|
|
müthiş fikirlerin spontane insanı.. uzun yolların ve rahat yatakların uykucu şirini.. inanılmaz tesadüflerin, büyük aşkların, yarısaydam karsılasmaların en iyi kadın oyuncu oscarını paylasmaktan mutluluk duydugum kırmızı.. en güzel pastalarımın en güzel talibi.. beyaz çarşafların en komik hayaleti.. tren tin tin sallanırken bir insan nasıl rahatlatılır, bunu bilen üç kişiden birisi.. doveun yumusatabilecegi en anlamlı parmakların sahibi.. altıncı hislerin.. en derin duyguların.. en güzel umutların kraliçesi.. güneşlerin doğuşuna birlikte koşulası.. elleri her daim tutulası varlık.. glamorous nymph with an arrow and bow
koyu kırmızı, dörtgen ve mikadan bir çantası olacaktı, bir de otellere gidecek gücü (var mı hala?)...
patlican ezmesi yapmayi ogrenip level atlayacak sozluk yazari.
kıpkırmızı bir bakış düşünün... cansever kırmızısı... kıpkırmızı sıcacık bir bakış.. bir gün bir yerlerde aniden karşınıza çıkan kıpkırmızı köpüklü bir kan bir duman.. düşündüğünüz kırmızılığı ikiyle çarpın (tristes)... sonra şu dizeyi düşünün : insan ne kadar kararabilir kırmızıyken kan... kıpkırmızı...
tek bir şeftaliden komposto yapabilecek kadar tasarruflu gülbeşeker. takım oyuncusu p4 işlemci. nasıl tarif edileceği bilinmeyen kuzların sessizliği. "bir kaç cümle ancak bu kadar alakasız olabilir"in samsungcası. siemens de olabilir. önemli olan elektrik faturası. 1927'den bu yana telefonun öte yakası. rakı sevmez bir fragman. filmin en güzel sahnesi.merhaba, ben cinayet masasından komiser kemal. eskiden nohut büyüklüğündeymişsiniz, büyümüşsünüz, cana yakın bir hanımefendi olmuşsunuz. pek güzel.
sesi, dağılmakta olan bir sisi andıran kişi.
damarlarda kandan çok alkol ve efkar dolaşan bir geceyi kahkaha krizleriyle sonlandırabilecek güce sahip. istiyorum ki o sihirli değneği gözüme soksun, bahar geldi yaz geldi lunapark halay ekibinin halay başı olsun, başımız dönsün her şey dönsün, sallasın beni gönül salıncağında.*
değme kılıç kalkan ekiplerine taş çıkaracak karşılama komitesi, mavi tişörtlü grev sözcüsü, grev makyaj çantası mucidi, "greve gidip rimelsiz kalmak var" vecizesinin sahibesi. oysa ki rimel sürme toplum içinde bana godoş derler sevdiceğim.*
yüzü silinmeyecek, hep baki kalacak, hayatımın içinden çekilip alınmayacak en kocaman parça. o, hem çilekli eteğini çekiştiren kız çocuğu, hem femme fatale, hem büyü(tü)cü. kabilesinin* tüm sırlarını içinde, sırtında dünyasını taşıyan bir şaman. sırtsırta verilip tüm ukteleri devir devir deviren, kuzey rüzgarlarının ötesinden gelen yabankazı*, chen hyperborea.oldukça sert ve donuk pırıltılı, içinde saklı su damlacığını yıkıcı, yakıcı bir güce çeviren, susuzluğun düşmanı bir mineral*. teşvikiye'nin, istanbul'un, gerçeğin, hikaye kahramanlarının, telefonun öteki ucunun, dalga dalga yayılan yazın ta kendisi. görünmeyen basamakların, baba isimlerinin, kayan yıldızlar teorisinin, googleın, bizi biz bellemiş her şeyin bir yarısı. şemsiyesiz yağmurların en asitlisi, en melteme dönük olanı, en gözyaşı şişesi dolduranı.evet, sesiyle sisleri dağıtan, yıldızları iten oyun arkadaşı. oyunun ta kendisi, hayatın rüyaya yakın kısmı. cikolata ve muzla idare edilen günlerin termodinamiği, her günün yenisi, yenilenmenin büyüsü.asıl siz, siz nasılsınız.
daha ilk günden geleceğimle ilgili 'müjde'yi vermiş*, vakti zamanında uzunca bir süre basketbol oynamış, olası unisex futbol liginin gol kralı adayı, pek muhabbetbaz, pek muhteşem dönek bir insan kendisi..
sahaflarda ne aradığını sonunda açıkladı:disko topu(bkz: bu aksam come disko var cin tonik)
kendisini bisiklet zannetti - ve sonra bir baktı ki raftingmiş aslında.
cok yakin bir arkadasimin arkadasi oldugunu kendisiyle tanistiktan sonra ogrendigim kullanici.
dun aksam once upon a time in the west'i seyrederkene butun film claudia cardinale'ye bakip 'ama bu chlo!' diye dusunduuuum, durdum.
anlatılarla oynamanın gücü, okunan metinler, karşılaşmalar!....ve tabii ki blixa bargeld'in dido'su.....afiyetle!
her zaman söyledim, söylerim, söyleyeceğim 'akıllı bir kadından daha güzel herhangi bir canlı yoktur' hele de o akıllı kadın ile arkadaş olma şansına sahip olmuşsa bu superstar kulu tanrıya böyle bir güzellik yarattığı için şükredecek kahve falları senin köpeğen olsun diyecektir. itkilerini yönlendiremeyen, ama itkileri ile karşısındakini çok iyi yönlendiren çok muhterem pamuk kraliçe, ekol kadın, kafasındaki her pervaneyi umarlıca birleştirip cümle kuran sonsuz yıkıcı şeffaflık abidesi.
gec* de olsa sozumu tutabildigimi goren...
dezenformasyon müdürlüğünün biricik günlükçüsü. onca yeteneksiz ismin arasında yazdıkları ile sivrilmiştir. kfnin kapalı bir oturumda eleştirmenlere bir george sand, bir de chlo dediği öne sürülür. yitik harfinin sırrı bugün bile çözülememiştir. kilise sırlarından bu üçüncüsünü çözmeye çalışan araştırmacıların gehinnom'da kıvrandıkları belirtilir. tevatür odur ki ana caddeyi ilk kesen sokak via dolorosaya kan kırmızısı gölgesi düşermiş, fevkalade salon adamlarının buluşma mekânının önüne...
entry numarasına** bakılırsa sıram da gelmiş zaten . . . aslında geç kalmadım . . . tüm iyi niyetimle bir zamanlar uğramıştım buraya . . . neyse, sonra onu boşluktan pasta üzerine damıttık, caldera bey* saolsun . . . lâkin pasta da yendi ve yine yazı kalmadı . . . hani söz uçardı yazı kalırdı? . . . ben bir yerlere iliştiririm az sonra; ben uçurulmadıkça o da uçmaz . . . ama ben uçarım . . . o da uçabiliyor . . . onun için seviyorum onu . . . uçma yetisinden dolayı değil, mâlum benzetmeye haklı olarak sebebiyet veren o apak kişilikten dolayı . . . daha bir sürü sebebim var . . . iki şeyi çok iyi dinleyip anlıyor: müzik ve ben . . . kendi sıkılıp sıyırmak üzereyken dahi gülümsemesiyle beni ve etrafını gülümsetmesi, mesela . . . eksik olmasın gülicükler* yüzünüzden bir ömür boyu . . . gülün, gülün, gülün . . . gül in cry out*, hatta, artık battı balık yan gider gibi tınlayan onayınızı da almışken . . . mahlası hesaba katmazsak, zamanında entryim ile düşüncesizce açığa çıkardığım şeyi bir gün bu ülkedeki kişiler ellerinde tuttukları yazılı nesnelerin ilk sayfalarında okuyacaklardır gibi hissediyorum ayrıca . . . umarım o günleri de görürüm . . . nice güllere, nice yıllara (şimdiden) . . .
iyi ki dogmus olan harika sozluk yazari, nice yillara.
turk kahvesi ve istanbul ozleten nacizane hanimefendi guzeli.
80 kere maşallah'ı hakettiği yetmiyormuş gibi, krmızı ile eflatun'un mükemmel uyumunu barındıran bünyedir. (bkz: hadi kalk saat çalıyor) (bkz: çok alametler belirdi vakit tamamdır)
fırlattığım didonun blixa bargeld aracılığıyla kendisine ulaştığını ve şu anda buzdolabında ikamet ettiğini öğrendiğimde dumurdan dumura sürüklenmeme yol açan sözlük yazarı. evet, afiyet olsun*
"maldiv adaları seyahatini tamamlar tamamlamaz gel, 5 tane tekila içelim şerefine, ayıp olmasın" dizgisiyle, üstatların beynini uyuşturmuş güzel. yalan değil; vakit tamam, özlediklerimiz lack an misali yanıbaşımızda. kaybolmadığı için teşekkür edilesi, varolduğu için yol şaşırtan, işte böyle böyle, orda burda haykırılan tek bir özdeyiş, tek bir cümle estiren kulaklarımızda: "this is her birthday". (nasılsın abla, cia'den mektup var, aç da bi oku hele...)
pembe flamingolar peşimizden kovalayabilirdi. ama pembe flamingolar"tısss" sesini duyamayacak kadar sarhoş olduları için 'peşimizi' hiçbir kovadan boşaltmadılar. kedi kapanışıyla kapattığı montlarını değişik bir yolculuk önerisi için bahis olarak sunmaya hazırdılar; çünkü bilindiği gibi değişik yolculuk önerileri tanrının dans dersleridir.. arkadaşımsın.
paralel paralel gülümseyen, asimetrik perdeli perdeli pilavlar yiyen, mitos mitos bakan,sahaf sahaf yürüyen, matematiği çok çok iyi olan, psikolojik destek. bitirimkongreci. neredeyse hemşeri. sonra sonra sonra... (bkz: şato)(bkz: red shoes)paralel uyaklı paranoya kesişim kuralı için:(bkz: evren)
yepyeni kitaplar ve hep istenen filmler arşivi sahibesi. kandırık bardağına doldurduğu yumurta likörü tadını anımsatan, kalkan uçakların asla düşmeyeceğini duyuran sesiyle, şehre dönüş mucizesidir.şah damarı yoktur ama geçirgenliği çay sohbetlerinde belli olur. seker pembesi kanı, devir daimi hızlı olarak akar ve kendisi bir süper iletkendir. roman kahramanlarına taş çıkartacak denli kadındır*.acar bir nacar macar salamı gibi boynu bükük sefertası safsatalarının babuuuusu. ve evet, nasıl yani?*.
flip flop flip flop flip flop... hanim kizimizin kuyrugu kah orda kah burda.. ellerine saglik yolun acik olsun...
ugruna mavi tayt ustune kirmizi don giyip sari emniyet*kemeri ile sokaklarda kosabilecegim kadin.
ortadan kayboluşu, milli piyango 2 trilyon talihlilerinden birinin 24 yaşında, mecidiyeköy gima'dan alışveriş eden genç bir anne olduğunu öğrendiğimizde açıklığa kavuşan yazar. parada gözümüz yok, kendisine sevimli oğlu m.j. (2) ve kendisinden "en iyi yatırımım" diye söz eden caldera bey (38) ile, thelma ve louis tadında bir yaşam dileriz.
bir yudumüstü analitik kafeinmatik.bilumum analiz ve yorumlarıyle beni hastası etmiş şahsiyet****kendime hiç geçmiş olmasın der, kendisine ise, tim burton kimmiş senin rüyaüstü çocukluk bahçelerinde derim.sözkonusu durumun müzikal anlamda ekmeğine yağ sürmek içinse kendisine renaud garcia fons'dan oriental bass çalmak istemekteyim.click here to listen
o bir tanedir; şarap kadehlerine kuşbakışı düşen lenslerin isimsiz şairidir. şehrin adımlarının haritalayıcısıdır, bu yüzden eşiklerin altına tahtadan yükseltilerkoymalıdır onun için. bir oda büyüklüğünde bir gül'dür ya da bir gül büyüklüğündebir odadır 0 -hangisi olduğuna hiçbir zaman karar verilemez ama asla birpipo değildir. botanikçe'de: gene gelin çiçeği.sessiz 'soluksuz' bir anımsama.
sol ayağı flip, sağ ayağı flop'tur kendisnin şıpıdık şıpıdık gezer yaz günü.
ogrendigimize gore su siralar haril haril tus'a hazirlaniyormus. kolay gelsin.
mangal gibi yurek derler ya, işte ondan lazım bu kadına. yoksa güzelliğiyle, aklıyla başetmek, ı-ıh çok zor. (bkz: sac kurutma makinasiyla mangal yakmak)
frenkçe misyoneri gözü bağlı gönlü açık yazar.. nes pa?
ruhuna da bakar falına da...
gidekalmaların* kalmak yanı..
cok guzel, cok iyi, cok tatli ve kesinlikle cok konuşkan. edebiyat ve psikoloji konularinda birşeyler anlattigi zaman sabahtan akşama kadar dinlenebilirligi olan harika bir insan. cok sevdim cook. yakin zamanda birlikte partiye gitmek istedigim şahsiyet.
kendisine geç kaldığım kişi.. [ zamanın lineer akışını kesintiye uğratarak her an'ı derinlemesine katetme becerisiyle ( bir su ki akışını askıya alıp durduğu yerde çoğaltan kendini, kendini hep daha dibe doğru oyan, ve bir iç sızısı gibi besleyen bu derinliği.. ), tüm yarım bırakılmışlıkları bile tamamına ( istese ) erdirebilecek kişi.. bütünlük hissi.. ][ yine de, kendini sürekli yeni açılmalarla kapatan ( yeni kapanmalarla açan ? ), bir sonraki adımı hiç atmayacakmış gibi, çıktığı yola hiç çıkmamış gibi yapmanın bütünlüğü.. ( bir sokağın tam da bir başka sokağa çıkacakkenki duraksaması.. "eşik" mi demiştiniz birgün ? ) ][ ardında biri olduğu bilinen kapalı bir kapıya yine de iliştirilen kısacık bir not: geldim, yoktunuz.. çünkü geç kalınmıştır.. çünkü herşey daha bir öncekini bilmeden bir sonraya ertelenmiştir.. çünkü ister istemez yarım kalacak olanın, tüm gereklilikler karşısında, kendini görmezden gelmesi, kendini yok sayması gerekecektir.. ] [ ( evet, "ben daha yokum" demiştiniz birgün, kapının ardından, belli belirsiz.. öyleyse neden, bendeki bu, yeni keşfedilmiş uçsuz bucaksız bir kıta gibi kendini sonsuzca, 'olasıya' duyuran bir yüze tanıklık etmiş olma hissi.. ? ) ][ şimdi elimde bir sandık dolusu boş kağıt, hepsine aynı cümleyi yazıyorum: henüz buradayım.. ]
mis melis.
obje küçük a'nın kitabını yazacak biri varsa o'dur derim.
gözlerimle kulaklarım arasındaki anlaşmazlığın ve uyumsuzluğun nedeni. devamlı sıçrayan kurgusal kadın ritmi, her adımda kilitlenen mekanik bacak kasları, savrulmayacak kadar kısa saçlar, zorla açılan gözkapaklarına sığdırılmış binlerce kod, arzu... arkası dönük, uzun etek liflerine birikmiş iri tuz kristalleri, iri anılar. düşsel topraklarda buruşan ölgün atomlar. orada öylece yayılmış, duruşunu not alan beyin ve pervazdaki ipek düşünce.
yeni performansı kentten kaçış üstüne kısa bir deneme haydarpaşa garında sergilenen güncel sanatçı..
kahverengi bolu tirtili.. hay allah iyiligini versin..
yunanistan'dan mektup var!saat beş sularında "çay pişirmenin incelikleri - demlik poşetleri ve su miktarı" konulu seminerine katılmaktan zevk duyacağız. ama bulmam gereken bir karım, vatikan'a giderken arkada bıraktığım bir kızım ve dizanteriye doğru almam gereken yollarım var, lütfen hızlı geçiniz sayın catherine. zaman: tindersticks'ın bisine iki şarkı kala.konu: sucuklu yumurtamalzemeler: taze ekmek, yumurta, sucuk, margarin. (tokum dedim ama mis gibi de koktu. yok muydu bi kırık daha?)chlo: flamingo yetiştirmenin de bir adabı var, canım... şerefli bir iş bu.
tüm ıslarıma rağman cenabetis spor kulubünün bir taratarı olmasını sağlayamadığnım * ,aylar sonra taksim meydanında tesadüfen karşılaşıp aaaa bak 10 dakka geciktin diyerek hayrete uğrattığın pek sevimli şahsiyet.
kendisiyle karşılıklı yapmaktan en keyif aldığım eylemlerin başında, elimizde örgülerimiz, karşılıklı sohbet etmek gelir. biraz ordan biraz burdan bahsederek saatler geçirmek işten bile değildir. bir ritüel havasında gerçekleşen günlerimizin genelinde;lacan'dan bahsederken aklına kahve yapmak gelen chlo şişlerini yavaşça koltuğa bırakarak mutfağa koşar. cezveyi kaybettiğini anlayınca boynu bükük geri döner. psikanalize usturuplu bi küfür sallayarak selanik örgüsüne geçer. televizyonu açıp açmamayı tartışırken ben lafı dedikoduya getiririm. kulakları biraz ağır işiten sayın gizli solak, dedikoduyu deleuze olarak algılar ve başlar anlatmaya. ben o arada aramızdaki fiskos masasının dantelini hafifçe okşarım. derken üst komşudan gelen gürültüyle laf döner dolaşır foucault'ya gelir. biraz duraklarız, ilmek kaçar. ben ördüğüm hırkanın kol kesiminin gelip gelmediğini ölçmek için chlo'yu ayağa kaldırırım. "ah, calderrida," der, "saadet kayadelen'in sergisine koyacağım bu ördüklerini... o zaman istediğin kadar bağır kızlara söyleyin kasabaya döndüm diye!!". yüzündeki hain gülümseme, derrida isminin üzerimizde yaratacağı etkiyi bilmesindendir. zira, oturur oturmaz elimize aldığımız örgüleri tersten örmeye, araya melanj yünler karıştırmaya başlamışızdır bile. kırmızı yorgunlarına itafen başladığı ama bir türlü bitiremediği atkıyı boynuna dolayıp, elinde ince belli çay bardağı, menopolitika üzerine düşünmeye başladığında aybalam, hava kararmıştır ve ben yakın gözlüğüm gözümde, burnuma konan sineğin rüyasını görmeye geçerim.halının üstündeki yün parçacıklarını kimse almaz. onlarla miyk veya muadili gelip oynayacaktır.
öyle elde dedektörle gezerek falan bulunamayacak *cevher. yıldız kayarken ne dilek tutulacağı sorunsalına son noktayı hatırladığım kadarıyla şöyle koymuştu: "yıldız kayarken dilek tutabilmek için, insanın hazırda bir dileğinin, çok istediği birşeyin olması gerekir." sonra, biri daha "yıldız kaydı" dedi. pasta şöleni*, kozmik şölene* dönüştü. tanıştığımıza memnun oldum.
falda söyledikleri* yavaş yavaş çıkan pek sevimli, pek şirin bi hatun kişi .. çok güzel gülümsüyo
artik taniyorum. kirmizi sacli, guzel gulen, guleryuzlu insan. essekligime ragmen sarilip open, benim de gun gelicek kendisine fal baktiracagim uzun boylu genc bayan.
eksi sozluk kahve bahane zirvesinde tanistigimiz, teknolojik fotograf makinesi sahibi, fal bakicisi, guleryuzlu insan. kendisi bizim sadece zipladigimiza inanmadigi icin queende bize katilmamistir. bir dahaki sefere, bir rock n rollda diyorum kendisine ...
tophane denen yerde pek konuşamasak da, sadece barda yer değiştirdiğimizi hatırlıyorum, güzel insan
hemen şimdi beraber tatile çıkasım gelen, burunumun dibinde çalışıp bi türlü görmediğim özlenilesi, ekol insan
kendilerini sadece siyah elbiselerle gördüğüm, hatta bu siyah elbiselerinin şıklığına bir iltifat olarak ikramlarda bulunduğum, "lütfen...lütfen içer misin...?" serzeniştlerime insan olmayı hatırlatarak çok kibarca "hayır" demesini bilen lakin kurmayı düşündüğüm ittifak güçlerinin içinde yer almasını da arzuladığım (potansiyelini gördüm ben onun ) kişilik.!
nabership'in muzaffer kanat komutani.
ezelden kuyumcu.nasıl başkan olunur'u bana öğreten keskin makas*.balkonda yetişen çilek fideleri ve elbette ki gül ağacının altına gömülen "benim olsun" resimleri. çizdiği resimlerdeki renklerin parlaklığını her sabah uyanıp "necati kalk" dürtüsüyle koruyan perican.günün menüsü:sebze çorbasıpatlıcan oturtmayoğurtçimdik kurabiye
kuşlar, çiçekler, böcekler ve tabii ki vapurlar temalı hayat hikayelerimizin öğleye, sabaha, akşama doğru yeniden anlatılışı, dillendirilişidir.kimbilir kaç oldu kendisini format usulü anlatmaya çalışmaya çalışışım buralarda, kaç kelime oldu, kaç harf, sorarım sana şair, kaç? sanki her seferinde formatladım onu, yarısına kadar gelinmiş bir kazak kolunu söküp yeniden örmeye başlamak gibi. çünkü her yeni ilmek atış, her, telefonu çaldırıp kapatmak sonrası saçmalamaya delaletti. salçalı ekmek yedirilmemiş, düşüp de kanattığı dizini saklamak için eve koşarak girip banyoya saklanmış, içmek istemediği sütünü beslenme çantasına dökmüş, geceleri saklambaç oynarken arka bahçelere saklananlara içerlemiş bir çocuğun milenyumvari döngüsüne şahitlik etmiş, yetinmemiş manipüle etmiş bir şeydir işte. nerden geldiği artık hatırlanmazken gitmeyeceği kanıksanmış, kapılar değişse de yedek anahtarlar şıngırdatılmış.ipteki cambazlar patır patır dökülürken, kahramanlarımız bir maceranın daha bitişinde, her seferinde biraz daha doldurdukları çantalarını sırtlanmış, rüzgara doğru yürümüş*.şöyle ki; cümle yok artık, söz bitti. çünkü benim de artık bizim var.
kendisi ile yaptığımız sohbetlerde ortaya çıkmıştır ki bizim bu hanım ile bir kaç günü dolduracak bir çok mühim işimiz bulunmaktadır. ikimiz de asla bu işleri asla gözardı edemeyiz. * * *
huzur veren insan. insan kolay kolay birinin yanında kendini rahat hissetmez, işte bunu sağlıyor, yanındayken dünya umrunda değil. ortaköy sahili, vapurlar, bank, ekmek arası köfte bi de yanında limon, daha noolsun ki...
ilk fransız kadını. ilklerin onunla ilk olmasının yanı sıra, uzun zamandır kağıt işine bulaşmış, bir türlü kurtulamamış bir ışıklı pano imalatçısıdır aslında. panoların içini dışını, özünü, harfini virgülünü mırıldanarak anlatır bize. hayat hikayesine kısaca bakacak olursak:1942 yılında nevşehir'in avanos ilçesinde doğmuştur. avanos o zaman sadece bir kasaba tabi. çanak çömlekçi olan dayılarının tüm karşı çıkışlarına rağmen okumuş, hatta olayı abartarak ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi'ne devam etmiş, mülkiyeli olmuştur. hayatının bundan sonraki döneminde trajediler arka arkaya gelmiş, hiç istememesine rağmen, irlanda'lı bir adamla zorla evlendirilmiş, düğün günü kendini gelin arabasından attığı için atar damarı kopmuştur. boğazındaki fiyongu fular sananlar aldanırlar.1996 yılında, kafasını sokacak havagazı fırını olmadığı için dünyanın en mutsuz insanı olarak dolaşan bir dadı almıştır kendine. bu dönemde tanıştığı bir müzisyenden (leopold brodin olduğu rivayet olunur) iki torun sahibi olmuştur. bu torunlardan biri halen sözlükte yazar olarak hayatına devam etmektedir. ışıklı macar panolarının ülkeye girişi sayesinde olmuştur. arkasından gelen ikarus otobüslerle de voliyi vurmuş, şimdilerde yakın gözlüklerini parlatarak hayran mektuplarına cevap vermektedir. iki kızkardeşi vardır. aztekleri hala özlemektedir.
kendisine görülecek nağmeler vaad ettiğimiz bir bünye. çalacaksan o ıslığı, soldan sayarak gel, belki bir insan bulursun dedik. dedik..
robert pingetseverlerin takdirini kazanmış yazar.
"europa'dan anakaraya bir hamsi kilcigi gibi bu memleket bizim!!*" mottolu secim kampanyam geregi motorize cikartmama destek vermis; halkla kaynasip, sade vatandasin dertlerini dinlerken kol dugmelerimi ilikleyen vefali yazar. (bkz: ordular ilk hedefiniz akdeniz ileri)
fal baktığını biliyordumama "banada bak" diyemediğim suserkısmet değilmiş diyip bir dahaki sefere diyerek sözlerime son veriyorum *
cüce şubat.
oyle biri var ki burada ;tedirginliğindeki dinginliğe , neşesindeki incinebilirliğe karşı kayıtsız kalabilecek bir insanın henüz doğmadığını düşünüyorum.aksine insan birini dinlerken , ancak bu kadar kendini dinliyor olabilir,ve konuşurken başkasının önünde konuştuğunu fark etmesinden ancak bu denli doyasıya keyif alabildiği vakit --sanki konuştuğu bu başkası bizzat kendisiymiş gibi--efsunlu bir şimdi'yi yaşayabilir;..bir başkası ki sana onunla olmanın mahiyetini yükleyen zerafetin bizzat öznesidir.konuşmayısürdürmenin hazzını sana tattıran da zaten konuşmanın içinde onun seni dinleyen bir başkası olarak bulunuyor olması değil midir ki ?.işte böylesi bir başkası olmuştur bende o! bendeki başkası...
yıldız kanamasını durduran, hurma bahçelerinden topladıklarıyla tiramisu yanı cennet yaratan, 3'lü kanepeye ayaklarını toplayarak uzanan, pozitifi negatife çevirirken dahi* her şeyi ters yüz edebilen kadınım*.kollarını kavuşturmuş 3 bebek var; ikisi benim, biri onun kafasına düşecek,et suyu iyi gelecek,üstünü çok örtersek terleyecek, ayağına çorap giydirmezsek oralarda üşütecek.(bkz: anne bana postmodern diyo bu)
havaya ifade balerinleri fırlatan bir dans okulunun **** sivastopol müdiresidir kendileri. onun diliyle konuşacak olursak dehşet cengiz biçimde sevmekteyim kendisini.pointi giyeni, direk ağızdan hayata salıyoruz, burda böyle. pek hoş , pek mutena.hiç kimseyi kayırmak yok.
elinde yagli recelli ekmekle top oynayan veletken serpilmiş, güzelleşmiş, mavi rengin hakkını vermiş bir hanımfendidir* kendileri.
doritos kardeşiliğinden bu yana "kaç dakka" geçti, bilmiyorum. ama cümle kurmaktan, ama öyle dişe diş, yastığa* kuştüyü cümlelerden hiç mi hiç yorulmadığını biliyorum. "yoğurdu çırparken öyle yabancı yabancı bakmayacaksın. evin bütün odalarını dolaşacaksın"ı, teşvikiye dolmasını, çevreyi korumayı, aslan terbiyeciliğini, televole'nin düpedüz saçmalık olduğunu, yıldız dökümünü, dökümlü kumaşları, kuruçeşme'ye heveslenip , kapının önünde iced cappuccino* höpürdetmeyi, kedi yavrularının bazılarının büyünce köpek olduğunu, aynaya bakıp üç kere "ayy naapıcam ben şimdi" diyince çakraların açıldığını, isteyince paratoner olunmadığını, printer tonerininse bu konuyla hiç bir ilgisi olmadığını, hatta bu tonere kartuş dendiğini, ingilizceyi, eflatunun aynı zamanda bir renk olduğunu falan hep o cümlelerden öğrendim. ayda 10 bin dolar harcıyorum, gene de anlatamıyorum.
şimdi şöyle söylenebilir -demin tostumu yakmam bir yana-; şu sıralarbir cinayet planı üzerinde çalışan ve bana latin adımlar atan bir smiley koymam için hiç bir baskıda bulunmayan, oynadığımız bir oyunda "simoviç"i tutup beni dumur eden oyun arkadaşı. (bkz: 827)(bkz: leo)(bkz: katmer)*
kut ile mut'un dogum sancisi, sut ve gol'un bas belasi. gloria gloria!!!
tibet tapınak yazıtlarında "bir köşede uyuyup beklemek hezeyan soslu hiperaktif gezintilerden iyidir" anlamında kullanılan sözcük. geri dönüşüm destekli kurbağalar yapıyor, üstelik öpülünce prens olmayacak kadar sahici bu kurbağalar."çay kahve bahane değildir" manifestosu yazacaktık, bir kahve molası verdi kendisi, bir daha haber alamadık.fütursuzca selam edelim; arkamızda vakur kuvakvak vokalleri, so frogile we are diyelim.
psikolojik profilimi binbir ayak oyunuyla ele geçirmiş muzip bi kız çocuğu (itiraz etme yolarım saçlarını). kedi çiftliği sahibesi.
cildir golune donus hazirliklarinda olan iyi niyet elcisi. ne de olsa bizimkisi bir yol hikayesi.
kedi çifliğinden sahiplenme, sebeplenme arzusu duyuran, evet nadide çiçek. paranoya altbirimi oldukça, yaşayacaktır kalplerimizde... ve fakat memlekete* mi gitti ne?
(bkz: cevirmen)**
bugün gördük ki* bu hatun süper fal bakarmış, insanı mutlu edicek şeyler söylermiş.. ayrıca kocaman bir gülümsemesi varmış.**
eksi sozluk sarap peynir zirvesinde gik cikartmadan herkesin tek tek el falina bakan, ve "ama bayanlara oncelik" diye incelik gostererek, aradan giren* orqan beyi arka saflara atan, karanlik gelecegime isik tutmus insan.
bıkmadan usanmadan o gül yüzü ile insanları kırmayıp fallarına bakanve kendisine tarot öğrenir öğrenmez ilk onun falına bakıcam *
eksi sozluk sarap peynir zirvesi bunyesinde duzenlenen "fal bakma senlikleri"nde* elimin bir "falci ruyasi" oldugunu soylemis kisi. gelmeden once cizgileri maket bicagiyla derinlestirmem ise yaramis demek ...**
eksi sözlük kahve bahane zirvesinde calderanın baktığı kahve falının şaşkınlığını üzerimden ataya çalışırken el falıma bakıp "bak serbestçe atıyorum" dedikten sonra beni bir şoktan alıp öbürüne atan, sürekli gülümseyen, çevresine huzur yayan kişilik.***
kendisine "bızdık" diyenlere 1 metre yukardan bakan, fincan tabağı ekolünü yaratan bir küçücük turşucuk. yoğurtlu çorbalar, havuç dilimleri feda kendisine.
az kalsın göğsünde nilüfer bitecek diye korkuyorum ben şahsen.
muhteşem iyi insan, cuma gecelerimin anne-i idare amiri :) sınav sabahları "sınav var uyaan" die haberdar etmeseydi heralde halen 1. sınıfta filan olurdum. tatlı tırtıl, miykkk
kahve bahane zirvesi ve şarap peynir zirvesinde kendisine bir miktar teorik ve pratik tavla dersi verdiğim için kendisinden kahve ve el falı bekleyenler kuyrukları oluştu*. ve inanılmaz derecede nazik bir genç bayan ve neverending smiley.
sakinliğine, doğallığına ve keskin zekasına her daim muhtaç olduğum kadın, göresim geldi, evet evet hamburger.
"kavgada söylenmez!"
(bkz: chloe)
şu saatte demlediği çay her zaman kış ortasında alınan kedili-pembeli bir mektup gibi kokan candır, insanı bağımlı yapandır.abla bunu yan kız kardeşlik masasından gönderttiler: (bkz: üzümlü kek)*
pantomim suratlı, ağlayan kadın lahdinde aynayı kendine çevirerek çözdüğü kimyasal gözyaşlarıyla , e'siz * derrida'nın annesini bir filozof yapmamak için yanlış yazdığı diffèrence. -çocukluk arkadaşı olabilir miyiz?
sahlep mevsiminde bir lunapark, peggy guggenheim bir çikolata olsaydı ne olurdu sorusunun cevabı, yarım yamalak suskunluk, kocaman sarılış, artaud'nun camdan düştüğü bir mekansal huzursuzluk, adsl kablosu cinayetleri, galata kulesinin kayboluşu; çocukken aramıza konulmuş sabit yaş..saçlarımızı kısa kestirince büyümüş sayıldık zamanı, ankara
o ki pamuklara sarılmalı, izole edilmeli inceliksizlerin parça tesirli cilt bozan, yürek kabuğunu delen edalarından, konuşmalarından. o ki sevilmeli incelikli bir insan gibi. üşüdüğünde o pamuktan giysinin içinde, gerekirse gözyaşı ile ıslatılmalı pamuk; sıcak kalabilmesi için.
chlo başliginin altina ne zamandir bir şey yazmak istiyordum ama bir turlu istedigimi anlatamadigim icin, anladim ki bu hicbir zaman olmayacak. o yuzden, şimdi, ben şoyle bir şey demek istiyorum: klo cok iyi bir insandir. onu gordugunuzde kendinizi iyi hissedersiniz. size insanliginizi bir bakişiyla hatirlatir. her şeyin iyi olacagini duşunursunuz. gercekten ama. cunku klo her şeyiyle gercek bir insandir. agzindan cikanlar da gercektir. ve - pek cok insanin aksine - kulagiyla dinledikleri de. cunku:klo cok iyi bir insandir ve cok iyi bir arkadaştir. ve ben onu cok seviyorum. kendisine girilen en kotu entry'lerden biri bu oldu sanirim ama ne yapayim, elimden daha iyisi gelmiyor.
erik satie'nin altına can erik şeklinde bkz vererek lafı ağzımdan beni de benden alan şahsiye.hastasıyız.ayrıca nevizade'nin keramet-i rastlantı alameti.alamet-i harika* hatta.
ayaginda pantuflasi, suratinda gülümsemesi, aklindan her an bin türlü hinzirlik geçiren haylaz kiz çocugu.
ya ortak katlarin en kucuguydu ya da ortak bolenlerin en buyuguydu... bundan tam emin degilim ama asla kat irtifaki sorunu yasamayacak kisidir. edit: 6 agutos 1997'den beri umit besen dinliyorum
(bkz: nevizade gazisi)
tuyapta altikirkbeş standin da aptal ama eglenceli bir muhabbet cevirdigim sonra lunapark zirvesinde spider manle hic bir alakasi olmayan kader aglarinin kesiştirdigi, ikimizin de birbirimize bir yerden gozum isiriyor sanki tribi bakişlara fil hafizam sayesinde bir aciklama getirdikten sonra kayboldugum tatli bir hanim kizimiz.
sevdiğim bir insan.
kendisinin bogazlar sorununu cozmek icin emrimde gorevli sahra tabiplerimin tumunu seferber ettim. yapilan tetkikler sonucunda derdine sadece yemeklerden sonra alinacak iki kapsul montro'nun deva olacagi konusunda uzlasmaya varilmis olup, bir sure daha musaade altinda tutulacaktir.
"kirilgandir ama kirilinca batmaz, duyarlidir ama duyunca bagirmaz, sakindir ama sessizlikten bunalmaz, sever ve sevmekten yorulmaz, bilin bakalim kimdir o?" bilmecesi, dingin firtina*
la paix hikayeleri:artik zamani geldi, chlo, ben, bona fide ve belki pembe panter; pijamalari kostumler, mor pijama ama prenses etegi olcak, soyle kabaran cinsinden. disarisi icin pasa uniformasi, lacivert ceket, sari puskullu apoletleriyle, ceket icinde sari-lacivert cubuklu forma. onlari zaten bona fide hallediyor. bina icerisinde ise bademcik ameliyatindan sonra giydigim beyaz zeminli kenarlari kirmizi cizgili pijama, gogsunde japon cocuk figuru var. ofisyal aile bademcik ameliyati formasi.ordekler var, ordekler chlo dan. bahcede bir at, ama zaten bahce sadece bir atlik. neyse ordekler, beyaz sepet, cilek toplamak, bogurtlen ayiklamak. alisveris merkezi de yakin nasil olsa.la paix diyaloglari:-bbc- eveet sayin baaaaay biraz one kaaaaay, vay canına vaaaaaaay nasilsiniz efendim yo yo?(01.12.2004 12:43:02) cevapla /msg ? -> x -chlo- duptıs duptıs duptıs tıs çataa iyiyim iyiyim ya siz bütün gece rüyamda pasaport aradım efendim. yeter ya.(01.12.2004 12:46:04) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: iiyim efendim ben de saolun. hayirdir efendim, yolculuk nereye? und ro ro und ro ro sen neymissin seeeeen, dillere dustum senin yuzundeeeennn(01.12.2004 12:47:14) -> x -chlo- fransa mıydı firene mi emin değilim efendim, pasaportu arıycam diye başka hiçbir şeye bakamadım rüya boyunca kınayman kınayman patpatpata alooo(01.12.2004 12:48:51) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: efendim pardon cevabimda geciktim. peki programda baska bisi gorunuyor muydu, pasaport aramaktan baska yapacaginiz seyler var miydi? öööööööö giigigi möh, öööööö ındırı yeh(01.12.2004 13:13:55) -> x -chlo- ordan oraya koşıyodum işte. hep birşeyler unutuyorum. defter kalem almıyorum yanıma en basitinden. pembe sırt çantam var. fosfoik. ben sevmem efendim fosfor. rayn gigsabayt(01.12.2004 13:17:27) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: efendim cantanin ici bos muydu, sadece pasaport cantasi miydi yoksa? pasaportun boyutlari mi buyudu efendim? u la la u la la u la la laaaaaa, passaparolaaaa ekranlardaaaa reezeger zellweger zaylender(01.12.2004 13:24:43) -> x -chlo- yok efendim sırtımda takılı boş bir sırt çantası vardı boştu. omzumda bi çanta daha vardı. of gitmesem mi dere, yok olmaz haydi hop etmeli ufaktan tan tan tan tan tandır üstü ayran(01.12.2004 13:25:50) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: efendim bos beyaz bi odada, havaya avile mi bakiyodunuz yoksa? bay baysekting ting ting ting tingggggg hop bili bili bili billi billi jiiin(01.12.2004 13:28:37) -> x -chlo- bu son plasemle eyvah. avile avile gider gelirim benim adım balerina cliff siz ne yapıyorsunuz han duvarları. han han han han. kontakt reset. season expired(01.12.2004 13:46:57) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: efendim ben de bi taraftan islerimi hallediyorum, diger yandan da msg.gelmis mi ona bakiyorum, is-sozluk sentezinden dem vuruyorum dort bir yana acil susam aciiil, iste susam sokagiiiiiii, kos heryere acilir her kapi, şemşiye, çeket, şarz, jarjör 4 silahşörler absi absi absi ab si(01.12.2004 13:51:04) -> x bbc -> chlo: (efendim bu arada musaade ederseniz bu dialog butunlugunu bi ara sozluge yazcam, yazili materyal olarak bulunmali bu la paix eserleri nin introduction i olmali)(01.12.2004 13:52:15) -> x -chlo- alert alert ! incoming fire transfer. şarzör şarzör. system low on resources system britanyanın köpeği. it it bildiğiniz it. geç de olsa gitsem mi, geç çok mu geç. gitmemek daha mı iyi. yeter ya(01.12.2004 13:53:51) cevapla /msg ? -> x -chlo- la paix ile ilgili öncelikle pijamalarımızı, atları, ördekleri vs anlatmak gerekmez mi, içim rahat, size emanet. koca iragov şarkılarının yazarısınız siz. la paixnin bahçesinde remil ağaçları olsun, beyaz sepetler. iragov şarkıları söylensin(01.12.2004 13:55:56) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: tereeeeeeeeeeeem ibo ibo ibo ibo atları nogay dan getirtiyoruz ozel olarak onların ismi de nogat, tel avil de buyumusler. mc nogat menu var tataristan tataryasi nda.(01.12.2004 14:00:32) -> x -chlo- ahahah evet efendim tabi ki nasıl isterseniz siz. ama bona fidely sözler susturulursa olmaz! la paixnin bahçesi nasıl konuşursa öğle. gidip sorayım mı lapaya. aklın hastanesi olur mu paşam. ben yine de sanatoryumdan yanayım. bavul almam lazım yalnız. bavul. fosforlu pembo sırt çantası takamam efendim. sormak lazım, nobel tatarı varsa gidemeyiz. teleklom buyrun.(01.12.2004 14:05:43) cevapla /msg ? -> x -chlo- sormak lazım, üşiyeler mi ısıyalar mı ıslanasıcalar mı nobran tatarlar mı çalışıyor orda.. da-da-da-da-da-da(01.12.2004 14:07:51) cevapla /msg ? -> x bbc -> chlo: efendim bona fidely sözler susturalamaz, hatta hemen bir ornek vereyim: ooo dudunduruuu vakiyanoz merinosss, vatakan vatakan kam tu tu tuuuuu komatsu kooo mat suuuuu du du hast du hast minşşş süd milş sanatoryum diil de oratoryum olmaz mi bavul-davul, sertavul geçidi zigana yahnisi(01.12.2004 14:12:54) -> x bbc -> chlo: da da daa aha aha aha ike shorumnu muylu, nifak(01.12.2004 14:14:06) -> x -chlo- havet havet. sabahtan beri hiç geçiriyorumdum. iyi oldu. oratoryum olmadı. krimatoryum? krimatoryum? bakın yine de stadt gürültüsü, alışveriş merkezi pörtlemesi, aile saadeti var yakınında. pentiyum. bunu alanlar bunu da aldılar. bunu alanlar bunaldılar huan luis bunual 3. tekin şahıs(01.12.2004 14:18:16) cevapla /msg ? -> x -chlo- şimdi eskiden bir takım sıralar vardı kapakları arşa kalkar, küttedenek çarpardı. onlar gerekiyor. da da da da için. ekipmansızız.(01.12.2004 14:18:58)
dehşetli düzeyde şahsına münhasır yorumları ve şefkatli/billur analizleri ile bünyede, "bana chlo lazım/evet evet o gelsin/o konuşsun" muadili bir takım temenni kalıplarının oluşmasına yol açmış, her dem ferah, selamı en bi'hep gerekli ve naneli kadın. yazı yazılmış olan sayfaları çevrildikçe müzik çalacak rüya defterimde adı yazacağı kesin bir şahsiye, arkadaşlarının çektiği aşk acısına tahammülü sıfır bir fem'anarşik peyzaj mimarı."hastasıyızherdem" marka bir kahve keyfinin diğer adı.
aç kaldığım günlerde bana bolca yemek getirerek hayatımı kurtarmış, yemek yapmayı* bilmediğini iddia etmesine rağmen oldukça becerikli, hamarat bir insan. bunun yanında hastalıklardan da anlıyor - h2000 öncesinde baaz ağrımı* ve yorgunluğumu geçirip beni kendime getirmiş*, yine hayatımı kurtarmıştır...düşünceli ve yardımsever tavırlarıyla kendisine hayran bırakan "sıcak" biri...*
her smiley çöküşünde olduğu kadar, yaratılan tebessümlerin* yanındaki oyun arkadaşı. karin doyurmayan yemekler yememe oyununu bana öğreten o bilge tırtıl. tori amos'un dediği gibi: 'oyun olmasaydı düşler devrilirdi.`
efendim bu kisi cok guzel tavla oynar, benim gibi bir tavla ustadini bile mars edebilmistir. bunun icin madalya takilmasi lazimdir. ha bi de her zaman guleryuzludur unutmamak gerekir.
mamanın pek cici arkadaşı. kızılötesi saçlı uzun bebek. zamanında pek mühim bir mahlukat için sıraselvilerde uludağ gazoz aramışlığımız vardır.
köşe minderine oturup da beklene beklene beklemeyi eskitmeyen kahraman. bugün bir saks mavisi, bir diğer gün pembe hissi. (bkz: kalaycı geldi hanım)
hic sikilmdadan bir saat dinlenebilen, ugrunda vapurlar unutulan kuzey asigi
el falinda da olsa bana ideal esi bulabilmis zirvelerde tanidigim (boyle olmaz badilistime de alcam) guzel insan.
konuşmaktan gerçekten mutluluk duyduğum ender insanlardan biridir chlo. daha konuşacak ve paylaşacak pek çok şey var ne de olsa, lakin beraber siz/sen karşıtlığını bile aşmış olmamıza karşın internette konuşmanın engellerini aşamamış, 1/0'lara mağlup olmuş durumdayız şu sıralar.
bele kanatlı bişi bele melek gibim sanki sanki bele kuş gibi
yakinsak geleceklerin en derin feylesofudur sayin ifade eksperi. henuz denemedigi sozcuk kombinasyonlari tarafindan yargilanmaktadir su siralarda, umulur ki oykuler, romanlar, oyunlar yazmaya mahkum edilsin, eserleri komidinlerimizi suslesin.hep orada olan kisidir kendileri, ilgiyle dinler, kusursuzca kavrar, maharetle anlatir, iz birakir.
haa bi de; bir grup yönlendirilesi başlık olarak:(bkz: yayinda tüm emeği geçen arkadaşlar)(bkz: penguenlerin ayakları neden üşümez)(bkz: bergama hazineleri)(bkz: kendimden biliyorum)(bkz: takım tutar gibi yazar tutmak)(bkz: turizmin şartları)(bkz: yaran entryler)(bkz: an irish friendship wish)(bkz: fisher izdüşüm formülleri)(bkz: irresistible)(bkz: kazaadan meyve sebze indirmek)(bkz: bütün parçaların güzel olduğu albümler)(bkz: haberin yok)(bkz: wireless keyboard)(bkz: hikayeli şarkı)(bkz: allah aşkına bkz)tabi, madem koymuşlar:.!
simdi söyle söylenebilir -tost makinem dahi olmamasi bir yana-..kendini gökkusagi alti leprechaun'u sanip, aslinda bizatihi mavi tayfin hemen hemen tamami ve yesil bantin bir kismi olan bir varliktir.anlayan varsa beri gelsin.
kendisi her ne kadar floransa cikisli olmasa da haftasonu itibari ile fahri fraulein nightingale rozetini hak edecek kadar sefkatli bir performans sergilemistir. sukran.
kayıp kıtalar prensesidir kendisi. yatağının altındaki nohut tanesinden rahatsız olan kaprisli ve gıcık bir prensestir, o ayrı.
enginar eksperi, mavi-yesil kuzey kaynak suyu. yagmurdan nefret edebilme egiliminin anlayici alaninda beraber yüzdügü yunus baliklarinin yarali yüzgeclerine pansuman yapabilen iyilestirici, reenkarne druid. dört yapraklisi olsun üc yapraklisi olsun yoncadan gecmeyen, saraptan secmeyen algi korumaciligi bekcisi.enginardan bahsetmis miydim?(bkz: sürrealsin dediler kiz vermediler)
hani böyleee feci yüksek dozda, pozitif bir enerji alırsın ya bazen... işte böyle biriyle tanıştım ben bugün. çok da iyi oldu ne diyim görüşmektir dileğim her zaman...
tuhafiyeci nermin'in hikayesini ağzından en iyi dinleyebileceğiniz o pek nadide tuhafiyeci, hatta itfaiyeci. ego terbiyesinin depresyon turtası ile ihtişamlı birlikteliğini tren yollarına kazıyan* mobil* nur. (bkz: hawaii sahillerinde bekliyorum)
kuzey denizlerinin kızıl prensesi ya da kızıl denizlerin gülümseyen vikingi...ya da başka biri, geçmişten bir yerlerden...
kendisi alternatif güncel bienal performansının baş aktörlerindendir. gün boyunca tesadüfi bir kronolojinin 71 parçasını tamamlamakla uğraşmıştır. en iyi performansı olan eminönü kalabalığına tedirgin bakışlar, otoritelerce bienalin bu yılki temasına* en uygun işlerden biri olarak gösterilmiştir. adaletin yerebatanda durmadığını öğrenince yıkılmış, verev başını hep dik tutmuştur. avrasya maratonu için numara bulma önerilerine bizzat katılmış, bu esnada çay içmenin pratiği üzerine adlı eserini kurgulamıştır. çok yönlü hafızasıyla ve kuzeye koşma isteğiyle takdirleri toplamıştır ayrıca. son zamanlarda fransızcaya felsefi bakışlar atmaktadır. narin, güzide, az bulunan insanlar soyundandır.
insanı hafifce gülümseten bir hikayenin baş karakteri sanki
bir yaniyla beni "paranoya altbirimi" gizli orgutune sokan, hayatimin lezzetlerini ve meraklarini kesfe cikmama destek olan bir femme fatale; diger yonuyle, aynada hergun gordugumuz seyin aslinda tam tersimiz oldugunu ve kimin turuncu, kimin mavi oldugunu pek kavrayamayacagimizi ve hatta bunun bir onemi olmadigini tekrar farketmemi saglamis bir kanatli varlik; varligiyla kafami karistirmasi uzerine kafasini karistirmam kacinilmaz sonucuna ragmen hala orada oylece durup bana baktigini gorebildigim, bakilasi ve anlasilasi insan... cok uzak, ama ayni zamanda cok yakininizda ucan bir belirsizlik imgesi... acilmayi bekleyen kilitsiz bir kapi... ama ya cok kucuk, ya da cok buyuk bir kapi... farkedilemezlik... cozulemeyesi cozumsuzluk... oldugu gibi kalasi anlasilmazlik... tanimlanamayan ucan bir cismin cazibesi... beni kisa cumlelerin sicakligina surukleyen antimadde...
(bkz: hey onbesli) (bkz: dagdan bir kiz geliyor done done)
ağrı kesici, sızı çözücü insan güzeli. kendisi ile ankara'ya gidiyoruz yataklı trenle, yolda çok içicez haberi yok. ben böyle güzel tatlı yiyen kimseyi görmedim henüz, baştan aşağıya ça me fait japonaise.
çok uzun zamandır hayatıma giren en tatlı insanlardan biri, doyamadığım sohbetlerin, çay saatlerinin çileği ve meleği. bir kanatları eksik diyordum ama eksik değilmiş, gözlerimle gördüm.onu her an heryerde görme şansına sahibim, winamp skininin mustisi, bir kedinin burnundaki tırmık izi, özcan deniz'in seymen ağa dublajından hakan şükür ve saffet sancaklı'nın en karanlık yönlerine kadar, bir ayrıntının verebileceği en büyük keyif o. sevgili mektup arkadaşı, dahası en sevdiğim tablonun baş kahramanı..
en bir tane. hakkaten ankara'ya trenle gidlir mi bir tane?
her genç sözlükçünün yaninda bulundurmasi gereken iyi+ insan... sonra?
kendisi kahve sevmese de yanında kahve içilmesinden hoşlanan bir sözlük zerafeti...
fosforlu yesil kazağın üzerine pembe sallantılı küpeleri en güzel uyduran, göz çevresi kremleri ve cilt gerginleştirici kapsüllerimizi değiş tokuş etmek için yanıp tutuştuğum kadın modeli. saçımın sarısını kıskansa da, söylemeyecem boyanın numarasını, kuafor ertugrul'da saklı kalsın, bir giz olarak dursun.
mukavvayı bilirmiş. kolileri... sonra taşınmalardaki zenginliği de bilirmiş. toplanmayı böyle...pek akıllı gibi ama sırt dekoltesine agassi reklamı alalım önerimiz için şöyle bir laf etti yenice: "ona toplar hazırladım ve bebeğini doğuracağım". dedim adı ne, dedi servis, dedim niye, dedi hem her dilde anlaşılıyor hem de babasının attığı, dedim ya gız olursa, dedi olmaz olmaz, dedim niye, dedi ben agasiye bi oğlan doğuramadı dedirtmem kendime *yine de (bkz: cholo).. toplamaya takmış, evet...
gülünce gözlerine inen yıldızlardan ötürü çok sayıda bilimadamının hedefi olmuş, ve yine bu şekilde karizmasını dağıtarak mahalleye çıkamaz depresifler kıraathanesine giremez olmuş bir canım. yani demek istiyorum ki cansın*, hatta bir şarkısın sen, papatyaları da aldın mı tamamdır.ben onun deplasman maçları sonrası şarap içebilme ihtimalini sevdim. bu uğurda kontör tüketmek, hafıza zorlamak, espri üretmek, back space tuşu yumuşak g basan bir klavye ile keyboard typing speed test rekorlarına imza atmak gibi eylemlerle lojistik destek yolunda baş koydum. önümüzdeki maçlara bakıcaz.
fala inanmayan beni falsız bırakmayan tatlı insan...
radyo dalgalarını asmak filmiyle yeniden gundemde. yillarin eskitemedigi pop icon. evet evet pop icon tabi benim gibi pop corn olacak degildi ya. ayrica dogma buyume 95'lidir.
cure zirvesi 2'de cok sohbet edemesek de tanistik sevdik kendisini. baska zirvelerde karsilasip şu bahsedilen flamingo konusunu netlestirmek gerekir herhalde.
ogrendik ki herkesin biyoritm dalgasini cizebilen bir insanmis kendisi, bunca zaman gizli tutmus hepimizden. el fali da bakar, daha once soylemis miydim bi yerlerde?
sakın sen şunu şu yüzden yapıyor olma, bak yeter bu kadar digital ortam daha analog üzerinden hallet olayları, biraz daha jestlere kay...bak bak bak.. bak bak bak..diye diye beni sanırım adam etti. veya bu mümkün değil de benim gözümü açtı herhalde biraz. yukarıda da söylemiştim efendim dikkatle dinlenmesi gereken son derece zeki bir kadındır kendileri. ben konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. son derece iddialı bir kadındır ama bunun bütün gücü bunu hiç göstermemesinden kaynaklanır. göründüğünden çok daha fazlasıdır o.
(bkz: its a jedi business)
gecen gun sandukamdan kendisine dair bir pusula cikti. soyle yazmisim sittinsene evvel: "gitti gideli rakilar buzsuz dedigim kadin, bekliyorum dongel sokak kedisi gibi." kaseyi de "turkish tembelly dancer bustro" diye vurmusum. kosesi yanik.
libido'dan lido'ya bir kisrak basi gibi dido yiyerek uzanan ince sahsiyet. donusu muhtesem olacak diye dusunuyorduk nicedir. muhtesemden de ote oldu. disco toplu konutlar insaasina baslamis kooperatif aidatimi ajandama not aldim. her ay dongel sokak subesine yatacak. futbol toplu spor konutlarindaki hissemi satiyorum ilgilenenlere duyrulur.
"var misin?" dedigimde "varirim" diyendir.
zihin açıcı entry'lerin nevi şahsına münhasır yazarı. sui generis. karması anlamlı tashih. okuduğumuz romanları tutturmuşuz lakin şehir olmamış. (ki söndürün ışıkları, sabah olmuş...)- 'baksana guildenstern, şimdi bizim bu aramızdakine arkadaşlık denir mi?'
üstüne tanımam diyeceğim ama üstüne tanıdıklarım alınacak. süper bir kız verendir ama:- kız tarafından bir ördek!sarayım mı burda mı takarsınız?
kendisini tanimadigim ama hakkinda girilen entryleri gulumseyerek,begenerek ve birazda (itiraf etmeliyim) kiskanarak okudugum sozluk yazari,dunya insani,guzel oldugu su goturmez bir gercek oldugunu sandigim,her ne kadar tanismamis olsamda herzaman gulmesini,mutlu olmasini,her zaman sevilmesini,kotuluklerin ondan uzak olmasini,kedilerinin saglikli kalmasini ve bana da fal bakmasini diledigim bayan insan...
87 88 sampiyonluk gecemizde yanyanaydik, bana donup soyle dedigini hatirladigimdir: "olduk bir kumpanya. oynuyoruz rumba. yorulmak bilmeyiz. haydi gencler rumba!" o zaman agzim doluydu cevap verememistim firsat bu firsat cevabimi veriyorum "rumbaaaaaaaaaaaaaa!!!"
kendisi harikalar diyarından. ismi alice olmasa da.
mandalina bahçelerimi, şalgam suları akan çeşmelerimi ne de fallarımı sakınmayacağım ev hayvanı türü. bekle bekle gelmez.. *
sazliklardan havalanan bir ornek verir sesi."1961- yesil corap giyenler dernegi"
mektup arkadaşı.
kendisiyle her sene ayakları olmayan emekli futbolculardan oluşan bir langırt masasının kenarında yeniden tanıştığımız bir aitsiz kimlik kitabı ve en sevdiğim bilgisayar oyunudur chlo. polonyalılar olmasa polonya olmazdı onu biliyoruz da chlo olmasaydı dostluğa bugün atfedilmiş anlamlar hiç olmamış olurdu benim için -gerisi kına ve jean pierre melville sinemasıdır. bu nedenle chlo, tanışıklığımızın sürdüğü günden beri merdivenin dibindeki gülümseyiş olmayı başarabilmiş nadir insanlardan olmuştur benim fiil-i meçhul nazarımda. kendi tarafımda bu süreç içerisinde açı-karşı açı eşitsizliklerine birçok kez dahil olmuş olsam da, onun bir şekilde nasıl becerdiğini bilemediğim mukavemetini koruma adaptasyonu (darwinist olduğunu sanıyordum) ve seksek oyunundaki başarısı (henüz yazılmamış bir cortazar öyküsü olduğuna eminim) bir şekilde kopuşu/uzaklaşışı (kopça olduğunu sanmıyorum) engellemiştir diye düşünürüm. tanışmadan çok çok önce olsa olsa solak bir kadındır diye düşündüğüm chlo, alabalık çayının ve diğer google'ın paltosuyla birlikte dikmeyi sürdürdüğümüz şeylerin farkına varabilmiş varlığımı, bazen bir çift mallarmé zarı içerisinde gülümsetmeye çalışan şahsıma hissettirebilmiş: çün çevrilemeyen 1 şiirdir. iyi ki doğmuş ve erdemle kırbaçlanmış da onu sevebilmişim. "hem ölümlülük ölümsüzlük söz konusu mu hala" *
pek yakinda teyzem olacak gorunmez kadin.
çiçeği burnunda deyze. 50 santimlik bezelye prenseslerini kim fidan edecek? sazlıklardan havalanan bir örnek sesim...
yeşil otlar arasında bir grasshopper.
bazı dillerde; haddinden çok anlayan demektir.
karşılıklı rönesans halindeyiz. sonra taş çevirme oynuyoruz, ben sarısından tutuyorum, o yeşilinden. şuraya bir de deniz atsam, az sahille pek güzel oyun, pek güzel makarna. "the words are only speculation(from the latin speculum, mirror):they seek and cannot find the meaning of the music." ashbery.
uzaklardan a.s.o.s veren.
bana baka, galiba, işbu sözlüğün en iyi yazarı. sözlük yazarı olarak değil, yazar olarak ama. uzunca düşünüp döndürüp kafamda çıktığım sonuçtur.
bahar gelince, kısa kısa, on dakikalık uykulara yatıyor; pencere önlerinde, esintiler altında, içeri çaktırmadan uzanan bir dalın yeşil yaprağı gıdıklamasa uyanacağı da yok. yine de beyaz pikeler örtüyorum üzerine.
rakim cok yuksek! buzunu barometreni kap da gel diye seslendigimdir.
dert ortagi, universite yillarindan arda kalan en guzel hediye. beyaz melek kanadi.
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |