calvino

(bkz: tekrar cal vino)

(bkz: cal vino veritas)

sakin kelimesinin tum anlamlarini sahsinda barindirir (bkz: musekkin).

musti.."mektepten kaciyorsun,kus tutuyorsun,deniz kenarina gidipfena cocuklarla konusuyorsun,duvarlara fena resimler yapiyorsun;bir sey degil,beni de bastan cikaracaksin.sen ne fena cocuksun!"

kayan bir yildiz gibidir, hem umutlarla dolu, hem de isil isil.. onu gorunce dileginizin gerceklestigini anlarsiniz.hayatla ilgili dilemis oldugunuz herseyin..

ucurtma gibidir goklerde suzulen, o kadar cocuksu, o kadar masum bakar, oyle acitir icinizi.farketmediginiz herseydir o, ve o herseyi farkeder..yaralarinizi, sevginizi, umudunuzu, kirginliginizi.. ve icinizdeki tum o aci kirintilarini alir goturur. kendiliginden.

sessiz gecenize giren gunestir, o en karanlik saatte gelir. her umut tukendiginde, o dogar icinize.kendisiyle beraber hayati da sevdirir.. umut verir.en guzel hayaldir. gerceklesmistir.

başlığına tıkladığınızda syd barrett, rammstein* ve james dean banner'ları beliren kişi.. neden acaba?bir de yazıları ilham veriyor, sizin de içinizden yazmak geliyor, o(nun) kadar güzel yazamayacağınızı bilseniz de.

sohbetinin seksapeli namlı olan şahıs. yine bir stüdyo çıkışı sonrası, hem ümit besen hem leonard cohen ifadesi taşımaktaydı suratında, "abi bıyık bırakırsam kapıcıya dönerim..." dedi. yine güldürdü beni, hep güldürür zaten. halinde, tavrında her zamanki sükuneti vardı, bir gıdım bile oynamaz zaten yerinden. yine bira içildi, yine kadın sorunsalı irdelendi, araya birkaç the smiths sözcüğü girdi (tesadüf değildir)...zeki adam,eğlenceli adam,halden anlayan adam.880i aşmış karma puanıyla türkiyenin popstarı.iyi dost ayrıca.

serbest çağrışımla (bkz: italo calvino) (bkz: kozmokomik öyküler)

en sevdiğim yazar, en sevdiğim şair, unknown pleasures'ın muhteşem sesli vokalisti. huzur verici bir insandır, huzur verici bir sesi vardır. söylediği herşey o söylesin diye yapılmıştır. (ismim dahil.)oğuz atay ve nazım hikmet'in ruhları aynı bedende yeniden doğmuş derdiniz, kitabını okusaydınız. ama o kitap henüz basılmadı.sözcükleri hayalleriyle süsleyerek taşır. o sözcükler size geri geldiğinde, öğretildiği gibi değildir artık. ne yazık ki kendisini tanımıyorsunuz. ne yazık ki onu tanımlayan ben yetmiyorum onu anlatmaya. her karşılaşmanızda bir parça daha eksik kalacaksınız dünyadan, yokluğunu hissedeceğiniz yeni birşey gösterecek size.hayattan bezmişseniz, yaşadığınızı ancak acı çektiğinizde hissediyorsanız, mucizelere de inanmazsınız. ama mucizeler var. ben biriyle tanıştım.

soylemek istediklerimisoyleyemediklerimiher zaman benden daha iyi soyleyeno soylediginde herseyin anlam kazandigianlatamadigim

dunyanin en guzel kucagi.muhtesem sesiyle basimi donduren yaratik.. yeniden..

kötü müzik, kötü ses...

entellektuel mulkiyet maddesinde yazdıklarıyla bir kez daha gönlümüzden geçenleri dile getiren dolayısıyla uzuuuuun yaşacağını düşündüğüm sözlük yazarı.

sözlük yazarları içinde orman olayını bizzat yaşama şansına sahip olmuş az sayıda insandan biri. koskoca 8 senede bir fırsatını bulup da tanıyamadığımız insanlar listesine bir çentik daha attık böylece.

yolumuzun her akşam muhakkak düştüğü uzak bir kasabanın tüm duvarlarına "yaşanmaz" yazar, habersizce terkederiz boş sokaklarını. "yeni bir kent bulunur elbet" der, sıkıntılı bir mayıs ayında son bir yolculuğa çıkarız. maksat kaybolmak, gitmek bahanesi.

dave gahan'in ses ikizi.sarki soylerlerken ayirt etmek cok zor..

müzik, sinema, tiyatro, edebiyat, sanatın hemen her türü hakkında birikim ve donaım sahibi ve kendisinden çok şey öğrenilebilecek sözlük yazarı. kısaca estetik bir insan.

gec tanisdigim, ama kisa zamanda cok sey paylastigim kardesim. gönül insani, derin insan...(bkz: kisa ve öz)

sözlükte okuduğum en güzel entrynin yazarı. yıllar geçti hala aynı şeyleri düşünüyorum o yazıyı okurken.. ama hangisi söylemem*.

en guzel intihar şekli..

özgür ve sakin ruh, kaliteli beyin....pıt pıt pıt...

beyaz şarap (bkz: #650346) entrisi ile gönülçelen yazar.

famous blue raincoat'umuza burunup yurudugumuz renksiz sokaklarin icinde gordugumuz yasli bir adamin elinde "acim" yazarken, icimiz acirdi, baska bir ulkeydi, baska insanlardi onlar, biz de baska insanlardik. geri geldiginde tanidik dunya kalplerimizin icine, yilanlari ve akrepleri gorduk is basinda, ocumuzu biraktik yanlarina. son bahari yasayan yapraklari oksadik onlar gormeden, ellerimiz oksamaktan nasir tutsun diye. yine de yuruduk. kavsaklarda dusunmedik. yol uzundu ama vakit her zaman vardi. sabahlari gunesin uyanmadigi gunler de oldu batmadigi geceler de. yine de bekledik.sonunda altin bir elmayi isirdik cenneti dunyaya tasimak icin. yine de iyi ettik.

x'lere verilen değerin anlayamadığım bir sebebiyle devamlı syd barrett bannerına ev sahipliği yapan insan. bu bir işaret olmalı.

karlar kraliçesi koynuna almak için o kadar cilve yaptı, yollarına çıktı, rüyalarından geçti.ama bu adam ona pas vermedi, pes etmedi.kulağına dayayıp bir deniz kabuğunu, sevdiğinin şarkısını dinledi.

gun dogumundaki ilk isik gibiyuzume carpinca uyandigimve uyandigima mutlu oldugumruyadan daha guzelbu bir siir degilo bir siirhayatima giren

hayatin anlami derin kahverengi iki okyanus. yumusak, ferahlik veren.hayatin anlami derin kahverengi dalgalar. oksadikca uzayan, uzadikca guzellesen.ateslerin icinden, yalnizligin icinden, karanligin icinden, yine de gelen.hayatin anlami kahve.. rengi.. sicacik, gulumseyen.

her gordugumde , once "aa calvino !" ardindan "haa, calvino" dedigim nick. entry girdigi her basligin italo calvinonun kendisiyle bir ilgisi oldugu hissine kapiliyorum. alismaliyim.(bkz: bir kis gecesi eger bir yolcu) (bkz: savasa giris) vs.bir de pink floyddan hoslandigina dair bi hissim var. ama buna kanit ilgili konularda girdigi basarili entrylerdir.

(bkz: calista)(bkz: ask)(bkz: leonard cohen)

her kentte gorulmeyen bir jean markasi..*

kendisini daha önce hiç görmemiş olmama karşın, görür görmez sözlük yazarı olduğunu şıp diye anladığım kutlu bir kişi. ayrıca sohbetine doyum olmayan sayısı pek az olan o şahane insanlardanmış. kasvetli paslı günlerin ara sıra böyle katmerli sürprizler yaptığı da oluyormuş demek.

karşılıklı kırmızı şarap içerken beyaz şarap entryisini hatırladığımız, sakinler sakini iyi insan. sözlük sayesinde kendisini daha iyi tanıdım ve ayrıca farkettim ki konuşurken insanı huzura erdiren yüce bir yazar.bir daha barilla yemeyeceğine emin olduğum vokalist.* ***

ben henüz bir sözlük yazarı değildim o zamanlar...cılız rocinante nin sırtında post-modern bir don kişot(aylak sözlük okuru). bir serüvenden ötekine eli boş koşar ya don kişot, bir "entry" den ötekine "nitelikli" yazılar-yazarlar aramaktaydım şu entry kalabalığında..işte günlerden bir gün (bkz: syd barrett) başlığı altında durur don kişot, atından iner, ve şöyle der: "işte syd barrett bu sanal dünyada koşturan bir atlı olsaydı ne eksik ne fazla bu sözcükleri kullanırdı kendini anlatmak için" uzun bir süre tavanla duvarın birleştiği yerde asılı kalır yorgun gözleri. (bilgisayar başında yorulmuştur..bir serüvenden diğerine..) sonra "arayışları" devam eder aynı yazar üstüne..ve "edebiyat", bu dünyadan kaçış yada delilerin imanı...knut hamsun 'un edebiyat serüveni bir şehrin yumruğunu yedikten sonra başlar ("yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir kristiania'da aç acına sürttüğüm günlerdeydi./açlık-ilk cümle-) ve (bkz: kitap kararsızlığı) başlığı altında buna benzer dostoyevski yumruğu kadar güçlü bir imge: "rus klasikleri raflarda gece gündüz gevşemeyen birer yumruk gibi dururken, belki yarın ölecek olmak, dostoyevski'nin daha birçok kitabını okuyamadan bu dünyadan göçecek olmak demektir." ben susmalıyım artık. evet içimdeki deli ile beraber(don kişot'la beraber) atımıza bindik uzaklaşıyoruz..iz üstündeyiz..arayışlarımız devam edecek..ee..ne demiştik..edebiyat, delilerin imanı..saygılar..

gun isigi

mylia'nin yasama sebebi..

edebiyat treninde bir vagon. belki de yemekli olanı, en muhabbetlisi...

en iyi arkadaşım*

".........sen dostumdun benim gülünce güneşler açanbulutlara rüzgara asarım suretini her akşam her akşam bir mektup yazarım dağlar kadarmeşeler göğermiş diyorsun varsın göğersin..." a.t.

ne zaman taksime çıksanız rastlarsınız.. ne vakit yürüseniz yolunuza çıkar.. bir nevi karambol adamlardan.. insanın tüm konsantrasyonuyla yürürken önüne çıkıverenlerden.. (yürümek nasıl da güzel bişidir öyle tüm enerjiniz, benliğinizle..) duraklar selamlaşırsınız, -ki yürürken kaç kişi bir insanı duraklatabilmiş ki şu yerkürede- yine de yetmez işte... bir insanı tanımak için bir ömür bile yetmezken -ki kişi değil midir bir ömürde bile kendisini tanıyacak vakti olmayan- taksimde ömrünü durarak geçiren bir adam düşünün.. ilk baskıdan om mani padme hum okurken sağdan soldan estarabim dinleyenlerden.. karabatak mı desek yoksa..

ian curtise bağlanıyoruz, yıl 1977..."joy divisionı ilk kurduğumuz yıllardı, londra senin bombay benim turluyorduk dünyayı. bernard (bernard sumnerı kastediyor) sürekli pierre loti okuduğu için oryantalizmle yakından ilgilenmeye başlamıştı. "istanbula gidelim, istanbula gidelim" diye tutturuyordu sürekli. sonunda peter (peter hook) ve ben onun bu isteğini yerine getirmek için avrupa turnemizin son ayağına istanbulu ekledik. konser vereceğimiz yerin adı mithatpaşa stadyumuydu, biraz harapça bir stadyum. ses sistemi konusunda endişeliydik, türkiyenin kötü bir dönem yaşadığını duyduk ve martin hannett bize açıkça "orada kimse sizi dinlemeyecek" dedi. bu uyarı bizi korkuttu ama yine de gitmeye ve ne olursa olsun çalmaya karar verdik.bir aralık akşamıydı sanıyorum, uçaktan inip otele geldik. yerleştik ve ertesi günkü konseri düşünmeye başladık. buradaki insanların bizim müziğimizi ne kadar sevecekleri hakkında fikrimiz yoktu, türkiyedeki müzik piyasasının bizdeki gelişmeleri hep birkaç yıl arayla yakaladığını duymuştuk. karşımıza çıkacak dinleyici olsa olsa yes, pink floyd ve elpden haberdar olurdu. sex pistolsı bile duyduklarını sanmıyorum (suratına alaycı bir ifade yerleştirip gülümsüyor, bir sigara yakıyor). bizi nasıl duysunlar? (bir kahkaha atıyor) bize öngrup olarak kimi çıkacağından bahsetmemişlerdi, biz de açıkçası pek ilgilenmedik kimin çıkacağıyla. konser vereceğimiz mezbeleliğe vardığımızda yanımıza genç bir adam yaklaştı ve "merhaba, ben calvino" dedi. bu ani tanışma hepimizin garibine gitmişti ki genç adam durum açıklık kazandırdı "ben dinar bandosundanım, sizin öngrubunuz..." son sözleri biraz mahçup bir ifadeyle söylemişti.konser saati gelene kadar akla karayı seçtik. mekan tıklım tıklım doluydu, böyle bir ilgiyi beklemiyorduk. dinar bandosu elemanları karmakarışık saçları, çengelli iğnelerle tutturulmuş yırtık elbiseleri, gözlerini altına çektikleri kalemlerle sahnede bizden daha manchesterlıduruyorlardı. biz koyu renk gömlek ve kumaş pantolonlar giymiştik (gürültüyle öksüyüror). işeyip geleceğim (gidiyor, yaklaşık 2 dakika sonra dönüyor ve sırıtarak konuşmaya başlıyor...). sanırım saat dokuz gibi dinar bandosu sahneye çıktı. hızlı başladılar, i wanna be your dogı parçaladılar adamlar. calvino bizim yanımıza gelen o zayıfça, mahçup görünümlü genç adam, kendisinden umulmayacak bir güvenle seyirciye bakıyor ve şarkı söylüyordu. allak bullak olduk (derin bir nefes alıyor sigarasından). ardından kendi yazdıkları birkaç şarkıyı çaldılar, birinin adı depardı galiba (nimet belasını kastediyor???). o çocuğun sesi, benim de kendime güvenerek şarkı söyleyebileceğim konusunda inancımı pekiştirdi. she s lost controlu söylerken daha önce hep kendimi yerlere atardım, sürünürdüm çünkü sahnede başka şey yapamaz ve teknik beceriksizliğimi böyle örterdim. o çocuğu dinledikten sonra ise değişti herşey. şimdi nerededir acaba..?"new musical express ile yapılan söyleşiden alıntı, 21 ocak 1980.

(bkz: #3933720)bu entry'yi okuyan biri şunları görür:- muhteşem bir gözlem kabiliyeti- derin bir türk filmi bilgisi- müthiş derin bir ruhsahibidir yazar..ama şunu bilemez ki,onun gözleri cennetin kapılarıdır bakan için, sesi ilahidir, nurlu bir ırmaktır ışıl ışıl dokunuşu.onu sevmek kendinizde en beğendiğiniz özelliktir..

insanda ana rahmine dönme isteği uyandıracak kadar huzur dolu birisi.

an itibariyle karma puanı [666(entry uğruna ruhunu satmış)] şaşırtan punk sözlük yazarı.. biz calvinonun ruhunu şeytana satmayacağını biliriz oysa.. ama şeytan calvino'ya ruhunu satabilir, ki güzel olur o ayrı..

kendisini zaten bin tane sebeple severdim. artık benim için çok anlam taşıyan neye baksam evet bu dediğim yazılarını görmeye alıştığım için artık daha çok sevmekteyim.

artık bu diyarları tamamen terketmiş olan güzel insan.. şimdiden özledim.. bu boktan alemde üç-beş kelam edebildiğim üç-beş adamdan biriydi.. hayattan, havadan, sudan, kuşlardan konuşabilen.. sık olmasa da rastlaşırdık.. bütün benliğimle odaklanmış yürürken önüme çıkar, duraklatırdı.. film öncesi dergi karıştırırken sinsice gülümserdi.. sinemada iki sıra önüme oturup ekranı kaplardı.. yarım ekmek döner yerken yan masada olurdu.. az da olsa hep öz olurdu.. bir kitap çıksa haberleşirdik.. birhanla ahmetle selamlaşırdık.. görüşemesek de niyetlenirdik.. buralarda olduğumuzu bilirdik.. bir kişi dahaydık..artık calvino diye biri yok.. bir gün ansızın terketti bu diyarları.. bir gün hayatımıza sessizce girdiği gibi çıkıverdi.. ardında kara bir şiir.. kostak bir ezgi bıraktı.. eksildik ey halkım unutma bizi..

Rasgele

+ icinde sayi bulunmayan matematik islemleri
+ chp den istifa edip akp ye gecen milletvekili
+ bbg evine alev makinesi ile dalmak
+ hasmet babaoglu
+ kor tasin kiyisinda
+ uskurlu ada
+ dolut
+ klemens
+ hwguy
+ ilkokulda sinif birincisiydim
+ nolu entrysiyle begenimi kazanmis yazar
+ tas devri
+ matrix in yazildigi gibi okunmasi
+ paso gosteren ogrenci
+ ey sevgili
+ mutsuz gorunmekten hoslanmak
+ aldanmak
+ apartmana kedi kokusu empoze eden daire
+ yabanci dilde sinirlenmek
+ bazilika sarnici

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam