler adalya, araplar antaliye demislerdir..cumhuriyet devrinde ise sehrin ismi antalya olmustur..

anatolia rally 2001'in yapıldıgı kent

garip bir sekilde sizi kendine dogustan asık eden,bir muddet gormeyince ozlem uyandıran bir kent,harbi kent ama ,tarihi ve dogasıyla,baska hangi sehirde dogdugunuz evin mcdonalds oldugunu gorursunuz yada gayet kasabalı insanlarının amerika baglantıları oldugunu,canim turkiyemizin kapitalist iliskiler ile en zengin insanlarını yarattıgı ve aynı oranda anadolulu kalabilmis halkına sahip yegane kent,gunumuzde hem bir cotazur havasında hemde bir askale tadındadır,sokakta hem bir dadas bakkal hemde versace satan bir butik bulabilirsiniz,asırı kozmopolit,hem yerli hem global bir kent,ne avrupalı burjuva ne de turk tasralı.sizi bir yandan fasalisle buyuler bir yandan allisi ile şoklar,ne isi var bu istanbulluların buralarda,biz ne guzel gozleme yapıp para kazanıyorduk olur halk da sasirir,bakalım daha neler gorecek guzelim gelecek yıllarda,daha ne kadar porsuycek..kullanılıp atılan,etleri sıkılmaktan yavsayan bir kadın olmayacak umarım ...

thynin "tc-jdy" tescil kodlu boeing 737-400 tipi yolcu ucagi..

en yüksek göç oranına sahip, uyuşturucu kullanımında türkiye genelinde 2. sırada yer alan, şehir olarak güzel ama insan olarak günden güne daha da kötü hale gelen eski ikamet ettiğim şehir. sosyal güvensizlik de herkesin bildiği kaçınılmaz bir gerçek.

dallar sitesi, konserve, krom, mezbaha, kadın yarı gibi dumursal semt veya bölge isimleriyle şaşırtan, şu günlerde, antalya - kemer karayolundaki yüzlerce çam ağacının tayyip erdoğan "bu nasıl yol, dağ başımı burası? tiz genişletile." dediği için katledildiği, yazları sıcak, kışları ılık turizm şehri.

işim dolayısı ile iki yıl boyunca yaşadıgım sehir.. kiralık ev aradığım dönemde studio dairelerin normal dairelerden bile pahalı olduğu, yerlilerinin fazla limon portakal yemekten "limon beyinli" olduğuna kanaat getirdiğim yer. gidilecek her yerin çok yakın olması, trafiğin neredeyse istanbuldan bile kötü bir şekilde seyir etmesi dikkatimi çok çekmişti. yiyecek ve içecekler gerçekten çok ucuz olması ile birlikte tekstilde herkese turist fiyatı uygulanmaktadır. yine de özlenecek yer.. (bkz: beachpark)(bkz: lara beach)(bkz: cece)(bkz: ally)(bkz: kaleici)

anne tarafından memleketim olmasına ve neredeyse son 10 senedir hep is icin ziyaret etmis olmama ragmen bana hep dev bir tatil köyü gibi gelen şehir.

nefis tatil şehri..sicacik,huzurlu,istendiinde eelenceli..şu sirlalar canimin cektiii...gusel kent

eski adi attalia olan sehir

07 plakali, muz ve narenciye uretimiyle onde gelen, her mevsim orman ve denizi icice kullanabileceginiz, uzun yazlara sahip il.

perge, side, termossos, duden selalesi, yivli minare, damlatas magralari gorulmesi gereken yerleridir.

(bkz: iki antalyalı ile kafa çekmek)

gunesli pırıl pırıl havası insanın ruhuna isleyen sehir.bana otuzuma gelmeden emeklilik planları yaptıran memleketim.

kendi halindeliği had safhada bulunan, ne olursa olsun burunda tüten memleket. türkiye'nin güneyi dendiğinde artık akla gelen ilk isim olmuştur. yaz aylarında her haftasonu orta büyüklükte bir anadolu şehrinin nüfusu kadar insan topluluğunu bir tanecik havaalanından hoşgeldinleyebilen büyükşehirdir. istila edenleri de olmasa, hep eskisi gibi kapalı kalsa tadından yenmeyecek portakallı ovadır.

(bkz: şehri dinlemek) onu dinlerken sıcaktan şikayet etmeyecekseniz bir mayıs öğleden sonrasına alıp göürmek isterim sizleri. ışıklar caddesi'nden başlıyoruz yolculuğumuza. denizin tekrardan gözler önüne serildiği görece dejenere cender'in önünden. önünüzde tramvayıyla uzayıp giden bir cadde var. okulu kırmayı adet ahline getirmiş liseli kızlar, oğlanlar, berber dükkanının önünde tavlasını atan bitirimler,ara sokaklardan ellerinde pazar çantalarıyla çıkan orta yaşlı teyzeler... caddeyi terlediğinizi sırtınızda hissederek bitirdiğinizde bir odak noktası çıkıyor karşınıza: spor salonu, şehir stadı, ve belediye binası ile karaalioglu parki bir ufak alanda buluşuyorlar. kalabalık en yorucu, boğucu ve sıkıcı haline ulaşmakta bu noktada. parka doğru kıvrılmayı yeğliyorsunuz: kayınların, kavakların, çınarların arasından yavaş yavaş yürüyorsunuz, ayakkabı boyacılarının çekirdek çitleyen banklardaki halkın arsından. denizi tekrar görmek umuduyla. ve yolun sonuna geldiğinizde falezlerin üzerindesiniz, denize yüksekten bakıyorsunuz. sapsarının aydınlattığı gök ve deniz hala mavi. derin nefesler çekerek içinize soluklanıyorsunuz, ömrünüz uzuyor bunu hissedeiyorsunuz.ardından dar yollara, eski evlerin arasına dalarak kaleiçi'ne dalıyorsunuz. köpeği eksik olmayan dar sokaklar, sessiz. halısını kilimini satamayan esnafla dolu. kendinizi kaybetseniz de yolunuzu kaybetmeden hadriyanus kapısı'ndan çıkıyorsunuz karmaşanın, trafiğin ve insanların içine. memleketin her bucağında bir tane bulunan atatürk caddesi üzerindesiniz. palmiyeler var başka atatürk caddelerinden farklı olarak belki. sonra kaçıncı kez terleyip kaçıncı kez kuruduğunuzu unutuyorsunuz şüphesiz. sadece yürümeye devam ederek kalekapısına ulaşıyorsunuz. kalabalık içine karışmaktan bıkmadan kapanan şarampol caddesine giriş yapıyorsunuz kuzeye doğru. bilenler bilir, orada, kışlahan oteli'nin ardında kalan yarım meydanda çınar ağaçlarını buluyorsunuz, hemen dibinde oturan, serinleyen çok yaşlı amcalarıyla. büfeye uğrayıp bir şişe su ve bir simit alıyorsunuz simitçiden. siz de oturuyorsunuz çekinmeden o amcaların yanına. "ne var burada, her gün niçin oturuyorlar bu koca koca adamlar?" diye soramıyorsunuz o andan itibaren. çünkü anlıyorsunuz, şehri en güzel haliyle orada dinliyorsunuz. ve biliyorsunuz, o koca adamlar da sizin yukarıda yaptıklarınızı yıllardır yaptılar ve öyle öğrendiler şehr-i antalya'yı dinlemeyi.

altin portakali meshurdur..

rusça öğrenmek için gidilebilecek halkının anadili rusça olmayan tek yer*..

7 sene sonra tekrar gittiğim ve 14 gün kaldıgım süper tatil cenneti, temmuz 20 de gittigimde pişman olmuştum zira nefes almak güç olmaktaydı fakat agustos sonu eylül arası zamanında sıcaklık olarak tam istedigim gibi oldugunu keşfettikten sonra her fırsatta gelmeyi planladıgım şehir olmuştur. tabi wendigo ya da teşekkürler :)

yerli kızlarının zengin olduğu şehir! turizimin esamesinin okunmadığı yıllarda-ki bu tarih pek de uzak değildir- kıyıdaki kıraç, tarıma elverişsiz alanlar, - ki biz onlara şimdi, plaj, denize sıfır site alanları, limanı gören apartmanlar diyoruz- bir işe yaramadağı için ve diğer alanlar damatlara yar olmasın diye ailenin kız evlatlarına verilmiş. ufuksuz milletimiz şimdi seralarla uğraşırken damatlar şu replikleri sarfediyor;- aaa buradan liman ne güzel görünüyoo- şu denizin sütliman görüntüsü ne güzel değil mi? - valla olmaz 2 milyon dolardan aşşağı olmaz bu arsa(cık)- 5 milyon dolar mı? inek otlasın daha iyi. vermem kardeşim....

nefis bi sehir; özellikle yabancilarin ugrak yeri ve en sevdigi tatil yöresi olmasi dolayisiyla hem ruhunuz aciliyor hem de dil pratigi yapma sansi buluyorsunuz... (almanlar, ingilizler, ruslar, israilliler ve daha bi dolu farkli ulkeden insanlar) kesinlikle yasanilacak sehirlerden biri, insan burda böceklere bile alisiyor kolaylikla...

yalnız kalındığında yapılacak hiçbişeyin olmadığı,istanbul'dan sonra gayet boş gelen bi şehir...tamam orada da deniz var,hatta sahil var,manzara var ama olmuyo..bir istanbul'luya yetmeyecek bir şehirdir...*****

(bkz: dolphinland)

sıcak, çok çok sıcak olması nedeniyle yaz aylarında insanını çileden çıkaran, kışlık kazak vs. yanında pantalonları da dolaba kaldırmanızı isteyen şehir.

(bkz: ltai)

yaşlıların tatil mekanı. şuana kadar bodrum, çeşmenin sahip olduğu kız potansiyeline ulaşamamış kent.

gece dokuzdan sonra çalişmayan tramvaylari yüzünden anna kournikova'nin yaptiği, ya da en azindan yapmış olacaği teklifi reddettiğim * şehir...

türkiyenin en sıcak yerlerinden... denize girseniz bile serinlemek yerine daha fazla ısınarak çıkabilirsiniz. kumsalları oteller tarafından kuşatılmıştır beleşe girmek zordur...

tatil koyleri falan olmasa bi halta benzemeyen ve her tarafi dag tas olan bi sehirayrica hersey 2 kat daha pahalidir

sokaklar ya keko ya doğu batı sentezinde kaybolmuş yada tarz yapıp turist karı kaldıralım diyen insanlarla dolu olan yer.yaşayan insanlar şehrin güzelliğini tamamen kapatmakta.

halen buyuk sehir olma kapasitesine ulasmak için cabalayan,henüz basaramamıs olan sehir.senelerdir heryer kazılıyor,kazıldıgı gibi 2-3 ay kapatılmıyor,kapatıldıgı zaman da toprakla kapatılıyor.altyapı sorunu tam olarak çözülmüş değil.bir asfalt yapılıyor 2 ay sonra tedas gelip kazıyor elektrik kablolarını yer altına alacaklar diye.sonra o çukur ebediyen orda kalıyor.benim gibiler de onun yüzünden düşüyor.şehrin içi pek de çekilir değil ama 20 dak gittiğiniz zaman belek,beldibi vs..gibi birsürü doga ile içiçe olan beldelere kavusuyorsunuz.bu bakımdan çok guzel.hatta 30 dakika gidin kemer olsun ayagınız alıssın

(bkz: antalya rehberi)(ara: yeni antalya)

kemer, beldibi gibi hareketli tatil beldeleri yanında tekirova, olimpos, camyuva gibi sessiz sakın dogayla icice olabileceginiz yerlerin de bulundugu omur boyu mesut yasanacak il.

- cehennem sicagi, ama cennettesiniz...- yazin balkonlardan gelen senkronize horlama sesleri...- memleketim...(bkz: nem)(bkz: altin portakal)

istanbula geldikden sonra 20 yıldır tatil yapıomusum dedirten sıcak olduğu kadar rahat, sakin, rüya gibi bir tatil beldesi. iyi kigüneyin hatta (abartmak lazım) türkiyenin en güzel sehrinde yasıyorum diye dualar ettirren sehir..

kepezden girdiğinizde bir anda "koklanabilecek" kıvama gelen nemli havasıyla insana sıcak bir "hoşgeldin" diyen şehir. meltem mahallesi, akdeniz üniversitesi kampüsünün karşısındadır ve pek çok aileye ev sahipliği yapar. şehir içinde istanbulu aratmayacak bir trafik vardır. antalyalılar sıcak havanın nimetlerinden yararlanarak yaz-kış demeden balkonlarda oturur, korkutelini yayla niyetine kullanırlar. her yıl en az bir kere gidilmezse kendini özletir, bağımlılık yapar.

242 alan koduna sahiptir.

sıcaaaak sıcaaak gibi bağrışların duyulduğu (özellikle benim bulunduğum bölgelerden) sadece 2 gün evvel gelmiş olduğum halde nem sıcaklık ve sineklerden çok çektiğim, ilk kez yağmurda denize girdiğim ve balıkların bana suikast girişiminde bulunup topluca ısırması dışında çok güzel bir yer gerçekten...

antalya’da her şey bir emir komuta zinciri dahilinde yürüyor. emirleri kim veriyor meçhul ama bir vahiy gibi indikleri vâki. kalkılacak, kalk! irkilinecek, irkil! terlenecek terle! bu son bölüm çok önemli antalya’da, terlemeyene adam gözüyle bakmıyorlar; terlemeyenler de yaz sonu toroslar’dan teleferikle şehre inenler zaten. beri yandan, terlemeden dinlemek mümkün değildi toroslar’ın öte yakasındaki yörük köylerinden birinin en ihtiyar, en bilgesinin anlattığı efsaneyi. ayaklı antalya tarihine çatmışız, su istemeye utanarak dinliyorduk. antalya, meğer, turnosol kâğıdıymış bir zamanlar, arada kalanlara, ait olmayanlara, aymazlığının kimyasının peşinden gidenlere, hata kaza yolu buraya düşenlere. arkanızı verip denize, eski şehrin orta yerinde duruyorsunuz. bir sağa, bir sola bakıyorsunuz ve seçiyorsunuz. solda ege var, yunan, medeniyet, yalancı serbestlik, sonu olduğunu bilmediğin şeyi uçsuz bucaksız sanırsın, debelen dur! sağa dön, yürü. mersin, adana, cümle arap vilayetleri. yürüdükçe açılamaz, açıldıkça kapanırsın. içine. misafirlerin meşrebini böyle anlarmış eski antalya’nın insanları, ihtiyarın son sözüydü bu. daha da inmedik toroslar’dan aşağı. korkutucu bir deneyim, her öğrenme bir sancı. bilmeden yaşıyorduk, kaçtık hemen antalya’dan.

annemin memleketi, e bundan kelli benimde yari memleketim olan guzel yer. turkiye,nin en guzel sehirlerindendir. ama ne yazik cok goc aldigi icin kiro dolmustur etraf. ayrica kale ici muhtesem bir yerdir. restore edilmis guzel evlerle ve de barlarla doludur. kisin kale ici bir baskadir.

halen yaşadığım ve hep sadece sınırları içerisinde yaşamak istediğim-isteyeceğim en güzel güney ili.

serit cizgisini ortalamadan trafikte seyretmenin buyuk cezasi vardir bu sehirde, sasirmayiniz.

foreverlarından uzak durulası şehir.*

beni kör kuyularda merdivensiz bırakan insan evladının ani bir kararla basıp gittiği memleketi. artık kederim antalya’nın sıcağı kadar yakıcı, falezleri kadar sarp ve fener mahallesindeki bir evin akdeniz panoraması kadar engin. yegane emelim oradan bir tek taşla dönmesi.(bkz: without you i’m nothing)

3 şeritli boş yollarda bir çok "şoför" müsveddesinin gündüz gözü (sanki kaybolmamak için) şerit çizgilerinin üstünden gittiği yurdum kenti.(bkz: antalyada araba kullanmak)

3.piyade eğitim tugayina bagli tsk gazinosunda sevdiceği barindiran tatil şehri..

bu yaz yuregimin bi kismini birakip da istanbula dondugum; ilk firsatta yeniden gitmek icin can attigim, hatta bana "keşke bi yolunu bulsam da oraya yerleşsem" dedirten, tek kusuru yazın aşırı sıcak ve nemli olması olan, ama buna karşın dogasına ve de ozellikle denizine hayran oldugum akdenizin en güzel şehri..

(bkz: bu antalyalilar deli)

sosyal hayat yok!ama havasindan midir suyundan midir bilinmez ne kadar bikarsaniz bikin vazgecemiyorsunuz buradan.arada bir on gun baska yerlere kacmak iyi oluyor ama yine antalya yi ozleyip kosuyorsunuz buralara..

mini almanya olarak adlandirabilecegimiz şehir. lakin sabah-akşam her yerde bir alman ailesine rastlamak mumkun. gecen senelere oranla bu sefer cok daha fazla, cok daha erken* ve cok daha genc olarak gelmiş, geziniyorlar. antalyamin yagiz delikanlilari da bu aryanlarin peşlerinde tabii*.

en sonunda trafiğini belli oranda rahatltmıslar ancak bu seferde yeni kavsaklar dısındaki neredeyse tum yollar cok berbat durumda.cukurlarla,kasislerle dolu yollar.ayrıca yeni yapılan kavsaklardaki yolu boydan boya gecen ızgaraların seviyesini yol ile aynı seviyede tutamamıslar yer yer.bu yuzden sinir bozucu oluyor...en guzeli iş yerinizin evinize cok yakın olması ve araba kullanma oranınızın dusuk olması...bu sehirde işler boyle yurur

uzun seneler yasadigim ve yasarken hic de sevimli bulmadigim,kiymeti sonradan anlasilan sehir.dünyanin oteki ucuna gittim,acayip guzel bir yerde yasiyorum ama antalya'nin yerini bir turlu tutmuyor.ustelik benim dogum yerim,memleketim filanda degil!mutlaka gidilip gorulmesi,icinde derin nefes alinmasi gereken ve benim bir gun kesin geri dönecegim sehir.

yerlisinin nufusunun yüzde 11-12 ye kadar azaldığı, çoğunluğun dışardan gelen insanların oluşturduğu, her geçen gün daha bi güzelleşen, daha bi büyüyen, ilerde bir marka olmasına kesin gözüyle bakılan nadide şehir..

aslında malatyalı olup da canım kadar sevdigim icin, hayatımın en guzel yıllarını gecirdigim icin, kısacası dunyanın en guzel sehri oldugu icin memleketim dedigim yer.

eskiden her yaz aksamı bes gibi kale kapısında bulustugumuz, sonra parasızlıktan dalgakıranlara inip orda biraz demlendigimiz ardından da the bar veya rockı ya gittigimiz, sabah olmadan son care’den kofte aldıgımız, ardından gunes dogmamıssa konyaltı caddesindeki zeki triko magazasının onune hasır serip vitrindeki hatun fotograflarına baka baka kofte yedigimiz., akabinde polisler tarfından siktir edilip plajlara kadar yurudugumuz ve ordaki sezlonglara yatıp uyudugumuz, sabah yapıs yapıs kalktıgımız tr ili.

(bkz: ilk aşkım eses'im)

her ıkı yılda bır terketmeyı ustelık ozleyecegımı bıldıgım halde terketmeyi alıshkanlık halıne getırdıgım sehir

son iki yilda tekrar kendine gelen sehir. gerci her kis yollarda ya ucurum ya da sel olur. trafik de artmaya basladi. ama herseye ragmen beach park ya da lara beach'e gidince insan kendini bir baska hissediyo. bu yaz iyice kopardi. laranin denizi, beach parkin geceleri, giderek guzellesen antalyanin kizlari. iki uc sene once bunlar yoktu. bu arada antalya ile kadikoyu kiyaslamak, mercedesle murat 124'u kiyaslamak gibi bisey. canim antalyam gideli bi ay oldu ama gozumde tutuyo.

ben seviyorum ve içinde yaşıyorum.

icinde yasayan insanlarin en azindan 30'lu yaslarinda olanlarinin kardan adam yapmayi bildikleri sehir. nitekim 1993'te yerdeki parmak kadar karla kardam adam yapmislardir...

3. piyade er eğitim tugay komutanlığının bulunduğu şehir.

faşisti, tosuncuğu meşhurdur.

hızlı ve yoğun göç almasından dolayı garip bir şekilde karmaşıklaşan bir demografiye sahip olan şehir. gazetede televizyonda haber olma sabiti giderek yukarılara tırmanmış sabit olmaktan çıkmış şehir aynı zamanda. misal vermek gerekirse hem öss'de türkiye birincisi olmasıyla, hem kocasının saçını lilaya boyadığı için kayınvalidesi tarafından baretta marka tabancayla öldürülen gelin nedeniyle, hem dünya ralli şampiyonası'nın türkiye ayağının düzenlenecek olmasıyla, hem plajlarında üstsüz güneşlenen türk kızlarıyla vesaire haber olan memlekettir. neredeyse bu açıdan türkiye'nin üçüncü büyük şehri olarak izmir'i değil antalya'yı işaret etmek mümkündür.edit: dokuz eylül üniversitesi tarafından yapılan "kentlerde güvenlik" konulu bilimsel araştırmada 30 il içerisinde sakinlerinin kendilerini en güvenliksiz hissettikleri il olmuştur. şaka gibidir. ilgili ve yetkili kişilerin bir yerlerine kına yakmalarının zamanı gelmiştir.

mayıs ayında bir saat içinde kızarmış domatese dönüşmeme neden olmuş şehir.

her geçen sene daha fazla tahammül edilemez derecede iğrenç insanları,magandaları bünyesine almak durumunda kalan güzel şehir.5-6 sene önce kızlar bile rahatça kaleiçi sokaklarında gecenin bir yarısı gezebilirdi,şimdi beachpark'a ya da ışıklar caddesine bile kız arkadaşınızı gönül rahatlığıyla gönderemiyor,saat 12'yi geçti mi etrafı kolaçan etmeye başlıyorsunuz.gerçekten çok üzücü...

yazın tam bir işkence olan,ailelerin akşam elinde çekirdekle yaylana yaylana yürüdükleri,mobilete binenlerin yelelenen gömlek giydikleri vilayet

gri kentten kacip yagmurlarina siginacagim sehir.. sonbaharda nasil oldugunu merak ettigim..

ya gidilecek, ya buraya getirilecek...tatlı şehir.güzelliğin yuvası.

aynı anda dört mevsimi bir arada yaşattığı palavrasıyla televole maymunu akın sele her ilkbaharda mesken olan her mevsimi ayrı güzel memleket.

bütün güzellikleri bir yana içinde birçok hatırayı da barındıran tatlı şahir.

(bkz: kirinti)(bkz: koyu siyah)

(bkz: adalya)

hayata merhaba dedigim günes gözlü sehir. izmir den sonraki 2. sevda yanigi...

(bkz: antalya/#1183859)bu eskinin bahtsiz simdinin sansli bir o kadar zengin hatunlarina "kum kizi" denir halk arasinda.

bu yaz fena halde gitmeyi istediğim ve planladığım fakat yaz okulu nedeni ile gerçekleşmesi bayağı bir tehlikeye girmiş olan rüyam.

yazin insani buharlastiricak kadar fazla sicak, kisin ilik, kasaba ile şehir karişimi, heryerine tasarruf etmek amaciyla yuruyerek gidebileceginiz, yuksek tikky nufuslu, denizlerinde kopekbaliklari olan, cok cok ucurumlara sahip, temiz, sirin ve pahali sehir.

yılın bu mevsiminde yaşamak için ideal olduğuna bugün itibarı ile * ankarada kar yagisi * emin olduğum..dinmeyen yağmurların, kaleiçinde yürüyüp deniz kıyısında keyif yapmaların huzurlu, sonbaharda kalakalmış kenti..bir de insanların kar yağacakmış telaşı var ki, görmeye değer *.. ama yagarsa ilk yapacağım olymposa gitmek olur.. karlar altındaki halini hayal dahi edemiyorum.. * *

(bkz: beach park)

izmir'in kardes sehri olmali..izmir'i kiskandirabilecek denli güzel sehir. denizine girerken daglarindaki karlari izleyebiliyorsunuz..

2 milyonu asan nufusu ile, son 5 yilda nufusu en cok artan il..

(bkz: 7 ocak 1993)*

yanında sevgilisi veya eşi varken dahi alenen etraftaki genç bayanları kesen, laf atan erkeklerin bol bulunduğu şehir.

çok çok çok sevdiğim, orda yaşayanları deli gibi kıskandığım, hayatımda yeni bir sayfa açma cesareti bulduğumda, yeni sayfama başlayacağım şehir..

beach parkla beraber daha bi guzellesen yazin tadindan yinmeyen memleketim..

yazın cehennem =antalya önermesini doğru kılacak sıcaklığa erişen,ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde de cennet=antalya önermesini doğru kılıp pradoksa yol acan yegane şehirdir antalya... kışın ulaşımın sallarla sağlanmasını uygun gördüğüm (yağmur suları+yetersiz altyapı=suyla taşımacılık),4 mevsimin belirgin yaşandığı herşeye rağmen çok sevdiğim memleketim

acaip bir trafik yoğunluğu olan, ofansif araba kullanma meraklısı şoförlerin* cirit attığı, yıllar öncesine göre güzelliğine güzellik katmış güzel şehir.

yarın gün doğumunda özlediğim güzelliğini içime çekeceğim şehrim... * * (bkz: ibibikler öter ötmez ordayım)

nedir beni antalya'ya çeken bilmiyorum,sıcağı berbat,yapış yapış nem..ama her sene mutlaka tatilimi orda yapmalıyım.belki çocukluktan kalma bir alışkanlık..1 ay kaldı dayanılacak..bekle beni antalya geliyorum..

(bkz: anlatilmaz yasanir)

nedense bana her zaman duyduğumda tatil, sıcak hava falan olayını anımsatan akdeniz şehri

gordugunuz her 10 arabadan 5inin mercedes bmw oldugu,"oha lan amma zengin adam varmis burda"dedirten guzide sehir.

kaleiçi, yatlimanı, beachpark, falezüstü ıçme mekanları..özlediğim, gidemediğim şehir..öğle arası denize girilebilecek yakınlıktakı anadolu lisesi..offff of

kaçındıkça içine düşülen ve asla kopulamayan... sessiz sedasız bir akıntıyla varılır önce binbir rengin içinde turkuazla tanışılır,istanbula göre hiçbir şey gelir...ama sonra...insanın özlemenin ne anlama geldiğini öğrendiği yer oluverir.turkuazın en güzel halidir antalya.kimse yerini bilmesin istenilen eski bir sır,özel bir hazinedir."ama artık çok geç " denilen yerde bir daha var olduğunu apaçık öğreten o tuhaf şehir.

genel kanının aksine kışlarının daha güzel ve rahatlatıcı olduğu, yazlarının ise sıcak, nem ve kalabalık yüzünden çekilmez olduğu şehir.

şu an bulunduğum cehennem sıcakları olan şehir.burada kesinlikle yaşanmaz.modern ve ucuz bir yaşamı olan eskişehir gözümde tütüyor.burada ucuz yemek bulmak olanaksız gibi. adamlar yemek deyince kebap anlıyorlar.turistler türk mutfağını yalnızca kebaptan oluşan basit bir mutfak olarak algılıyorlar burada.oysa binlerce çeşitiyle dünyanın üç zengin mutfağından biridir türk mutfağı ama burada kebap ile daha iyi insan kazıklanıldığından olsa gerek heryer kebabçı dolu vede alternatifi maalesef yok..

piyaz harika ama başka yerlerden gelen kebap tacirleri bu geleneksel tadı da yok etmek üzereler. sahip çıkılmalı.

nasıl güzelleşmiş, serpilmiş benim dünyalar güzeli şehrim... bir zamanlar obalarımızın oldugu o muhteşem konyaaltı sahiline ne kadar güzel beach barlar yapılmış... çok güzeldin, çok güzel vakit gecirdim kollarında antalya... doğdugumda açtıgın kucak kadar sıcaktın yine.. ama o kadar sıcaktın ki, nefes almaya çalıştıgımda şöyle bir sesli msg ile karşılaştım:"aradığınız elemente şu an ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!" * *yinede sendeki deniz yok başka yerde... bak ne diyorum, çeşme'de bile yok!

2003 türkiye rallisi için gittiğim, yorgunluktan gece hayatı görme fırsatı bulamadığım tek yer.

(bkz: konyaalti caddesi)(bkz: isiklar caddesi)(bkz: antalyada bulusma yerleri)**

akdenizin güneşi denizine doyulamayan ili. lakin nemden insanları çürümüş olan bu şehir bir darbeyide turizm den almıştır. turizm zaten nemden çürüyen insanlarımızı yozlaştırmış ve benliğinde kayıplara neden olmuştur.

yat limanında patlama olan turizm cenneti.antalya yat limani ndaki patlamada 1 kisi oldu 1 kisi yaralandi antalya yat limani nda, henuzbelirlenemeyen bir nedenden dolayi meydana gelen patlamada 1 kisi oldu, 1 kisi de yaralandi. yaralanan sahsin, patlamadan sonra olay yerinden kacmaya calistigi bildirildi. konuyla ilgili kisa bir aciklamayapan asayisten sorumlu emniyet mudur yardimcisi mujdat ozcan, olayla ilgili cok yonlu sorusturmanin surdugunu belirtti. ozcan, olayin terorle baglantili olup olmadigini arastiriyoruz. su anda 1 olu, 1 de yarali var. olayla ilgili olduklari suphesiyle 2 kisi gozaltina alindi dedi. gozaltina alinan sahislardan birinin, yarali olarak olay yerinden kacmaya calisirken yakalandigi kaydedildi.-iha-

cumhuriyet meydanında bir çöp kamyonunda vuku bulan patlamayla hareketlenmiş güzel şehrimiz.

türkiyede yaşanacak nadir şehirlerden biri ,hem büyük şehrin olanaklarını hemde canınız kaçmak istediğinde denize gitme özgürlüğünü verebilir.türkiye deki turizmin başkentidir nerdeyse tüm ülkeye fakir turist gelmesine rağmen antalya sunduğu seçeneklerle zengin turistide çekmesini bilir.bunun yanında sunduğu tarihi eserlerden bahsetmemek ayıp olur .(bkz: aspendos) (bkz: perge)malesef her turizm merkezinde olan problem gibi çok fazla göç almasından dolayı bir çok anlamsız ve gereksiz insan yaşamaktadır insanlarına pek bulaşmaya gelmezama herşeye rağmen kaleiçinde oturup içmeye doyum olmaz

hacı murat ( 124) diyarı... bu kadar hacı muratı birarada başka memlekette göremezsiniz...

ülkeleri soğuk olan yabancıların -ör: almanlar- aşırı sıcak olmasından dolayı tatil için tercih ettiklerini düşündüğüm şehir. ayrıca insanların kendilerini arabaların üstüne üstüne attıkları şehir. ankaradan sonra çok garip gelmişti millet çevre yolunda bile arabalara bakmadan elini kolunu sallaya sallaya karşıdan karşıya geçio. nedeni sıcaktan beyinlerinin uyuşması mı acaba diye düşünmek kalıyo bizede.

kızgın kumlardan kızgın sulara atlatan plajlara sahip şehir

baska sehirlerde olmayan lukslere sahiptir. ornegin; eger yeterince cesursaniz, gecenin bi vakti sarabinizi-biranizi alip duden selalesinin ust yaninda ayaklarinizi 40 metre yukseklikteki falezden sallandirarak demlenebilirsiniz. lakin selalenin gurultusu korkutucu olabilir...

universite yabtık orda ama bide bana sorun.sahtekar insanlar çoğunluktadır.bi de yanlış adres tarif ederler.sıcağı beyin kaynatan cinsten.10 gün için ideal.fazlası öldürebilir.

garip bir belediyesi olan sehir. ruzgar esse elektirik kesilir, yagmur yaginca her yeri sel basar ve bu sellerde insanlar olur.

kanalizasyon şebekesi olmayan şehir.kalkerli/karstik arazi üzerine kurulu olması nedeniye bol miktarda doğal foseptik cukuru mevcuttur. kanalizasyon atıkları, geçirgen katmanlardan dosdoğru toprak ananın bağrına gider. turkiye'de en çok göç alan kent (bkz: nufus patlamasi) olduğu için bu konuda acil çözüm uretilmesi gerekmektedir.

antalya yoresel ve oldukca kulturel degeri olan bi sehrimiz sadece barları denizi ve rus kızları icin gidilmemeli gidilmişkende yapmadan donmemeniz gereken bazı seyler vardırantalya'nın her köşesine dağılmış antik kentlerini gezmeden, antalya müzesini zaman ayırmadan, saklıkent'e cıkmadan, kaleiçi ve eski antalya evlerini görmeden, akseki ilçesinde kardelen çiçeğinin fotoğrafını çekmeden, yöre reçellerini tatmadan patlıcan,karpuz vs ilginc receller vardalışrafting atla dolaşmarus kızları

(bkz: tatil cehennemi)

(bkz: zamanın durduğu yer)

belediye otobüsleri klimalı memleket..

kıvırcık marulun normal marul fiyatının 4 katı olduğunu görünce marulunun meşhur oldugunu düşündüğüm şehir.

hani turizm de olmasa bi boka yaramayacak yapay , sehirimsi , 72,5 milletin göc ettigi kazma cenneti. yolgecen hani. bu kadar buyuk bulvarlara sahip olupta trafigi bu kadar karmasik bir sehir daha yoktur. insan basina bir trafik lambasi dustugu rivayet edilir. medeni ulkelerin cogunda trafikte sola donus yok denecek kadar azken antalyanın her kavsaginda sola donus vardir. yeni kavsaklar yaptilar alttan uc araba rahat gececek diye sirf sola donus verebilmek icin ust trafigi daha da beter eden belediye baskanini , mimarlari , cevrecileri ve onlari bir bok yapmis zannedip alkislayanlari tebrik !!! ediyorum. devletin parasi deniz ...............

uzakdayken sanki eski antalya seni bekliyorcasna hasret duyulan ama gidildiginde artik sahilinden sokagina magandalarindan rahat bulamadigin icin yaz mevsiminin gelmesine küfrettiren ama kisin hala bir beach parkda oturmanin tadinin baska bir seyde bulamadigim, yerim yurdum, tarihim, anilarim, ailem, arkadasim, ilk sevgilim, ilk askim, ilk öpücügüm, ilk sigaram, ilk ickim, ilk nefesim.. onsuz olmaz ama malesef son günlerde onunla da olamiyor...

(bkz: alanya/@galatyphoon)

sakinlerinin konyali, bir kisminin rus, kalaninin sivil polis oldugu garip şehir... sauna etkisinin insanin beyninde nasil tahribata yol actigi ise birebir izlenebilir ancak muhatap olunmamasi tavsiye olunur... bir ara basit bi kirmizi işik mevzusundan bile birbirlerini vurduklarini hatirliyorum bu insanlarin... halbusi yayalara ve arabalara ayni anda kirmizi işik yakan tek şehir heralde... evet...

orta-uzun vadeli sekilde icinde yasamayanlarca ilginc onyargilarla ve genellemelerle betimlenen sehir.her ne kadar "konyaaylti" isimli bir muhiti de olsa yasayanlarinin cogu konyali degildir,sittin senedir en ufak sokagina kadar girer cikarim her saatte,dikkat cekici bir sivil polis populasyonu da gormemisimdir ve keza sinyalizasyonunda da genellemeye itekleyici bir aciklik hissetmemisimdir.ha cok mu mukemmel bir sehirdir antalya?ozellikle son birkac senedir-gocler nedeniyle-hayir,maganda paratoneri olmustur,ayni sekilde alisik olmayani "disconnect" yapacak kadar sicaktir ama hakkindaki genellemeleri pek sindiremeyecek kadar da kalbur ustu bir sehirdir..

yaz aylarında sabah saat 9 da bile insanı olduğu yerde terleten, yapış yapış yapan boğucu sıcakları olan bir yer.şehrin yapılaşması da oldukça çarpık bence...

özlemi sıcağından fazla yakan

(bkz: elmalı)

(bkz: korkuteli)

sonbaharın şehridir antalya..yağmurla beslenen şehirdir..toprağının kokusunda kahve tadı bulur insan.insanları,yaprakları gibidir;en kuvvetli fırtınalara dayanabilecek kadar sert,en ufak esintide düşecek kadar narindir..sır küpü gibidir denizi,her derdinizi ona anlatabilirisiz,sabırlıdır,dinlemeyi bilir..yeri gelir;sinirlenir köpürür.yeri gelir;sizi sakinleştirir..bundandır dertli olanın içkisini alıp kayalıklara inmesi.bir sonbahar akşamüstünde..çiseleyen yağmurun altında..kayalıklara uzanıp,"one last goodbye" ya da "nobody loves me" dinleyerek,leonard cohen rengindeki gökyüzünü seyreder insan..ve bazen anlayamaz yüzündekiler yağmur damlası mı yoksa gözyaşı mı..ama bilir ki şehrine özel bir şeydir bu.

içinde en az bir kış yaşanmadığı sürece ruhuna nüfuz edilemeyecek bir şehirdir antalya. orasının burasının güzelliği, sıcağının ve pahalılığının şöhreti bu şehrin iç dünyasını anlamaya asla yetmez. el ayak çekilip de yolgeçen hanı olmaktan sıyrıldığı zamanlarda konuşmaya başlar bu şehir insanla. sanki yüzyıl sürecekmiş gibi yağan ama sustu mu geride derin bir sessizlik bırakan o yağmuruyla karşılaştığınız an, bu şehre ilk kez gerçekten dokunabildiğiniz andır. sadece yağmur değildir toprağın süzüp de dalgaların bağrına usulca bıraktığı, azgın metropollerin ruhunuzda açtığı derin yaraların çığlıkları da karışır o ıssız rüzgârlara. belki de hiçbir şehir bu kadar huzurla oturmaz yanıbaşınızda, bu kadar dingin bir yüzle kulak vermez nabzınızın atışına. yorgun savaşçıların, yenik şövalyelerin, kaçak korsanların, kırgın âşıkların, hayırsız evlâtların, çıplak vatandaşların sığınağıdır antalya. size gönülden bağışladığı o uzay boşluğunda kulaklarınız ilk kez her bir notayı sonsuz bir an içinde duyar, gözleriniz her bir harfi bütün alfabelerde okur, damağınız her bir lokmayı uzun uzun tadar. gövdenin gövdeye, ruhun ruha, aklın akla değdiği o yekpare âna saklar sizi bu şehir. yalnızlığınız, ıssızlığınız, tekliğiniz, unutulmuşluğunuz, terk edilmişliğiniz, uzaklığınız ilk kez bir şiire dönüşür; ilk kez, içinde bulunduğunuz her ânın bir roman cümlesi olduğunu fark edersiniz. bir yanınızın içinden çıkmak için delicesine çırpındığı, öte yanınızın ise varlığını varoluşun dokusunda yitireceği bir çilehane olur ilk kez bir şehir. aklınızla ya da kalbinizle değil, ruhunuzun aslınıza göç ettiğini fark ettiğiniz o geç zamanlarda ancak, avaz avaz ardınızda bıraktığınız o dönüşsüz yolculuğu bitirdiğinizde anlarsınız bir şehrin asıl anlamını. unuttuğunuz dilinize, yitirdiğiniz kalbinize, susturduğunuz aklınıza kavuşmak kaçınılmaz olduğunda çıkacağınız bir yolculuktur antalya. bir kez düştüyseniz kışına, sakın aldanmayın geldiğiniz şehirlerin yalanlarına bir daha. bırakın vursun antalya kendini o azgın gürültülerine yazların, bırakın batsın en dibine en renkli hülyaların; kış gelip de sustuğu vakit ruhu martıların, nemenem bir sevda olduğunu anlatıp duracaksınız birbirinize nasılsa, yorgun ve gözükara bir denizin türküsünü dinlemenin seher vakitlerinde, günbatımlarında; aslolan denizin türküsüdür zira, onun hiç sönmeyen ışığıdır gözlerindeki, hiç dinmeyen ateşidir tenindeki.

(bkz: ibradi)

artık bu hayatın bir yerinde bir sign out tuşu olmalı dediğinde insan, tıkladığında kendini bulduğu web sayfası gibi bir şehirdir antalya. kırmızı ışıklı exit tabelasının arkasındaki boş koridor, çok kalabalık ve gürültülü bir bardan çıkıldığında kulaklardaki uğultunun eşlik ettiği sessizlik çoğu zaman da. keşmekeşin, entrikanın, yenilen kazıkların, çekilen sıkıntıların, uykusuz gecelerin ve panik ataklı sabahların son bulacağı ümidiyle koşa koşa atılan adımların sizi taşıdığı o gülümseyen küçük sahil kasabalarının bir beden büyüğü, ya da bazen ta kendisi, şehre ne kadar ayak uydurduğunuza bağlı olarak değişmesiyle.bu sükunet, bu devinimsizlik, bu muhallebi tadındaki hayat, kargaşaya, harekete ve trajik bir hızla değişen hayata duyulan hasret/özlem/kaşınma duygusu baş gösterene kadar insanı bir beşik gibi bir o yana bir bu yana sallar durur. mesele de buradadır işte, çizgini çekmeye cesaret edebilmek. bu mu o mu çelişkisi ve artık otuz yaşına dayandığın sırada bundan sonra iyi ihtimalle ortalama elli yıl sürecek hayatınla ilgili bir karar alma gerekliliği. hep kaçacak mısın hep savaşacak mısın?

"antalya bölgesi paleolitik çağdan bugüne kadar sürekli iskân görmüştür. homeros'un ilyada destanı'nda bu bölgedeki bazı yer isimlerinin geçmesi, antik çağlarda pamphylia denilen bu bölgede, m.ö. 1200 yıllarında bir yerli halkın varlığını ortaya koymaktadır. bölge ilk çağlarda lidya krallığının, perslerin ve büyük iskender'in egemenliğine girmiştir. m.ö. 2. yüzyılda pamphylia'nın batı kesimi bergama kralı ii. attalos'un eline geçmiş ve kral akdeniz'in batı kıyısında kendi adı ile anıian "attalia"yı; yani bugünkü antalya şehrini kurmuştur. kent, iii: attalos'un ölümünden sonra roma imparatorluğu'na ve m.s. 4. yüzyıldan itibaren de bizans'a bağlanmıştır. 1207 yılında selçukluların kente hakimiyeti ile türk-islam dönemi başlamış, bölge 14. yüzyıl sonlarında da osmanlı devleti'nin egemenliğine girmiştir."http://www.kulturturizm.gov.tr

müzeleri:(bkz: antalya müzesi)(bkz: side muzesi) (bkz: dim magarasi) (bkz: alanya ataturk evi ve muzesi)(bkz: alanya kizilkule etnografya muzesi)(bkz: alanya muzesi)

trafiginin, sokaklara bardakla su dokuldugu zaman bile kilitlenme riski tasidigi sehir. sehrim.

ehliyetimde "antalay" formatini almis olan sehir.

aklimda her nedense 10 yil oncesinde gordugum bir yanilsama, belki de o anin fotografi olarak yer etmiş, palmiyeli, denize dogru bir yol, tarih, kent, deniz, guneş ve sakinlik sembolu olarak.bir şehri yaşamak her ne kadar ogrenmek demek degilse de sindirmek ve ozumsemek aslolan her halde turist faniler icin.gezelim ogrenelim.

dogdugum,buyudugum, cok sevidigim, 1996 da ayrildigim, seneye geri donmeyi dusundugum biricik guzel sehrim.

her yıl 22 aralık günü; 'orçi abi, yazın yaklaştığını hissetmeye başladım! hayırlısıyla!' gibi cümleler kurmama imkan verecek kadar ılıman, iklim cenneti şehir. yalnız bugün poyraz vardı, kulaklarım buydu yeminlen! felaket soğuktu! bitti neyse ki gün.

istanbuldan getirdiğimiz montları dolabımızın en kuytu yerlerine koyup , aralık ayında tişörtle gezme zevkini yaşatan , şaşırtan bir şehirdir... aralık ayında denize mi girilir yuhh yani de dedirtmişliği vardır :)insanları , sokakları , dükkanları ve yer yer gözünüze çarpan tarihi eserleri ile gördüğüm en istanbul şehirdir... sadece çarşısının pazarının fiyatı istanbulla alakasızdır... gerçekten ucuzdur...gezilecek görülecek çok yeri vardır , ancak tembel bir kişilikseniz* en azından kaleiçi ve liman çevresine muhakkak uğramanızı ve hatta kaleiçindeki müzeyi gezmenizi şiddetle tavsiye ederim... ee tabi limanda bira içmekte farzdır , içen bir kişilik olsaydım affetmezdim yani , ben içemedim siz için :)merkeze yakın olarak düden şelaleri görülmeye değerdir... yurdumun harikalarından biridir bu şelaleler...ulaşım biraz sorunludur... özellikle şu günlerde devam eden köprülü kavşak çalışması labirent kıvamına getirmiştir yolları... taksiler bariz pahalıdır... istanbulda taş çatlasa on ytlye gidilecek mesafeye otuzlarda fiyat biçilmektedir. tabi kendi arabanız varsa bu sizi pekde alakadar etmeyecektir....bazı taksi durakları manavgat , aspendos , düden , kurşunlu gibi gezilip görülmesi gereken yerleri tarifeye bağlamıştır. ama gene araştırmacı modunuzda olmanız gerekmektedir çünkü yüzde yüze varan fiyat farkları tabelalarında sizi beklemektedir... pazarlık yapmak farzdır....istanbula uçakla 55 dakika uzaklıkta olması ayrı bir güzelliktir...kısaca güzel bir şehirdir...güzel anılacak bi şehirdir...

yerli/yabancı birçok futbol takımının ligin devre arasında kamp yapmak için haklı olarak tercih ettikleri şehir... nedeni kışın ortasında bile futbol oynamaya veya spor yapmaya uygun olan iklim koşullarını (genellikle) sunabilmesidir.

yerli/yabancı birçok futbol takımının ligin devre arasında kamp yapmak için haklı olarak tercih ettikleri şehir olmasına rağmen hala eski ve tek bir stadyuma mahkum olmuş şehir. turizmden kazanılan milyonlarca doların somut yatırımlara dönüşmesi gerekiyor herhalde. yoksa her ne kadar , futbol oynamaya veya spor yapmaya uygun iklim koşullarını sunsa da tesis imkanı sunmadığı sürece iki üç sene sonra bu ihtişamlı halini aramaya başlar.

uzak kalındığında sevgili gibi özlenen bir kenttir bu.eğer dünyadaki tüm şehirler insan vücuduna bürünseydi, eminim ki bütün dünya şehirlerinin odalarını bu esmer güzelinin resimleri süslerdi.

eğer seçilmişlerdenseniz tanrıların ve hatta onlardan yaşlı titanların seslerini duyabilirsiniz burada.. bir zamanlar ruhları kabul ettikleri köşeleri tavaf etmeden hem de.. uyanıkken bulurlar sizi.. umduğunuzdan daha az yakışıklı ama çok daha ölümcül çıkabilirler, çölden çalınmış olanları vardır, fildişi koylarda, hala hükmediyormuş gibi şenlik ateşini izleyenleri.. lakin attaleia’nın eskilerinin kulağınıza eğildiğinden, günışığıyla sarhoş olduğunuzdan, kemer yolu boyunca ölüleri selamladığınızdan bahsederseniz, şehre büyülü bir kaftan biçmeye tenezzül ederseniz kuzeyli yüreklerin bulunduğu dost ortamlarında, en iyi olasılıkla yüzünüze bön bön bakacaklardır.. ne iffet delisidir ne de sakıngan ama koynundan akan balı bilmez bu kent.. tüccara varmış kral kızıdır, ucuz taşlarla süslüdür gerdanı. canını eteği gibi sürükler güneşin altında. aşık olmazsınız, korkmayın. dokunuşu az buçuk ürkü salıyorsa teninize, utanmayın, tanpınar’a sığının.. zaptedilmeye müsait bedeninizi, tatlı on beşinizde, kutsal on altınızda, kısaca avarelik demlerinizde, gönül rahatlığıyla serebilirsiniz göğsüne – büyük rüyalar beklemeden elbette.. lakin pençelerinizi bilemeniz gereken çağa girdiyseniz, size verebileceğinin en iyisi bir sürgün bulantısıdır, hem de yurt saydığınız toprakta.. ruhunuza kattığı ışığı kemiklerinizi ağrıtarak unutturur.. şimdilerde kültürlü tur firmaları turist kafilelerini 5m migros’a salıyor müze yerine.. lara’nın kuyruğunda ancak amerikalıların gurur duyabileceği kitch abideleri yükseliyor.. toprak zenginlerine ve haramilere yama olmuş görgülü efendiler de bistro’larda cigar’larını tüttürüyor, has metropoliten abilerinden öğrendikleri gibi..

havası,yoğun kömür kullanımı sebebiyle,inanılmaz kirli ve sık sisli memleketim.

kuş gribinin, karikatür krizinin, rte'nin içki yasağının, turizm bakanının gaflarını ve trabzon'daki papaz katlinin faturasını en ağır biçimde ödeyecek olan, hükümetin elbirlik dumansız bacasını yıktığı fabrikamız..

belediyenin bitmek tükenmek bilmeyen altyapı çalışmaları yüzünden dünyanın en büyük labirentine dönmüş, yabancısıysanız bir yerden bir yere gitmenin pek de mümkün olmadığı şehir.

şubat sonunda sararmış havuzlarıyla, dar bir sokağından gelen içli keman sesinden başka hiçbir sesin duyulmadığı kaleiçiyle, istanbul’un fırtınalı ve karlı kışının ardından yılın ilk t-shirtle dolaşma zevkini tattıran, atatürk stadı’ndaki üç gün üç gece sürecek nöbetine başlayacak olan mehmet abi’siyle, sabahın 8inde atatürk stadı’nın halı gibi çimlerine düşen “çiy” tanesine dokunduğunda kuzeye bir tebessüm gönderme ödülünü veren iklimiyle, nüfusu yoğunlaşmış her kentin büyük caddelerinde yoğunlaşan et pazarıyla, balık çarşısının önünde yeni düşmeye başlayan yaşlı turistlerin yakasından düşmeyen fason parfüm satıcılarıyla, istanbuldan gelen bizlere “istanbul kokoreçi büyrüüüün” diye bağıran çığırtkan garsonlarıyla yazın gelmesini iple çeken olmuş ama yanlış olmuş güzelim kent.

kazılmış ve kapanmış yollara bakan birisinin "burası istanbul" diyeceği, köprülü kavşak ve üstgeçitlere bakan birisinin "burası ankara" diyeceği ama ruslara bakan birisinin anında "burası antalya" diyeceği mükemmel memleketim

yeni takılarından : koprulu kavsak ve ustgecıtlerınden (ki onlar, bir sehri hem buyuk şehir ve hem de rezil eden trafik duzenekleridir). nefret ettıgım eski sevgilim.

sabah sekizde şehir merkezinde kuş cıvıltıları duyulan şehir

bir gün elbet bana yeniden evlenme teklif etmesini beklediğim eski sevgilim.bu kez reddetmeyeceğim.

eski sevgili memba. hemen hemen her genc kizimizin antalyali bir eski manita durumu ve bundan kaynaklanan bir karin agrisi vardir.ikinci teklifi beklemenin faydasi olmadigi kanisindayim. kanimca diger seksen vilayetten gelebilecek tekliflere acik olmak gerekir.

turizm acisindan bitmis sehirdir. bir heves tum sahile dipdibe oteller dikilmesinden mutevellit kalite dusmus, kalite dusunce fiyatlar dusmus, fiyatlar dusunce de baska yere gitmeye parasi yetmeyen ne kadar adam varsa sahillerdeki bu beton yiginlarina dolusmustur. onceden alisveris yapan turistlerle civil civil olan kaleici'nde in cin top oynar. her acidan civisi cikmistir. sehrin gobegindeki caddelerde uyusturucu saticisindan pezevengine bir ton insan gunun her saatinde is tutar. en umulmayacak yerlerde, kumarhaneye cevrilmis apartman daireleri vardir. bu tur yasadisi olaylara (nufusuna oranlandiginda) istanbul'dan daha siklikla karsilasilir.

antalya'dan istanbul'a göçmüş biri olarak değil de; istanbul'da doğup büyümüş ama bütün ailesi antalya'ya göçmüş, okulu yüzünden geride kalmış bir insan olarak bakıldığında (ki bir de istanbul'dan bunalmış iseniz);inanılmaz çekici gelen, huzur istediğinizde huzur bulduğunuz, eğlence istediğinizde her türlü eğlence imkanına sahip, iş olanaklarının istanbul'a kıyaslandığında çok kısıtlı olduğu, yine de üniversiteden mezun olduktan sonra büyük bir ihtimalle hayatımın geri kalanı geçirmek istediğim, cennetimsi yer.

http://www.antalya.gov.trhttp://www.antalya.bel.tr

yazın cehennem gibi sıcak, kışın ılık ve antalya yağmuru şeklinde yağışlı güzeller güzeli bir ilimizdir.bahar geçişlerinde nispeten ılıman havası ile nefis bir hafta sonu kaçamağı yapılabilecek diyardır. helga'sı olga'sı onların olsun, tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla ve bittabi ki kumu güneşi ve deniziyle size bir nefeslik durak olabilecek en gelişmiş tatil kentimizdir.il merkezi olarak hem bir yaşam sürdürme hem de bir tatil beldesinin iç içe geçmiş halidir. orada ekmek parası kazanıp yaşam mücadelesi vermek nasıl bir duygudur bilemem ama tatil için güzel bir seçenektir.falezlerin üzerinden denizi şöyle bir tepeden izleyen kent kaleiçi çevresinden başlayarak yatay hat boyunca iki yana doğru pek bir güzel gelişmiştir.mayıs ayı itibariyle hava ılımandır, hem de ne ılıman, ağaç gölgesinde tatlı bir ürperti gelir o güzel rüzgarla, güneşe çıktınız mı içiniz ısınıverir, yani tam demidir antalya'nın şu aralar.çok içlerine kadar gidip görmemekle birlikte kıyı şeridi son derece düzgündür bir çok şehre göre. temiz ve bakımlıdır. hatta yeni yapılan bazı üst geçitleri yürüyen merdivenli olup epey bir öndedir onca kentimizden.mutlaka gezilesi görülesi bir keyif diyarıdır.(bkz: antalya rehberi/@masseur)

daha önce bahsettim mi bilmiyorum lakin tekrar ele almakta fayda var; kavşak ve alt geçitlerini başbakan aracılığıyla, kutlama ve şölenlerle hizmete açan bir şehirdir antalya.işin kaypaklığına kaçıp "avrupada olsa dalga geçerler" diye girizgah yapmanın alemi yok ama burada hizmete giren kavşak, alt geçit vesaireyi törenlerle kutlamanın, başbakana kurdele kestirmenin mantığını çözebilen varsa beri gelsin, bana bir mesaj sallandırsın, "şu şöyle olduğu için kutlanıyor bunlar" desin. bu resmen halkla alay etmektir.süper şehirdir, hiper vilayettir ona lafım yok artık, daha kötüsünü görüp kuyruğumu kıçıma sıkıştırıp tıpış tıpış geri dönmüşlüğüm olduğu için artık pek ses çıkarmıyorum genel gidişatı hakkında ancak böyle de aptal yerine konulmak gururuma dokunuyor. karayollarıyla bilek güreşi yapıp, yolları asfaltlama işini eline geçirip, asfaltladığı her yolun başına, insanlara gece karanlıkta kaza yaptırmak amaçlı "belediye başkanınız sizi çok seviyo lan!" mealli tabelaların asıldığı bir şehir bana artık fazla geliyor. hele ki o yolları bütün kış çamur-toz toprak kıvamında tutup, kışı zaten boktan geçen bir yerde daha da çekilmez hale getirince, insan, sinir sistemiyle gereksiz münakaşalara giriyor.yapmayın, etmeyin...

son olan olaylara rağmen tayyip erdoğan antalya'da kavşak açıyor diye minibüslerinin gün içinde para almadığı şehir. inanamıyorum ben böyle bir şeye. halkımızın hiç mi bir şeyden haberi yok yoksa bu kadar umursamaz salaklar mıyız biz anlamıyorum. ne demek erdoğan kavşak açıyor diye para almamak ya? bayram ilan etmişler haberimiz yok. belki güncel olaylar bu durumda olmasa hadi olabilir diyebileceğim bir şey fakat insanlar gözleri yaşlı anıtkabir'e yürürken, danıştay'ın önünde her akp milletvekili yuhalanırken böyle iş olmaz.ayrıca bir minibüsün bir günlük para almaması demek çok para demektir. bu adamlar sadece tayyip erdoğan'ı sevdiklerinden mi feragat ediyorlar paralarından? yoksa bu insanlara birileri birşeyler mi veriyorlar? böyle şey olur mu ya?

bir çok üst geçidine yürüyen merdivenle çıkılabilen ve dolayısıyla inilebilen kent. türkiye'de başka örneği var mı bilmiyorum ama ben gittiğim hiçbir şehirde görmediğim için bir süre aval aval seyrettim inen çıkanları.

23 mayıs 2006 tarihinde 09:00 - 15:20 saatleri arası adsl bağlantısını kullanamamış şehir.not: bir diğer sözlük yazarı 14:40'a kadar bağıntısız kalmış.

gecenin bir yarisi sicaginda pismeyi ozledigimin sehri. bu da mi gelecekti basima.

bir hafta içinde içinde bulunmam gereken şehir.(bkz: sesteş)

orda bulunmam gereken tarihlerde bana mutlaka parti,konser,festival vb. kaçırtan şehir.(bkz: kalbim istanbul'da kaldı)

5 senedir kışının tadına varamadığım, kışının da tadına tekrar ulaşmak istediğim şehrim.

an itibariyle sağlam bi yağmura maruz kent*

içinde yaşadığım güzel kent.

temmuz ayında fırtına ve yağmur eşliğinde dumura sürükleyen kent. na'ptınız lan havaya!

istanbul'a yerleşilip, istanbul'a duyulan aşk** ile memnun mesut ama zar zor yaşanırken, arkada gözü yaşlı kalmış ilk aşktır. her daim özlemi duyulur ama gerek aldatmanın utancından gerek istanbul'a olan mücadelenin bitmemişliğinden geri dönülemez. artık sadece geçmişin anılarında, düşlerde kalmış bir aşk olarak iç sızlatmaya devam eder antalya.

insanların kesinlikle trafik lambalarının ne işe yaradığını ya bilmediği ya da bu işlevin onları pek ilgilendirmediği yer.

ne olursa olsun her zaman turizmin göz bebeği olacağını düşündüğüm, nefis anılara gebe, tatil memleketi..ayrıca; bu şehirde minibüs şöförlerinin bile trafik kurallarına harfiyen uydukları tarafımdan hayretle gözlenmiştir.. istanbul'da birbirinin üzerine çıkan, her yerden yolcu alan, aracı tıka basa dolduran, insanlara saygısız haydutlara alışmış birsi; antalya'daki şoförün "burda yolcu almam yasak" diyerek kapıya gelen vatandaşı içeri almaması veya içerdekini indirmemesi karşısında dumur olmasın da ne olsun... vallahi bravo..

uzaktaki yakınların yeri, yakında uzaklardan varacağım şehir.

5 yıldızlı otel sayısında, tek başına ispanya genelini geçen şehir. http://arsiv.sabah.com.tr/2006/07/24/eko122.html

efendi efendi arkadaşlarınızla falezlerin üzerindeki parkında oturup bira içerken midye satan on yaşındaki çocuk tarafından taciz edilebileceğiniz bir şehir haline gelmiştir antalya. iki yudum kalmış olan biranızı ister çocuk, güzellik yapıp verirsiniz sonra alıp üzerinize döker.. şimdi kalkıp on yaşında çocuğu dövsen bir türlü, dövmeyip de iyice kontrol dışına çıkmalarına ve hastalıklı beyinlerine biraz daha güven aşılanmasına ön ayak olsan bir türlü.. o an hangisi daha doğru geliyorsa onu yapıyor insan.kısacası antalya'yı sarmış olan bu göç dalgası dursa artık diyorum.

tatile gitme hazırlığı içindeki bünyelerin ilk aklına gelen yerlerden biri. bir plan program dahilinde gidilmiyorsa, en azından yola çıkmadan önce şehir hakkında biraz bilgi sahibi olunması hoş olur.http://www.antalyaguide.org/

sırların gömüldüğü, iki saat içinde dört yıldızın kaydığının görüldüğü yer.

sıcaktan öte rutubetin tavan yaptığı akdeniz ortamı.

serinleyecek herhangi bir su kütlesine rastlamadığım şehir. yüzümdeki "ya olaya bak ya!" gülümsemesi.

olası su kütlesini bulamayarak fotoğrafını çekemediğim mekan. fotoğraf makinasının su kütlesi üzerinde ağırlık yapamaması, otelde çekmecede uyuması.

öncelikle kartpostal şehir diyorum ben buraya, nereden bakarsanız bakın, sizi alıp götüren manzaralara sahip. falezleri, şelaleleri, denizi, gökyüzü vs vs vs... yollarda giderken, yolun nasıl bittiğini anlamıyorsunuz seyretmekten. şunu demeden duramayacağım; uzaktan bakıldığında ne kadar güzel gözükürse gözüksün dokunamadıktan sonra neylemişim ben manzarayı... işsizlik oranı yüksek, tarım ve turizm çalışıyor burda, başka da bir şey yok. antalya'nın yerlisi olan insanların çoğu babadan, topraktan, atadan vs.. bir şekilde zengin. dışarıdan birisinide kolay kolay kabul etmiyorlar içlerine. ancak iş arayan birisi lara'da oturuyorsa, işyeri konyaaltı'nda ise, o işi kabul etmiyor.. sebebi ise çok uzakmış. benim bunu pek anlamam mümkün değil gibi çünkü istanbul'da 1,5 saatlik yolu katettiğim düşünülürse 30 dk.lık yok dokunmuyor... otel sahipleri ile iş yapmak neredeise pek mümkün değil kendilerini çok uyanık sanıyorlar, ödeme almanız da neredeyse imkansız.. teknoloji'ye son derece uzak bir memlekette. istanbul'un en az 2 yıl gerisinde. sadece teknolojisi ile değil giyim, kuşam konusunda da.. istanbulda 2 sene önce giyilen sivri burun ayakkabılar burada bu sene moda olabiliyor...uzun lafın kısası; tatile gelmek için, gezmek için güzel bir şehir hatta rüya gibi bir şehir, ancak yaşamak için, çalışmak için ne yazık ki değil.. sevemedim ben..

memleketim... eskiden daha güzel hatırlardım ve de çok özlerdim. şimdi aklıma sadece öldürücü sıcaklar ve kötü yapılaşma anlayışı geliyor.

18 yil gecirip sayisiz es, dost, arkadas edindikten sonra 5 yillik bir universite arasi verdiginiz icin size kusen ve hic tanidik yuz birakmayan zalim memleket..

bundan 4-5 sene öncesine kadar tatillerimi geçirdiğim yurdumun güzel illerinden. tatil deyince akla şehir merkezi de gelsin, o insanların arasında o sıcakta yürümek, heryerden gelmiş insanların arasında dolaşmak, kaleiçi'ne girerken sebzeli döner yemek, marina'da yavaşça ilerleyip havanın tadını çıkarmak... senelerden sonra içinden geçerken eskileri hatırlatan şehir benim için. daha dün geldim istanbul'a ama antalya'da kalmak istedim, istanbul'u ne kadar sevsem de.(edit: bu arada antalya'yı kekoların bastığı doğruymuş, gözlerimle gördüm)

"sonsuz sevinç taşıyan bir çığlıktır bir suyun bir başka suya karışması" onda..

dün güneş altında 50 dereceye vuran şehir..nem desen yüzde 85, balık mıyız lan biz? batı'nın bize bir oyunu bu evet evet olsa olsa, burdan sesleniyorum "hocam ayıp oluyor ama!.."

isadan önce 2. yüzyılın ortalarında bergama kralı attalos'un bana bir yeryüzü cenneti bulun buyruğuyla kurulan ve adını kurucusundan alan attaleia, bugünün antalya'sı anadolu'nun en bereketli coğrafyasında kurulmuştur. antalya, tarihi boyunca hep kültürün, sanatın, mimarinin, mitolojinin doruğudur. çünkü, doğasını oluşturan lacivert denizleri, görkemli torosları, coşkun çağlayanları, renk renk ağaçları, çiçekleri ve böcekleri esin kaynağı olmuştur antalyalı'ya...atatürk 1930 yılının ilkbaharında ilk kez gördüğü antalya'da lacivert denizlerin ardındaki dağların anlık renk renk değişimini izlerken boşuna; "antalya hiç şüphesiz ki dünyanın en güzel yeridir" dememiştir...palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası ile türkiye'nin en önemli turizm merkezi olup geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe oluşturan kaleiçi'nde dar sokaklar ve eski ahşap evler tarihi şehir duvarlarına dayanır.

berlin nasıl batı avrupadaki en büyük türk şehriyse, antalya'da doğudaki en büyük alman şehridir. bu bağlamda kreuzberg'in yerini oteller, iş yapan türklerin yerini de 200-300€ karşılığında uçak bileti dahil tam pansiyon tatile gelmiş büyük baş hayvan miğdeli almanlar alır. antalya da bu kültür mozağine kütür kütür meze olmaktadır. tıpkı en iyi türk fındığının alman çikolatasında bulunması gibi, en iyi yerli malların alman pazarlarında olması gibi, tıpkı ürettiğimiz fındığa bir almandan daha fazla ücret ödediğimiz gibi. birileri bizi sikiyor gibi sanki.

çoğu caddesinde caddenin üstünde duran trafik ışıklarını yere dik değil paralel olarak konumlandırarak insanda ister istemez formula 1 başlangıç pozisyonunu almış hissi uyandıran şehir.

metrekareye çok motorsikletli, daha çok sayıda dilenci biraz otel ve de az sayıda turist düşen ilimiz..

son yapilan yol cevre ve bilumum duzenlemelerle trafigi felc olan muthis gusel sehir emekli olunca yerlesilecek sehirler`

süper şehir

'deli sehir'dir. sabah guneslenmeye gittiginiz plajdan ogleden sonra sırılsıklam vaziyette donebilirsiniz... havasi havasina uymaz yani. ama oyle sevdik biz bu sehri.

17 ekim itibariyle hala kış gelmemiş şehirdir. kısa kollularla dolaşıp, pikeyle yatıyoruz.

portakalların tahtını narlara bıraktığı denize nazır güzel bahçe.

duyan gelmiş, bilet bulunmaz memleket.

hızlı büyümenin beraberinde çarpık kentleşme ve aşırı göç sonucu yozlaşmayı getirdiği, gelecek de bambaşka bir metropole dönüşüceğini tahmin ettiğim şehir.(bkz: ah nerede o eski antalya)

hortumlarıyla meşhur ilimiz: (bkz: http://www.milliyet.com.tr/.../10/19/son/sonyas19.asp)amerikalılar bununda turizmini yapmış aslında; belki küresel ısınma kirlenme fln derken ileride turistler hortum görmek için gelir;,(bkz: http://www.stormchasing.com/)

Rasgele

+ uzun esek
+ sinavdan once sicmak
+ ulkucu hareket
+ asik olmanin dezavantajlari
+ melali anlamayan nesle asina degilim
+ turkcell
+ anatomie 2
+ garip isimli kizlar
+ doguda felsefe yoktur
+ ustun bir ulus yaratmak
+ ben de musteriyim
+ alem
+ kardes sevgisi
+ set balik
+ iliskilerdeki korkular
+ murekkep baligi yalamak
+ 18 mart
+ bazen gercekler sandiginizdan farklidir
+ defender
+ moonlight sonata

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam