|
|
"dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiç bir şeyi olmayandır." demiş olan filozoftur.
insanca pek insancada nietzsche'nin elestirdigi ve görüslerini ayirdigi filozof.
"yoksulluk aci verir bolluk ise can sikintisi" .adornodan devamla ; "ihtiyac ve tehlikenin kisiyi rahat biraktigi noktada can sikintisi da o kadar yakina sokulur ki , cesitli eglence turleri vazgecilmez bir ihtiyac haline gelir."
"als die natur das menschengeschlecht in zwei hälften spaltete, hat sie den schnitt nicht gerade durch die mitte geführt." sözünün sahibi.(doga, insan türünü ikiye bölerken cizgiyi ortadan cekmemistir.)(bkz: uber die weiber)
pesimist ogelere dayali felsefesiyle, hitler'e de bir cok alanda esin kaynagi olmus alman dusunur.
dünya anlamlı bir dünya değildir ; bundan dolayı felsefeye düşen iş de , anlam yorumları almayıp , bu anlamsız dünya içinde insanoğluna bir şekilde yolunu buldurmaktır.. içinde anlam bulunmayan dünya bütünüyle kötüdür ve varolmamak yeğdir.. bu temel görüşüyle hegel' in tam karşıtı olan bir anlayıştadır kendileri..
kadın düşmanı filozof. schopenhauer kadının bir çok açıdan aiz bir varlık olduğunu düşünür. erkeğin zekası ve mantığı bir artı iken kadının duygusallığı ifrittir, acizliktir. (bkz: aşkın metafiziği) adlı kitabında bolca sövmüştür kadınlara. evlenmek istediğimiz kadını seçerken nelere dikkat ederiz. yüz güzelliği önem taşır demiştir keza erkek için de vücut güzelliği-sağlamlığı önemlidir. yani kadın erkekte bir sonraki neslin(çocuk) en iyi- üstün insana ulaşma çabası- en sağlam/sağlıklı nasıl olacağını hesaplarken erkek nasıl "tam" olacağını hesaolamaya çalışır. ayrıca erkekler kalçası irice kadınlarla evlenirken ince kadınları sadece güzel bulur demiştir. çünkü geniş kalça doğurganlığı, sağlılı doğacak çocuğu simgeler. ayrıca çocuğun karakterinin babadan geçtiğini söylemiştir.. faşo
kendisi hakkinda degil de kendi yazdigi kitaplar turkiye'de bulunmayan, bulunamayan bu adam hasbelkader buldugum bir 40-50 sayfalik fotokopide beynimi firtinasina sarar, allak bullak edip ayva gibi tikanir yutagimda. pek cetin bir filozoftur.cahit tanyol bu ustadin ahlak felsefesini lisans tezinde incelemis ve bizlere sunmustur.
acının,insanı özgürleştireceğine inanan filozof
"beraberinde getirdikleri umutlar ve korkularla akın akın gelen arzulara teslim olduğumuz sürece... kalıcı mutluluğa ya da huzura hiçbir zaman kavuşamayız"arthur schopenhauer
aşkın metafiziği'nin yazarı. ayrıca aynı kitapta, kitabın çevirmeni selahattin hilav'ın schopenhauer'ın felsefesi üzerine görüşleri de yer alıyor.hatta bir de alıntı yapayım kitaptan:"kendinde ölçüde düzende bulunmayan şeyi, akılla yönetemezsin."
celiskilerle dolu olmasi bir yana, karamsarligi, hayati aci dolu ve nahos bir tecrube olarak algilamasiyla da okunmaya deger bir filozoftur. pratikte tam aksini uygulamasina ragmen, dusunceleri bircok kisinin ilgisini cekmis, nihilizm ve nietzsche'nin ubermensch teorisini de dogrudan etkilemistir.(bkz: buyuk muzdaripler)
nietzsche'nin etkilendigi şahislardan biri. (bkz: filozof)
'herkes kendinde eksik olani sever'...
"trajedinin eğilimi ve son amacı, bizi; razı olmaya yöneltmek, yaşama iradesini olumsuzlayacak hale getirmek olduğu halde, komedi, bunun tam tersine, yaşamaya yöneltir ve yüreklendirir bizi. gerçi komedinin de, bütün öteki hayat betimlenimleri gibi, gözlerimizin önüne bir yığın acıyı ve iğrençliği serdiği doğrudur. ama komedi, bütün bunları geçici kötülükler gibi gösterir bize. sonunda, hepsinin, neşe ile biten şeyler olduğunu, her zaman yengi kazanan umutlar gibi görülmeleri gerektiği anlatılır. bundan başka, hayatın sayısız terslikleri arasından sadece gülünebilecek ve neşelenmeye yol açacak yanları seçer. böylece, koşullar ne olursa olsun, sevincimizi ve iyimserliğimizi sağlamak ister. bütün olarak ele alındığı zaman, hayatın çok iyi olduğunu ve herşeyden önce, eğlenilecek garip bir yanı bulunduğunu ileri sürer. ne var ki, daha sonra neler olup bittiğini görmememiz için, mutlu ve sevinçli bir olayla perdeyi kapamak gerekir. oysa trajedi, artık başka bir olayın ortaya çıkamayacağı biçimde sona erer."
(bkz: alain de botton)(bkz: the consolations of philosophy)"iki insanın birbirini sevmeye başladığı an - ingilizlerin deyişiyle birbirine tapmaya başladığı an, yeni bir bireyin ortaya çıkmaya başladığı ilk an olarak değerlendirilebilir" diyen yazar.
babasizligin ve sevgisiz kendi hazlarinin pesinde kosan zayif bi anne modelinin zulmunden arta kalmis kafasi calisan felsefe insani. hocalik yaptigi kitap yazdigi donemlerde hegelin golgesinde kalmis, olur olmaz asik olmus yuz bulamamis ama unu yakaladiktan sonra kadinlarin ilgisi ile bunyesindeki built in sevgisizligi gidermeye calismis kotumser.
hayatı boyunca hazır yemiş, çok az bir süre çalışmış böylelikle beyninin mülkiyet haklarına sahip çıkıp istediği şekilde kullanmaya yeterince vakti olmuş, inanç ihtiyacını metafizik ve budizmle ilgilenme gibi atraksiyonlarla giderme çabaları gözlemlenmiş, ileri derecede pesimist yaklaşımlarına rağmen insanlarda izole etse de kendini hep sıcak, samimi ve esprili olduğundan bahsedilmiş kişidir kendisi, özellikle iradeyi özgür bırakma konusundaki fikirlerinin yansımaları nietzsche'nin yapıtlarında tespit edilebilinir, zamanının bazı yanılsamalarına kapılmış olsa da zamanının ötesinde bir düşünür.
hakkinda girilen entry sayisina bakinca, acun ilicalidan daha mi onemsiz yani dedirttigi icin buradan sozluge kucak dolusu sitem yolluyorum. tabii ancak 400 entry sonunda buraya yazdigim icin kendime de sitem ediyorum. [gerci bu kistasa gore acun ilicali sozluk cemaatini, bir cok diger buyuk filozoftan da daha cok ilgilendiriyor. baktiklarim icerisinde sadece nietzsche, marx ve mevlana basliklarinda daha cok entry vardi]buyuk bir hevesle hakkinda yazilanlari okurken farkettim ki, zati muhteremin felsefesi hakkinda bir iki paragraf disinda soyle aciklayici birsey yok. oysa ki tum felsefe tarihi boyunca sistem kurmus az sayidaki filozoftan biri olmakla kalmamis, dogu felsefesi hakkinda en derin bilgiye ulasan batili filozof olarak da tarihe gecmistir. agzinda puro, elinde sicak sarap, oturdugu entel koltugundan entry sayilarina bakarak ahkam kesen bosbogaz bir schopenhauer hayrani olmamak icin ise once rastlamis oldugum yanlis anlamalari duzelterek baslayim, sonra felsefesine geliriz [bu biraz tersten oldu, konuya yabanci olanlar sonraki entryden baslasinlar]1) dogu felsefesinden etkilenmesi... efendim bundan uzun uzun felsefenin oykusunde bahsetmistim. ozetle, schopenhauer sistemini cok erken yasta, daha 20lerinde gelistirip yayimlamistir. (fark edilip unlenmesi ise 63 yasinda gerceklesti) bu esnada daha dogu dinlerinin kutsal metinleri avrupada yaygin degildi. schopenhauer ancak 30larindayken, majer isimli bir cevirmen arkadasi sayesinde bu metinlere ulasti. bu esnada farketti felsefesinin dogu felsefesiyle ne kadar benzer oldugu. [aslinda burada butun alkis schopenhauera gitmemeli, zira sisteminin kokleri kanttadir.]bundan sonra kendi savlarini kuvvetlendirmek icin bu metinlerdeki paralellikleri aradi. zamanla konu hakkinda uzman oldu ve unlenmesiyle beraber, bati dunyasinin dikkati ilk defa (platondan bu yana) dogu felsefesine yoneldi. (bu esnada artik yeteri sayida ceviri de mevcuttu) dolayisiyla felsefesini tamamen ozgun bir sekilde yaratmis, ayrintilarini belirlerken ve insanlari ikna etmeye calisirken dogu metinlerinden faydalanmistir.2) nietzschenin ubermensch teorisiyle ilgisi...pek yoktur. nietzsche schopenhaueru okumasi uzerine parlak akademik geleceginden vazgecip filozof olmus ve ondan cok etkilenmistir. fakat ubermensch kavraminin kokleri, nietzschenin schopenhauerdan bagimsizligini ilan etmesiyle atilir. zira schopenhauer, evrene cok kotumser bakar, butun hayati anlamsiz gorur. biz iradenin kolesiyizdir ve hayat tatminsizliklerle doludur, asla mutlu olamayiz. (budizmle paralelligi burada) bu yuzden yapmamiz gereken sey dunyevi seylere sirt cevirerek, bagimliligimizi ve acimizi azaltmaktir.oysa nietzsche, bunlara katilmakla beraber, tam tersine dunyaya dort elle sarilmayi, tutkulara kapilip gitmeyi ogutler. o tutkular, o dunyevi hazlar, icimizdeki gucun (iradenin) disavurumudur ve bunlara dort elle sarilarak, kendimizi gerceklesitiririz (maslov hiyerarsisinin son basamagi) ve ancak boyle mutlu oluruz. bu kendini gerceklestirmeyle insan ozgurlesir (ornegin ahlaki deger yargilari veya gelenekler tarafindan baglanmaz) ve ustinsan olur. 3) "munzevi bir hayat yasadigindan eglenceye, diskoya, bara karsiydi..."schopenhauer munzevi bir hayati savunmus olmasina karsin kendisi oyle yasamamistir, munzevi degildir. tam tersine zengin bir ailenin cocuguydu ve zevk icin yaptigi profesorluk disinda, hic calismadi. tum parasini, kurumsal olmayan kendi egitimi icin harcadi, degisik diyarlara yelken acti. ozellikle gencliginde de epey bohem donemleri oldu, bol bol kadin pesinde kostu. bu bakimdan, oldukca sikici bir hayat surmus olan ve dogdugu kasabadan hic cikmamis olan "hocasi" kanttan cok farklidir.asil ilginc olan, bu hayatiyla buddhayi animsatmasidir. buddha da bir prens olarak dunyaya gelmis, gencligine kadar sarayindan cikartilmamistir. hikayeye gore yine de hep icinde bir huzursuzluk mevcuttur ve bir gun gizlice sarayindan kacarak four sightsi yasar; yani aciyle ve olumle tanistigi dort goruntuyle karsilasir. butun rahatini geride birakarak munzevi bir hayati secer ve insanlik durumunu ogrenmek icin yillarca o bilgeden bu bilgeye kosturur, cok uzun bir sure basarisiz olur [bu yuzden onun hikayesini cok severim, "kusursuz" degildir, tanrilastirilmamistir. sonradan aydinlanir] neyse, sonucta schopenhauer da butun rahatligina ve gencliginde yasadiklarina ragmen, arzularin tatmin edilemeyecegini ve dunyevi oldukca gercekten mutlu olamayacagimizi savunmustur. elbette buradaki mutluluk kasti nirvana benzeri bir kayitsiz (indifferent) huzurdur.4) "schopenhauer kotumserdi ve kadinlari sevmezdi cunku annesi ona kotu davranmisti, mutlu bir cocukluk gecirmemisti..."bunu bilerek sona biraktim cunku buradan, sonraki entrymde bahsedecegim felsefesine baglayacagim. bir kere modern bir filozofun taninmasi icin savlarini temellendirmesi, nedenler sunmasi gerek. eger kotumserliginin butun kaynagi mutsuz bir cocukluk olsaydi, yuzlerce sayfalik kitaplarinda sadece bundan bahsederek butun dunyada yanki uyandiramazdi herhalde. onun kotumserliginin nedenini tek cumleyle anlatmak istiyorsak bu, iradenin kisiliksiz, zihinsiz, amacsiz, zekadan yoksun bir guc olduguna inanmasidir.peki bu ne demek, hatta onu birak irade ne demek? iste bunu da "10 dakika sigara molasinda schopenhauer" entrymde jet hiziyla anlatacagim.
5 bilemedin 10 dakikalik sigara molasinda schopenhauerbaslangic noktasi immanuel kanttir. zaten saheseri olan irade ve tasarim olarak dunyaya da kant bilmeyen beni okumasin diyerek baslar. peki kant ne demistir? deneyimler bilgiler yaratir ve bu deneyimlerin icerigi de duyu organlarina baglidir. eger gozumuzun yapisi farkli olsa tum deneyimlerimiz farkli olurdu. bilgilerimizin de icerigi farkli olurdu ve sonucta, olusturacagimiz tum ust duzey kavramlar da bunlari temel alacagindan, bu duyu organlarinin yapisina baglidir. biz bir yarasanin dunyayi nasil algiladigini asla hayal edemeyiz, bunu nasil olmasi gerektigini bile bilemeyiz.fakat kant bir deneyci degildi, o deneyle akili birlestirdi. soyle ki, biz dogustan hicbir bilgi getirmesek bile (a priori) yine de tum bilgiler deneyimlerden kaynaklanmaz dedi. ornegin bir zaman anlayisini, zamanin lineer olarak ileriye dogru aktigi anlayisini biz tecrubelerimizden ogrenmeyiz. bu bir nevi beynimize civilenmis bir cercevedir. zira biz zamansizligi dusunemeyiz bile. ayni sekilde mekan, nedensellik, nicelik, varolus da boyledir. onlar dunyaya bakarken firlatip atamayacagimiz gozlukler gibidir. deneyimlerimizin oturdugu kaliplardir. eger bir deneyim bunlara oturmazsa, bilgi haline gelemez. bunlara kategoriler dedi ve bunlarin dogustan geldigini ileri surdu. boylece deneycilikle akilciligi birlestirdi. bundan hareketle madem dedi deneyimler duyularimiza bagli, demek ki biz bir nesnenin gercek halini algilayamiyoruz. duyu organlarimizi degisik olsa baska sekilde algilardik. hatta onu sadece zaman-mekan ve nedensellik icinde algilayabiliyoruz. bu katergorilere uymayan kisimlarini bilemiyoruz. iste bizim algiladigimiz dunyaya fenomenler dunyasi dedi, nesnelerin ozlerinin (ding an sich) olusturdugu dunyaya da numenler.daha bircok sey de soyledi ahlak hakkinda falan ama simdilik gerekmiyor. schopenhauer buradan devraldi ve ilk is olarak kantin, numenler dunyasinin fenomenler dunyasinin asil nedeni ve yaraticisi oldugu gorusune saldirdi. zira nedensellik de fenomenler dunyasina ozguydu, bu iki dunyayi birbirine baglayamazdi. bu tutarsizligin hakkindan gelmek icin dedi, anlamaliyiz ki fenomenler de numenler de ayni gercekligin disavurumlaridir. bu gercekligin adina irade dedi. modern fizikteki karsiligi enerjidir.tanri veya din inanci yoktu (aslinda ilk defa acik acik tanriya inanmadigini soyleyen filozof oldu) ve bununla paralel olarak, iradeyi kisiligi veya amaci olan birseymis gibi tanimlamadi. (iste diger alman idealistlerle en temel farklarindan biri buradadir. yani hegel, fichte ve schellingle) irade tamamen amacsizdi. evrenin olusumu planli birsey degildi, boyle olmasa baska turlu de olabilirdi pekala. yasamimizin oyle ilahi bir planin parcalari olmadigina yurekten inaniyordu. ona gore irade o kadar safti ki, (enerji gibi) her turlu kisisellikten ve insani ozelliklerden, hatta her turlu ozellikten o kadar uzakti ki, insanin onu tahayyul etmesi de olanakli degildi. (kantin kategorileri geregi) sonucta dedi, bizler bu amacsiz gucun oyuncaklarindan ibaretiz. bilinc diye birsey gelistirmisiz ve bu bizim ozgur irademiz olduguna, secimler yaptigimiza inandiriyordu bizi. halbuki hersey yanilsamaydi, gercek olan tek sey iradenin gucuydu. tipki budizmdeki bu dunyanin yanilsama oldugu, gercegin zaman-mekanin disinda bir ve tek oldugu inanci gibi. (gercekten de zaman-mekan sadece fenomenler dunyasina ozguydu, benzerlik epey tutarli)simdi bu noktada durup sapka cikartiyorum, zira hayatin amacsizligina (daha dogrusu insani bir anlam ihtiva etmemesine) olan inanci birtakim bilimsel teorilerle ortusuyor. mesela intelligent design teorisi yerine emergence gibi, memetics gibi, hatta evrim teorisi gibi. bu o zamana kadar ki, bence en iyi ve tutarli panteizm turuydu. (bazi tur budist inanclarda bir farki burada iste, onlar isin icine sevgi saygi birlik beraberlik baris kavramlarini sokarlar. lakin bunu hepsi yapmaz, buddha da schopenhauera cok daha benzer gorusteydi] eger biz iradenin oyuncagiysak ve onun bizim araciligimizla yasantiladigi bu arzular, istekler [bunu memetics iceriginde dusunun, yani amacsiz molekullerin karmasik yapilar olusturmalarindaki ve bunu yaparken "hayatta kalma" konusundaki "israrciliklari"] nihai olarak hep aciya ve tatminsizlige neden olacaksa, dunyevi olandan uzak durmaliydik. yine de budizmin soz verdigi huzuru yakalayamayacaktik, ama kisa sureler icin de olsa (mesela sanatsal yaraticilik anlarinda, ozellikle muzikte) iradenin pencesinden kurtulabilir, ozgurlesebilirdik. ama uzun vadede hersey nafileydi. iste efendim, kotumserliginin annesiyle falan alakasi yok gordugumuz gibi; bu kadar zeki bir adamin, cok unlenmis felsefi sistemini anne nefreti uzerine kurmamis oldugu asikar.sonucta alman idealizminin tek kotumser temsilcisidir schopenhauer ve batinin gozlerini acip, doguyu anlamasinin da (ve 19yydan sonra ilk defa dogu felsefesinden daha derinlesmesinin de) baslica sorumlusudur. ayrica bu irade gorusuyle ve bunun ozellikle sahane kitap askin metafiziginde anlatildigi gibi uygulanisiyla sayisiz sanatciya ve bilimadamina ilham kaynagi olmustur. tolstoy, freud, nietzsche, jung, proust, turgenyev en bilinenleridir.schopenhauerun alman felsefesi ve daha genis acida bati felsefesi surecindeki yerini daha iyi gormek, daha ayrintili bilgi edinmek isterseniz, (bkz: felsefenin oykusu)icindekiler bolumunden bakiniz, kacinci entrylermis, gorunuz. yok bana bu kadar yetti diyor, bitmis sigaranizin izmaritini caktirmadan yere atmak icin gitmemi bekliyorsaniz, bir baska sefere kadar hoscakalin diyorum sayin merakli felsefe bocukleri.
hegel ile cekismesi uzerine....farkettim ki yukaridaki ozetlerime eklemeyi unuttugum, cok bilinen bir husus var ve o da doneminin alman felsefesine hakim olmus ismi hegelle olan zitligi.anektodlar vermek yerine bu isin neden boyle oldugunu cok kisaca aciklayayim. once anlamaliyiz ki donemin (19yy) felsefe merkezi almanyaydi ve ardarda gelen bunca etkili filozofun onculu kantti.kantin felsefesini kisaca gorduk. onun bu argumanlarini temel alan, gelecek nesildeki baslica ardillari oncelikle fichte ve schellingtir. bunlarin cagdasi olmasina ragmen hegel, dusunsel gelisimini gec tamamlamis ve bu noktada bu iki filozoftan cok etkilenip, onlarin fikirlerini birlestirmistir. felsefelerinden teker teker bahsetmeyelim [bahsedelim diyenler felsefenin oykusune gidip pisman olana kadar okusunlar] ortak noktalari sudur: bizden otede olan bir "birlik" ya da bir bilinc var ve bu kendini, bizim araciligimizla ifade ediyor. benligimiz bu ust-benligin bir parcasi; fakat ozgun hareket eden bir parcasi degil, onun bir disavurumu sadece. iste bu donemin alman idealizmidir. gorusleri diger iki filozofunkileri kapsadigindan ve iyi baglantilari oldugundan, bu idealizmin en onde gelen simasi hegel oluyor [hatta ondan bir sure sonra ingilizlerin yayilmaciligi sayesinde, bu adamin felsefesi kita avrupasindan, taa hindistandaki universitelere kadar bircok yerde okutuluyor] simdi schopenhauer da hegelin cagdasidir ve kokleri aynidir (kant). iki dusunur de bireyin onemsizligini, gercekligin herseyi kapsayan, holistic bir guc olduguna inanir. kisinin farkindaligi, bu gucun cisimlesmis halidir bir nevi.lakin hegel, bu noktada fichtenin etkisiyle, bu gucu iyimser bir havada kabul eder. ona gore bu gucun -ki hegel ona geist demistir- farkina varilmasi sevkle karsilanmalidir. en onemlisi, onu rasyonel bir sekilde gorursek (yani ona anlam atfedersek) onun da geri bize bir anlam atfettigini goruruz der hegel. [bu arada geist, turkce karsiligi olan bir kelime degil. ruh ile akil arasinda birsey] yani bu ozelliklere sahip bir "ruh" temelli panteizm ortaya atmistir ki idealizm de budur. oysa schopenhauer butun ortak koklerine ragmen idealizmi reddeder. aslinda kantin da numenler dunyasinin ozu olan "kendinde sey"in (ding an sich, ayni olmasa da geist muadili diye dusunelim) asla ulasilamayacagi gorusunu de benimsemez. ona gore iradenin bizim araciligimizla kendini gerceklestirmesi tam da bu ozun kavranmasidir, onunla temastir. neyse efendim, asil onemli olan nokta su: schopenhauerun en buyuk numarasi, idealizmini temellendirdigi o holistik gucu zihinsiz ve amacsiz birsey olarak gormektir. kanimca muthis bir zekayla, insanin dogal egilimi olan bir seye anlam atfetme tuzagina dusmemis, bu gucu (kendi deyimiyle iradeyi) bilincin atfedecegi herhangi bir kavramdan veya anlamdan otede, mutlak saf bir enerji olarak yorumlamistir. bizler dis dunyanin ve ozgur irade kavraminin illuzyonuna kapilmis piyonlariz ve tatminsizlik dogamizda var. (ornegin, iradeyi fizik kurallari olarak dusunursek, bizler once fiziksel, sonra kimyasal, en sonunda da biyolojik olarak devamliligini surdurmek isteyen yapilariz. bu bilincsiz hayatta kalma istegimizin, olum gercegiyle catismasi, kokleri derinlerde olan buyuk acilara neden olur. kotumserlige inancinin da kaynagi budur. iste bu temel farklilik yuzundendir ki hegeli, insanligi yaniltmak, kanta saygisizlik etmek ve skolastik felsefenin sacmaliklarina benzer gorusleri gundeme getirmekle suclar [schopenhauer her zaman kendinden cok emin olmustu. basyapitini 20lerinde yayimladigi zaman hic dikkat cekmemesini anlayamamisti, ne de olsa hayatin anlamini cozdugunu dusunuyordu. ukalaligini bile seviyorum, "kova"ligi uc gunle kacirmis]hegelin bu idealizmini eserlerinde cok agir bir dille elestirir ve bu acidan bakildiginda, hegele kiyasla sonsuz kez daha duzgun ve anlasilir yazdigi da gozonune alinirsa (aslinda felsefe tarihinin en etkili yazarlarindan biridir), felsefede ayar kavramininin onde gelenlerindendir.
huysuz ihtiyar kıvamında feylezof. kendisine saygı duymamak, hürmet etmemek mümkün değildir. huysuzluğu pek yerinde, pek isabetlidir.
insanlar kişiliği babadan , zekayı anneden alır diyen filozof
annesi yeteneği yüzünden kendisinden nefret etmiş , o da bütün kadınlardan
türün iradesi söylemiyle genç dimağların hayattan ve insanlardan vaktinden çok evvel tiksinmesine neden olmuş -büyüyünce geçer-, bulut saçlı ve huysuz ihtiyar ekolünden bir filozoftur. kendisi ayrıca rahmin "dumura uğramasından" dem vuran ilk -ve son- filozof olma özelliğini taşır ve bu tamlamanın ancak ve yıllar sonra çıktığını duyduğum ikinci ağzın da haydar dümen'e ait olması, sırlar kapısı'na konu olacak kadar gizemli ve ürkütücü bir olaydır.
hegel'le aynı dönemde, aynı üniversitede çalıştığı için boş sıralara ders vermek zorunda kalıp hayata küsen filozof.
"dünyanın özü kötüdür...yapılması gereken en iyi şey yaşam istencini reddetmektir" diyerek insanlara intiharı salık veren, kendisiyse karılarla kızlarla gününü gün eden müthiş tutarlı kişi...
usturayı kullanana güvenmediği için berbere gitmeyecek, "çalınır" diye pipo koleksiyonunu kilitli bir kasada saklayacak kadar takıntılı filozof. ahlaki felsefe üzerine oldukça tutucu düşünceler ortaya koymuş; lakin kendisi, cinselliğe düşkün ve sıradışı yaşamıştır. bu düşünce ve davranış farklılığının eleştirilmesine, bir heykeltıraşın, yarattığı eser kadar güzel olmasını istemek kadar saçma bulduğunu söyleyerek karşılık vermiştir. schopenhauer'a göre mutsuzluk, hayat deviniminin sürmesi için şarttır; çünkü, mutsuzluktan tamamen kurtulmak, benliğin dinginleşmesi ve yaşama isteğinin yitirilmesi demektir. oldukça karamsar olan; ama zannımca, üzerinde düşünülünce, hayata bakışı farklı noktalara taşıyan bir ifadedir. şöyle ki; hayatın bu şekilde mutsuzluğun yarattığı devinim üzerine kurulu olduğunu kabullenmek ve mutsuzluğun yükseldiği anlarda bunun arkasına sığınarak rahatlamak mümkün gibi durmaktadır. evet, bu yorumumun garip olduğunu ve "karamsar pollyanna" gibi bir oksimoron yarattığının farkındayım. sorgulamaya devam ediyorum. net sonuçlar henüz elime ulaşmadı. ulaştığı zaman paylaşmak niyetindeyim. şimdi uzun bir reklam arası veriyoruz... (aha, sapıttı adam)
bir arkadaşımın kendisiyle ilgili olduğunu iddia ettiği bir anekdot şöyle: "üstad bir gün restoranda yemek yerken bir bayan yanına yaklaşarak ona bir sorusu olduğunu söylemiş, ama anlatması çok uzun sürmüş. nihayet üstada "bilmiyorum sorumu anlayabildiniz mi" diye sorduğunda cevap şöyle olmuş:"hayır hanımefendi sizi anlamadım. ama kocanızı artık çok iyi anladığımı söyleyebilirim"
hegel'in felsefesi kadar kişiliğinden de nefret eder ve ona büyük bir kin besler
istencin özgürlüğü üzerine adlı kitabın yazarı.insan istencinin özgür olup olmadığı sorununa verdiği süper cevapla ödül almıştır. kitabı okuduktan sonra, eğer istencim özgürse bir doğa üstü güç (tanrı, allah vs.) olmalı düşüncesine varmışımdır ve tanrı inancım pekişmiştir.türkiye'de daha çok aşkın metafiziği'nin okunması ve bilinmesi (bkz: arthur schopenhauer) de aşka meşke düşünmekten daha çok önem verdiğimizin resmidir.
nietzche'yi derinden etkileyen "yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar" ve "aşkın metafiziği"'nin yazarı filozof. nihilist ve karamsar bir bakış açısı vardır. aşırı derecede bireyciliği ve egoizmi savunmuştur.
can sikintisinı insanın en büyük düşmanı olarak görür; haliyle yazılarında çok geçer bu kavram.
felsefe ansiklopedisi nde şöyle yazıyor hakkında: "bir yarı deliye esin kaynağı olmuş bu çirkin adam..". ki doğrudur bence.
özgür insanı tüm istemelerini susturup bilgiyi konuşturan insan olarak tanımlayan filozof.
babasının intiharından sonra yuvadan uçup özgür aşklar yaşamak isteyen annesiyle olan kötü ilişkisi bütün hayat görüşünü etkilemiş, bunları felsefesine yansıtmış (bkz: pesimizm) ve hayatında büyük şansızlıklara yol açmıştır. örneğin, kadınlara duyduğu nefretle bir kadını yere fırlatıp onu sakat bırakmış, sonuç olarak da yaşamının sonuna kadar ona bakmak zorunda kalmıştır..
nietzsche'yle beraber, özellikle kadınlar hakkındaki görüşlerinin temel felsefesiyle bağdaşlaştırılmasından ötürü, kadınların başına maksimum aforizmik bela durumları açmiş olan şahsiyet
"yikmak duzeltmekten,yalan soylemek ispatlamaktan daha kolaydir."
dehanin ahlak üzerine de çok önemli saptamalari vardir: 'dinsel düsüncelerden dogan her çesit hareketin,bir ödül beklendigi için ya da bir cezadan korkuldugu için yapildigini söylemek ve bu çesit hareketlerin tam anlamaiyla ahlaksal sayilmayacagini ileri sürmek kabildir.ama buna karsilik,her yerde her ulusta,hayatin her durumunda,her çesit kargasada ve önemsiz olayda,acima duygusunun iyi sonuçlarini nasil ortaya koydugunu; haksizliklari nasil önledigini ve ödül olma düsüncesi söz konusu olmaksizin iyi davranislara nasil yol açtigini gören kimse,katisiksiz ahlak degerinin,bu duyguda bulundugunu nasil kavramaz.'(bkz: hastasiyim)
kadin erkek olayini, kadin dogasi geregi annedir; erkek ise dogasi geregi yaşaminin sonuna kadar, dölleyebildigi kadar döllemek ister*, mantigiyla çözmüş olan ataerkil bir filozoftur.
1788'de danzig'de dogdu. 1793'ten 1797'ye degin babasiyla hamburg'ta, sonraki iki yil paris'te yasadi. 1803'te ingiltere'de yatili bir okula yerlestirildi. orada içtensizlikten, ikiyüzlülükten nefret etmesini ögrendi. iki yil sonra babasini hosnut etmek için hamburg'taki bir ticaretevine yazman olarak girdi. fakat is yasamindan nefret ediyor, gökçeyazinsal ve akademik bir yasamin özlemini çekiyordu. bu ise babasinin ölümünden sonra gerçeklesti.hamburg'taki romantiklerin, özellikle tieck, novalis ve hoffmann'in etkisinde kalan schopenhauer, yunanistan'a hayranlik duymayi, hristiyanliktaki ibrani ögeleri üzerine olumsuz düsünmeyi ögrenmisti. baska bir romantik, frederich schlegel, onun hint felsefesine hayranligini pekistirdi. 1809'da göttingen üniversitesi'ne girdi. orada kant'a hayranlik duymasini ögrendi. iki yil sonra berlin'e gitti. daha çok bilimsel çalismalar yapti. fichte'nin derslerini dinledi; begenmedi. özgürlük savasi ugruna yapilan savasa kayitsiz kaldi.1819'da berlin üniversitesi'ne özel okutman oldu. derslerini kasitli olarak, tam hegel'in ders verecegi saate denk getirdi. hegel'in dinleyicilerini kendine çekemediginden ders vermeyi birakti. sonunda dresden'e çekilip yasli bir bekar gibi yasamaya koyuldu.sistemischopenhauer'in sistemi, kant sisteminin uygulanmasidir. kant, ahlak yasasinin incelenmesinin, bizi görüngülerin gerisine götürecegini, duyu algisinin veremeyecegi bilgiyi verecegini; ahlak yasasinin aslinda istemle iliskili oldugunu savunmustu. iyi insanla kötü insan arasindaki ayrilik kant için, kendi içinde seyler dünyasi ile görüntüler görüngü dünyasindaki ayriliktir, ayni zamanda istemlere iliskindir.buradan, istemlerin görüntüler dünyasina degil, gerçek dünyaya (kendi içinde seyler dünyasi) iliskin olmasi gerektigi sonucu çikar. bir isteme karsilik olan görünüs (fenomen) bir beden hareketidir. schopenhauer'da, bedenin, istemin gerçeklestigi bir görünüs olmasinin nedeni budur.görüngülerin ardindaki istem, degisik sayida bir miktar istemden olusmaz. zaman ve uzay, sadece görüngülere iliskindir. kendi içinde sey, zaman ve uzay içinde degildir. böylece istem, gerçek anlamda tarihlenemez; ayri istem aktlarindan kurulu da olamaz. çoklugun nedeni olan, uzay ve zamandir.böylece istemim bir ve zamansizdir. dahasi, evrenin istemiyle özdes tutulabilir. benim ayriligim ( bireyselligim, evrenden ayriligim) bir sanridan ibarettir, uzay zaman algimin öznel aygitindan dogar. gerçek olan genel-istemdir. istem, bütünüyle kötüdür, ya da her oranda sonsuz acilarimizin kaynagidir.aci, yasamin aslidir ve bilginin artisiyla artar. ulasildiginda belli bir hosnutluk verecek belli bir sonu yoktur istemin. sonunda hepimizi ölüm yense de, biz "olanakli ölçüde genis ve büyük bir sabun köpügü gibi siseriz, sönecegimizi bile bile" ve bos çabalarimizi sürdürürüz.mutluluk diye bir sey yoktur. yerine getirilmemis istek, aciya; yerine getirildiginde de bikkinliga yol açar. içgüdü, insanlari çogalmaya zorlar, o da aci ve ölüm için yeni bir firsatin dogmasi demektir. ayibin, cinsel eylemle çagrisimi bundandir.schopenhauer'in "arzu ve hayal olarak dünya" adli temel eseri, "dünya, benim hayalimdir" cümlesiyle baslar. bununla insanlarin hayal ettikleri nesenlerin somut gerçekler oldugu kastedilmez. schopenhauer, daha çok tüm gerçegin insanlarin hayal ettikleri gerçekler biçiminde varolduklarini söylemek istemistir; nesneler hayal edilmektedir. eger filozof bu düsüncelerini devam ettirmeseydi, buna idealizm diyebilirdik. ve dünya, insan hayalindeki bir görüngü, bir rüyadan baska bir sey olmazdi. kendisi, görüngü kavrami üstinde düsünmeye devam edip görüngünün arkasinda görünen bir seyin olmasi gerektigi kanaatine vardi. vücut hareketlerinin isteklerin harekete geçmesinden, vücudun biçim ve organlarinin da insan arzusunun ifade tarzindan ortaya çiktigini belirtir. insan vücudunun bir istek oldugunu düsünüyordu. istek ise insanin en içsel varligiydi. istek ayni zamanda dogadaki varliklari çeken ve iten, harekete geçiren, nesneleri ayirip birlestiren, cezbeden bir güçtü. her yerde bir istegin gücü egemendi. dünya, kendi haliyle ve iç yapisi itibariyle bir istekti. o, ortaya çikan bir somutlasan bir istek olarak vardi. hain olan kendi bilincimizdi.doga, istegin yasamdaki görünümüydü ve istegin nesnellestirilmesinin siralanisini olusturuyordu: düsme istegi olan tastan, düsünme istegi olan beyne kadar. istek en alt basamakta "mekanik, kimyasal, ve fiziksel neden" olarak, bitkide "cazibe", hayvanda "görünür motif", insanda "soyut, düsünülen motif" biçiminde ortaya çikiyordu.schopenhauer, felsefesini tek bir cümlede özetliyordu: "dünya, istegin kendisini tanimasidir."schopenhauer'dan aforizmalar:"hayat, uykuya karsi bir savastir. o, ölümün bir parçasidir. uyanik oldugumuz zaman dahi bize yari yariya hakimdir. su kafalardan ne bekleyelim ki, en akillilari bile her gece serseri rüyalarin at oynattigi yerdir. ve böyle bir halden fikir kurmaya kalkar.""dünya, iradeden ibaret olunca bir istirap alemi olmaya mahkumdur. çünkü irade ihtirastir. o, elin tutamayacagindan fazlasini tutmayi ister. ihtiras sinirsizdir, tatmin ise sinirli.""hayat, istirapla can sikintisi arasinda bir danstir.""hayat bir derttir. çünkü, mahrumiyet ve istirap bize biraz sükun verdigi an can sikintisi baslar.""her dramatik veya destani eser, sadece mutluluk ugruna savasi anlatir. fakat hiç bir zaman mutlulugun kendisini anlatamaz. bu eserler, kahramanlarini binbir zorluk ve tehlike içinde hedefe götürüler. ve hedefe ulasinca hemen perdeyi indirirler. çünkü kahraman ulastigi parlak hedeften sonra umdugu mutlulugu bulamamis ve hali eskisinden daha iyi olmamistir.""insan evlense de, evlenmese de bahtsizdir. tek olarak da, toplu olarak da bedbahttir. birbirimiz isitmak için kirpiler gibi bir araya toplaniriz. fakat, çok fazla yanasirsak rahatimiz kaçar. büsbütün ayrilsak yine bedbaht oluruz.""aklimizin mesalesi çevremizi ne derece aydinlatirsa aydinlatsin, ufkumuz daima koyu karanlikla çevrili olacaktir.""aslinda, bizler olmamasi gereken varliklariz. onun için tükeniriz."kötümserlik üstüne:her seyi kötü gören ya da kötülügü iyilige egemen sayma. ruhbilim açisindan bir ruh hastaligi olan kötümserlik, alman düsünür schopenhauer'da felsefesel bir ögretidir. a. schopenhauer'a göre evren, birbirlerini sonsuz olarak yiyenlerin yeridir. aci, sevinçten çoktur. var olmak, aci çekmek anlamini tasir. hiç dogmamis olmak, dogmus olmaktan çok daha iyidir. olumlu mutluluk sonsuz bir kuruntudur. insan olsa olsa olumsuz bir mutluluga erisebilir ki, bu da acilarin kisa sürelerle azalmasindan baska bir sey degildir.yüzyilimizin idealist ögretileri, insan usunun gücüne inanmamakla, genellikle kötümser ögretilerdir.alanyazinda kötümserlik adi altinda toplanan düsünürlerden bazilari: la rochefoucault, hegesias, bertrand russell.kaynakça:hançerlioglu, orhan. felsefe sözlügü istanbul: remzi kitabevi. 9. basim 1994.salihoglu, hüseyin. alman kültür tarihi ankara: imge kitabevi. 1. basim 1993schopenhauer arthur. yasam bilgeligi üzerine aforizmalar çev: mustafa tüzel. istanbul: kabalci yayinevi. 1. basim 1998.
yüzelli sene önce yaşamış olmanın verdiği bir bakış açısımıdır ,aşırı münzeviliğin yarattığı bir dünyaya karşı duruştan mıdır nedendir bilinmez;bu adam, kadın ve erkeğin ilk bakışmalarındaki hoşlanma anından itibaren bilinçaltlarında olan yegane şeyin dünyaya getirilecek üçüncü kişi olduğu konusunda tutturukludur.
kant beyden sonra mevzuuya duhul olmuş, kötümser feylesofların şahıdır..formatif batı düşüncesinin aksine, doğu felsefesinden etkilenip, kötülük hadisesiyle uğraşıp durmuştur; nietzsche bey de en çok bu yönüne vurulmuştur zaar.. nahif bir kardeşti yani ziyadesiyle; aşkın metafizik kanunlarını bulduğunu düşünür, "elbet bulacağım ben de aşkı, ikiz ruhu" diyerek otururdu..schopenhauer biraz bedbin bir çocukluk geçirmişti nitekim.. annesi pek egosantrik ve hafif üşütük olduğu içün pek geçinemezdi onunla.. zaten kocası öldükten sonra da "bir eve iki dahi (de anlamında olmayan) fazla" düsturuyla kaçıp, zamanın özgür ilişkiler cenneti olan weimar alemlerine akmıştı.. el kadar çocuğu kıskanmış işte, n'aparsınız..
"tum sinirlamalar kisiyi mutlu kilar. gorme, etki ve temas alanimiz ne denli dar ise o denli mutlu oluruz; ne denli genis ise o denli siklikta kendimizi azap icinde ya da urkutulmus duyumsariz. cunku bu alanla birlikte kaygilar, istekler, urkunc seyler de cogalir ve büyür..." - schopenhauer
"insanin hayati, yenileceginden hic suphe etmeksizin, varolmaya calismak icin harcanmis bir cabadir."
"erkekler kadınları çiftleşene kadar arzular, hele çiftleşme gerçekleşip de kadın artık ana olduktan sonra erkek başka dişilere doğru yelken açar" demiş, dediğinin de arkasında durabilmiş filozof. nietzche'nin hocası olmasıyla da ünlüdür ancak hemen hemen her konuda ayrı düşerler. örneğin schopenhauer bir düşünürün uykusun çok iyi alması gerektiğini ve böylelikle sağlıklı düşünebileceğini savunurken, nietzche ise tam tersini savunur ve bir düşünür çok az uyumalı ve bilinçsizlik zamanı lan uykunun verimsizliğinden kurtulmalıdır der. bu konuda açıkça schopenhauer'e destek verdiğimi itiraf etmeliyim. ikisini en ortak noktası ise isimlerinin hem yazılışında hem söylenişinde pek sık hata yapılmasıdır.
... mutlu olmaya geldiklerini sananların içine mutsuzluk kapısını aralayan mutsuz* insan
hitler'in özellikle içine kapanık, loser bir genç olarak geçirdiği gençlik yılları boyunca delicesine bir tutkuyla okuduğu, birçok satırını ezbere bildiği filozof. "içine kapanık ve schopenhauer tutkunu genç" epey romantik bir imaj. ilginç.
mutlu olmaya çalismak yerine mutsuz olmamaya çalismayi salik vermis asmis insandir. elde edilen mutluluklarin nihayetinde geçici oldugunu ve kaybedildiginde mutuzluga dönüstügünü düsünür. cinsel sevgiden maddiyata, gürültüye dayanabilen insanlardan varolusa kadar her konuda asmis düsünceleri bulunan yüce sahis.
asmistir asmasina ama huysuz, cins herifin tekidir. annesi bile mektup yazip "zekisin ama çekilmezsin" tadinda çemkirmistir. hayir adam kendisini annesine karsi "ileride acayip ünlü bir filozof olacak bak" diye öven yari tanri goethe' yi bile kendisine küstürmüstür ki anladigim kadariyla killikta bile asmistir*
22 şubat 1788 danzig doğumlu,hem annesi hem de babası hollanda kökenli alman filozof,yazar.yazarlık hakkındaki görüşlerinin bir kısmının özeti aşağıdaki gibidir:yazarlarla ilgili iki tasnifi vardır:bir tasnifinde yazarları ikiye ayırır.birinci sınıftakileri sanat için yazar.ikinci sınıfa giren yazarlar ise paraya ihtiyacı olan ve para için yazan yazarlardır. para için yazmak,edebiyatı mahveder.sanat için yazan kimse gerçekten edebiyat yapan kimsedir.tüm mükemmel eserlerin karşılıksız(parasız) yazıldığını söyler.bir ispanyol atasözünde şöyle denir:honra y provecho no caben en un saco (yani şeref ve para aynı kesede bulunmaz). bugün almanyada ve diğer ülkelerde edebiyatın içler acısı durumu der para kazanma hırsıyla kitap yazılmasından dolayıdır.paraya ihtiyacı olan herkes oturuyor ve kitap yazıyor.halk da bunları satın alacak kadar aptal.ayrıca der bunun ikincil bir etkisi de dilin bozulmasıdır. başka bir tasnifinde ise yazarları üçe ayırır.1-düşünmeden yazanlar:bunlar hafızalarından,hatırladıklarından veya doğrudan diğer insanların kitaplarından yazarlar.bu sınıf en kalabalıktır.2- yazarken düşünenler:bunlar yazmak için düşünürler.bunlar da epey kalabalıktır.3- yazmadan önce düşünenler:bunlar düşündükleri için yazarlar ve sayıca en az olan bunlardır.asıl nitelikli eserleri de bunlar verirler.
okumak ve kitaplar hakkında özetle aşağıdaki gibi düşünen filozof,yazar. okurken der başka birisi bizim için düşünür.biz sadece onun yaşadığı zihinsel süreçleri yeniden yaşarız. bu aynen yazmayı yeni yeni öğrenen bir öğrencinin öğretmeninin yazdığı yazının üzerinden giderek yazmasına benzer.yani okurken düşünme işinin büyük çoğunluğu bizim için yazar tarafından zaten yapılmıştır. işte bu yüzdendir ki kendi düşüncelerimizle zihnimiz meşgulken bir kitabı okumaya başladığımızda zihnimiz rahatlar.okurken kafamız başka bir insanın düşüncelerinin arenası haline gelir. bundan dolayı aşırı kitap okuyan bir insan tedricen kendi adına düşünme yeteneğini kaybeder aynen sürekli ata binen birinin sonunda yürümeyi unutması gibi. böylece der insanlar tüm boş zamanlarını sürekli başkalarının kitaplarını okuyarak geçirirse kendi zihnini felç edici bir süreç içine girer. nitelikli yazar okunarak nitelikli olunmaz.yani ikna edicilik,tahayyül,etkileyici karşılaştırmalar,güzel tasvirler,az kelimeyle çok şey anlatma gibi yetenekler varsa vardır.yani bunlar doğuştan gelen şeylerdir. çalışmayla geliştirilemez. bir de büyük düşünürlerin kitapları hakkında yazılan kitapları eleştirir.insanlar der o büyük düşünürlerin kitaplarını okuyacaklarına o kişi hakkında yazan çağdaşlarının kitaplarını okurlar.kötümser filozof bununla ilgili olarak büyük düşünürlerin düşüncelerini anlamaya çalışmak yerine kendi çağdaşları olan gerizekalı yazarın yazdığı değersiz,dedikodu niteliğindeki eseri okumanın halka daha kolay geldiğini savunur. insanlar okuduğu her kitabı tam olarak hatırlayabilir mi sorusuna şöyle bir cevap verir:nasıl insanlar yedikleri tüm yiyecekleri midesinde saklayamazsa, bir kitabı okuyan birsinin kitabı tamamıyla hatırlaması mümkün değildir.ancak okuduğu her kitaptan zihinsel olarak beslenir ve kendine göre yorumlar çıkarır.
eğer bugün hayatta olsa kadınlar hakkındaki düşüncelerinden dolayı feministlerin feci hışmına uğrayacağını düşündüğüm filozof. en başta erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğunu,kadınların zihinsel olarak erkeklerden daha düşük olduğunu savunur.doğanın onlara vermediği eşitliği yasalarla vermek haksızlıktır der.miras konusunda erkeklerle kadınların eşitliğine şiddetle karşı çıkar.bu konuda şöyle der:neredeyse her millette mirasta erkekler kadınlardan fazla pay alır.bu yoldan ilk ayrılan avrupa olmuştur.ancak parayı erkekler kazanırken mirastan eşit pay haksızlıktır der.kadınlar kendilerine verilen mirası ya kısa bir zamanda tüketir ya da boşa harcar.ayrcıa aristonun da siyaset kitabında sparta'lıların gerilemesinin kadınlarına muazzam özgürlük ve miras hakkı verilmesine bağladığını söyler.kaynak:üç entrinin de kaynağı schopenhauer'in kendi makaleleridir.
aşk denen şeyi üreme içgüdüsünün bir tür dışavurumu, hatta doğanın bireye türün devamını sağlamak adına gösterdiği faaliyetler için sunduğu bir tür teşvik olarak tanımlayan filozof. insan da dahil olmak üzere bütün canlıların dünyaya acı çekmek için geldiğini savunurken hayatın bütün nimetlerinden faydalanarak kendi düşünceleriyle de çelişkiye düşmüştür.
nefis bir isim. şöyle ağızı doldura doldura söyleniyor çok şaane. artur şopenhaaaur. bi keresinde tüyap kitap fuarında, bir standda kadının birine sormuştuk da kadın da bize daha gençsiniz, naapıcaksınız siz onu? gidin başka bişey okuyun demişti. manyak kadın !
fikirleri ve hayatının çelişmesi konusunda sıklıkla eleştirilen filozof, oysa ki felsefe din ya da ideoloji değildir, hayatı nasıl yaşamak gerektiğine dair fikirler öne sürse de bu kesin olarak böyledir ve bu şekilde yaşamak gerekir diye yaptırımlar getirmez, bir filozoftan emir değil fikir alınır ve bir filozoftan bedeni ya da yaşamıyla gösteri maymunu haline gelmesini bekleyenler de babayı alır.
irkçı, kafatasçı, ruh hastası olduğu şüphe götürmez her nasılsa ünlü olmuş bir insan.
"aci cekenler ile aci cektirenler aynidir." diyen insan.(bkz: varolmanin acisi)
transandantalin aşkın olarak türkçeleştirilmesiyle bestseller satan kitap sahibi.(bkz: aşkın metafiziği)isteme kötüdür; ya istediğine ulaşıp bıkarsın ya da hiç ulaşamayıp acı çekersin demiş. iyi demiş.güneş belini ısıtır aşık oldum sanırsın da demiş, onu da iyi demiş.
hayatın dişilerle zaman kaybedecek kadar uzun olmadığını söyleyen şahıs. güzel söylemiştir, uygulanılasıdır, fakat kendisi söylediklerini uygulamamıştır, o karı senin bu karı benim diye peşlerinden koşup durmuştur. herşeye rağmen o kadar zaman önceden dünyanın nereye gittiğini sezmiştir, zira kötümser düşünceleri günümüzün koşullarına cuk oturmaktadır.
şu dünyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar.yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "bunca mutsuzluğu ve boğuntuyu ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?" demişliği vardır..........
temel eserleri "irade ve tasarım olarak dünya" ve "yeter sebep ilkesinin dörtlü kökeni üzerine" olan 1788-1860 yılları arasında yaşamış ünlü alman düşünür.
(bkz: yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar)
ateist bir insan olmasına karşın bir an once hayattan bağları koparmak gerktiği gibi bir düşünceye sahip olan ünlü alman filozof...hayat güzeldir adlı filimde roberto benigni sık sık bu adama gonderme yapmaktadır...
(bkz: aforizmalar) bakmakla yetinmeyiniz (okuyunuz: aforizmalar)
danzig doğumlu filozof. ailesi hamburg merkezli bir ticaret şirketinin sahibiydi. fransızlar gibi dile getirirsek fena halde burjuva bir aileydi onunki. uzun yıllar hamburg'da yaşamıştır. hamburg'da yaşadığı evi umutsuzca aramışımdır; müttefikler sağolsun, yaşadığı sokağın bile izini bulmak sözkonusu değil. alles zerstört! adının koyması oldukça ilginçtir filozofumuzun ailesi oğullarının üç büyük avrupa kültüründe de aynı şekilde söylenen bir ada sahip olmasını istemişler. (bu da çocuklarını daha "çocukken"dil/kültür öğrensin, deneyimlesin diye ingiltere'ye, fransa'ya, italya'ya gönderen ailenin "vizyon"unu gösteriyor.) sonuç olarak arthur'da karar kılmışlar.
kadinlarin cinselligini dogurganlik istegi-hevesiyle aciklamasi da mi annesine olan nefretinden gelir bilinmez, aşkın metafiziğinde dile gelen düşünceleri havada asılı anlamsız laflar bütünü değildir elbet ancak durdugum yerden bakınca ki buna retrospektif dersek schopenhauer felsefesi nasıl bir anlam taşır bilemem...
hegel'e olan kili ile de unlu olan filozof.
johanna schopenhauer'in oglu.
'düşünceler, sözcüklerle cisimleştirildikleri anda ölürler' şeklinde bir sözü varmış, (bkz: us nerede).
ask acisindan bolca nasibini almis bir dusunur-yazar. insanlarin evlenme, asik olma gudusunun asil sebebinin onlarin guzel, uyumlu cocuklar dunyaya getirmek oldugunu idda etmis, hepimizin ortaya bir uyum cikarabilmek adina kendimizdeki eksikleri tamamlayacak esler aradigimizi soylemis, buna da 'yasam iradesi' adini vermistir. en cok etkilendigi insan suphesiz aile dostlari olan goethe'dir. schopenhauer'in askla ilgili yazilarina dair alain de botton'un 'felsefenin tesellisi' kitabindaki 'kirik bir kalbin tesellisi' bolumunu okumaniz tavsiye edilir...
schopenhouer diyor ki "butun hayat etkinliklerinin sona ermesi, bu etkinligi surduren gucun bir yuk altindan kurtulusu gibi gorunuyor. olulerin yuzlerinde gorulen o yumusak durulmusluk belki de bunu dile getirmektedir."
ayrica dunyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemez schopenhauer. cunku, dunyanin sefaleti yuregini parcalar.
yaratici bir ruh dusunulurse yarattigi seyi ona gostererek soyle bagirmak hakkidir schopenhauer'in; "bunca mutsuzlugu ve boguntuyu ortaya cikarmak ugruna hicligin sessizligini ve kipirdamazligini bozmaya nasil kalkistin?"
zamanın agent smith'i... her zaman haklı olan, ama sözünü dinlemememiz gereken kişi.
görmezden gelmeyi yahut görür gibi yapmayı reddeden şahsiyet.hayatının en mutlu döneminin çocukluk dönemi oldugunu belirtmiştir."çocukluk hayatın kayıp cennetidir çünkü beyin hızla ilerlerken cinsellik henüz uyanmamıştır."
einstein en etkilendigi sozlerden biri olarak schopenhauer'in "a man can do what he wants, bot not will what he wills" (insan istedigini yapabilir ama istedigini isteyemez) ini soyler. bu einstein'in atheist olduguna dair en buyuk kanittir.
aşk hakkında kimyasal düşüncelere dalmama neden olan filozof
insanın herhangi bir olayda hayalgücünün imgelerini değil, açıklıkla düşünülmüş kavramları örnek almasını öğütleyen aşmış, hala bir eşi benzeri bulunmayan filozof. ayrıca deminki aforizmasını "ancak genellikle bunun tam tersi olur." diyerek sürdürmüştür. "özellikle gençliğimizde, mutluluğumuzun hedefi, gözümüzün önüne gelen ve genellikle yaşamımızın yarısı ve hatta tümü boyunca kalan bazı imgeler biçiminde sabitlenir. bunlar aslında şakacı hayaletlerdir, çünkü bir kez onlara ulaştık mı yok olup giderler." oysa kavramların kalıcı ve gerçek olduğunu belirtmiştir schopenhauer. yanılgımızın sebebini ise şöyle açıklıyor: "mevcut ve görülebilir olan (yani hayali imgeler), salt düşünülmüş olan ve bilinenle karşılaştırılamayacak ölçüde güçlüdür, çoğun çok az olan maddesi ve kapsamı sayesinde değil, tersine, ruh haline nüfuz eden ve onun dinginliğini bozan ya da kararlarını sarsan, görülebilirlik ve doğrudanlık biçimi sayesinde. çünkü mevcut ve görülebilir olan, bir bakışta kolaylıkla kavranabilir olarak tüm gücüyle bir defada etki eder: buna karşılık düşünceler ve nedenler, üzerlerinde parça parça düşünülmesi için zaman ve dinginlik gerektirirler; bu yüzden her an bütünüyle gözümüzün önünde olamazlar. bunun sonucunda, düşünce yoluyla kendisinden vazgeçtiğimiz hoş bir şey, kendisine baktığımızda yine de bizi çeker." *şimdi bu açıklamaya en hoş takıntılarımızdan biri olan aşk ve sevgili örneklerini oturtalım. aslında schopenhauer aşkın metafiziği nde aşk kavramına(onun deyimiyle bir kuruntu, doğanın müthiş bir oyunu) çok ayrıntılı ve ikna edici bir biçimde değiniyor, ancak bu söylemi bile başlı başına zamanının ötesinde açıklayıcı.
"mutluluğun onda dokuzu sağlığa bağlıdır," diyen ve en ihtişamlı yemeklerde, yaşam anlamsızdır gibi sözler söyleyen, aynı zamanda doğu felsefesiyle de ilgili olan kadın düşmanı filozof...
varolmanın acısını irdeleyen,ruhumuzu deşen büyük filozof. chuck schuldiner'in sözlerinde nietzsche'yle beraber etkilerini gösteren ilham kaynağı insan.
kadın düşmanı olduğu doğru olmayan filozof. şayet ki kadınlar ve aşk hakkında bu kadar fazla malzeme üretmiş, ciddi tespitlere ve çalışmalara girmiş, ama tüm bu zaman boyunca kadınlara düşman gözüyle asla bakmamış bir adamın tüm bu uğraşlarının arasından, " kadın düşmanı" olduğu varılmaması gereken bir çıkarımdır.
felsefe derslerinde felsefe hocamızın adını söylemeye üşenmesi üzerine bir anda "şopi" kısaltmasıyla hafızalarımızda yer edinen feylesof.. bir de aşk üzerine detaylı düşünmüştür.. çok detaylı..
"kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı." schopenhauer
1788 de doğmuş 1860 yılında ölmüş filozof. 1819 da ünlü kitabı die welt als wille yayımlanmıştır. kantın muhibbi hegel in muarızı olmuştur. hatta hegel i gördüğü ilgiden dolayı da çokça kıskanmıştır. istek kavramı ona göre kendinden menkul, (an sich, in itself) bir olgudur ve doğa kanunlarının da arkasında bu yatar. dünya benim tasavvurumdur cümlesi onun felsefesinin ilk aforizmasıdır. kant tan etkilenmesine rağmen alman idealistleri arasında sayılmaz. zira akla ve insana inancı yoktur. pessimizmi de buradan gelir. hayat acıyla vardır.hint felsefesine ilgi göstermiş, insandaki istek ve acıyı kaldırarak nirvanaya ulaşmanın yollarını aramıştır. bu bağlamda müzik ve sanat onun için önemli bir araçtır. kadınlar hakkında yazdıkları da enterasındır. feministler bugün hala arkasından bolca küfrederler. zira kadınların şiir, sanat vs gibi derin hususları anlayamayacaklarını, onların ikincil bir cinsiyet olduklarını söyler. kadınların vazifesi çocuk doğurmaktır. hatta aşkın esası da budur. aşk kadına duyulan bir sevgi değil, doğacak çocucağa yönelik bir duygudur. ikinci meşrutiyet döneminde, schopoenhauer in fikirleri feminist yaklaşımlara karşı sebilürreşad dergisinde muhafazakar yazarlar tarafından kullanılımıştır.schopenhauer in felsefesine parerga ve paralipomena isimli eserinden başlamakta fayda vardır. gerçi bu son kitabı ama bütün yaklaşımlarını bu kitapta bulmak mümkündür.
"krallar taçlarını ve asalarını geride bıraktılar,kahramanlar da silahlarını. ama aralarındaki, görkemlilikleri dışlarına taşan, bunu dışarıdaki şeylerden almayan büyük insanlar, büyüklüklerini yanlarında götürürler." schopenhauer
"benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir. kitaplar olmasa uzun zaman önce umutsuzluğa gömülürdüm." schopenhauer
" en büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur." schopenhauer
" insanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. taktir etmeden ve zevk almadan yanlarından geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. schopenhauer
hayat uzerine bilgece sozlere sahip bir filozoftur. gelgelelim bunlari uygulamaya koymanin anlami yoktur. ani yasayacak kadar hedonist, kaliciliga onem vermeyecek kadar umarsiz. felsefesine saygi duydum ama uygulamaktan kacindim. safi mutsuzluk, safi sorgulama. geregi yok.
böyle bir başlangıç olmasını istemezdim, ama kimin sahtekar olduğunu görmekte fayda var:(bkz: sahtekar yazarlar/@anoktale)
ayağını yere en sağlam basan insanlardan biridir.şu iki sözünü birleştirelim1- "insanın mutluluğunun onda dokuzu sağlığına bağlıdır."2- "kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı."böğrünüz korkunç derecede ağrımaktadır, dünyanın en mutsuz insanlarından birisinizdir, yatağa uzanırsınız, bir süreliğine ağrınız diner yok olur, işte o an dünyanın en mutlu kişilerinden biri olarak uykuya dalarsınız, o an sizin en mutlu anınızdır. sonra, miktarını bilemediğiniz bir süre geçer ve birden korkunç bir acı ile yataktan kalkarsınız, ağrınız geri dönmüştür, dünyanın en mutsuz insanlarından biri olarak uyanırsınız, o an en mutsuz anınızdır.bu iki aforizma gerçek hayat tecrübeleri ile anımsanınca gülümsenir ve entry borçlanılır. borcumuzu ödüyor, sevgi ve slmlarımızı gönderiyoruz, üstad.
"kisi zeki oldugu olcude yalnizlasir" demis ve genc dimaglari zehirlemis yazar. 20li yaslardan once bunu, nietzscheyi ve tayfasini okutmamak lazim bireylere.
(bkz: felsefenin öyküsü/#6602597)(bkz: felsefenin öyküsü/#6602889)
annem gibi bir annesi olsaydı şimdi aşkın metafiziğinde neler yazardı bilinmeyecek nietzcshe nin müridliğini yaptığı felsefeci. aynı şeyleri bugün bir teolojist söyleyecek olsa kıyametler kopan ama kadını her türlü yuvarlaklığından ötürü erkek hayatına seçilmiş rahat bir televizyon koltuğuna ya da selpak kağıt mendile benzeten adam. üzgünüm kızacak kadar bile saygı duyamıyorum çünkü annesi sabah kahvaltılarında portakal suyu ve akşam yemeklerinde mantı hazırlasa ve küçücükken özgürlüğe terkedilmese şimdi felsefenin temelleri bambaşka olacaktı. ama kendisi için sokakta mendil satan çocuklar kadar da içleniyorum.
en ünlü eseri için;(bkz: die welt als wille und vorstellung)
zengin tüccar bir babanın oğludur. hatta adı da bu yüzden arthur'dur. babası tanrıdan dilemiştir ki, oğlu da tüccar olsun bol bol paralar kazansın, bütün sülale zengin olsun, para içinde yüzsün, bu yüzden üniversal bir isim olan arthur ismini evladına koymuştur. lakin arthur ne zaman ki avrupa'yı gezmiş görmüştür, hemen entel havalara girmiştir. dönemin fırçalarından çıkmış tablolara uzun uzun bakmış, tefekkürlere dalmış, sokaklardaki yoksulluğu, açlığı görmüş, kendiyle kıyaslamış, bir acayip olmuş, bir abandone baş dönmelerine girmiştir. zaten annesi pis kokoş bi kadındır. ka ka ka ki ki ki konken partilerinden, sosyetik davetlere koşturmaktadır. arthur'un peder de bu sıralarda kafayı yemiş, fazla paradan delirmiştir. intihar eder. yani bence öyle. bilmiyorum, belki de kazara düşüp ölmüştür. sonrasında arthur ticaret eğitimi şeysini bırakır, asıl olayımıza adım atar, latince öğrenir, edebiyata dalar, tıp eğitimi alır biraz, sonra bakar tıp kasıyo, felsefeye başlar. zaten pederden kalan mirasın kendine düşen bölümünü de almıştır. süperdir, mistir. ekmek elden su gölden, düşün taşın arthur, yaz arthur. yazmıştır, etmiştir. bu arada anasına iyice kıl kapmaya başlar. kadın "lan manyak mısın ne bu yazdıkların, bi kelimesini bile anlamadım ben" deyince, arthur düşünmeden eyvallahı çekmiştir valide hanıma. güzel de etmiştir. arthur, nedensellik olaylarına daldığı yeterli neden önermesinin dört farklı kökeni tezini yazdığında, goethe amcam hemen genç arthur'u keşfetmiştir. ama arthur biraz kaçık olduğundan, goethe'ye de muhalefet olmaya başlamış, goethe de küsmüş "ne halin varsa gör be!" deyip, bu genç yeteneği pişirme misyonundan vazgeçmiştir. aslında ezik hissetmiştir goethe. "götümden çıktın bana yüzme mi öğretiyosun" diyesi gelmiştir, susmuştur. neyse, bu arada devrim vs. oluyor, avrupa çalkantılı, ama arthur abim -affınıza sığınarak-sikine sallamaz dünyayı. nedensellikle kafayı bozmuş, yazımış çizimiştir. hatta diyebiliriz ki, yaklaşık bir yirmi beş sene, adam kendini dünyadan soyutlamıştır. sadece kendi gibi düşünür kesimiyle alaka kurmuş, onlara da paso sayıp sövmüştür. hatta hegel'i o kadar çok sevmiştir ki, üniversite'de ders verme döneminde hegel'le ders saatlerinin çakışması, ondan daha çok hoşlanmasına neden olmuş, tabiri caizse hegel'in belası olmuştur bu adam. zaten birisine bir kafayı taktı mı pis takıp dağıtmıştır ortalığı. hegel'in mistifikasyonuna dipten daldırmış, artık yazmış olduğu her yazıya, hegel'e lanet okuyarak başlamıştır. işte bu şekilde devam ederken, yavaş yavaş schopenhauer beyimiz ünlü olmaya başlamış, hayatının son on yılını da gayet karizma kuul geçirmiştir. sabahları jambon, ekmek, reçelle kahvaltı edip, öğlenleri kanişini gezdirmeye çıkmış, parklarda börtü böcek düşüncelere dalmıştır. aydınlanmaya duyduğu inanç, hayatının son yıllarında okkültizme ve dönemin animal magnetizm diye anılan parapsikolojik olaylarına duyduğu ilgiye ters düşmüş denilmektedir. e adam artık yaşlanmış, saç baş ağarmıştır. "hem bıdı bıdı yapıyosun, hem kendin de öylesin" eleştirilerine çok maruz kalmıştır, hala da kalmaktadır. ama yanlıştır tabii, düşünmek ve eyleme geçmek farklı şeylerdir elbet. evet son yıllarını da böyle kaliteli geçiren düşünürümüz sayın schopenhauer 72 yaşındaakciğerlerinin "yeter artık" demesi sonucu ölmüştür. mezar taşına sadece arthur schopenhauer yazılmasını vasiyet etmiş, zamanında lisedeyken bunu öğrenen, benim de aralarında bulunduğum bu epitaph olayına özenen birtakım gence, "evet hocu, benim de mezarımda sadece adım yazsın istiyorum" dedirtmiş, çok büyük, çok kaliteli bir insandır. babam gibi severim.he unutmadan o yanlardan fırlamış saçları çok şekildir bi de.
başkalarını önemsememek, önemsenmeyi getirir diyen bir çoklarına göre hastalıklı filozof. restoranda yalnız yiyebilmek için 2 kişilik para verdiği söylenir
"benim gibi insanlar tarafindan geride birakilan fikirler, anitlar hayattaki en buyuk zevkimdir. kitaplar olmasa uzun zaman once umutsuzluga gomulurdum." diyen feylosof kisi. irvin yalom;o gunumuzde yasasaydi, felsefeyi psikoterapiye tasiyan yeni bir ekol yaratirdi iddiasindadir;bugunu yasama arzusu adli romanesk kitabinda.(kitaplarin out, prozacin in oldugu bu dekadansda, kocakari ilaclari tavsiye eden bir samanmiscasina.)
bu kadar büyük bir zekanın kadınlar hakkındaki düşünceleri insanı ürkütür. acaba yanıbaşımızdaki o kadar kadın bu kadar kötü olabilir mi? bu konuda yapılan en trajik hata ise schopenhauer'ın görüşlerini özel hayatına, annesine, çocukluğuna vs. bağlamaktır. felsefi sistem yaratmış bir insan kendi şahsi özelliklerini aşalı çok olmuştur. konular hakkındaki görüşleri de herhangi birinin geçmişinden aldığı yaralarla dünyaya bakışı değil, felsefi bir sistemin parçalarıdır. kaldı ki özel hayatına bakıldığında da eğlenceye düşkün, bolca çapkınlık yapan bir kişilk ortaya çıkar. hatta fikirleri ile yaşadığı hayatın uyumsuzluğu yüzünden kendisini eleştirenlere de bir heykeltraş ile yaptığı heykel arasındaki ilişki örneğiyle cevap vermiştir ama şimdi tam hatırlamıyorum.
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |