cem mumcu

hakkında yazılanları okuyunca "yapmayın yiğitlerim yapmayın canlar" dediğim insan, gördügünüzle yetinmeyin biraz öğrenin önce insan sonra yazar adam olan adam.

(bkz: aşk tanık ister)

ece temelkuranın kankası

(bkz: okuyan us)

(bkz: terapi şeysi)

okuyucunun sinirini bozan yazar, bu onun çok büyük bir başarısı. serisinin 1001e tamamlanacağını söylüyor ama cem bey yüzünden umutsuzluktayım bu konuda "hayat ölümle var" çünkü.çok iyi anlatıyorsunuz zaten, demek istediğinizi neden en sonunda açıklama gereği duyuyorsunuz ki diye eleştirilebilecek makber yazarı kendisi. daha kalın kitaplar bekleniyor kendisinden, böyle gitmez artık. hem okuyucusunun verdiği para çok fazla (tüm okuyan us kitapları geçerli aslında) hem de sulugöz adlı cikleti çok severim (= tadına doyulmuyor).

o bir terapist, o bir deli, o bir kahkaha bombası, o bir abi, o bir baba, o bir yazar, o bir şair, o bir deha, o bir ...

hala tanımıyor musunuz da bana soruyorsunuz. yazılarını da mı okumadınız? ya da kitaplarını, çıktığı tv programlarında yaptığı akıl almaz ve akıl dolu konuşmaları da mı duymadınız. sidarta ne demişse doğrudur. bunun dışında bir de faniliği var. onu da unutmamak gerekir. fikir adamı, okuyan us'un birinci usu. kitaplar ve köpekler.

zeki ve becerikli insan...

düşümde ıssız bir cem mumcu'ya düşsem yanıma alacağım 3 dilek şunlar olurdu:1) "edebiyatta demans" kitabınız yeniden basılsın2) akın sevinç'in "ahali/hayali projeleri" çıksın artık3) aşk, suç vs. öyküleri iki bilinmeyenli öyküler, yedikuleli zenciler, mülemmalı dilemmaları odak alarak da çıksın ki can yayınları ile baş edilebilsin. mesela ilknur özdemir gibi cem mumcu da her kitaba kendi öykülerinden koyabilir.

antipsikiyatri ile ilgili tezimizi yazarken ne bilgisini, ne de kütüphanesi esirgemeyen çok sıcakkanlı modigliani seven, içten insan.

(bkz: buzdağı)

"bu kadar yumusak huylu gorunuslu bi adam 1001 insan masallari gibi vurucu bi kitabi nasil yazar?" sorusunu aklima getirmis adam.

sehbenderzade filibeli ahmed hilminin reenkarnasyonudur kendisi, hayalin derinliklerinde, hikmet sarabiyla sarhos eder bizi...

marmara güzel sanatlarda sanat psikolojisi dersini vermeye basladıgına cok sevindigim yazar ve psikiyatr.

perihan mağden'in yakup'ta "amcık cem, türkiye'nin james joyce'u" diyerek taciz ettiği kişi. üstelik yanında bulunan cüneyt özdemir ve orhan pamuk da bunu sırıtarak izlemişler.

on ucuncu kattan atlamıs,zaten gorenler ucak gibiydi diyorlar.ellerini iki yana acmis,kanatli gibiymis.dustugunde parcalanmis bedeninin orta yerinde,giydigi tulumun cebinden bu kara kutu cikmis.kara kutuya "dusus nedeni"diye su notu yazmis:"pervaneme kus girdi cikaramadim."cem mumcu--binbir insan masallari ucuncu sayfa guzeli--okuyanus cem mumcu,mesrebinize gore;donen pervanedir,pervanenin donusunden haz alan birisidir,pervanenin ruzgarindan usuyendir,pervanedeki kusu otturendir,pervane vinlamasiyla kus cikcikinden senfoni tadi alandir,pervaneden kusu cikartarak hem pervaneyi hem de kusu ozgur birakandir,hatta kara kutudur..

aşk'a dair fikirleri ile kalbime tercüman olmuş şahsiyet.

psikolojik indirgemeciliktense sosyolojik indirgemeciliği tercih ederim dememe sebebiyet vererek beni indirgemeciliğin sonu olmayan yollarına sevk eden rota bozucu.

karalara burunmus komik ve sicak adam.

"aşk:ne yazık ki kaybedecek bir şeyi olmak..."diyerek bitirdiği "bendirek ve sudaki aksi" isimli öyküsüyle, gönlümde bambaşka bir yere sahip olmuş olan zeki, komik, sıcak ve bir o kadar da tombik adam...okuyan us yayınevi'nin sahibi...psikiyatrist...yazar...düşünür...

(bkz: bibliyofil)

bir çok tarakta bezi olduğu herhangi bir kitabının tanıtım sayfalarından anlaşılan kişi. yazsın, biz de gidip kitap fuarlarında taciz edelim kendisini isim vermeden. minik gizemli oyunlar oynayalım.

25 kasım 2004 tarihinde herkes bunu konuşuyor'a konuk olmuş ve tüm katılanları yerin dibine sokmuş bay çok bilen.

herkes bunu konuşuyordaki tavrıyla kendine bir kez daha hayran bıraktırmıştır.ukala bir tavrı olduğunu hiç sanmıyorum,adam biliyor ne yapsın,gizlesin mi bilgili olduğunu?

binbir insan masalları projesinin yaratıcısı.son eseri makberle edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırmıştır.

sevgilisine "bibişim akşama makarna yap kıymalı. öptüm" gibi post-it notlarından başka şeyler de yazan insanların zaman zaman karşılaştığı bir problem vardır: eldeki malzemeyi etkin bir biçimde kullanabilmek. keşfedilmeyi bekleyen muvazene noktasına erişilemediği ya da o nokta ihlal edildiği vakit elimizde yanlış biçimlenmiş bir metin kalır. "kararında" yazmak denilen şey belki budur. cem mumcu, yayınlanmış ilk eserinden itibaren okura şaka yapar gibi bir hovardalık içerisindedir. üç satır yazıp geçtiği pasajların her birinden koca bir roman çıkartmak kabil gibi durmaktadır. ama ortalıktaki koca koca romanların bir çoğundan o üç satırı damıtmak; kıyasla biraz daha güç görünmektedir. "yazarın egosu" hususuna gelince asırlık bir dilemma ile karşılaşırız. ego ya yok edilmelidir, ya da yazar egosunun esiri olmalı, masasının başında içine ego girmiş linda blair gibi fasılalı nöbetler geçirmelidir. oysa? oysa üçüncü bir yol daha vardır! egosunu terbiye etmek, evcilleşmiş egosunun sırtına uysal bir yunusa binercesine binip, mutlu mutlu süzülmek de mümkündür. ancak böyle bir yazar "süslemedim, püslemedim; basitçe anlattım" diyerek 1001 sayılık bir basket atabilir desem anlaşılır olur mu?cem mumcu ülkemizde az görülen histerionik bir hastalığın pençesindedir. yetkin bir pskiyatrdır ve keyif için yazı yazmakta, yazdırmaktadır: başarılıdır. acil şifalar diliyorum. son romanına "kırgınlık denizi. (gittin)" diye bir isim koyup müptezelleşmesini diliyorum.cem mumcu: novel baba!

abi öyküler 1001 e vurur mu leyla erbil arka kapağa dokunur mu?muallakta mı, arafta mı, düşlerde mi?bu öyküler romana vurur mu?

bugünki hürriyet gazetesi'nde erkeklerin kadınlardan daha fazla seks düşünmesini şöyle açıklamış psikiyatr: ... bir kere biyolojik fark çok belirgin. kadınlar birer birer yumurtluyorlar. biz erkekler ise bir attırışta milyon tane sperm bırakıyoruz. attırmak fiilini ıslık çalmak gibi kullanmış, doğal bir insanmış kendisi.

binbir insan masalları isimli projesinden üçüncü sayfa güzelinde genelde kırmızı renge ve öldükten sonra bedenlerden çıkan dahil idrara bi şekilde takmış olduğu anlaşılan yazar.

... ucuncu sayfa guzeli'nin basina "hepimizin icinde bir ölü bir de deli var." tacini kondurmus binbir insan masallari anlaticisi.

başkalarının sağlık problemleri ile sadece bilimsel olarak ilgilenen biridir."kendini beğenir" çünkü bunun hakkını kendisine fazlasıyla vermiştir.dikkat çeker ama bunun için hiç bir çaba göstermez çünkü kendisi dikkat çekicidir.ne antipopülist ne de popülisttir. bunlar birileri tarafından ona takılan sıfatlardır.türkiye'nin en iyi edebiyatçılarındandır."homunkulus" gibi bir çok kişi tarafından da kıskanılan biridir. ama bu oyunlara hiç gelmez. yakıp yıkmayı değil, bilgisini ve sevgisini herkesle paylaşarak çoğalmaya önem veren biridir.komiktir ve eğlencelidir.candır.sahicidir.

perihan mağden, ece temelkuran'a saldırdığında arada kalmış, fiziksel olmaktan ziyade ruhen de zedelenmiş kişi.

kafka, dostoyevski şimdi de cem mumcu.

hem tip, hem de tavır olarak peter jackson'ın türkiye temsilcisi.

birkaç gün önce rüyalarımı ziyaret etmiş kişi:(bkz: garip rüyalar/#8119944)

artık bazı insanların nasıl para delisi olduklarını bize anlatacak psikoloji vakası. yaşasın!!

(bkz: #8140631)

avucumu doldurduğum suyla kendimi öldürmekten vaz geçtiğim ve dişlerimi kanatana kadar fırçalayıp kan kaybından ölemeyeceğime inandığım,game overdiyerek kendime daha gerçek bir son bulma anında onun tarafından reanimasyona alındım. eğer bir gün yaşlanacak kadar yaşarsam, bu onun sayesinde olacak. ve hep okumaktan keyif aldığım yazar kalacak. iyi ki var..

sonra hassas ruhlar terazisi çıkmıştı, ertesi gün iki final sınavım vardı. tuğla gibi iki kitabın çalışma molasında okumuştum. o gece uyumamıştım..buket, ne zaman cem mumcu televizyona çıksa, arardı. bir akşam vakti gene aramıştı. herkes bunu konuşuyor du.arkadaşla burgerciden nasıl apar topar çıktığımızı bilememiştik. o gece kar vardı, yollar kaldırımlar kaygandı. gece şeffaftı. birbirimize tutunarak ilerliyorduk. birçok cafe kapanıyordu. açık olanlarda da tv yoktu. ve o cafe de kapanıyordu. rica ettik. rica etmedik, yalvardık. donduk, sıcak bir şeylere sığınmak istiyormuş hallerdeydik. tek derdimiz o saatte ısınmaksa neden bir cafede mülteci gibiydik. ntv yi açabilir miyiz? açabiliriz. o gece uyuyorum, sanırım bir daha uyanmadım.rüyamda aynı yerdeyiz. aynı zaman ve mekan düzleminde. bukete çağrı atmak geliyor içimden. denizkızını görünce de anlatamıyordu wilde'ın kahramanı. çağrı falan atmıyorum.geldi mi, elimin ve kolumun durduğu yer rahatsız ediyor. ama o öyle güzel, şefkat dolu gülümsüyor ki, böylece otomatik olarak kendinizi eksilterek onu yüceleştirmenizi engelliyor... sonra da bir akşam, masasına gelip bir şeyler anlatıyorum, çizgi filmlerden falan bahsediyorum. gülümsüyor gene, ne içtin diyor? samimiyetine tutunuyorum. gene rüyamda evinde donuk duruyorum. biri röportaj değil, anket yapıyor. sinir oluyorum, asap bozucu ve hatta beceriksizce geliyor. çalışma odasında tek başıma oyalanıyorum. eskiden beri en sevdiğim oyun, kitapların arasına saklanmak. hele deepnote oyunu vardır. bir kitabı açarsınız ve ilk dipnotta yazan kitabı bulursunuz, sonra sonraki gelir ve devam eder. ama oyun için zamanım yetmiyor. sadece elimdeki ilk kitaptan işaretli kısmını ezberliyorum; tek cümle için defalarca tekrar ediyorum. "tümüyle güvendiğiniz bir şeye kendinizi asla adamazsınız"kahramanların krematoryumdan gelen küllerini toplumsal rolümün üstünden silip geriye kalan olduğumda, göz yaşları içinde, iç kırıkları içinde, iç içe geçmişlerin içinde düşüyorum. belli belirsiz bir döngüde tüm hayattakiler kadar güvende oluyorum. yazar, psikiyatrist, dost, don quijote, tanıdığıma hep memnun olduğum kişi, ve cem mumcu, başlı başına bir sıfat.

ayça şen'in ntv'deki programında (sanırım ayça harikalar diyarında gibi birşey olsa gerek) ayça'nın dışardaki röportajlarında oluşan fikrin tersine "olur mu lan öyle şey" tarzı yorumlar getiriyor bu adam. seviyorum yorumlarını ama..bienal ile ilgili olanlarına da "helal valla" demiştim.

(bkz: fani)

aşık olma durumunu çok iyi anlatan adam. şöyle der ve biz de ona aşık oluruz:"..''birbirinizi sevin. insan sıcaklığını hissedin!'' gibi abuk sabuk şeylerden söz etmiyoruz. gerçeklikten bahsediyoruz. artık şununla yüzleşmemiz lazım: hepimizin fit olduğu, güzel olduğu, hiçbirimizin yaralı olmadığı bir hale doğru gidiyoruz ya. yok abi! aşk öyle bir şey değil! ben yara severim. sevgilimin eğer bir yarası varsa, en çok onu öperim. çünkü orada bir gerçeklik var..."

okurken içimi daraltan hassas ruhlar terazisi adlı -deneme mi öykü mü ne desem bilemedim- kitabın yazarı. kitabının sonuna ekşi sözlük'ten aziz kedinin görüşünü koymuşlar. sanırım daha sorgulayıcı bir dönemde okunursa birşeyler paylaşılabilirliği olan bir yazar.

yarın gece televizyon makinasında izlenilebilecek hassas ruhuma terazi olmuş yazar. okan bayülgen izin verirse yaşam penceresinin geniş açılarında kaybolmak istiyorum ben, evet.

yari deli bir shrink. hem akilli yonunden hem de deli yonunden feyz almaniz mumkundur. insanlari ve hatta meslektaslarini urkutecek derecede fani (oldugunun bilincinde olan) biridir.

"kafa doktoru ve genc adam koltuklarindan kalktilar. el sikistilar, gulumsediler. gereksiz bir kac cumle kurdular. sonra kafa doktoru odasinin balkona acilan kapisina yurudu bir sigara yakti, uzaklara dogru bakmaya basladi. genc adam ise odadan cikti ve artik berrak bir zihinden gelen derin dusunceler icinde topagaci meydanina dogru yurumeye basladi.uc senelik bir terapinin son seansi da boyle bitti."subat 2001, istanbul

insani kasiyan kiskirtan bir tarzi oldugunu dusundugum terapist.. o durttukce insanin biraz da surdan durt diyesi gelirmis gibi gelior..

hadi paylaşalım adlı programda erkeklerin aldatma sebebine şöyle açıklama getirmiştir:kadınlar adet olur değişime açıktır,erkekler adet olmaz değişime kapalıdırlar boşanıp düzenlerini bozmak istemezler(ya da ben öyle anladım).ilginç.

(bkz: alamet i farika)(bkz: museccel marka)

psikiyatri her anahtar deliğine sokulacak bir anahtar değildir demiş saygı duyulası insan.

tek teker arif'in tek tekeri altında kalsa edebiyatımızın hiç bir şey kaybetmeyeceği, arif'in listesinin de bir insan kazanacağı depresif liseli kitapları yazarımsısı. (bkz: aşk sözünü duydum mu geyiğin allahını yaparım)listenin yeni hali şöyle olurdu: kazalarım2 köpek ezdim biri siyah biri kahverengiydi2 kedi ezdim biri sarı biri beyazdı1 ineğe çarptım adapazarı yazlık yeri kerpeden dönerken1 beygirin altına girdim ayağı kırılmıştı sonrası malum1 yazar ezdim şişman ve gözlüklüydü.not: bunların tamamı ölmüştür. tabi bunlar kaza ile aniden önüme çıkmaları ile olan vakalar. (ama yazardan emin değilim)kedilerin haricinde düşüp bende bayağı hasarlar gördüm (hele inekte) ama yazar mahvetti beni kardeşim kötürüm kaldım elimi bir daha gidona süremedim.

Rasgele

+ besim ustunel
+ la marionnette
+ vapourdan entry girmek
+ gregor
+ raffle
+ canin mi aciyor
+ fermantasyonu izlemek
+ tecessus
+ sevgilinin gobek deligi
+ telefonu acmak icin bir daha calmasini beklemek
+ aytanga dener
+ olaylar gelisir guzellesir
+ ota boka eylem yapan fransiz universite gencligi
+ sozluge hile ve fesat karismasi
+ erdogan cinar
+ v sekilli depresyon
+ ankara yi sevmiyorsaniz gelmezsiniz olur
+ eksi sozluk school disco zirvesindeki bacaklar
+ yabanciymis gibi duran turk markalari
+ poz yapmak

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam