|
|
karsi cins ile ilishkilerinde tutuk,cekingen, pasif ve ezik tavirlar sergileyen insan tipi, ve yavrusu
bunnarin genel prensipleri arasinda da bahane generator'lügü yatar (hamburger yiyodum, abi bana bakmiyo, zaten benim de isim vardi etc...)
(bkz: badakizm)
boxer ın temmuz sayısında otisabini 4 sayfa boyunca anlattığı kişilik,
ya sevdiği kişinin kendisinden daha fazlasını hak ettiğini düşünüyordur ya da hakatten çekiniyordur. (bkz: ben)
obi wan kenobi dir, duygu adamı kızlar falan etkilemez, bilge insan, badakların master ı.
osmangazi üniversitesinin araştırmasına göre, eskişehir yöresinde kullanılan ve unutulma tehlikesi içeren 177 sözcükten biriymiş. cüce anlamına gelmekteymiş.
abazalığın aksine badaklık sonradan edinilebilecek bir özellik değildir... çünkü badak olunmaz, badak doğulur...
tsort ustune badak diye yazdirip gururla tasidigim hede. gerci bu sovenist tavir badakligin ruhuna aykiri ama et tirnaktan ayrilmazki, degil mi gencler.
"heey heeyy ben tum kizlarla konusabilirim ne var ki bunda" diye etraftaki hic bir hatun kisiye nefes aldirmayan hemcinslerinin basina gelenleri gordukten sonra akli basinda bir erkek (=badak) kizlarin yanina olse de gitmez, onlarla konusmaya cabalamaz. ben erkek olsam, ben de oyle yapardim.ama gel gor ki, iste tam da onlarin gelip konusmasi lazim, bunu onlara anlatmanin bir yolu olmali. hmmm
(bkz: bıdık)
orn:kursat - olm kamil, bu isi halledemezsen bacaklarini kiracagim ona gore. sakam yok artik. (sevgili arar) (bkz: kedi gibi mirlayan sevgili) canm nasilsin? isteyim birazdan cikiyorum. gec kalmiycam. eve gelirken ne aliyim?
bazıları tarafından aseksüellikle karıştırılan, halbuki alakası olmayan durumdur. ben de badağım, ordan biliyorum... yani badak birinin sevgilisi olabilir, ondan ayrılabilir, başka biriyle çıkabilir, ondan da ayrılabilir, falan da filan.. badak hayatına dişi varlık sokmayan değil, dişi varlık sokmak için kasmayan kişidir daha ziyade.. gelen olursa git de demez, olucak gibiyse olur..
endonezya dilinde gergedan.*
tembellikle pek yakışan kişi özelliği.(bkz: kadınlar da badak olabilsin)
(bkz: ekşi sözlük badaklar zirvesi)
(bkz: emo kid)
(bkz: bodak)
(bkz: ben seni salonda cok sevdim)
rahat bırakılması gereken insandır.
kabullenilmesinin çözüm getirmedigi ve eger çözüme ulaşmazsa genetik ölü olacak insan tipi
(bkz: kabiz)
(bkz: abaza)
(bkz: hasan burçin şentürk)
bir badak olarak(1 dakika once ogrendim bunu da) diyebilirim ki,badaklar karsi cinsi hayatina sokmayan,sokmaya kasmayandan ziyade bu konuda yetenekli olmayandir.cikma teklifi edemez,etse de o an hayatinin en zor ani olur,barda marda hatunla falan tanisamaz,bi hatun bunla tanissa 5 dakika icinde kacirir,neden kacirdigini anlayamaz.ince mevzularda danisilacak en son kisi bir badaktir.
dikkat ettim sozluge ilk girdigim entrylerden birisi bu imis.sene 1999 2 sene gecmis bir degisiklik yok hala badagim hala icim icimi yiyor bitiriyor.ve hala ne hikmetse cevrem badaklardan orulmus bir duvar ilen cevrili.badak badagi cekermis ben bunu anladim.(bkz: badakizm)
(bkz: tanisamayan erkekler)
asla isim veremedigim bir olaya isim verilmesi ile daha da killandigim olay.ozumde bu yok benimolmamali. allahim beni bastan yarat
ks. bedenini, aklını depişmeye adamayan kişi. (bkz: astek)
(bkz: badak roman karakterleri)
eskisehir* ' de kısa boylu insanlar için kullanıldığını duyduğum bi sıfat.
bu insan yavrucuklari genelde yaratici olurlar, yarattiklari herneyse ic acitici, 'vay be abi, adama bak ici daralmis' dedirticidir. isteyerek mi istemeden mi bilmiyorum, bir sekilde elde edememekten zevk alir hale gelirler zamanla. birseye birine dogru yol almak, onu elde etmeye calismak dusuncesi bile tirstirir bunlari. sonra zamanla halk ozani, yazar, ressam, tasarimci falan gibi gibi bisey olanlari yukselir. baktikca bakasin gelir yaptiklarina. ama ole bi his verir ki insana, sanki bunlari yaratip, eve gidip tekbaslarina takildiklarina cok emin olursun.acayip bir muesessdir badaklik. cok severim badaklari. (bkz: morrissey) (bkz: oguz atay)
dün olduğu gibi bugün de gördüm onu. üstünde kahverengi, boğazlı kazağı vardı.dün taktığı o beyaz bereyi de bugün takmamıştı. gerçi bu benim beklediğim bir değişiklikti, onun hatasız işleyen kuralları gereği bugün siyah mont giyilmesi gereken günlerden biriydi çünkü hava raporlarına göre 6 derece sıcaklığında bir perşembeye başlamıştık. ve bu sıcaklık siyah mont için ideal bir zaman demekti. o her zaman durağa gelen ikinci kişi olur. önce şu komik bıyıklı, zayıf ve gözlüklü polis yaklaşık beş dakika sonra da o. benim sıramsa 69 numaralı otobüsün durağa uğramasından hemen sonradır. fakat bugün bu böyle olmadı, ben bir değişiklik yapıp durağa ondan sonra değil önce gittim. amacım bu önemli günde doyasıya bütün adımlarını izlemekti. ama doyasıya yapacağım bu gözlemin önünde ciddi bir engel vardı; 6 derece sıcaklıkta devam eden perşembe bir de sis yapmıştı sabahına. onu, evinden çıkıp durağa gelene kadar izleyebilirdim ama evinin olması gereken yerde gri bir perde vardı. planımı baştan bozan bu gri perde hakkında pek olumlu şeyler düşündüğümü söyleyemeyeceğim. bir şekilde evimize girip her konuda arsızca ahkam kesen o insanlar, sanırım asıl işlerini unutup bana eksik hava raporu bildirmişlerdi. bugün istemediğim bir şey varsa; o da sürprizdi. olabildiğince yukarı bakıp, pek yapmadığım bir şekilde, içimden bir süre "bugün hiç sürpriz istemiyorum, sürpriz yok, lütfen" diyip durdum. çevrede en ufak bir esinti bile yoktu. sanki her şey saygı duruşunda onu bekliyordu. kalbim haricinde sadece polisin telsizinden gelen garip gürültüleri duyuyordum ve ben bir an için rahatlayıp bu gürültüleri anlamaya çalışırken, aniden gri perdenin içinden çıkıverdi.onu gördüğüm ilk anda hayatın akış hızının değiştiğine yemin edebilirim. gözlerimi ondan alamıyordum ve çevremdeki her şey defalarca daha yavaş hareket ediyordu. o her zaman ki gibi sadece birkaç adım önüne bakarak, kaldırım çizgilerinin bütünlüğünü bozmadan, usulca yürüyordu. eğer o bir gün kanatlarını çırparak gelip her zaman ki yerine bir melek gibi konsaydı sanırım buna asla şaşırmazdım. uçarak mı yürüyerek mi tamamladı bilmiyorum ama o bugün de durağın sağ yanındaki yerini aldı. önce saatine, sonra da otobüsün yoluna baktı. sıranın bana geleceğine emindim çünkü böyle bir değişikliği fark etmemesi olanaksızdı. bir süre nefesiyle uğraştıktan sonra -ki soğuk havalarda bunu yapmaktan büyük keyif alıyor. bakışlarını benim olduğum tarafa doğru kaydırdı. yerden gözlerini ayırmadan bana yaklaşıyordu. ayaklarımdan başladı beni süzmeye; kahretsin bu siyah ayakkabılar doğru tercih değildi. sonra hiç acele etmeden yukarı çıkmaya başladı; paçamdaki bir çamur lekesi mi?ellerimi cebimden çıkarmalı mıyım? hayır cebimde iyiler galiba. sanırım buna dayanamayacağım. gözlerim, lütfen onlara bakma, henüz erken, ben buna hazır değilim. neyse ki bunu yapmadı, sıra gözlerime geldiğinde beni öldürmekten vazgeçip otobüse bakmayı tercih etti. tanrım senin cehennemine asla laf etmek istemem ama onun gözleri benim üstümdeyken, etrafımı saran alevlerden daha kuvveli bir şey düşünemiyorum. bazen öyle bir hisse kapılıyordum ki sanki içinde bulunduğumuz, ne olduğuna bir türlü karar veremeyip, aptalca fikirler ürettiğimiz "hayat", sadece ikimiz için yaratılmış. ve hayatımızın geçtiği bu dünya da eşi benzeri olmayan devasa bir film setinden başka bir şey değilmiş gibi gelirdi. kendilerini bir halt sanıp, hayat hakkında ileri geri konuşan bu insanlar da sadece birer ayrıntı. onlara göre de benim yaşadığım şeyin adı. bu figüranların kullana kullana içini boşalttığı üç harfli bir kelime yeter mi yaşadığım şeyi anlatmaya. otobüs yaklaşık beş dakikalık bir gecikmeyle geldi. anlaşılan bu gri sis sadece benim değil otobüsün de planlarını değiştirmişti. ama benim planlarımdaki değişiklik bu kadar değildi galiba; diğer günlerin aksine en öne değil de en arkaya oturmayı tercih etti. ben her zaman ki yerime, yine ondan önce binerek oturmuştum -önden ikinci sıra. işte bu fuları da tam benim oturduğum yerde, çantasından düşürdü. tamam hayatın bizimle dalga geçmeye hakkı olduğunu düşünüyorum ama sanırım biraz adalet istemek de benim hakkım. nerdeyse hiçbir şey düşündüğüm gibi gitmiyordu. artık önümde ciddi bir sorun vardı, tedirgin bir şekilde ne yapmam gerektiğini düşünürken otobüsün ön kapısının kapalı olmadığını fark ettim. diğer sıranın en önünde oturan polis kızgın kızgın şoföre bir şeyler söylüyordu. sanırım otobüs yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun fark etmiş, bana yardım elini uzatmaya karar vermişti ve bozuk bir ön kapı da tam ihtiyacım olan şeydi . polis de söylene söylene kalkıp arkada bir yerlere oturmaya gidince sıra bana geldi. montumun yakalarını kaldırıp ben otobüsün arkasına doğru yürümeye başladım. o en arkada sağda oturuyordu. bunu nasıl yapabildim hala bilmiyorum ama nefes almaya başladığımda oturduğum yerin arka sol köşe olduğunu fark ettim. şimdi her şey iyi bir başlangıç için yoluna girmiş görünüyordu. bir eşikte olduğumu hissediyordum. artık dönüşü olmayan bir yolda olduğuma emindim. yeryüzü geç de olsa aşk kelimesinin anlamını görecekti. artık tek yapmam gereken dört nala giden bir at hızında atan kalbime hakim olmak ve başlangıç için iyi bir merhaba demekti. bu merhaba şu ana kadar söylenmişlerin hepsinden daha güzel olmalıydı, bu sadece onunla konuşacağım ilk kelime değil ayrıca şu ana kadar olan ve beni onun karşısına getiren hayatıma bir vedaydı. kendimi ve kalbimi bu eşsiz ana hazırlarken kaçamak bakışlar atıyordum ona. hep yaptığı gibi ciddi bir ifadeyle değil, garip bir tebessümle oturuyordu. bir şeyleri sezmiş olduğunu düşündüm, bunun gibi bir anda aksi zaten düşünülemezdi. yüzünün aldığı o kutsal ifadeyle bana doğru bir şeyler yaptığımı göstermek ister gibiydi. tanrım bu sefer de senin cennetine laf etmek istemem ama onun yüzünden daha kusursuz bir şey düşünemiyorum. ona bakarak hazırlanmanın pek akıllıca bir şey olmadığını fark ettim. çünkü kalbimi dizginlemek yerine kamçılıyordu bu. en iyisi gözlerimi kapatıp, kulaklarımı tıkayıp, bir süre beklemekti. ihtiyacım olan şey kesinlikle bu sessiz karanlıktı. onu ve konuşmamı düşünüyordum bu sırada, güzel ve tok sesli bir başlangıç olmalıydı. bundan sonrasının kendiliğinden geleceğine emindim, birazdan ilk dakikaları yaşanacak olan bu aşk kendi yolunu bulurdu nasıl olsa. kaderin bana bugün tek yardımı olan bu kahverengi fuları da unutmamalıydım. benlik kontrolümden vazgeçip onu bu mükemmeliğe feda etmeye hazır olduğumu hissettiğimde derin bir nefes aldım ve ona doğru döndüm. tam büyülü merhabamı ona gönderecektim ki aramızda sivri burunlu bir adamın oturduğunu fark ettim. onun yanındaydı ve ellerinin arasında benim tutmam gereken bir el vardı. ve o, bu sivri burunlu adama ne iyi edip de buraya taşındığını artık işe beraber gidebileceklerini falan söylüyordu ve de bütün cümlelerinin sonuna aşkım, sevgilim eklerini eksiksiz koyuyordu. otobüsse olanlardan habersizmiş gibi. hep yaptığı gibi. gitmeye devam ediyordu.en arka sırasında oturan rolünden habersiz bir başrol oyuncusu, yanlış çıkış yapmış bir figüran ve dünyayla pek ilişkisi kalmamış diğer başrol oyuncusu ile hep yaptığı gibi gitmeye devam ediyordu. kontrolünden vazgeçtiğim ama elimde kalmış benliğimle birlikte tek yapabildiğim ilk fırsatta otobüsten inip doğruca buraya, evime gelmek oldu. her şeyin kontrolüm altında ve planladığım gibi olduğu benim dünyam. bu dünyanın kahramanı kesinlikle benim ama dışarıdakinin galiba başkası. dışarıdakiler önüme "gerçek" adı altında bir sürü saçmalık sundular, ben nerdeyse hepsini hiç itiraz etmeden kabul ettim. ama bana asla kabul ettiremeyecekleri bir gerçek var, o da: her birimizin yalnız dans ettiği.
badaklık; insan naturasının psike'ye oynadığı bir oyundur. biyolojik kökenli olmasına rağmen büyük halk kitlelerince; bir tavır, bir eda, bir tercih veya özgüven yokluğundan kaynaklı bir "sosyal pısı" zannedilir. oysa ki ve şöyle ki; badaklık ergenliğin son dönemlerinde ortaya çıkmaya başlar. ergen kişi, cinsel muktediriyatının tecellesi olarak tuttuğunu kerkebilceğini, attımı vurup vurdumu şişireceğini varsayar. fekat türk toplum hayatında veragan'lık pek düşük olmasından kelli ergen kişi vuslata nail olamaz. sorar kendine;- lan elin oğlu çatır çatır ovalarken ben niçün duvara meyil vermekteyim? sorun, bu nasıl iştür?işte bu noktada bilincin altı, üstü, kıyısı, köşesi topyekün, pokemon misüllü bir geyik saldırısı yapar özneye:- insan insanı kerker mi?- abi, her önüne gelen karıya asılınır mı bea?- ya abi, ben oturup konuşabildiğim, dost olabileceğim insanlarla birlikte olabiliyom.- seks şart mı ya...altı üstü hormon seviyelerini makul düzeyde tutmak değil midir amaç? eeee.elimiz var ayağımız var.yanii..- abi bu kız sana bakar mı? ortalık ramses gibi adamlarla dolu..- işim olmaz.- bu kızların geyiği beni sarmıyo- hayal kurması daha güzel, gerçek hiçbir zaman mükemmel olmuyo..- vs..vs..badak kişinin psikesi alt-üst olmuştur artık. abazılıktan yola çıkmış, bir hayat görüşü oluşturmuştur kendine. feyk* bir hayat görüşü. esasında bu; bilincin bir hayatta kalma refleksidir. kendi sığırlığını kabul etmek, uçan bir abaza olduğu gerçeğiyle yüzleşmek insan psikolojisini göçertecek hakikatlerdir. ergenlikten yeni çıkmış bir sığırın bu hikmeti göstermesi, bunları sorunsuz gerçekleştirmesi kabil değildir. ve böylece perde düşer. badaklık, kişinin sığır olduğu gerçeğini görmemesi için gözüne çekilmiş bir perdedir. badaklık sığırlığa beğeni duymaktır.ama güzel insanlardır bunlar. yaptığı yenir, söylediği dinlenir, herzaman olmasa da geyiği haz verir. fakat dişi fasilitesini topyekün kaybetmemek için bu kişileri ara ara azat etmek faydalıdır.
ordek, kaz, bulus, civciv gib ufak tavukgillerin yuruyusudur badak.badak badak badak diye cagrilir bu yavrular, kucuk insan yavrusu da badak badak yurur.hani soyle yan yan kıvırtarak zar zor ayakta duruyormus gibi yuruyuse verilen isimdir badak. abazanlıkla uzaktan yakından alakası yoktur bu badagin, cunku bu ufakliklarin daha pipisi bile kalkmamaktadır.
ben
yuksek abaza
her erkek badaktır.zira hiçbir erkek karşı cinsi anlayamaz,dolayısıyla da anlaşamaz.erkekler ikiye ayrılır;badak olduğunu bilenler.badak olduğunu bilmek istemeyenler.
boxer'da badakizm ile ilgili yaziyi okuduktan sonra,bana aslinda secici, karizma ya da yuksek degerleri olan bir insan degil,kadinlarla olan iliskilerini arzu ettigi sekilde yasayamayan bir abazan oldugumu gosteren ve beni tanımlayan kelimelerin en baslarinda yerini alan kelime. ya kabullenilmeli ya da bu sifattan kurtulmali
abazalıkla karıştırılmaması gerektiğini düşündüğüm insan grubu. zira, bunlar, abazalar gibi mecburiyetten değil, kendi istekleriyle bu yolu seçmişlerdir, yine de bir gıdım da mecburiyet yok mudur? vardır tabi. yetmezse eğer;(bkz: bana bütün badaklar abazadır dedirttiremezsiniz)(bkz: her şey olabilirsin ama badak olamazsın)
ilk gençlik yıllarında habire beatles dinlemiş ve o şarkılardaki aşkların gerçekten var olabileceğini sanmış saf insandır badak. öyle tabi. benden iyi mi bileceksin?
çevresindeki diğer badaklar yüzünden karşı cinsin yaklaşmaya cesaret edemediği ve badak kalmaya mahkum kişiler(bkz: döngüsel referans)
tavlayamayan ya da tavlamayan tavlanmak icin bekleyen kisi
sosyal fobili ya da abazan ile kariştirilmamasi gereken insanlardir. badaklar, aristokrat vampirler gibidirler.
ingilizcesi: badac
bir yaşam biçimidir.
anlık zevkler yerine sonsuz huzur arayısı içinde olan, bir et parçası uğruna club-bar maymunu olmayan, olandan nefret eden, lanetleyen, seçilmeyi gururuna yedirebilecek kadar gurursuz olmayan, çünkü gururunu herşeyin üstünden tutan, aksi hareketlerde bulunanlara acıyarak gülümseyen, hoslandığı kızdan hayır cevabını almaktan korktuğundandır ki sükut eden, bu yüzden de abazan damgası yiyen bir yiğittir. ama kimse bilmez ve anlamaz ki o aslında yalnızlığın gururlu prensidir, ve prensiplerinden ödün vermektense yalnızlığını boynu dik şekilde yaşar. sahtelikten bayağılıktan kusarcasına nefret eder, club'da elinde viski kadehi sağa sola kesik atmaktan, oltaya balık takılmasını beklemektense plakta müzeyyen abla* eşliğinde kankalarıyla rakı şişesinde balık olmayı tercih eder. palyaçoluğun bedende ruh bulmasıdır. yüzünde gülücükler saçan ama içinde yangınlar çıkan... gözyaşına mendil olacak birini arayan ama her geçen gün umudunu kaybeden... umudun tükenmesine rağmen yine de benliğinden ödün vermeyen, yapaylaşmayan, basitleşmeyen, küçülmeyen...aksine böyle geçen hergün sonunda daha da büyüyen, güçlenen...
(bkz: elit abazan)bi aralar abazan kelimesinin aşağılayıcı manada kullanılmasını eleştirmiş, kendimi de abazan olarak niteleyip sözlerimi daha bi vurgulu bitirmek istemiştim ki sözü alan arkadaşım benim abazan değil, elit abazan olduğumu söyleyivermişti. herhalde o zamanlar bu badak kelimesinden haberdar olmadığımız için böylesi bi tanımlama yapmak zorunda hissetmişti kendini.insanoğlu her naneyi isimlendirip kategorize etme huyundan vazgeçemediği için aslında rahatlıkla abazan terimi altındaki (alt)başlıklardan biri olabilecekken, abazanlığını karşı cinsi rahatsız etme derecesinde yaşayan insanları ayrı (ki o zaman bu kategoriye sadece "yalnız" değil, sevgilisi olan insanlar da girmekte), yalnız olduğu halde bunu değiştirmek için -değil rahatsız edici- hiçbir çaba göstermeyeni de ayrı kategorilere koymuş.fakat insan davranışları matematiksel formülmüşçesine belli sınıflandırmalara tabii tutulamadığı için söz konusu kategorilerin birbirlerine karıştıkları durum yok mudur acaba? misal ben de badağım ama badaklık kararımı bi ermişin ya da din adamının ya da jedi master'ın motivasyonu ile almış değilim. sürekli surlara toslayıp kırılmış koçbaşı ve yanıp yıkılmış kuşatma kulelerimle süklüm püklüm memleketime geri döndüğümdendir, artık doğru düzgün bi militer gücümün de kalmamış olduğunu görüp yeni seferlere çıkmama kararı aldım da o yüzden badak oldum. kaldı ki badak yaşadığını söyleyen pek çok insanın motivasyonu da benzer şekilde bi mecburiyetten ileri gelmektedir aslında. o zaman bu seçimin iradi olmaması badaklığı da mı iki alt başlığa ayırmamızla sonuçlanacak.- iradi badak- zoraki badakilk kategoridekiler bu seçimi kendi inisiyatifi ile gerçekleştirmiş olanlar, ikinci kategoridekiler ise abazanlığını kamufle etmeye çalışan ya da "madem olmuyor, bari uğraşmayayım daha fazla" diyenler oluyor o zaman.eeeh yeter ulan. ne olduğundan fazla mana yüklemek lazım, ne de aşağılamak. ister badak, ister abazan olarak adlandırılayım, pratikte yaşadığım şey aynı olduğuna göre teoride bana ne sıfat yüklendiğini tınlamıyorum abicim. vücudumdaki yeniçeri ocağı kazan kaldırmasın da.
gelene git, gidene gel demeyendir düz bir mantıkla.yaşadıkları yüzünden badak kalmış! insanların en büyük korkusu özsaygılarının yok olmasıdır.düzenlenen yanlış seferlerin ve onların getirdiği hezimetlerin en doğal sonucu olarak ortaya çıkar bu genelde.bundan sonra karşı cinsle yeke yek görüşme kesilir, gerilla savaşından, vur-kaçtan geniş alanlarda yapılan eski meydan savaşlarına döner münasebetlerbir badağın en önemli şeyi olan saygısı yeke yek bi mücadelede alınacak bi malubiyeti kaldırmaz çünkü zaten o saygı tehlikeye atılacak kadar da degersiz değildir...bir de toplumun içinde buldunduğu durumdan rahatsız olup kendini sineye çekenler vardır.herhangi bir yerde sadece tarzlarını pazarlayan insanlardan, "refaha tapınma" olayından yeteri kadar tiksinmiş, seçtiği adayı etkilemek için maymun olmuş adamları lanetlemiş, köşesinde seçtikleri tarafından seçilmeyi bekleyenlerdir bunlarda.ulen senin okuduğun okulda cıbırlar vardır hem gençsin de, biz napalım diyenlere gitsin bu şarkımızda;(bkz: ben böyle değildim yaşarken oldum)
niğde nin bir köyü.
(bkz: o hikayedeki mal benim)
and if i show you my weak sidewould you still hold me tonight?and if ishow you my dark sideopen my heart to youwhat would you do?the final cut, pink floyd
(bkz: aa bu benim lan)
haysiyet sahibi insan. (kendi kendini de takdir etme yeteneği var ama benden başkası bilmiyor.)
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |