|
|
16 aralık 2004 tarihli hürriyet gazetesi'nde yazdığı "ağlayan yıldız" adlı yazısında 14 aralık g mall yangını nda can pazarına düşmüş insanların özellikle erkeklerin ağlamasını " karizmayı çizmek" olarak değerlendirip insanlık anlayışını bir kez daha gözler önüne seren kişi. bir köşe yazarı insanların gülmek kadar doğal olan tepkisi ağlamayı erkekte görünce "karizmayı çizmek" olarak değerlendirebiliyorsa ve bu değerlendirmesini de ayan beyan bütün millete iyi bir halt etmiş gibi açıklayabiliyorsa bırakın insanlığını kaybetmiş olmayı belli etmesini, ekmek yediği işi yaparken her şeyden önce halkın nabzını tutup o konuda halkın ne düşündüğü hakkında en ufak bir fikir sahibi olmadan zikir sahibi olduğunu ortaya koymaktadır. o yangının hemen akabinde ekranlara yansıyan görüntülere bakarken bir vatandaş olarak çok ama pek çok üzüldüm. o insanların ünlü ünsüz olduğunu düşünmeden, ağlayıp ağlamadığına bakmadan bir eğlence ortamına gitmişken bir takım kişilerin sorumsuzluğu yüzünden ölümün eşiğine gelmiş olmalarından dolayı çok üzüldüm. o şanssızlığı o an yaşayanın kendim olmadığına sevinirken başı bozuk insanların yarattığı böyle bir sorumsuzluğunun her an başka bir yerde başıma gelebileceğini düşünerek de dehşete düştüm. kimsenin karizmasını yerinde olup olmadığı aklımın ucuna bile gelmedi. sadece o anda bu işten yakayı böyle bir korku ile sıyırmış gözüken insanların bundan dolayı yarın öbür gün ne gibi sağlık sorunları ile karşılaşacaklarını, ciğerlerinde bir sorun olup olmayacağını, hatta bazı kronik rahatsızlığı olanların bunun faturasını çok daha acı ödeyeceğini düşünüp hayıflandım. vatandaş böyle düşünürken sevgili köşe yazarımız ise anlı şanlı diye nitelediği bir çok erkek sanatçımızın baca temizleyicinden beter olmuş hallerine bakarken bunları düşünebilmek yerine insanların vakurluğunu koruyup koruyamadığı, kimin ne kadar ağlayıp kameralara ne acınacak durumda yansıdığı ile uğraşmış. yazıklar olsun ! ! ! ertuğrul özkök beyefendinin bu yazısının tamamı için:http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~510852,00.asp
"akıl oyunlarıyla oyalanma"k
(bkz: verkurtul özkök)
türkiye sınırları dahilinde yazı yazdığını hayal edemediğim, yazı yazması için muhakkak yurtdışına gitmesi gereken yazar. haftanın 4gününü avrupada 2gününü amerikada geçirir. yazısını gayet normal yazar, ama bi köşesinde o sırada hangi avrupa şehrinde bulunduğundan muhakkak bahseder (sofyaya 4 yıl önce geldiğimde beni karşılayan soğuk şehir gitmiş, yerine avrupalı modern bir metropol gelmiş, vs).çok önemli temaslarından bahsettiği yazıları ayrı bir önem taşır,"dün akşam oxford street no:75 teki şık restoranın çok elit konukları vardı" formatında başlayan bi yazı çok enteresan olur, zira orda ertuğrul özkök ün dünyanın bilimum önde gelen milyarderleriyle bizzat yapmış olduğu o çok özel ve sıcak sohbeti, ayrıca o sırada içtikleri 50 yıllık eşşiz şarabın da üretim hikayesini öğrenme fırsatı elde edersiniz. en fazla infiale yol açan yazıları ise "bunu niye tartışmaya açmıyoruz" şeklinde yazdıklarıdır. böyle başlayan yazılarında türkiyenin bilimum olmazsa olmazlarını sorgular, sorgulamayanı statükoculukla suçlar. şu ana kadar yazdıklarından hareketle bu yazarın anayasanın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 3 maddesini bile tartışmaya açabilecek kapasitede olduğunu gördüm, iyice dumur oldum.20 yıl öncesinin çok sıkı bir solcusunun şu an böyle fikirlere sahip olacak kadar değişebildiğini görmek de şaşırtıcı tabi.(bkz: 6. filo defol'dan god bless america'ya)
sonuçta kendi yarattığı çamura düşmüş adam.yalancı çoban.yazık, bu adam öldükten sonra kim gerçekten iyi bilirdik der ki?bugün yine koymuş başlığı "2004'ü beğenmedi".beğenmeyen cumhurbaşkanı, koca devletin başı.hiç olmazsa "sezer" falan yaz başına.altına yine sayın sezer'in olup olabilecek en kötü fotoğraflarından birini koydurmuş kocaman.adam senin sonun hayır değil benden söylemesi.
olası bir sol parti iktidarının sabahında, azılı komunist olarak uyanmasını bekledigim, her devrin adamı
metal firtina romaninda "gelin itiraf edelim" konseptiyle "gelin teslim olalim" baslikli gazete yazisini yazdigini dusundurulen sahis. acikcasi kendisini ve yazilarini dusununce aklima gelen ilk kisi olmasi beni hic sasirtmamistir.
eski adami/kadini nurcan akad tarafindan da hakkinda kötü konusulmus insan evladi. sevmem etmem ama nedir bu sirta saplanan hancerler, merak ederim.
'sınırlı sorumlu dünya ilkel fikirli narsisistler birliği kooperatif konfederasyonu'nun türkiye temsilcisi.
bugunlerde korkunc bir reklamla ortalikta olan adam...daha ne kadar korkunclasabilir acaba?
nasil boyle bir yerde oldugu, yerin nitelikleri arastirildiginda oldukca net olarak ortaya cikan kisi
son derece burning turning bir insandır kendisi.
tam da acaba bu rezil şey bugün ne yazacak diye düşünürken, bir başlık olarak gördüğüm ve birden sinirlerimi altüst eden yaratık. şimdi okumaya gidiyorum kendisini, bilgisayarı parçalama olasılığım çok yüksek.
"mesela, saddam'dan kurtulmuş, düzenini kurup, petrolünü halkına harcadığı için gelişen bir irak." diyerek ne kadar aptalca yorumlar yapabildiğini ve yapabileceği yeniden bizlere göstermiştir bu şey. başarılarının devamını diliyorum.amerika ırak'a demokrasi getirecek efendim, demokrasi.*
masa olmak kolay degildir. en azindan soylendigi uzere bir seyler yapmaya calisiyor denilebilir. insani mode off da olabilir. sacma sapan bir reklamla ortaya cikip iyice kil da ettirebilir. insan ancak bu kadar "olmayabilir".
gazeteci olmayan insan. hurriyet gazetesi'nin yayin yonetmeni olan insan.ertugrul ozkok gazetecilik yapmaz, genel yayin yonetmenligi sirketlerin genel mudurlugu ile esdegerdir. gazete genel yayin yonetmenleri;gazetenin ayakta kalabilmesi icin kilit insanlardir, gazetenin alacagi politik gorusleri belirler,gazetenin anlasmali oldugu/bunyesinde bulundurdugu kuruluslar ile yakin iliski icerisinde bulunur,hatta bazi zamanlarda reklamlarin politik derecelendirilmesine gore ne zaman nereye konulacagina karar verir,onemli davetlerde gazeteyi en ust duzeyde temsil eder.bunlarin yani sira, herhangi bir genel mudurun yaptigi isleri de yapar. bu islere, gazeteye para kazandiracak sirketleri gormek,ileride iktidara gelmesi muhtemel politikacilarla iyi iliskiler icinde olmak, gazetenin kadrosuna alinacak/cikarilacak yazarlarin eger ozel bir onemi var ise bu konudaki dusuncelerini yazi isleri mudurlerine belirtmek,gazetenin icinde bulundugu maddi durumu gozden gecirmek,gazeteye daha fazla kazanc saglayacak baglantilari yapmak dahildir. (gazeteyi bir sirket olarak dusunmek neden boyle yaptigini daha iyi anlatir.)gazetede hangi yazarin ne yazdigi, haberlerin nasil yazildigi, kimin ne sekilde neyi ifade ettigi bir kriz cikmadigi surece direk olarak genel yayin yonetmenlerini baglamaz. genel yayin yonetmenleri birer is adamidir, para kazanmayi saglamakla yukumludurler. bir is adamindan insan olmasini beklemek yanlistir, cunku onlarin gorevi ileri gorus ve zeka ile isin devam ettirilmesidir, ahlaki ve baska nedenler bir dereceye kadar onlari baglamaz. ertugrul ozkok turkiye'de buyuk soz sahibi olan bir is adamidir. yazdigi yazilar hosa gitmiyor olabilir, ama unutmamak gerekir ki ertugrul ozkok'un kosesi bir fikir kosesinden daha cok bir pazarlama ve kamuoyu nabzi yoklama kosesidir.
enis batur'un kendisinden rahmetli diye bahsettiği nikah şahidi.
ayrıca bir yazısında alparslan türkeş'e, bölücü terör olaylarını fırsat bilip memlekette iç savaş çıkartmama lütfunda bulunduğu için teşekkür etmiştir kendisi.
(bkz: özkökyolu)
en samimi, toplum bilimci ve edebiyatçı. kafası son derece iyi çalışır. zeki insan. kendisi hakkında yapılan ve asla gerçeği yansıtmayan değerlendirmelerin hangi komplekslerin açığa çıkması olduğunu iyi bilir. espri yeteneği tartışılmaz. matematik düşünen sosyal bilimci. hürriyet gibi büyük bir gazete nin yayın yönetmenliği en uzun süre yapan kişi. şimdiye kadar ne yaptığı belli olmayan müstehar isimli değerlendiricilerin kendilerini gizleyerek tanımadıkları; eğer tanırlarsa altında ezilecekleri biri. kendimize bile itiraf edemediğimiz şeyleri tokat gibi yüzümüze vurması biraz canımızı sıkıyor gibi...
aydın doğan'ın kızıyla evli. hürriyet gazetesi'nin genel yayın müdürü. ercan saatçi nin kayınpederi. fenerbahçe kulübü üyesi.balkanlardan göç etmiştir. ege'nin bir kaç ilçesinde yaşamış, özellikle akhisar'da uzun süre kalmıştır.yazılarında, ulusalcılık ve milli görüşçülüğe karşı olduğunu belirtse de, ikisini de yapan kişi. gezi yazarı. havasını da gezdiği gördüğü kişileri sıralayarak basar. yazılarında saplantılardan uzaktır. kendisinin de dediği gibi "bitli muhacir öyküsü"...
hakkındaki tüm goruslerimin "gotumuze girebilir" gerekcesiyle silinecek kadar igrenc oldugu bir 21. yuzyıl turkiye karakteri.
son yazdığı köşe yazsında siperlerinde beyaz bayrak çekip teslim oldukları halde öldürülen askerler konusuna değinmiş ve suçun öldürenlerde değil ölenlerde olduğunu iddia etmiş bişey.
(bkz: ertugrul ozkok bagdattan bildirsin kampanyasi)
hali hazirdaki yazdiklarini, surda yazilanlari okudukca sinir sonucu olusan bir titreme gecirmeme sebep olan tanimsiz organizma.
bugun şunları yazmış olan yazar:"o gece hepimiz mutluyduk.zülfü livaneli bir kere daha hepimizi buluşturmuştu.bu defa etraf o kadar da ıssız değildi.otuz yıl boyunca her tür bozgunu, iftirayı, hakareti göze almış bir avuç maceraperest, beş on isyankár oradaydık."(bkz: isyankar)(bkz: maceraperest)(bkz: oksimoron)http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~580276,00.asp
kendisi 9 kasım 2003 günkü pazar yazısında "beatles'ın, rolling stones'la başlayan müzik ihtilalinin, 1917 sovyet ihtilali'nden daha önemli olduğunu düşünüyorum." buyurmuştur.
serdar turgut'un akşam'daki eleştiri yazısına feci halde bozulduğunu belli etme ihtiyacı duymuş, hürriyet'te çalışan üst düzey yönetici.
(bkz: bin laden süsü verilip amerikaya salınacak kisi)
benim gibi, televizyon olmadan uyuyamadığı söyleyen şahıs.
işbu entrynin yazılma nedeni, ertuğrul özkök'ün ne kadar embedded bir gazeteci olduğu hakkında konuşmak değil, türkçe'de yer etmiş güzel bir deyimi hatırlatmaktır sadece. belçika başbakan yardımcısı laurette onkelinx'le yaptığı görüşmeyi anlattığı yazısında devletine ve ordusuna ne kadar sadık olduğunu, tam bir vatan bekçisi olduğunu özellikle belirtmiş mediyokratlarımızdan biridir sevgili özkök. (bkz: http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~547185,00.asp) efendim, özkök ve hürriyet şürekası laurette onkelinx'le uzun bir görüşme yapmışlar. onlar sormuş, belçikalı siyasetçi yanıtlamış. ama muhabbetin bir yerinde bu defa belçikalı siyasetçi sormuş. "şu an türkiye'de ordunun rolü ne durumda?" diye merakını nüksetmiş.ve bizim karga özkök hemen yanıtlayıvermiş:"ordu türkiye'de en güvenilir kurum. son kamuoyu yoklamalarında avrupa'da da orduya bir güven olduğu görünüyor. türk ordusu tarihte çok olumlu rol oynadı. bulunduğumuz coğrafyada ordumuz özel bir durum kazanıyor. genelkurmay başkanı çok olumlu rol oynuyor. demokrat bir kişi. mgk'nın yapısı değişti."imdiii, garibim belçikalı siyasetçi aldığı bu yanıttan sonra türkiye'de eğitime ve sağlığa ayrılan payın orduya ve silahlanmaya ayrılan paydan kat be kat düşük olduğunu nerden bilsin?, bu en güvenilir kurumun cumhuriyet kurulalı beri üç buçuk darbe yaptığını nerden bilsin?, ordunun -hala- sivil siyasetin önündeki en temel engellerden olduğunu nerden bilsin? bittabi ertuğrul özkök'ün sorusuna hakkaniyetle yanıt verecek gazeteci olmadığını nerden bilsin..?dönelim güzelim türkçe'nin bu entryyi yazdıran güzelim deyimine: "kergedan gezenin dimdiği pohte olu."meali:"kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz..."
bir zamanlar, sanırım on beş yıl kadar önceydi, "elveda başkaldırı" diye tuhaf bir kitap yazmış olan şahsiyet... gençliğin artık hiçbir zaman politik başkaldırı bilinci atmosferine girmeyeceğini söyleyen bir kitaptı... eski solcu arkadaşlarıyla yol ayrımına girdiğinin geç kalmış belgesiydi bir anlamda...ertuğrul kürkçü bu kitabı şöyle değerlendirmişti: "ama bizim ertuğrul'un başı hiç kalkmamıştı ki zaten. neye elveda diyor, anlayamadık!" ...
nedensa bana parayi veren dudugu calar ozdeyisini animsatan kisi*
yazılarını dmc'ye bağlı şarkıcıların yeni çıkan albümlerinin tanıtımını yapmak için de kullanan hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni. bu yazıların en münasebetsizi ise mirkelam'ın albümünü tanıtmak için 2001 krizinin göbeğinde olduğumuz günlerde yazdığı yazıydı. yazısında (kelimesi kelimesine aynı olmayabilir) "arabamla (yoksa cipimle mi demişti?) cumartesi öğleden sonra bebek yokuşundan aşağıya iniyordum. trafiğin yoğun, etrafın cıvıl cıvıl olduğunu görünce krizin bitmek üzere olduğunu düşündüm. bir yandan da mirkelam'ın bilmemne şarkısını dinliyordum, nasıl da güzel..." gibi gerçek yaşam şartlarından kopuk, "tiki" söylemler vardı. yazıyı okuyunca, insanın erkut abi olup bunu bebek yokuşundan alıp sultanbeyli sırtlarına salası geliyor. görsün bakalım bir kriz ne durumdaymış. buna ilavetern günde beş bin defa mirkelam'ın albümünü dinletip bir daha dmc pr'ı yapmamaya yemin ettirmek gerekli tabi, erkut abi olsa daha da iyi fenalıklar düşünürdü ya neyse.
hakkındaki naçizane yorumlarımı çok sert olduğu gerekçesiyle çöp kutumda bulundurmak durumunda kaldığım, sinir uclarimi tahrip eden insanımsı.
26 mart 2003 itibariyla nşa bu taraklarda bezi olmayan ergin yıldızoğlu'nu dellendirmiş bir zat-ı şahane:cumhuriyet'ten:"...farklı bir gezegende yaşayanlar da var. örneğin büyük bir gazetenin başyazarı bir adam, ülkesini savunacağına teslim olmaya çalışırken ölen iki iraklı askerin imajını, direnişi karalamak için satıyor. on yıldır ambargo altında inleyen, yoksul bir ülkenin, şimdi dünyanın en zengin, dişinden tırnağına kadar en son teknolojiyle donatılmış çelik yelekli askerine teslim olan askerlerini, ''üzerlerindeki de üniforma mı çaput mu?'' diyerek aşağılıyor. ama umm kasr 'dan, necef 'ten, nasıriye 'den hiç bahis yok, barbarların basra 'ya girmeye cesaret edemediğinden de... adamın yaşadığı gezegende vatan diye bir kavram yok belli ki. her gelene, eğer silahları yeterince büyükse, dağıtacak parası varsa, köle olmak âdet... geçen yüzyılın büyük olanaksızlıklarla sürdürülen bağımsızlık savaşları, kurtuluş savaşı, cezayir savaşı, uzun yürüyüş, yoksul vietkong askerlerinin zaferi de belleğinde hiç iz bırakmamış. son aylarda iyice ''dağıttı'' . savaş karşıtı gösterileri, ''bakın sarı kırmızı var'' diyerek jurnalledi. ne de olsa eski solcu, aklı sıra biliyor sarı ve kırmızının ne anlama geldiğini. illa türkiye'yi savaşa sokacak. illa amerikan askerlerini ülkeye sokacak. illa da kredisini alacak... barbarlar kapıya her dayandıklarında işte bu ''tipler'' sayesinde içeri girdiler. bu toprakların en eski savaşlarından birinde, truva 'nın sonunu da kassandra' nın ''hediye getiren yunanlılara'' karşı uyaran sözlerini dinlemeyen aç gözlüler hazırlamadı mı? tahta atı içeri almasalardı hemen, birkaç gün bekleselerdi... belki truva'nın kadınları, çocukları, siyah karınlı gemilere doldurulup köle diye satılmazdı uzak adalarda, tarih başka türlü yaşanırdı..."
9-13 haziran 1980 tarihleri arasında ankara'da yapılan insan haklarının felsefi temelleri sempozyumunda, "insan haklarının yaygınlaştırılması için kitle iletişim araçlarında felsefe" başlıklı bir bildiri yayımlamış olan eski öğretim üyesi.
kendi kategorisinde, iğrençlikte yarışabileceği rakip tasavvur edemediğim, mister no kılıklı köşe gönderi.
hürriyet gibi bir gazetenin genel yayın yönetmeni olabilecek tek insan. (bkz: tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş)keşke ıssız bir sokakta karşıma çıkabilse.*
muttefik gucler kuzey cephesi sozcusu
(bkz: ertuğrul özbush)
yazılarını okuduktan sonra talcid, asidopan fayda etmez, öyle dokunur bünyeye.
(bkz: dikine insan kesme arzusu)
akillara zarar bir mantikla masonlugun siynozim ile ilgisinin olmadigini kendince ispatlamis gazete kosesi doldurucusu. burundi bayraginda, sultan fatih'in turbesinde, hayrettin pasa'nin sancaginda da davut yildizi seklindeki motif kullaniliyorsa ve bunlarin siyonizmle alakasi yoksa masonlarin da yahudilikle bir baglantisi olmamasi gayet normalmis. anadolu kilimlerinde bile bu motif cikabiliyormus, masonlar dayanisma ve iyilik meraklisi bir toplulukmus, onlari siyonistlikle suclamamaliymisiz.... kendisine bizleri aydinlattigi icin tesekkur ediyor, tencere yuvarlanmis kapagini bulmus damadi ile daha bol servet dolu bir yil diliyoruz.
da vinci şifresi kitabi icin şeytan ayetleri benzetmesi yapan garip kişi.
eski solcu, yeni firsatci*.
türkiye dışındaki her ülkeyi sevebilecek fırsatçıdır kendisi.(bkz: satıcı)
mazoist bir eylem cercevesinde yazilarini okumam sonucu beni sinirden sinire kosturan gazetecimsi varlik
gün geçmiyor ki, bu zat kendi kendini küçük düşürecek yeni bir şey bulmasın. dün de köşesinde futboldan anladığını göstermek istemiş, lakin yine olmamış. buyrun:http://www.hurriyetim.com.tr/...-m@nvid~484676,00.aspbu zata göre:1. artık önemli olan yerel ligler değil, avrupa ligiymiş. günaydın ertuğrul bey, saati kursanız biraz daha erken kalkardınız.2. fenerbahçe taraftarının avrupa maçlarını yeterince önemsemediğini, statta da bu ruhun eksik olduğunu yazmış. insanın ercan saatçi gibi damadı olursa, fenerden ve futboldan da bu kadar anlar işte. birincisi o taraftarın avrupa maçlarına, şampiyonlar ligi'ne verdiği önemi 3 sıradan fenerli ile konuşsan anlayabilirdin. galatasaray uefa kupası'nı aldığından beri fenerliler için önemli olan tek şey avrupa'da başarıdır. bu yüzden her sezona şampiyonlar ligi şampiyonluğu parolası ile başlarlar. aralık gibi "bari uefa'da çeyrek final görsek" derler. ikincisi ise o stadın eksiği adam gibi bir başkan ve başarıdır.**
yazilarinda ilkokul kompozisyonlarinin tadini aldigim kose yazari.(bkz: ayse arman)*
türkiye'de insanların hak etmeden bir yerlere gelmesinin en güzel örneğidir. her üç yazısından birinin hatunlarla ve seksle alakalı olması ise cinsel yaşamı hakkında kafamızda zaten var olan soru işaretlerini daha da belirginleştiriyor.
ayse arman'in biraz daha cahil olani.
entel liboş.
ayni isimde bizim mahallede yasayan yavsagin yalakanin teki vardi bu ismi gorunce hep onun serefsizliklerini hatirlarim lakin bu guzide yazarimizla elbet hic alakasi yok o hem daha kisa boyluydu
tek bir gun amerikanin iraga saldirisinin mesruyeti ile iligli tek satir hatta tek kelime yazmamis bu sahis gunlerdir iragin ne kadar kotu, yoksul bir yer ldugunu yazmakta, oraya düsen bombalari savunmaktadir. dun artik dayanamayip acikca soyle bitirmistir yazisi. su koalisyonda bizde olsak ne kadar guzel olurdu demistir. kimil zararlisi bile bu adamdan daha yararlidir ulkeye.
oktay eksi basligina yazmisim ama buraya da yazalim:zamaninda ozkosk denen insana feci haddini bildirmistir (ki bunu ertugrul kendi yazmistir). ertugrul ozkosk ilk defa hurriyetin basina gectiginde oktay eksiye "size oktay bey mi, yoksa abi mi diye sesleneyeyim?" diye sormus. cevap: "sayin basyazarim diyeceksin" olmus. (bkz: pat)
meşhur "güneş taner konuşması"yla unkapanı piyasasını hareketlendirmiş damadından daha iyi kasetler doldurmuş ultra modern köşe yazarı.tarih 22.10.1998 aşağıdaki telefon konuşması , hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni ertuğrul özkök ile teşviklerden sorumlu devlet bakanı güneş taner arasında geçer. devrin başbakanı ise mesut yılmazdır. e.özkök-ya şimdi güneş biliyorsun bir tane karton fabrikası kuruyoruz kocaeli de ondan sonra ee..size bir teşvik başvurumuz var.g.taner-tamam.e.özkök-50 milyon dolara kadar teşvik veriyorsunuz,şey pardon 50 milyon dolar en az olacak.bizim 80 milyon dolarlık falan bir teşvik..g.taner- eeee veririz...........g.taner-dışarıda eğer sıkıntımız olmasa ben içeride şeyi temizleyeceğim.yani benim sıkıntım dışardan kaynaklanıyor.dışardan anlamadığım için şey yapıyorum. bir tarafta onlar, bir tarafta seçim, bir tarafta şey türk ticaret bankası , nedir ulan başımıza gelenler...e.özkök-hakikaten ya bu türk ticaret bankası olayı.. bu gazete.. yine biz şey yapıyoruz bir tarafta.g.taner- hı..e.özkök- yazıyoruz abicim.g.taner- yazmanız lazım çünkü yarın siz de çok zor durumda kalırsınız ya.e.özkök. evetg.taner- mehmet emin le görüşmüş seninki.e.özkök- evet görüştü,görüştü.g.taner- ondan sonra tekrar görüşekler herhaldee.özkök- onun davası ne?g.taner- ben şey yaptım ona dedim ki yahu yap bu işi..e.özkök-doğru doğru, peki yahu güneş, verin artık bunu satış falan verin bunu ya.g.taner- ya vericez de,şimdi devletin şimdi.e.özkök-abi devlet ilk defa mı kağıt verecek allah aşkına yapmayın bunu yahu.g.taner- ya mesele o değil bütün mesele şimdi zorumluluk meselesi var. kimin ne sorumluluğu şimdi bunun içerisinde bunun ne kadarı bana ait ne kadarı başbakanın sorumluluğu belli değil ki.... e.özkök- ben seni orada yazayım mı peki bunu? g.taner- yazma. yani bi numara çekme çünkü olduğu takdirde bir sürü şey içerisine şey olur yani, habercilik açısından senin işine yarar da benim yaramaz......... g.taner- söylemem oğlum söyleyemem yapamam. yani biliyorsun ne onun ki ne de seninkini ona söyleyemem,onun için gel buraya kendin başbakana gel. e.özkök- telefonlara bile çıkmıyor artık adam. g.taner-kim?e.özkök- mesut.g.taner-işte böyle zamanda arayı şey yap.e.özkök- arayı ne yapayım be kardeşim çıkmıyor bile telefonlara yahu... g.taner- sen telefonla arayı uzaktan idare etmeye çalışıyorsun..e.özkök-bugün onun ağzından manşet yaptım daha ne yapayım?........ e.özkök-ben yarın paris e gidiyorum.g.taner-vay adi herif vay..e.özkök-yok abicim senin başbakanın bana etmediği hakareti bırakmadı.g.taner- benim başbakakanım oldu şimdie.özkök- ulan yine onu ben koruyorum hala da ben koruyorum. röportaj yapmaya gideceksin ana avrat iyice bir kavga edeceksin.ondan sonra tekrar iyi adam olacaksın!..........g.taner- valla ipucu falan veremen. gel diyorum sana.sen dinle beni atla uçağa gel ne işin var?e.özkök- yarın sabah sekiz uçağıyla şeye gideceğim paris e. rahmi bey in davetlisi olarak.g.taner- ulan çok mu önemli rahmi koç un davetlisi olmak.e.özkök- önemli abicim önemli.
"davulcuya kiz verilir mi?" olayiyla ilgili "ben verdim * oldu" tarzi bir yazi yazan adam.
hikmetin kadrinden merhametinden sual sorulmaz canab-ı allahımızın ders almamız amacıyla yarattığı bir insandır. öte yandan da gregor samsa nın yaşayan örneğidir.
bu aralar süleymaniyede yasanan olaylar yuzunden, savas karsiti yapanlara cok kizan gazeteci. olan biten tum tatsizligi bu savas karsiti arkadaslara baglayan malum zat, acaba amerika ve ingilterenin, 45 dakika içinde devreye girmeye hazir iraga ait kitle imha silahlari ile ilgili bilgileri nasil kiçlarindan uydurduklari, nasil buyuk bir skandalin içine dustukleri hakkinda tek kelime yazmaz. vicdan denen şeyin v'sinden habersiz bu şahsı tebrik ediyoruz.
bugünkü yazısında gittiği seul şehri ile istanbul u karşılaştırıp nehir üzerine yapılan 15 köprüyü görünce biz hala üçüncü köprüyü tartışıyoruz diyen insan..kendisi ayrıca çevrecileri hayırla anmadığını belirtmek istemiş..ertuğrul bey de haklı tabi onu oraya gönderen patronunun daha fazla benzin satıp daha fazla kazanmasını istiyor olabilir ama iki kıtayı birleştiren,bin yıllık bir tarihi şehir olan istanbul ile seul ve ortasından akan nehiri bir tutarak cehaletini bu kadar ortaya koymasaymış daha iyi olurmuş..
chp'nin türkiye'de yabancıların ne kadar arazi satın aldıkları ile ilgili soru önergesi hakkında yazdığı yazıda türkiye'de yabancıların aldığı arazi miktarını az bulan, neden bu kadar az arazi alıyorlar diye sorabilen köşeci. yahu, hedefimiz ülkeyi mi satmak? yabancılara kendimizi mi beğendirmek? bakın en fazla araziyi biz satıyoruz diyerek hava mı atmak? en iyisi gidip miami'den arsa alıp orada yaşamak galiba, hem oradan arsa almış birsürü de türk varmış. kendimizi evimizde hissederiz, bakarsın ertuğrul'la komşu bile oluruz. (bkz: allah korusun)linki de şöyle: http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~520227,00.asp
"bakin" kelimesini siklikla kullanarak ve ozellikle de kosesinin basligina tasiyarak "ben bilirim, siz boksunuz" demeye getiren guzide kose yazarimiz.misal,"bakin, neler yasadim?""bakin, haberi nasil yakaladim?"...
yazilarindan basliklar:"bursa'daki o toplantıda konuşulanlar", 29.12.2004"telefonum çaldı, arayan ali'ydi", 28.11.2004"yemek duasında kim 'afiyet olsun' dedi", 06.11.2004"bir soru: hangi takımı tutarsınız", 01.10.2004"evet arkadaş zinayı savunuyorum", 04.09.2004
eski tip baskanlarindan nihat sargin'i gectigimiz gunlerde yazdigi bir yazisinda "olu" ilan edip, herkese guldurmustur kendisini... sonra da "cok buyuk bir gazetecilik hatasi yaptim" diyerek kendince ozur dilemistir ama bu komikligini giderememistir ne yazik ki... yazik, yazik...
(bkz: ertuğrul özkökle ayni şeyleri beğeniyor olamam)(bkz: bir reklam yıldızı olarak ertuğrul özkök)(bkz: ertuğrul okuyorsun bunları biliyorum)
bir söylentiye göre 100.000ş (yüzbin american dollars) aylık maaş alan genel yayın şeysi.
millet bu adama rahmet okuyup duruyor,herkes bu adam hakkinda agzina geleni soyluyor ama adam hala hurriyet gibi tr de tiraji her zaman ilk siralarda yer alan bir gazetenin genel yayin yonetmenligini yapiyor.bu durum oldukca dusundurucudur.yazdigi yazilari ve hakkinda yapilan yorumlari okuyup da uzun suredir nasil gorevinde kaldigi dusunulurse bu adamin zeki mi yoksa aptal mi oldugunu anlamakta insanlar gercekten zorlanir.obur yandan adam birileriyle cok iyi! gecinerek bir yerlere gelmis ve es zamanda onemli bir mevkiye yukselmistir....bu duruma kimsenin ses cikarmamasi ya da cikan seslerin cok ciliz kalmasi,kimsenin bu adama hak ettigi yaniti vermemesi ise t.c vatandaslari olarak bir ayibimizdir.bu adamin durumu ulkemizde mevki sahibi olmak icin sadece birileriyle iyi! gecinmenin yeterli oldugunu,diger kriterlerin pek de bir sey ifade etmediginin acik ve de canli bir ornegidir.
light pazar yazilariyla okurlarina mentol ferahligi yasatan, ex-solcu, gazeteci, yazar... hissi bir ''turkiye'de iyi seyler de oluyor'' misyoneri...
kendisi hikmet çetinkaya''dan sonra görülmüş en kötü pazar yazılarını yazar.ama hikmet çetinkaya daha kötü yazar sanırım...serdar turgut onu seviyor diye serdar turgut''tada kıllanmaya başladım.
ihale baglantisi yapan, holding cikarlari adina her isi yapabilecek olan, bir oyleyken bir boyle olabilen, is takipcisiyim ne war bunda diyebilecek kadar genis, arada bir yuzu kizariyor mu diye merak ettigim yeni dunya duzeninin turkiye sozcusu. özkök: sen şey de mi, şeyden mi dinliyorsun beni açıktan mı? taner: hı, tabii alayım. ha şimdi söyle. özkök: ya şimdi güneş biz biliyorsun bir tane karton fabrikası kuruyoruz kocaeli'nde, ondan sonra ee..size bir teşvik başvurumuz var. taner: tamam. özkök: 50 milyon dolara kadar teşvik veriyorsunuz, şey pardon 50 milyon dolar en az olacak. bizimki 130 milyon dolarlık falan bir teşvik... taner: eee, veririz.
başka bir ülkede yaşasaydı hiçbir gazetede iş bulamazdı. devşirilmiş gazetecilerin önde gideni. parmak yormaya değmez vesselam....
ırakta süregelen ve meşruyeti olmayan bir savaşı kınayana herkesi, bolucu veya ucuncu dunya ulkeci ilan ederek sindirmeye calisan bu zatin vicdanı incelenmeye degerdir. bu sahis amerikanin dünya ülkelerine yaptigi santajlari, bolgeyi nasil zamaninda hallac pamuguna cevirdiklerine karsi tek satir bahsetmezken, iraklilarin petrolleri olmasına ragmen fakir olmalarina için yanmaktadir. ama en korkuncunu gecen hafta yapmistir. tum silahlari, silahsizlandirma bahanesiyle alinmis, fakir ve yoksul halkin kafasina yanlis ulkeleri kendi adamlarina vuracak kadar akıllı bombalar atan amerikayı savunmus, kendi vatanini istila eden isgalcilere karsi kendi bedeninden baska bir silahi kalmamis intihar eylemcilerine teror damgasi vurmus bu savasta ertugrul ozkok'un vicdani ilk kez sizlamiştir.ertugrul ozkok'un vicdaninin sizlamasina sebep ise irak savaşı değildir. sayfasında belirttiği gibi üzere patronu aydin dogan en cok vergi verenler listesinde bir numaraya oturmustur. sayin ozkok, patronundan daha fazla kazanan insanlarin olup ancak listede yer bulamamalarindan oturu cok uzgundur. kendisini zavallı patronunun yerine koydugunda enayi gibi hissettigini aciklar yazisinda. patronunun icinde bulundugu bu zor ve akıl almaz insanlık dramı sayın ozkok'un vicdanını ve maaşını kabartmaktadır.
(bkz: saddamist)
iraktaki işgalin, mumkun olamayacak mesrutiyeti uzerine tek satir yazmayan, tezkereyi gecirmeyenleri savasa karsi cikanlari bolucu, ucuncu dunyaci ilan eden, amerikada ingilterede savas sonrasi patlayan skandallara ilişkin tek laf etmeyen bu zati-i sahaneyi okumayayim diyorum yine rahat duramiyorum. bu sabah bir ordu 20 yil savasmazsa harbi unutur yazisinda ordumuzun savasi unutmamasi için bir koşu iraga girmesi gerektigini, savasi hatirlamak icin bundan daha iyi bir yol aklina gelmedigini soylemistir. yaptigi alenen, baris karsitliği, savas yandasligi olan bu sahsin iraga gitme istegi engellenmemelidir. savasi orduya hatirlatmak için olecek canlar, onun imtiyazli cevresinden olmayacagi icin tuzu kurudur, olayin civilazation oyunundan farki yoktur.allah aşkina birisi bir kampanya filan başlatsin, yoksa benim tansiyonum çıkıyor. o kadar kolaysa, sıkıysa... (bkz: ertugrul ozkok bagdattan bildirsin kampanyasi)
keske hatalari su son yaptigi 'gazetecilik hatası' ile kalsaydı. oysaki onun insanların gözlerine ulasmak amaci ile kagıda dokulmus her kelimesi, beyninin icindeki fikirleri dısarı cıkarma yontemlerinden her biri baslı basına hata. kendisi imalat hatası... gazeteciligi ayıp, hala o mevkide olabilmesi uzucu.
bugünkü pazar yazısının başlığı "birlikte olmak istediğim 5 kadın" olan, ve de içinde o 5 kadını enikonu sayıp döken, yine geçen hafta olduğu gibi friendse sardıran genyayyönps:geçenlerdeki bi yazısındaki bir satır için çok teşekkür edip kaldığım yerden sövmeye devam ediyorum...
hür gen yay yöndürbugünkü yazısının sonu:"insan denen varlığın en büyük simyacılık gücü budur.gerçekle hayalin yerini değiştirebilmek.yani kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlülük..."ne bu şimdi, günah mı çıkarttın, akıl mı verdin?(bkz: la havle)
bayramda neler yedigini neler ictigini nerelerde dolandigini yazip duracak ve burdan turkiye'nin sosyal profilini okurlariyla masturbatif paylasacak yazar.(bkz: sen herseyi bilirsin)
(bkz: abd büyüktür ertugrul özkök onun kulu ve elcisidir)
(bkz: mutlu musun ertugrul ozkok)
amerikanın yaptıklarını sonuna kadar destekleyen, dolayısıyla ırakta olan biteni gerçekten de amerikanın görmemiz istediği gibi görmemizi sağlayan bir gazeteci.
bugün muhalif içerikli ve daha garibi zekice kotarılmış bir köşe yazısına imza atan gazeteci. eğer bu yazıyı bekir coşkun onun için yazmadıysa, konor'a tokat gibi cevap olmuştur. hani kendisini lanetlesem yeridir.
'bir dinç bilgin'in,bir mehmet emin karamehmet'in,bir uzan ailesi'nin,öteki 6-7 ailenin bize maliyeti 25 milyar doları buldu' diye yazan ama aydın doğan'ı yazmayı unutan (!) köşe yazarı.
tüsiad üyesi gazeteci. *
bugünkü hürriyet gazetesinde penelope cruz a aşık olduğunu ilan eden öteki türkiyeli
bugünkü yazısını okuduktan sonra insanın "sayın hiçbir duruşu olmayan yazar, genelkurmaydan böyle bir açıklama gelmeden önce niye bu konuyu yazmıyorsun, senin bir olayı eleştirmen için önce askerin de o olaya kızması mı gerekir, bayrağı yakmışlar ulan işte, sen yaz, asker de dahil herkes kızgın zaten" diyesi gelen köşe yazarı.*
kalıbımı basarım ki çok rahatsızdır isminde bu kadar türkçe karakter olmasından.düşünsenize iki tane "ö" var adamda. "yumuşak g" olayına hiç girmiyorum. iğreeennç değil mi ertuğrul?
(bkz: ertuğrul özkök'ün romantik pazar yazıları)
cumartesi günkü yazısında ifade ettiği üzere, "mirim, eskiden her şey ne kadar güzeldi" geyiklerinin trajik geldiği adam. çünkü, bir kaç şey hariç, bugün hiçbir şeyin eskisinden daha kötü olduğuna inanmıyormuş. o bir kaç şey de çevreyle (pek meraklı olduğu bodrum beach'lerini kastediyor herhalde), denizlerin, havaların kirlenmesiyle (varlığı yeter), bir de şehir estetiğimizle (bkz: ikitelli plazaları) ilgili şeylermiş. günümüzde daha iyi olanlara ise şunları örnek vermiş: ekmek, peynir, zeytinyağı, et, kızlar, gazete ve televizyonlar. sustum.
9 haziran 2005 tarihli yazısında fizyonomik güzergáh tabirini kullanarak yazın dünyasında yeni bir çığır açmış yazardır kendisi.
bilmem bilir misiniz, sözlüğümüzde deeply thoughts by ertuğrul özkök şeklinde bir başlık vardır. bu "zât-ı muhteşem"in o çok yönlü(!), çok derin(!), çok sanatsal(!) yazılarını, bir nevi 'ti'ye almak için açılmış bir başlıktır. lâkin, bu "muteber" düşünürümüz, öylesine gemi azıya almıştır ki, bahsi geçen başlık anlamını yitirmiştir. zira, bir insanın yaptıklarını tiye almak, mevzubahis şahsın eylemlerini biraz abartarak gerçekleşebilen bir durumdur. ama görüyoruz ki, aslında yazarlarımızın deeply thoughts by ertuğrul özkök başlığına emek sarfderek döktürdükleri entry'ler, sanırım o'nun için yeni bir yazı malzemesi olmaktan öteye gidemiyor.şimdi, şu linki verelim, elimize patlamış mısırları alıp bilgisayar karşısında bu güzide yazıyı okuyalım. http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~588471,00.asp
gazetede sosyal psikoloji deneyleri yapan kişi. oh evet yapıyor bunu *.
(bkz: dumur olmak)(bkz: nasil yani olmak)(bkz: nasi yani)(bkz: yuh)
su siralar yine hararetle irak'a asker gonderme lobisi faaliyetlerine soyunan kisi.
ertuğrul bey pazar yazılarında döktürmeye devam ediyor,bu seferkinden bir kuple şöyle:"kendisinin tek karakterli, hiç değişmez, eğilmez, bükülmez, her üç cümlede bir ''ben dürüstüm'', ''ben prensip sahibi insanım'' diye dolaşan insanları biraz ''rahatsız'' bulurum."
hürriyet binasına girerken güvenliğin telsiz anonslarında kendisinden iki numara diye bahsediliyor. bir numara da aydın doğan tabii... varın düşünün nasıl muktedir nasıl...
akp'nin iktidara gelmesiyle fatih altayli'nin atak yapip keskin bir donusle tayyip erdogan'a yakinlasmasi ve istihbarat kaynaklarini bir bakima ele gecirmesi sonucu eskisi kadar gundemi belirleyen yazilar yazamayan, pazar yazilarini haftanin yedi gunune yaymaya baslayan, buyuk ihtimalle yakinda isi birakacagini dusundugum genel yayin yonetmeni.
ilerde, hürriyet gazetesi tarihinde adı en başlarda anılacak olan genel yayın yönetmeni.
bugunku yazisinda gazete diye cikardiklari teksturlu kesekagidinin gerekcesini kendine cok yakisan sekilde aciklamis kisi. helal olsun sana.
en yakin canliya kilometrelerce uzak olan yaghaneden cevirme yazligini kameralarla dikenli tellerle koruyan cok temkinli (!) bir arkadaşimiz. ayrica (bkz: #5697716)
putin ile kollarini baglamis bir sekilde kucuk daglarin yaradini edalariyla poz verdigi bir fotograf cektirmis ve gazetenin de ilk sayfasina koydurtmustur bu adam. o fotografi kimin kim oldugunu bilmeyen birisi gorse, ozkok'u rusya devlet baskani sanar.
herhangi bir anda herhangi bir yerde herhangi bir olaydan hayatin amacina iliskin onemli ipuclari yakalalayip bunlari paylasmayi seven, aydinlik!, elit! ve onemli kisilik..gercek ve aykiri kanaat onderi!!!..
son olarak "filistin'in aydinligi icin bir dakika karanlik" eylemi hakkinda yaptigi yorumlarla ne mal oldunu hic olmadigi kadar iyi anlamamizi saglayan zat
kendisi yerine hapis yatan bir arkadasindan bahsedip yazinin sonunda vicdana azabi duymadigini cunku ortak bir amac icin calistiklarindan bahseden dava adami, delikanlinin harman oldugu hurriyet gazetesinin gurur kaynagi *
(bkz: ertugrul özkök ve gelin itiraf edelim konsepti)
zaturreteşhisi nedeniyle yazılarına ara vermiş olan kişi.
ordunun 20 yıl savaşmaması durumunda köreleceğini savunup hadi yollayalım havasına giren, asker ya da sivil ölecek olanın insan olacağından bihaber, ırak'a asker yollama meraklısı (gazeteci diyemeyecem) zat! yazılarını okumak için iyi bir sinir sistemi ve geniş bir küfür dağarcığı gereklidir.
kendisini en basarili genel yayin yonetmeni olarak tanimlayan amma velakin onca nufus artisina ragmen acinacak bir sekilde dusen gazete tirajlari karsisinda hicbir sey yapamayan sahis. yine de en cok satan gazeteyi hazirladigi icin yasayan en basarili genel yayin yonetmeni denebilir. kendisini fatih cekirge ve zafer mutlu takip etmekedir. ha ama 80'li yillarda 1 milyon satan hurriyet'i 2000'li yillarda 250 bin satar hale getirmek nasil bir basaridir bilemem.
(bkz: nahit duru)
''kendi donus hizima ben bile inanamiyorum'' diyebilecek kadar piskin bi adamdir.
ırak taki savaş öncesinde "ırakta saddam resimlerinin yerini coca cola reklamlarının aldığı gün ırak özgür bir ülke olacaktır" türünde bir laf edebilmiş kişilik. kola içerek özgürleşeceğini düşünen özgürlük savaşçısı.
rutin check upini cleveland clinic'de yaptiran sahis.(bkz: beni turk doktorlarina emanet etmeyin)
vazifesini ifa etmekte, bunun karsiligini da almakta olan müsvedde yazar.
mustafa topaloğlu'nun gazeteci versiyonu..
tatli su canlisi
ciller'in biyiksizi...
kendisi hakkında, sıkça anlatılan ve bence kişiliğini çok iyi anlatan ilginç bir hikaye(belki de efsane) vardır. paylaşmadan edemeyeceğim:hürriyet'in başına geçtiği ilk zamanlar, yani özkök'ün yıldızının parladığı ilk dönemlerdir. artık kendini bab-ı ali'ye kabul ettirmiş, saygın bir gazeteci olan ve artık tepelerde dolaşan özkök, çoğuyla eskiden beraber mesai yaptığı eski arkadaşları tarafından ısrarla yemeğe çağrılmakta, elde ettiği bu başarıları, eski arkadaşları onunla beraber bir dost meclisinde kutlamak istemektedir. özkök, yoğun işlerini öne sürerek, bu davete uzun bir süre icap edemez. en sonunda boş zaman bulup, gelebileceğini müjdeler ve belli bir tarihte ve saatte bir arkadaşlarının evinde buluşmak için sözleşirler. arkadaşları, onun şerefine görkemli bir sofra hazırlarlar, ancak özkök bir türlü gelmek bilmez. bir saat, iki saat geçer, en sonunda onu beklemekten sıkılan arkadaşları yemeğe otururlar. en son içki safhasına geçdiklerinde, kapı çalar ve özkök, işlerinin yoğunluğundan bahsederek binbir özür dileyerek içeri girer. hemen bir arkadaşı onun için bir kadeh getirir ve doldurmak ister. ancak özkök, cebinden meşhur, pahallı bir şarap(ismini hatırlayamdım) çıkartır ve bundan başka şarap içemediğini söyleyerek, kadehi bununla doldurmasını ister arkadaşından. arkadaşları bozulmuştur ama belli etmek istemezler. biri açmak için pahallı şarabı içeri götürür ve özkök işlerinin yoğunluğunu anlatırken, gelip doldurduğu kadehi ona ikram eder. beraber bir şerefeden sonra, özkök şaraptan bir yudum alır ve derin bir oh çekerek, "işte şarap bu" der. bunu demesiyle, arkadaşlarını bir gülme alır, özkök ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir arkadaşı içerden iki elinde iki şişe şarapla içeri gelir, birinde açılmamış özkök'ün şarabı, diğerindeyse, yeni açılmış o an herkesin içtiği şarap şişesi vardır...
(bkz: vatansever)not: vatan olarak amerika yı baz alırsak geçerli bir bkz dır.
yutdışında aydın doğan ile birlikte katıldıkları bir konferansta, öğle yemeği servisi gecikince aydın doğan: ertuğrul, bir çık dolaş, yiyecek bir şeyler sardır getir diyerek kendisini görevlendirmiştir... kolay ertuğrul özkök olunmuyorrr...
şu ana kadar beğendiğim tek yazısı babasının ölümünden sonra yazmış olduğu izmir ve çocukluğu hakkındaki yazısıdır.babası izmir'de önemli bir matbbacıymış.ailecek çok zenginlerdir.ama buna rağmen kardeşi anadolu lisesinde öğretmenlik yapmaktaydı.serdar turgut yazılarında epey taşağa alınmıştır.ne de olsa o dünyanın antonio banderas'tan bile evel gelen 11. en seksi erkeği seçildi.
türkçe alt yazılı rüya gördüğünden şüphe ettiğim insan.
2 temmuz sivas katliamı ile ilgili "her sene böyle anılmasına karşıyım. ee hani dostluk kardeşlik vs..." türünde şeyler yazan, kendisi hakkındaki duygu ve düşüncelerimin sözlük konseptini aştığı şey...
gazeteciliğin zerre kadar entellektuel birikim olmadan da yapılabilecegine inanmama sebep olmuş şahsiyet
çoğu güne sinir krizi ile başlama sebep veren köşe çiziktiricisi. bu sabah hasta yatagindan dogrulup, şu zehirli sözleri yazmış:"üzülerek seyrediyorum ki, bazı ideolojik çevreler bu ülkeyi isviçrevari bir pasifizme götürmek için ellerinden geleni yapmaya devam ediyor.dün gazetelerde, irak'a giden azeri ordusunun fotoğraflarını gördüm.inanın içim burkuldu. bu orduyu türk subayları yetiştirdi. bu ordunun mühimmatını, kılık kıyafetini türk ordusu sağladı.bu ordunun ilk subayları, azadlık meydanı'ndaki ilk yürüyüşlerini ''harbiye marşı'' söyleyerek yaptı.şimdi onlar irak'a gidiyor, biz hálá mehmetçik'in kanı edebiyatı ile kendi kendimizi oyalıyoruz.bakın, bütün dünya şu gerçeği artık çok iyi anladı.büyük devlet olmak için sadece güçlü bir ekonomiye sahip olmak yetmiyor. savaşma kabiliyeti ve morali olan güçlü ve hareketli bir ordunuzun bulunması gerekiyor.bakın, fransa ve almanya'nın içine düştüğü duruma.avrupa'nın en güçlü iki ekonomisine sahip oldukları halde dünya politikasında esamileri okunmuyor.neden?içime sindirememçünkü ikinci dünya savaşı sonrasında içine düştükleri pasifist iklim, her iki ülkenin ordusunu da işe yaramaz hale getirdi.sivil toplum örgütlerinin ve entelektüellerinin yürüttüğü pasifist akımlar bu ülkeleri etkisizleştirdi.şimdi türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike de budur.ideolojilerinin ve sıradan anti amerikan öfkelerinin körleştirdiği aydınlar ve sivil toplumcuk örgütlerinin bunu istemeleri normal.ama, hálá o eski birliklerin ve orduların sancaklarını taşıyan türk ordusunun yüksek rütbeli subaylarının bu körlüğe düşmelerini ben vatandaş olarak asla içime sindiremiyorum."türkiye'de amerikan karşiti bir fikirbirliği doğuyorsa, bunun ana sorumlularindan birisi de ertugrul ozkok'tur. zira ozkok'un tanimladigi uzere yakin tarihi binlerce haksiz, şaibeli ve kanlı askeri olayla dolu amerikan diş politikasını benimsemektense; yangının orta yerinde vatandaşlarını korumuş isviçreye, savaştan dersini almış düşün ve üretim anlamında kendini aşmış, demokrasini ikonası haline gelmiş avrupa'nin diş politikasının benimsenmesi bin kat yeglenir.gözünü savaş hirsi burumuş insanlar için güvenli kalelerinin içinden vatan millet sakarya edebiyati yapmak kolaydir. kaldi ki şu an için söz konusu olan bizim vatanimiz, bizim sakaryamiz değil, iraklilarin işgal altinda olan topragidir. ne acikli ki o cok bayildiklari yardakci ingiltere'de blair hükümeti tam anlamıyla kepaze olmuş, ona karşı dimdik ayakta durabilen medya bağra basılmışken, biz de kimse bu olaydan ders alabilecek öngörüşlülükte bulanamiyor. yarin obur gun, irakta patir patir turk askerleri oldugunde, memlekete bayraga sarili tabutlar dondugunde, bu olumlerin gerekcelerini aciklayacak, vatanin ve milletin bu sehitlere ne kadar ihtiyaci oldugunu anlatacak ve olenlerin yakinlarini teselli edeceklerin arasında ozkok'un de olacagini umit ediyorum.
mesnetsiz ve ici bosaltilmis iddalarin muhtesem yazari. simdi de bangalore'daki* maaslarin oldukca dusuk oldugundan, turkiye'de pahaliya calisildigindan dem vuruyor. oncelikle kendisinin ve damadinin maasinda indirime gitmesini bekliyorum.[ http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~593850,00.asp ]
80'li yılların istibdat döneminde en etkili muhalefeti yapmış, bir sürü çiçeği burnunda genci bağrına basmış, hapislerdeki birçok genci uçurumun kıyısından çekip almış olan oğuz aral'ın ölümünün ardından yazdığı köşe yazısında önce bekir coşkun'un köpeği pako'nun ölümüne yer verip ne kadar üzüldüğünü söyleyen ardından müteakip satırlarda oğuz aral'ın ölümüne de aynı şekilde üzüldüğünü yazan ve yazının sonunda:"ve bu yazının son ama elzem sorusu.bir hayvanın ölümü ile çok ama çok sevdiğiniz bir insanın ölümü aynı yazıya girebilir mi?girer. bazı insanlar için hem hayvanların ölümü hem de çok sevdiği insanların ölümü acı verir.bazıları ise bunu anlamaz.ama onlara da kızamam.dedim ya insanlık halidir..."demiş olan insan kılığına bürünmüş varlıktır.ben kendisini çok iyi anlıyorum. kendisi yerden göğe kadar haklıdır. bazı durumlarda bir itin ölümü ile bir insanın ölümüne aynı muamele yapılabilir ve hatta itin ölümü haberine öncelik dahi verilebilir. eğer ölen kişi ertuğrul özkök olursa öyle yapılmasını herkes anlayacaktır. onun ölüm haberinden sonra da istediğiniz insanın ölüm haberini aynı yazıya girebilirsiniz. böylece vasiyet yerine gelmiş olur.
(bkz: cus galicya vatan miydi/#3234940)
insanın "allahım sen bana sabır ihsan eyle yarabbi" demesine sebebiyet verebilen şahsiyet.bugünkü yazısının girişi aynen şöyle. "dün sabah erken saatlerde yazı işlerindeki arkadaşlar aradı. hepsi infial içindeydi. sabah gazetesi'nin attığı iftiranın, aydın doğan'a değil, kendilerine atılmış duygusunu taşıyorlardı."türkiye'nin en çok satan gazetelerinden birinde yazı yazıyorsun ve o gün türkiye ile ilgili yazacak başka birşey yokmuş gibi sabah gazetesi ve sahibiyle ilgili şahsi sorunlarını köşene koyup, gazeteyi alan kişilerin verdikleri paraya tükürmesine sebebiyet veriyorsun.akıllara ziyan bir üslup kullanıyorsun, sonra "patronunun sesi" ve benzeri daha ağır ithamlarla karşı karşıya kaldığında napayim ben onu çok seviyorum diye kendini savunmaya çalışıyorsun.bırak sabah ne halt yazarsa yazsın iftira ise iftira, mahkemede sonuçlanır, o grupla ilgili kavganı mahkemede yürüt, sen kendi işine baksana, insanlar hürriyete para veriyor sırf spor sayfasını, 2. sayfadaki magazini ve 3. sayfadaki adli haberleri okumak için mi? sen cevap verme büyüklük sende kalsın, sabahtan bir farkın olsun, cevap verip onlarla aynı konuma düşüyorsun, halkın gözünde al birini vur ötekine imajını uyandırıyorsun be adam. ama gün geçmiyorki sizde sabahla ilgili birşeyler yazmayasınız. doğru yada yanlış yazıyorsunuz, onlarda size yazıyor. bir tarafın artık bunu durdurması gerek mantık olarak ama öyle bi hırs yapmışsınız patronla beraber işte. allah akıl fikir versin.
5 nisan 2005 tarihli yazısının bir yerinde şöyle demiş:"müslüman dünyasında küresel bir ruhani lider olmadığı için papa'nın ölümünün onlar için ne anlama geldiğini hissetmek kolay değil."ve beni "yani sayın özkök, sanki müslüman dünyasında küresel bir ruhani lider olsaydı çok sallayacaktın" ya da"yani sayın özkök, bıraktık küreseli, türkiye'deki ruhani liderler çok umrundaydı da, müslümanların küresel liderine değer verecektin"tarzında düşüncülere garketmiş zat-ı şahane'dir kendileri...
yakinda korenin de vatanimiz oldugunu savunabilecegini dusundugum kisi.(bkz: cus galicya vatan miydi)
yazdiklariyla insani dusunceler diyarinda uzunca bir gezintiye cikarabilen,insanin psikolojisini allak bullak edebilen,insanin sinir sistemini felce ugratan,hürriyet gazetesi genel yayin yonetmeni.güne iyi bir baslangic yapilabilmesi icin yazilari kesinlikle sabah saatlerinde okunmamalidir.
sozlukte en fazla "hit" alan gazetecilerden biri. bunca entry de ratingini kanitliyor sanki...
21 haziran'daki yazısında artık noktayı koymus yazar. insanlığı ile para ile ölçmeyi bırakmıs, artık dünyanın herhangi bir yerindeki en düsük yasam standartının her yerde uygulanabilirliğini hadi gelin tartısalım diyerek ne olduğunu belli etmis yazar. ne yazsam, ne söylesem bos, bos, bos..
bolşevik ihtilalinden, "ihtilal, tarihin çöplüğünde kaybolup gitti," diye bahseden garip bir gazeteci, allah sahibine bagislasin.
remzi kitabevi'nin 1984'te bastigi "iktisadi ve toplumsal kavramlar sozlugu"nun cevirmeni. (yazarlar: janine bremond ve alain geledan)
7 nisan 2005 tarihli hürriyetnüshasında "garibanizmin sonu" serlevhasıyla kaleme aldığı yazısında bir kez daha [ve bu son olmayacak] kendi zümresinin vahşi ve çarpık arzularını çekinmeden itiraf etmiş yazar.e.ö. bu yazısına, geçen hafta okuduğu ve bir kenara not ettiği, önemli olduğunu düşündüğü bir haberden alıntı yaparak başlamış. yazının devamını okuyunca biz de e.ö.'nün bu yazısını bir kenara not edelim dedik. belki gelecekte birisi hatırlatır da utanır.yazar e.ö. kısaca bu yazısında türkiye'deki dar gelirlilerin işgücü maliyetininin düşük olmasından şikayet etmemeleri gerektiğini yoksa işsiz kalabileceklerini söylüyor. ve ekliyor. "bizimki gibi ülkelerde düşük ücretin alternatifi ne yazık ki işsizlik olabiliyor. çünkü düşük ücret, bizimki gibi ülkelerde, rekabetin en önemli unsurlarından biri".yani demek istediği şu: "az paraya oturun oturduğunuz yerde. siz boğaz tokluğuna çalışın, böylece fabrikalar polonya'ya vietnam'a değil türkiye'ye açılsın. hem daha ne istiyorsunuz iş sahibi olursunuz".kendi sınıfı, kendi patronu, kendi şirketleri, kendi reklamverenleri, kendi işverenleri daha çok üretsin daha çok rekabet etsin, çok ucuza üretsin ama dünya pazarına bol kârla mal satsın isteyen bir muktedir yamağının sözleri bunlar. bitmedi gelir dağılımındaki dengesizlik için de aynı tıynette şeyler söylüyor. son olmayarak şunu söylemeli ki; gökkafes istanbul için ne ise e.ö.'nün yazıları da medyamız için odur.bir kenara not ettiğimiz yazının tamamı için:http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~560072,00.asp
http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~304355,00.aspbugunku yazisiyla iyice sasirdigini tespit etmis bulunmaktayim. kendisini artik hicbir sey paklamaz heralde.enver pasa'nin turan imparatorlugu hayallerinin benzerini tasiyan bir adam, cografya ve amac farkli asdece ama ayni kapiya cikiyor ikisi de. almanlar amerikan oldu, ortaasya ise ortadogu oldu.ertugrul bey, bilmiyorsaniz ogrenin: turkiye cumhuriyeti ordusu'nun ilk gorevi vatani ve cumhuriyeti korumaktir; baskasinin amaclari icin baska bir ulkede savasmak degil.
bugünkü yazısından anlaşıldığı üzere, bir çok tartışmanın kendi yazıları çerçevesinde yapıldığı izenimini vererek, "ben önemli bir şeyim" havasını yaratmayı amaçlamaktadır.
kendisine yapilan bunca elestiriye karsin 'bana misin' demeyecek kadar turkiyelilik'ten cikmis bir alienation ornegi. o bir vatansever.(bkz: god bless america)
bugünkü yazısında ırak dünya mahkemesi'nin kendisine şeriat mahkemelerini çağrıştırdığını söyleyerek insanın isterse seda sayanlıkta sınır tanımayabileceğini göstermiştir.
irak dunya mahkemesi hakkindaki yazisini okuyunca hakli oldugunu fark ettigim yazar... bush ve blairin sandalyelerinin bos olmasi gercekten yanlis... aslen ozkok ve bir iki yandasi daha bush, blair ve diger silah tacirlerini savunmak icin o sandalyelerde olmaliydi... hakli adam, savunma icin davet edilmeyince alinmis belli ki...
nedense bu adam bana hep gollumu anımsatıyor
2001 şubat krizinin patladığı vakit köşesinde balık lokantasına gittiğinde yengeçleri masaya koyup yürüttüğünü geride kalan yengeci sipariş ettiğini çünkü onun daha şişman, daha etli olduğunu yazan, yazılarıyla beni inanılmaz derecede rahatsız eden maaşının yarısını abd yarısınıda israilin verdiğinden şüphe ettiğim yaşam formu.
dünkü köşe yazısında, abdi ipekçi ve uğur mumcu tarzı gazeteciliğin artık demode olduğunu, müzeye kaldırılması gerektiğini ifade eden gazeteci. sanırım meslek onuru'nun demode olduğunu, müzeye kaldırılması gerektiğini iletmek istiyor bize. yakışır.
bir kaç ay önce boş bulunup okuduğum yazımsısında artık veletlerin bile dilinde dolaşan "globay köy" terimini kullandığı için başbakan tayyip erdoğan'ın müthiş derin bir adam olduğunu; çıkarmış olduğu kıymeti kendinden menkul bilançoyla fransa ve almanya olarak tanımladığı "eski avrupa"nin artık felsefe ve sosyolojide bilgi üretme potansiyelinin sonuna geldiğini ve son 40 yılda (oha) bu alanlarda önde gidenin abd olduğunu ve benzeri çeşitli zırvayı tespit etmeyi başarmış derin düşünür. muhteremin ayrıca "dünya felsefe tarihine hiç bir katkıda bulunmamış doğu toplumları" gibi hayal gücümü zorlayacak derecede saçma önermeler kullandığı böyle bir yazıyı yazmasını ancak olağanüstü cahil olmak affettirebilirdi. korkarım bu kadar cahil olmayan mistır öztürk hazretleri, fena halde maksatlı yazılar yazıyor. allah ıslah etsin diyorum. evlerden ırak demiş miydim?
abdi ipekci ve ugur mumcu demode oldu derken, artik yeni nesil gazeteciligi ogretecek insan olarak anadolu universitesi iletisim bilimleri fakultesi yeni dekani, mumtaz sahsiyet, her seyi bilen, yuce insan ali atif bir'i secen kisidir kendileri... zaten bana komsunu, dostunu, yalakani soyle, sana kim oldugunu soyleyeyim gibi laflar ozkosk ve benzerleri icin soylenmistir, pek de iyi yapilmistir kanaatimce...
sirasi gelmisken...(bkz: abdi ipekci ve ugur mumcuyu savunmayan turk basini)
zamanında cinnah' da bir bodrum katında oturdugu rivayet edilen , eskinin muhabir * şimdinin genel yayın yonetmeni
"sadece şu kadar ingiliz askeri oldu, o yuzden biz de savasa girmeliydik" şeklinde kelle hesabiyla savaşa girmenin mantikliligini aciklayan, savaşa girmek icin ahlaki hic bir sebep olmadigini* goz ardi etmek isteyen, ahlaki sebepler bile bir yana birakilip sadece mantik acisindan bakilsa bile, en azindan sayisal ekonomik gostergelerin iyi gittigi şu donemde, anlamsiz bir savaş icin turkiye'nin harcayacak parasi olmadigini, turkiye'nin amerika olmadigini gormek istemeyen, hadi maddi kaynaklari bulduk , savaşa girdik diyelim, yaptigimiz 'yatirimlarin' karşiliginda ucun birini alacagimizi (bkz: birinci korfez savasi) goremeyen, oksijen tuketicisi.(bkz: deeply thoughts by ertugrul ozkirk)
son derece sıradan, basit konularda bile genelleme yapmanın beline vuran, türkiye'yi kendi sınırlı çevresindeki creme de la bilmemne insanlardan mürekkep bi ülke zanneden, kendi "elit" zevklerinin herkes tarafından paylaşıldığını zanneden, çocuksu, aslında tarif etmeye çalışmak niye ki, "yıl 2003 ve biz 40 yıldır hala ajda'nin 70 milyonluk korosuyuz" şeklinde bir cümle kurabilitesi olan bi adamdır kendisi. ötesine gerek var mıdır? yoktur. evet. budur amca. bundan ibarettir.
hicbir zaman samimi gozukmeyen,kimin arabasina binerse onun dudugunu calan kisi.insanda ne yazarsa yazsin daima guvensizlik duygusu uyandiriyor.
viagra ilk çıktığında kullandığını ve başına gelenleri detay detay yazmasıyla ilk nefretimi kazanmış, güç kimdeyse en haklı odur prensibiyle yazan gazeteci
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/arsiv/kaset.html hadisesinden sonra ortalığı toparlayamayacağını anlayıp iyice içi dışında bir adam olmaya başlamıştır özkök. böylece biz asıl özkök'ü net olarak görebilmişizdir. bu özkök insanı dehşete sokacak denli uçurumlar, ikilemler, çelişkiler barındırmaktadır.%20 gazeteciyim, %80 işadamı demiş, sonra genç gazetecilere tavsiye verir olmuştur.asmalı konağın filmini galadan bir gün önce yönetmeniyle izlemiş, televizyonda ben yerli dizi seyredemiyorum, asmalı konak başlarken hanımla kızım beni odadan kovuyorlar demiştiryine yakın tarihli http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~353105,00.asp adresindeki yazısı ertuğrul özkök'ün çelişkilerini özetleyen bir yazı olmuştur:"dün gündoğan'da hava bulutluydu. zaman zaman yağmur yağıyor, zaman zaman güneş açıyordu. çok güzel türk şarkıları çalıyordu. bir süre sahilde dolaştım. dağlara o bayrağı diken belediye başkanının oturduğu binanın önünden geçtim. burası ne yozgat'ın, ne de mhp'nin kalelerinden biri. yazın bu ülkenin en batılı insanlarının yerleştiği köylerinden biriydi. ama dağlarında türk bayrağı dalgalanıyordu. yılbaşı dekorum buydu. bu dekorun önünde çok güzel bir avustralya şarabı içtim. amerikan caz müziği de dinledim. türk peynirleri yedim. ve ege otlarından oluşan şahane bir mönüye sahiptim. yılbaşı sentezim buydu. inanın yeni yıla çok güzel girdim. "şimdi tabi, her insanın çelişkileri vardır, ama burada insanı korkutan türk basınının amiral gemisi en çok okunan gazetesinin herşeyi olan gen yay yöy ertuğrul bey'in bu çelişkileri barındırmasıdır.
akpli bir milletvekilinin arayarak "ne o?tavır mı değiştirdiniz?"gibisinden cümleler sarfettiği hürriyet gazetesinin biricik yazarı.devrin adamı olduğunu kendi köşesinden akpli bir milletvekilinin ağzından türkiyeye duyurmuştur.ertesi gün cumhuriyet gazetesinde gereken ayarı yemiştir.afiyet olsun kendilerine.
türkiye' deki yaşam koşullarından bihaber bir varlık. kendi köşesinde bilmem nerden aldığı şarapları nasıl içtiğini bir güzel ballandıra ballandıra anlatırken; yazdığı metinlerin gazeteye dönüşmesinde emeği olan işçilerinin dahi nasıl bir yaşam mücadelesi verdiklerini bilmeyen daha doğrusu bilmezden gelen şahsiyet.insan nasıl daha önce inanmış bir solcu iken; bu kadar keskin bir dönüş yapar da, burjuvazinin en önde giden kalemşörü olur ?
ırak'taki savaşın arifesinde, pek de hak, hukuk, etik gibi kavramlardan söz etmeyen; lâkin, iş o iğrenç savaşı başlatan ve sürdürenlerin sembolik de olsa yargılanması olunca, birden hukuk sevdalısı kesilen; amerika'nın yanında her koşulda kayıtsız şartsız durmamız gerektiğini iddia eden ve geleceğimizi bu doğrultuda gören; bazen kızdığım, ama çoğu zaman da acıdığım* insan evladı. o malûm yazısı için: http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~595555,00.asp
har yaz başında doğan müzikten yeni çıkan bir albümü dinleyerek gökovaya doğru inen, bu albümün hit olacak parçasını yazısına başlık yapıp "dilime dolandı bu sözler gökovaya inene kadar ne kadar güzel" gibi bir meal taşıyan yazıya "ahhh ege, zeytinyağı, fasulye, gün batımı, şarap, egeden gelen esinti, hayat bıdı bıdı bıdı" diye devam edip yine şarkıya bir dönüş yapıp yazısını bitiren, okuyanda ooo bu kadar seçkin bir insan bu albümü dinliyorsa vardır bir hikmeti dedirtip d&r lara bir depar atmasını sağlayan, tv de ki bir konuşmasında gazeteci elbette tüccarda olmak zorundadır gazete bir işletmedir bizınıs mizınıs diye geveleyen bir köşede yazı yazan arzuhalci.
abdi ipekci nin kemiklerini sızlatan insanların basında gelen, benim haricimdeki bir çok kişinin gazeteci diye nitelediği insan. eski solcu, yeni neci o bile belli degil...
genc felsefeci ferhat taylan'dan fevkalade agir bir ayar almistir kendisi... yazi bianetten copy pasteertuğrul özkök'ün hukuk felsefesi dünyaya yalnızca devletler arası ilişkiler ve bunların piyasalara etkileri üzerinden bakmaya alışmış birine, yalan karşısında vicdanlarından güç alarak harekete geçen insanlardan oluşan küresel sivil toplumu, irak dünya mahkemesi'ni anlatmak kolay değil. --------------------------------------------------------------------------------bia haber merkezi 02/07/2005 ferhat taylan --------------------------------------------------------------------------------bia (istanbul) - başyazarın söylemleri, arkasında önemsenecek bir kişilik, bir "yazar" olduğu için değilse bile, benzerlerinden çok daha başarılı ve gözle görünür biçimde temsil ettiği "model" açısından uzun süredir incelenmeyi bekliyor. başyazarın kurduğu bu eö modeli, bir zamanlar toplumsal mücadelelerle ve dolayısıyla sosyal bilimlerle -- herhalde- bir şekilde ilgilenmiş, 12 eylül darbesi koşullarında iş hayatında ya da gazetelerde çalışmış, ve özellikle 1990'lı yıllarda kendi "özeleştirilerini" yapıp. geçmiş fikirlerinin ve eylemlerinin bir yanılsamalar bütünü olduğu kanaatine varmış, eski devrimci, yeni işadamı/işkadını-gazetecilerin ideolojilerini kavrayabilmek için son derece önemli bir sembolik model. bu söylem analizini, eö modelinin temsilcileriyle "söyleşiler" yaparak kavrayamayız; çünkü kendilerine sorulduğunda, onlar artık her türlü "ideolojiden arınmış", devrimcilik yıllarında gözden kaçırdıkları bir tür "gerçek yaşam"la barışmışlardır. radikal-devrimci bir tavırdan, en az o kadar radikal bir popülizme geçiş sürecinde, bir ideolojiden başka bir ideolojiye geçtiklerini kavrayamayacak kadar içindedirler konumlarının. eö modelleri, neo-liberal ve bush yanlısı olmaktaki meşruiyetlerini, geçmiş devrimci deneyimlerinin bir özeleştirisiyle "dünyayla barışmış" olmaktan aldıklarını düşünürler. ne var ki, 12 eylül döneminin ve 1990'lı yılların alabildiğine baskıcı ortamında büyümüş, bu yüzden de politik eylemliliğin önkoşulunun, sürekli ve sağlam bir kuramsal sorgulama olduğunu düşünen bir kuşak için, eö modellerinin her türlü politik aktivizmi 1970lere göndermek için kullandıkları "biz zamanında çok denedik, bırakın bu işleri" argümanı artık işlemiyor. başyazar ve türevlerinin barıştıkları "dünya"nın, sürekli ağızlarında geveledikleri "gerçek yaşam"ın, ne menem bir dünya, ne menem bir yaşam olduğunu gören, onların sandıkları gibi 70lerden beri doğu perinçek çizgisinde kalmış ilkel bir ulusalcı sol değil, başyazarın "aman onlarla iyi geçinelim" diye çırpındığı amerika birleşik devletleri (abd) ve avrupa' nın eleştirel geleneğinden de öğeler içeren, geniş bir küresel direniş hareketidir. başyazarın 25 haziran 2005'te irak dünya mahkemesi'ni (wti) eleştirmek için yazdığı yazı, eö ideolojisini uzun zamandır görmediğimiz kadar açık bir biçimde ortaya koyuyor. başyazarın, türkiye sanayici ve işadamları derneği (tüsiad) üyesi bir patron ve uluslararası sermayenin ortak olduğu bir şirketin yöneticisi olarak, hissedarlarının çıkarlarını korumak için hareket etmesine şaşırmıyoruz artık. dolayısıyla irak'ın işgalini başından beri hararetli bir şekilde savunması da son derece tutarlıdır. şaşırtıcı olan, bu güçlü ve tutarlı başyazarın, birdenbire uluslararası bir sivil toplum hareketinin sonucu olarak istanbul'da toplanan irak dünya mahkemesi'ne karşı bir tür kampanya başlatmış olması. başyazarın bir şeylere canı sıkılmış, keyfi kaçmış olsa gerek. yoksa o da, mahkemeye çağrıldıkları halde katılmayan ve onu tamamen görmezden gelen abd ve ingiltere hükümetleri gibi sessiz kalmayı seçerdi. önemsiz şeylerin ne kadar önemsiz olduklarını yazmak, onlara bir önem atfetmektir. başyazar bunu biliyor; onun yarım bıraktığı yolda devam etmiş olanların, direniş sembolü olarak parlamış arundhati roy'un ya da uluslararası akademi camiasında geniş bir etki sahibi prof. richard falk'un, irak'ta savaşıp ordudan ayrılan eski abd askeri tim goodrich'in, zamanında birleşmiş milletler (bm) irak insani yardım programı koordinatörlüğü yapmış ve uygulamalardaki hataları görünce istifa etmiş, eski bm genel sekreter yardımcısı hans von sponeck'in istanbul'a kadar gelmesi, başyazarı rahatsız ediyor. başından beri destek verdiği savaş sırasında, irak'ın kültür varlığının talan edilmesinin kanıtlarının, plazasından çok da uzak olmayan darphane-i amire'de gösteriliyor olduğunu bilmek, nedense, yazı yazmaya -herhalde- çok da zaman ayıramayan başyazarı, irak dünya mahkemesi konusunda bir şeyler yazmaya itiyor. işte başyazarın hukuk felsefesi ihtiyacı böyle doğuyor; "ben aslında haklıyım" demek için. ne yapmıştır eö, bu yazıyı yazdığı cuma günü, plazasındaki odasında? şöyle bir bakmak için sekreterine bir iki carl schmitt, hannah arendt, hans kelsen kitabı getirtmiş midir? zannetmiyoruz. devrimcilikten gazete patronluğuna yatay geçiş yapan büyüklerimizin, devrim maceraları ve iş hayatının "stresi" arasında, hukukun kuramsal sorunlarıyla uğraşacak vakitleri -herhalde- hiç olmadı. başyazar işte bu yüzden korkuyor; okumadığı metinlerde, okuyup -herhalde- unuttuğu bm sözleşmesinde kendisini haksız çıkaracak kuramsal ve yasal dayanaklar olmasından endişelenip, işte şunları söylüyor: " benim gözümde bir tek hukuk vardır. o da meşruiyetini halktan alan ve kanunlara dayalı hukuk. herkes kendi kafasına göre bir mahkeme kurup insanları veya ülkeleri yargılamaya başladığı zaman bunun nereye kadar gideceğini kimse tahmin edemez." kayıtlara geçmesi için bir kez daha hatırlatalım; irak dünya mahkemesi, birleşmiş milletler sözleşmesi'nin ihlal edilerek irak'ın abd ve ingiltere tarafından işgal edilmesinin ardından, dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın sokaklara dökülmüş olmasına rağmen, gene birleşmiş milletler örgütü'nün ve uluslararası ceza mahkemelerinin herhangi bir yargılamaya gitmemiş olması yüzünden, meşruiyetini bu savaş karşıtı hareketten ve yürürlükteki uluslararası anlaşmalardan alarak, toplanan kanıtları ve vicdan jürisinin kararını uluslararası ceza mahkemesi'ne sunmayı hedefleyen, kendi başına cezai bir yaptırımı olmayan bir sivil toplum girişimi, bu yüzden de "sembolik" bir mahkemedir. bütün bu sebepler yüzünden, başyazarın savunduğunun aksine, ne "halk mahkemeleri", ne de "şeriat mahkemeleriyle" bir ilgisi yoktur. dikkat edilecek olursa, başyazarın makalesinde bir kez bile geçmeyen bir kavram var: "adalet" kavramı. eö modeli, zaten hukuk ile adalet arasındaki ilişkinin tamamen göz ardı edildiği, "güçlü olanın yasa koymasını" savunan bir anlayışı temsil etmiyor mu yıllardır? abd ve ingiltere, bm sözleşmesinden doğan "meşru müdafaa" haklarının ötesinde bir eylemle irak'ı işgal ederken, meşruiyetlerini hangi yasadan, hangi halktan almışlardır? verili bir yasa ile bir adalet talebi arasındaki ilişki, toplumsal bir adalet talebinin yürürlükteki yasalar tarafından karşılanamaması durumunda politik bir mücadeleye dönüşür. eö'nün ağzında gevelediği ilkel hukuki pozitivizm, iktidarın reddettiği hiç bir adalet talebin yasalaşmaması sonucunu doğururdu. kaldı ki irak dünya mahkemesi, yeni yasalar koymak için değil, işgal güçlerinin mevcut uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sebebiyle ortaya çıkmıştır. belki de biz yanılıyoruz ve başyazar, o gün sekreterinin şaşkın bakışları altında carl schmitt külliyatını şöyle bir karıştırıp, gücü elinde bulunduranın uluslararası düzlemde de kendi yasasını dilediği gibi koymasının meşru olduğu kanaatine varmıştır. uluslararası politikanın temel bilgilerinden yoksun türkiyeliler, türkiye'nin neden abd ile iyi geçinmesi gerektiğini başyazar gibi her geçen saniyede hatırlamıyor olsalar da, arundati roy'un wti kapanış konuşmasında dediği gibi, bu savaşa karşı çıkmamanın, yolda kaza yapan bir arabada can çekişenlere yardım etmemeye benzediğini anlamış durumdalar. devrim yorgunu, "stratejik düşünce ustası" başyazar ise "artık şoförlü araba istiyorum" dediği günden beri, her iki durumla ilgili herhangi bir sorumluluk almamaya alışmış olmalı. dünyaya yalnızca devletler arası ilişkiler ve bunların piyasalara etkileri üzerinden bakmaya alışmış birine, yalan karşısında vicdanlarından güç alarak harekete geçen insanlardan oluşan bir küresel sivil toplum hareketinin ne olduğunu anlatmak son derece zor. bol aralıklı köşe yazılarında kullandıkları dilin sadeliğiyle övünen eö modellerinin kelime dağarcığı, "bunun türkiye'ye yararı nedir?" sorusundan öteye geçmelerine izin vermiyor. her türlü kişisel düşünme sürecinin devlet ve "piyasa" çıkarları adına bertaraf edildiği bir yapıda, başyazar va yazarlar küresel sermayenin yerel savunucuları olarak, vicdan kelimesini tırnak içinde yazmaya mahkumdurlar. ankara'dan ülkenin geri kalanını yöneten bir başka özkök komutasındaki kurumun yüksek bir sesinin, iki kürt çocuğunu "sözde vatandaşlar" olarak nitelemesinin ardından, başyazar da "istanbul'da kurulan sözde mahkeme"den bahsediyor yazısında. ama biz artık, ülke yöneticilerimizin bir olaydan bahsederken "sözde" demelerinin, aslında bu olayı ciddiye aldıkları anlamına geldiğini çok iyi biliyoruz. vatandaşlık hakkının ya da uygulanmayan yasaları uygulatmak için baskı yapmak için kurulmuş bir mahkemenin "sözde" diye nitelendirilmesi, özkök ailesinin hukuktan ne anladığını son derece iyi gösteriyor: anayasa ya da bm sözleşmesi, sonuçta bir kaç sözdür, uygulanması gerekmeyen. sözün ağırlığını kim anlatacak bu aileye? sözde mahkemenin, sözde vicdan jürisi tavsiyelerinin altıncı maddesine göre, "bu yasadışı savaşa katılanları, örneğin kasten yalan söyleyen gazetecileri, ırkçı, etnik ve dini nefreti körükleyen büyük şirketlere ait medya kuruluşlarını ve bu savaştan çıkar sağlayan çok uluslu şirketlerin üst düzey yöneticilerini ahlaken ve kişisel olarak sorumlu tutacak hesap sorma süreci başlatılmalıdır".tarihte cezasını çekmemiş çok suçlu var; hepimiz biliyoruz. ama sözün gücüne vakıf olanlar, suçlu olduğu açıkça bilinen iktidar sahiplerinin, şoförlü arabalarıyla değil, isimlerine bir daha hiç ayrılmayacak şekilde yapışmış suçla hatırlanacaklarını da bilirler.
(bkz: topal ördek bir şark diktatörü)
bu adami okumak benim icin kafede oturup çay içmekten,kitap okumaktan bir şeyler öğrenmekten daha önemli.sebebi benim zeka geriligim degildir (elbette var biraz hatta cok).sebebi turkiyede aslinda insanlarin nasil olupta kayitsizliga,tahamulsuzluge gecmelerini anlamlandirmamdir.ikiyuzlulugu alkislamamalarina ragmen karsi da cikmamalaridir.80 doneminden sonra neden sustugumuzdur ertugrul ozkok'u okumamin sebebi.yada artik gencligin kaybedenlerden olmasi kendini bir davaya sunamamasi hatta yolunda gidecek bir dava dahi bulamamalaridir.okuyorum cunku her okdugumda boyali basindan nefret ediyorum.ama entel olmak yada alternatif takilmak icin degil gercekten sebep bulmak icindir.bazen bu adami sokakta goruyorum.evet yanimdan geciyor yada bir kafede oturuyor.hatta bazen bir arkadasim bile oluyor.sadece para kazanmak ugruna ideallerini kaybeden bir genc oluyor gozumun onunde.iste bu yuzdende bu adami okuyorum uzulerek,yanilarak,kaybederek.
kırmızı reklam ödülleri gecesinde şu şekilde bir konuşma yaparak kimseyi şaşırtmamış gazeteci kişi."benim gençlik yıllarımda kırmızı komünizmin simgesiydi. sonraki kuşak için ise aşkın simgesi oldu. şimdi kırmızı reklamlarda başarıyı simgeliyor. ancak son ikisinin içinde de tutku var. reklamcıları kıskanıyorum. yaratıcılıkta gazetecilerden daha önde gidiyorlar. türkiye'de reklamcılık sektörü bu yıl iyi geçti. bu bir genel yayın yönetmeni olarak bana * ayrılan sayfaların azalması demek. reklamlar, bu ülkede ekonominin iyi gittiğinin bir göstergesi. bunlar tüfe, tefe rakamlarından çok daha anlamlı rakamlardır."bu konuşmayı ödül gecesinde bizzat dinleyen birisi olarak kendimle gurur duydum; çünkü hakkında yanılmadığımı canlı olarak anladım o anda.
pazar yazılarında bol şaraplı lüküs hayatından pasajlar verip yine bir pazar yazısında "tam 35 yıldır büyük bir merakla görmeyi beklediğim mimarlık efsanesinin arka kapısında beni bir sürpriz bekliyormuş" dediği la sagrada familiayı ziyaret ettiğini ballandıra ballandıra anlatan, iki şişe fransız eksik içseydin de 35 yıl beklemeseydin barselona 'yı görmek için dedirten ya da ispanyolların şahsi bir gıcıklığı var da 35 yıldır vize mi vermiyorlardı diye sordurtan insan..
(bkz: deeply thoughts by ertugrul ozkirk)
sozlukte hakkinda bu kadar laf edilmesine gerek olmayan kisi. hayatinda derin bosluklar ve belirsizlikler bulunan, kimlerle nasil iliskileri oldugu asla belli olmayan bir karanliklar prensi. richard perle' ve william safire' karisimi kisilik. modern iletisim teorisi bilgisini cagdas gazetecilige tahvil edebilen turkiyedeki tek adam. aptal dostum olacagina akilli dusmanim olsun derken bir kez daha dusunmeniz gereken kisi. akilli dusman...
sanırım behiç pek, aksaray paşaoğlu'nu bu saygıdeğer gazeteci/tüsiadcı'dan esinlenerek yaratmıştır.
tansu ciller in basimiza gelmesine yardimci olmustur, ve hatta o getirmistir.
amerika'nın ülkemiz medyasındaki büyük elçisi.
yakin gelecekte fatih altayli tarafindan yeri doldurulacak kisi olmaya namzettir bu arkadas.
kendisine ve bugunku yazisina gore "gazetecilerin 'suç işleme imtiyazı' yoktur".ancak ilginctir ki gazetecilerin bakan ve burokratlar enseye tokat olup tesvik koparma ve ihale takip etme imtiyazi olabilmektedir.
hürriyet gazetesinde e-mail adresini vermeyen yazarlardan. e-mailine ulaşsak hakaretlerimizi bizzat kendisine iletebilieceğimiz feci yazar. bizi hürriyet almaktan vazgeçiren yanar döner sözüm ona gazeteci.
yaratici olmak ile sacmalamak arasindaki ince cizgiyi astigina inandigim populer kisi.
bugün ntv'de baris yanlisi eylemlere bir turlu anlam veremedigini soyleyen yayin yonetmeni. dogdugumdan beri evime giren hurriyeti bir daha almaycagima yemin ettirmiş olan nefret edilesi zat.
bu adam yazilarinda cok ucuz bir numara kullanir. en ahlak disi fikri savunmadan once bana ahlaksiz diyecekler ama olsun yine de fikrimi soyleyecegim der ve provakasyona baslar. sanki onceden ahlaksızlıgından sözetmesi kendisini temize cikartirmis gibi.
17 nisan 2005 tarihli yazisinin basligi "ihanete ve döneklige methiye" olan yazar. (bkz: yorum yok)
(bkz: kör)
işini kaybetme korkusuyla kayınpederinin* sözünden çıkmayan köşe adamcığı. mümtaz soysal ile alıp veremediğinin üniversitedeki hocalık yıllarından kaldığını sanıyorum
dunku yazisinda nato zirvasi na dair, "nedir canim, cok gerekmiyorsa evden cikmayalim" diyecek kadar ipin ucunu kacirmis zirva insandir...böyle egoizm görülmedi bombanin patladığı yer bir belediye otobüsü. adı üstünde.halkın kullandığı taşıma aracı.bombacılar kim? güya marksistgüya halk adına hareket eden kafalar.örgütlerinin adına 'marksist' kelimesini koymuşlar.herhalde marx'ın kemikleri sızlıyordur.bush'a kızıyor. hıncını zavallı insandan alıyor.aşağılıklığın, egoistliğin bundan daha adicesi olabilir mi?taşırken bomba kucağında patlamış.ne fark eder?kucağında patlamasa, o bombayı bir yerlere koymayacak mı?oradan geçen insanlar bundan zarar görmeyecek mi?ama insan hayatı onun için ne ki?yeter ki kurduğu teşkilatın adı duyulsun. reklamı yapılsın.bu uğurda üç beş can gitmiş ne fark eder?ülkesinin imajı bozulmuş, yüz binlerce esnafın, milyonlarca çalışanın ekmeğiyle oynanmış, umurunda mı?varsa yoksa, kendi ve etrafındaki üç beş kişinin şahsi zevkleri.sönen ocaklar, aç kalan insanlar bu örgüt şehvetinin mezesi.yıllardır yazıyorum.terörizm, insanın ruhunun en egoist halidir.bir ideal uğruna hareket ettiğini iddia eden terörist, aslında kendinden başka hiçbir şeyi, hiç kimseyi düşünmez.biraz disiplinkopmuş bacaklar, sönmüş hayatlar, geride kalan acılar üzerinde yaptığı değerlendirmeyi şu iğrenç cümle ile noktalar:'başarılı bir eylem yaptık.' oysa ortada başarı diye sadece ve sadece, öldürülmüş, sakat bırakılmış insanlar, kapanmış dükkánlar, ekonominin etkilenmesi yüzünden işsiz kalmış yoksullar vardır.bir de kendimize dönelim.bizlerin talihsizliği işte bu egoist yaratıklarla birlikte yaşamak zorunda oluşumuzdur.o nedenle alınan önlemlerden şikáyet etmememiz gerekiyor.sadece biz değil, bütün toplumlar artık böyle yaşamak zorunda.tearör bizi esir almak istiyor.ister sağcısı, ister dincisi, ister solcusu, ister etnik amaçlısı olsun, terörün bizi götürmek istediği toplumsal düzen çağdışı, ilkel ve faşist bir hayat tarzıdır.eğer böyle korkunç bir iklimde yaşamayı reddediyor, hayat tarzımızı savunmak istiyorsak, gönüllü bir disiplini kabul etmeliyiz.türkiye böylesine büyük bir uluslararası toplantıyı düzenlemeyi kabul ettiyse, üç günlük bir disipline uyacağız.peki isteyen bu liderlere olan tepkisini göstermesin mi?elbette göstersin.türkiye'ye yakışan budur.orasi olmaznitekim hükümet de gösteri yapmak, itirazını göstermek isteyenlere şehrin çeşitli yerlerinde yer gösterdi.ama bazıları, 'ben orayı değil de burayı istiyorum' diyor.dememeleri gerekir.terör örgütlerinin fink attığı, kışkırtacak, sömürecek ortam aradığı bu kritik üç beş gün içinde onlara bu imkanı tanımak kime yarayacaktır?hangi bilinçli demokrat, hangi pasifist itirazcı, hangi samimi gösterici, bush'a, blair'e veya başkasına vereceği mesajın bir cürüm teşkilatının, bir faşist terör örgütünün egoizmine hizmet etmesini ister?amaç itiraz talebi ise, samimi bir muhalefeti ortaya koymak ise, bu güzel demokrasi meydanını terörle paylaşmanın bir yararı olabilir mi?biliyorum bazıları şunu diyecek:biz teröristi aramıza sokmayız.doğru, siz sokmazsınız ama o girer.girer ve bir anda demokrasi meydanına hákim olur.bush'a itirazişte o yüzden ben diyorum ki, şu üç beş gün katlanalım.çok gerekmiyorsa evimizden çıkmayalım.varsın, kongre vadisine giremeyelim, evimize biraz geç gidelim.sonunda o vadide bir araya gelen insanlar, dünyanın önde gelen ülkelerinin liderleri.onların birçoğunun da başkan bush'a itirazı var.elbette onlar da bu itirazlarını ona iletecekler.bu büyük olayda türkiye ev sahibidir ve bunun altından başarı ile çıkmalıdır.
sembolizm akiminin anasini aglatan insan.
kendisinin seviye, duyarlilik, zeka gibi insani ozellikler acisindan bir parca ozurlu (handicapped diyelim, politically correct olsun) biliyorduk, 19 nisan 2005 gunu yazdigi yaziyla herhangi bir duz mantik cikarimi bile yapmaktan aciz oldugunu ogrenmis olduk, ya da en basit bir cikarimi bile ulu orta carpitabilecek kadar kotu niyetli oldugunu bir kez daha ogrendik. bahsi gecen yazida"önceki hafta yayinlanan 'aydinlar bildirisi'nde imzasi olanlardan biri dün çok önemli bir açiklama yapti.bu açiklamayi yapan kisi oya baydar'di.dünkü milliyet gazetesi'nde derya sazak'a verdigi mülakatta, bu bildiriyi benim de aralarinda oldugum birçok insanin olumlu bulmasina neden olan cümlenin hikáyesini anlatiyor.* * *bildiride, hem türk hem de kürt milliyetçiliginin yükselmesi elestiriliyordu.meger bildirinin ilk halinde bu ifade yer almiyormus.bildiriye 'kürt milliyetçiligi' kavrami girince imza verenlerin sayisi azalmis.'aydin mantigini' görüyor musunuz?suçlanan 'türk milliyetçiligi olunca imzayi basiyor.ama 'kürt milliyetçiligi' de elestirilince imzasini çekiyor.simdi gelin bu zihniyeti bir didik didik edelim.çünkü bunu yapmazsak, giderek biz türklere karsi lince dönüsen küresel bir girisimin suç ortagi haline gelecegiz.haftalardir su soruyu soruyorum:pkk terörüyle savasin en kiyici günlerinde bile yükselmeyen türk milliyetçiligi simdi neden yükseliyor?karadeniz'de her gün cenazeler kalkarken baslamayan sokak hareketleri, bugün niye linç girisimlerine dönüsüyor?"demekte cok sayin ertugrul ozkok. http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~565338,00.aspoya baydar'in bahsettigi "aydin"larin kim oldugunu bilmiyoruz, oya baydar da bu konuda ilgili roportajinda acik bir kelam etmiyor zaten. bu kimselerin kac kisi oldugunu da bilmiyoruz... bildigimiz "aydinlarin" ama iyi ama kotu, yine de her sekilde ertugrul ozkok'un begendigini ifade ettigi bir bildiri yayinlamis olmalari. ama sanki bunlar hic yokmus gibi, ozkok bir anda yazisinin bir yerinde "aydin mantigi"ndan bahsetmeye basliyor ve kendince aydinlara giydirmeye girisiyor. kendisinin de begendigini soyledigi bir bildiriye imza atmis aydinlari da bir kalemde, begenmedigi aydinlarla ayni kefenin icine ativeriyor, ve ne isimlerini ne de kac kisi olduklarini bildigimiz bir grup insan uzerinden butun aydinlari elestirme hakkini kendinde goruyor. cunku amaci ortada aslinda. amaci ne yapip edip "aydin" denen ve toplum hakkinda elestirel olma cesaretini gosterebilen insanlara milliyetci bir ayar vermek, tribunlere oynamak, ya da genelkurmaya ve zinde kuvvetlere, ki kendisine bir onceki "ben bu bildiriyi begendim" yazisindan dolayi bir balans ayari yapmis olmalari fevkalade muhtemeldir, yaranmaya calismak.halbuki, aydinlarin yaptigi ortadadir ve bu yapilani begendigini cok sayin turk buyugu ozkok ifade de etmislerdir, cok degil birkac gun once. ama olsun, her turlu tukuruk yalanabilir vatanin ve milletin yuce menfaatleri (!), ya da aydin dogan'in karizmasi emrettigi takdirde.entry bir yerimize penetre edecek olmasa soylenecek cok sey var da, oraya gitmeden soyle bitirelim,"ertugrul ozkok mantigini goruyor musunuz? aydinlarla, turkleri (ya da kendini turk hissedenleri) karsi karsiya getirmeye calisiyor, yukselen milliyetci ve fasist dalgalara bogulmasi gereken hedefleri isaret ediyor."
artik yorum bile yapmaya gerek olmicak kadar sacmalayan ozentiligin dibine vurmus yazar gibi olan adam; imam hatipliler neden fenerli oldu baslikli bugunki yazisinin ilk uc cumlesi yeterli neden bahsettigimi orneklemeye. birinci cumle: "zaman gazetesi yazarı hacı hasdemir, başbakan tayyip erdoğan'ın futbol hayatıyla ilgili çok ilginç bir kitap yazmış."okuyacak bir sey kalmadigi icin sayin ozkok de hemen bunu kosarak okumus tabi, ama durun, nerde okumus bilgisi ikinci cumlede;"sun valley'deki konferansa katılmak üzere idaho'ya uçarken bu kitabı okudum." sayin ozkok konferanstan konferansa ucuyor kendini gelistiriyor hem de idaho'da... vay vay vay iste buyuk gazetenin buyuk yazi isleri muduru. ve ucuncu cumle;"kitap önümüzdeki hafta piyasaya çıkacakmış "; meali ise "ben oyle onemli biriyim ki kitaplar bana basilmadan once gelir bi okur yorum yaparim duzeltirler hemen yanlislari".
(bkz: her iktidarda ben varim diyene tuzla koşmak)
her zaman devletimizin iyiliğini isteyen, her platformda haklı ya da haksız ülkemizi savunan, gece gündüz demeden halkımızın geleceği için endişelenen ve bu endişelerini bir başka ülkede yayınlanan gazetede dile getirmekten çekinmeyen harika insan. alakasız olarak; ben amerikalıyım...
son gunlerini akp ve erdogan'i yikama yaglamaya ayirmis, fikri ile zikri birbirini tutmayan, istikrarsiz, totalde neyi savundugunu kendisi bile bilmeyen, gazetesi alinmayasi, gereksiz yayin yonetmeni.
yazıları kesinlikle cok zekice hazırlanmis olan ve acikca soyleyemedigi seyleri bu yazılarda gizliden gizliye insanlara empoze etmeye calisan, hürriyetin aydın doganın cikarlari dogrultusunda ustune gittigi konulara son ve oldurucu darbeyi vuran, ıraka asker gondermeyle ilgili bir yazısını okurken gazeteyi paramparca etmeme neden olmus yazar bozuntusu.
yüzlerce yıl sonra, meraklı birileri, araştırmacılar ya da öğrenciler 2000 li yılarda türkiye nin soysoekonomik yapısı, kültürel dokusu, efenim ruhu, havası , suyu nasıldı diye araştırma yapmak için pclerinin başına geçtiklerinde arama kutucuğuna yazmaları gereken isimdir kendileri. ertuğrul özkök'den kendini çıkarırsanız 0 (sıfır) kalmamaktadır. günümüzdeki yozlaşmayı, günümüz basınını, günümüz medyasını, içi kof lümpen entelijansiyayı, (rrööaah diye haykıracaklar için, istisnalar diyorum, kaide diyorum) temsil eden koca bir simge olmuştur ertuğrul özkök. adının "100 ünlü türk" kitabında yer alması bosuna değildir...
ne zaman memlekette önemli bir konu manşetlere taşınsa ertuğrul özkök'ün köşe yazısı illa ki bu konuyla uzaktan yakından alakasız olmak zorunda. örn: 27 haziran bush'un nato temasları gündemde, özkök en büyük cinsel fantezisini anlatan bir yazı yazmış!! hürriyet ki türkiye'nin en saygın gazetesi olduğunu iddia eden bir yayın kuruluşu, bu kuruluşun böyle kıdemli yazarlarından biri nasıl olur da istisnasız bir şekilde sürekli gündem dışı konular üzerine saçma sapan yazılar yazar....
(bkz: en büyük cinsel fantezim)
12 eylül cuma günkü yazısıyla, 28 şubat'a destek verdiğini, benzeri bir durumda yine vereceğini yazarak, 28 şubatın bir halk hareketi olduğunu iddia edecek kadar uçmuş bir adam.
okuduklarının doğruluğunu kontrol etmeksizin fikir üretmeye başladığını bilmiyor değildim ama dharma yayınları okurken de böyle davranacağına yüksek ihtimal vermezdim, bahis oynasaydım, kaybedermişim:http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~473539,00.asp
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/arsiv/kaset.html
"trt" yazılır "tırt" okunur. hesapta hippi.
son yıllarda beni en çok gururlandıran haberlerden biri olan, türkiye'nin bbc'nin anketinde bush ile dünyanın daha tehlikeli bir yer olduğunu düşünenlerin oranının en yüksek olduğu ülke çıkmasından aşırı rahatsız olduğunu bugünkü yazısından anladığımız yazar.kamu oyunun bu şekilde fikir belirtmesinde bir yazar tarafından eleştirilecek ne gibi bir nokta olabilir ki? hükümet amerikancı ya da tersi bir politika belirlerse eğer, bunu eleştirmenin bir mantığı olabilir, zira bir değişiklik çok olası bir durumdur çoğu zaman... ama bu ülkenin insanları sevmiyorlar kardeşim! bundan neden rahatsız olunur ki? demek ki amerikan yalakalığı anketlere cevap veren halka kadar inmemiş ne güzel işte! kaldı ki bu anket gerçeği dış politikada ülkemizin elini güçlendiren bir kalem de olmuştur. bu ülke insanı burnunun dibinde olan olaylardan rahatsız, aynı ankete katılan polonyalılar gibi olabilemez... ve bunun da bilinmesi çok faydalı bir şeydir...komple halkımız takiyye mi yapsaydı...netice itibariyle asla tasvip edemeyeceğim düşüncelere sahip olup üstelik bu düşünceleri çok da matah birşeymiş gibi ballandıra ballandıra anlatan, aynı gazetede yazan(!) bekir coşkun, tufan türenç, emin çölaşan ile birlikte paranın herşey olmadığını anlamamı sağlayan yazar... zira bu yazarlar hiç birşey yazmıyorlar ve sizden bizden çok kazanıyorlar.
ününü sürreal yazılarıyla pekiştiren ex akademisyen, post sahibinin sesi gazeteci.mesela, geçtiğimiz pazar günü, yazısına tasarımcı zeka-tanrı ile girip, mesut yılmaz ve tansu ciller ile bitirmiştir. kendisini buradan sözlük aracılığıyla tebrik etmek istiyorum.
aydin doganin is takipcisi. cogu pazartesi sabahi istanbuldan ankaraya is icin gidenler bu hurriyet yazarini ucakta gorurler. dogan holdingin isdleri icin gerekli "gorusmeleri" yapan yazari aksam ucaginda yine bulabilirsiniz.
kendisi geçen günlerde çok önemli bir konuyu tartışmaya açmıştır..mesele gayet mühim, elbette yalakalık katsayısınanın artmasına fırsat tanıdıgından dolayı muhim.."neden imamhatip lisesinde okumuş insanların hemen hepsi fenerbahçelidir?"biz kendisine burdan selam edip buna benzer bir konunun evvelden şahan tarafından tartışmaya açıldıgını esef ile bildiriyoruz..aynı veçhede açılmıs olan tartısmanın konusu sudur:"ismail yk bir robot mudur?"hangi sorunun çözülmesinin memleket için daha önemli oldugununun kararını siz verin..keşke şöyle bir konu havuzu olsa da kendisine köşe yazısı konularında önerilerimizi ulaştırabilsek cancağızım..ses ver mirim..dilimiz seni söylüyor, elimiz senden gayrısını yazamıyor..bir ses nolur..yattıgın plaza aşkına..muhammed isa aşkına..
ismini sol frame'de daha çok görmek istediğim kişi.(bkz: sozluk bedduaları)
ertugrul ozkok'un yan masada gordugu unluler koleksiyonuna tom fordu da kattigini bugunku yazisindan ogrendigimiz kisilik. ayrica yazisi temel bir yanlis icermekteydi ki elit, rafine hbb takiliyorsun ama olmuyor be ertugrul' um sen de a.a. gibi bir yere kadar gelip orada takiliyorsun, demissin ki...aynı gün italyan otomobil devinin üst düzey yönetimi, gençleşme kararı alıyordu.'fiat, küçük araba için büyük bir marka.'yani sadece küçük araba üreterek yaşamaya devam edemeyeceğini anlatıyor.onun için alfa romeo, maserati, ferrari gibi zengin markalarla işbirliği (isbirligi ?????) düşünüyorlarmış.....ama uzulme "hickimse herseyi bilemez", keske arabaci yazarin ufuk dandik'e sorsaydin o anlatirdi sana fiat'in zaten alfa romeo, ferrari ve maseratinin sahibi oldugunu.
iktisat ekonomi kavramlarla uzaktan yakından hic bi alakası olmayan bi ekonomi yazası yazarak turkiyenin niye ozellestirmeler yuzunden arjantine donmeyecegini ispatlayarak yureklere su serpmistir kendileri.bari bi ekonomiyle ilgili istatistik sun kosende.ben ozellestirmelerin ulkeye faydalı olacagını ve arjantindeki durumun turkiyede olmayacagını dusunuyorum diyo iyi bende 6 7 yıl icinde bunun tam tersi olacagını dusunuyorum belki.deniz gokce haricinde ekonomik bilgi veren biren biri kalmadı.ya bu nedir.hulya avsarın resim hakkında yorum yapmasından ne farkı vardır.sakın bu ekonomi hakkında yorum yapma ihtiyacının nedeni dogan medya grubu nun alman bankasına satmak istediklerinin engellenmesi ve medya ortaklıklarının engellenmesi yuzunden olmasın.
kendisinin medyadaki bir kaç tazahürü şöyledir:(bkz: press bey)(bkz: aksaray pasaoglu)(bkz: verkurtul dizçök)
buyrun buradan yakın: (bkz: kasimpasali tayyip ve macluhan)
köşe yazarları arasında en güzel başlık atanı. adamdan hazetmesemde yazılarının başlığı ilgimi çeker ve zaman zaman okurum.
(bkz: nefret edilesi insanlar)
her gun sayisiz kere yarabbi sukur dedigi rivayet edilir. ne kadar gercek payi var bilemiyorum.
dublor: gelecek vaadetmeyen grupsozunu eden sahsiyet
"kasimpasali tayyip ve macluhan" başlıklı eseri ile bizleri sözün bittiği yere ulaştırmayı başarmış bir kişidir. artık ülkemizi refaha erdirmek için süper güçlerle çalışmak üzere uzaydan gönderildiğine bu yazı ile ikna oldum ben. vatana millete hayırlı olsun.
arada sirada paris'e filan gidip oralardan muhim yazilar yazmayi cok seven bir adam. genelde muthis onemli konulardan bahseder bu yazilarda:"paris'e her gittiğimde üç vitrini mutlaka ziyaret ederim. birincisi christian dior. galliano başına geçtiğinden beri, dior'un mağazasını louvre müzesi'ne gider gibi geziyorum. ikincisi kenzo. renkleri her defasında aklımı başımdan alıyor. iyi ki de alıyor, türkiye'den ve her şeyden kopup kayboluyorum. bir de charles jourdan'ın vitrini. kadın ayakabılarının trendlerini oradan izliyorum."(bkz: iyi de bize ne bundan kardesim)
bugün bir fare tutmus kisi: http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~568617,00.asp
cinsel fantezilerini tam da nato geldiğinde yazması tesadüf değildir. muhtemelen amerika'yı görünce libido salgılamaya başladı. silahın ve kanın şehvetinden köşe yazaısı bile çıkarabildiğini gösterdi bize. afganistan gibi eğer bir gün türkiye'de işgal edilirse hamid karzaive hikmet çetin ikilisinin yaptığını tek başına yapabilir. çok şık, entel, beyaz, estetik, şaraptan anlayan vali olur.
bana adını yazamadığım için üç kere entry editleten *. sözlükten uçurulmama neden olabilecek sahsiyet.
12 eylül aşiği büyük yazi işleri yonetmeni, artik alenen yaziyor ciziyor. ertugrul ozkok tarzi kose yazisi yazma basligini cok okumus olacak ki artik mantik çerçevisinin dışına taşıyor, iyice komik hale geliyor işte yediği halat şöyle başlıyor ya yuh artık !!! "önceki gün başkan bush'un yapacağı konuşmaya girerken üzerimin amerikalı görevlilerce aranmasından hiç gocunmadım. bakın neden gocunmadığımı izah edeyim."
serdar turgut'tan bugün çok ama çok saglam bir ayar aldi, geçmis olsun özkök.http://www.aksam.com.tr/.../yazarlar/yazarlar210.html
demokrasi diye bir şey yoktur. hava sade iken, ayaklarımız bulutlara sürter hepsi bu...bilinmesi gereken dünyayı elitlerin yönettiği gerçeği; contact aşırmalı gizli zenginler, medya patronları, askerler, bürokratlar...demokrasi bir göz yanılgısıdır; kamu meşru bir taban halinde okyanusları çağırırken sokağa. kavga insanın içinde yeşerir...e. özkok; ya da her neyse içinde ki, ölümü kışkırtır yaz günlerinde, ülkeyi savaşa sokar, krize sokar, tanrının sofrasına yağdırır öğlen yemeğini es geçenleri. sonra bir yazısında, irlanda'da, bir taksinin arka koltuğunda...sormak zorundadır kim bu çalan. taksici açıklamaya çalışır uzun, uzun...noktalar bir türlü bir arya gelmez. köşesindeki yazısında altını çizer aydınlığın...frank black'i hayatında duymamış bir yengeç, kumlara sererken sırtını...o ülkeyi savaşa sokar, camus camdan bakar, krize sokar, seytanın ayağının altında bir sigara söner...
(bkz: pink floyd la ugurlanmak)
hiçbir konuda bir bilgisi yoktur, yazarlık kabiliyeti yoktur, ama türk medyasındaki en güçlü insanlardan biridir. hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmenidir. gazetenin en güzel yerini parseller ve berbat ötesi yazılarıyla katleder. baş amacı aydın doğan'a şirin görünmektir. tombul hatunlardan hoşlandığını her pazar köşesinde yeteneğinin el verdiği kadarıyla yazmaya çalışır. bir kızı vardır popstarcı ercan saatçi ile evlidir.
elif boyner hakkinda yazdigi yaziyla, kizin basina gelen olaya uzulmemi engellemis, bilakis bir takim sacma sorular sormama ve duyarsiz yorumlar yapmama sebep olmus sahistir; zira bahsekonu yazi bu etkiyi yaratacak kadar gereksiz ve abuk subuktur.
yine yaptı yapacağını bu arkadaş. önceki gün ecevit'in ağzından yaptığı, "vahdettin hain değil" haberini öyle bir tekzip etti ki, yani sadece bir köşe yazısında bu kadar çok yere nasıl mesaj verilir, nasıl özür dilenir, dün tükürülen bugün nasıl yere eğilip çaktırmadan yalanır, iletişim fakültelerinde üzenrine tez bile yapılır valla..işte o müthiş yazı...http://www.hurriyetim.com.tr/...-m@nvid~606126,00.asp
gecen seneye kadar istanbul ayazpasa da ikamet eden ve her sabah evinden esofmanları ile cıkıp kapının önünde bekleyen ve yolu tıkayan lüks arabasına binen gazete genel yayın müdürü. ofisine vardıgında ise sabah jimlastigini yapıp dus aldıktan sonra işe koyuluyormuş.
son donem yazilarinda manipulasyon hevesini sanki bir kenara koymus yazar. gelin itiraf edelim konseptiyle uzun zaman love to hate listelerinde ust siralarda dolasirken yunanistan ile baslayan objektif yazilarinda hangi tasin kafasina dustugunu bulmaya calisiyordum ki bir de bugunku ab yazisini okuyunca, ilk defa gonulden bir -oh be,agzina saglik! dedirtmis kisidir ayni zamanda.resmi de cok net, objektif ve guzel cekmistir.umariz donemsel bir hamle degildir bu. sezarin hakki sezara. http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~569516,00.asp
ab ile egemenlik çelişmesinde akp iktidarıyla sorunlar yaşayan ve kimi malum milliyetçi hezeyanları toplumda bir dalga olarak yükseltme çabası sergileyen abd'nin nicedir dümen suyuna gitmektedir. fakat ne olursa olsun doğruları da ifade etmeye başlamıştır. sonuçta ulusal aklımızı amerikan manüplasyonundan ayıklamak, vatanımızla ilgili somut kaygılarımızı ifade eden görüşleri kollektivize etmek elimizde. dünki yazısı tebrik edilesi, kapitalizmin ve emperyalizmin kulu kölesi bir tutumla ab/abd sözcüsü olarak yazmaya başladığı vakit gene kalaylanası şahıs. eleştiriler kişilerle değil ilkeler ve görüşlerle kaim olmalı,kim olursa olsun "yanar dönerlik" yaftasıyla kimsenin doğru görüşleri ıskalanmamalıdır.
ne yalan soyleyeyim, amerikanci tavri her ne kadar nefretimi celbediyorsa, bir o kadar da son donemde avrupa birligine mal bulmus magribi gibi yalananlara inat, avrupa zihniyetini/onyargisini sorgulayan yazilariyla da bana icten ice haz veren bir kisiliktir.
televizyonda "yaşamın ilgi alanındaki şeyerle ilgili alanlarda ilgilenmek siyasetten daha önemlidir" gibi derin bir cümle kurarak bizi koltuklarımıza mıhlamış gazeteci, köşe yazarı, bilge, entelektüel, dış ilişkiler uzmanı, politik yorumcu, kültürlü, analizci, yetenekli, ilgi çeken, karizmatik insan.
simavi ailesinden satin alinmasiyla birinci guvenirlilik cokusunu yasamis hurriyet gibi bir gazetinin ikinci guvenirlilik cokusunu hazirlayan ve dususun surekliligini temin eden elebasi.
akp iktidarının düzenlediği iletişim şurası'nın yemeğinde bile, uzun mücedeler sonucu şarabını içme başarısını göstermiş ve bunu da gazetedeki köşe yazısına konu olarak almış adam. (lahavle vela kuvvetin)
(bkz: gereksiz insan)
"amerikan askerlerin turk soforlerini oldurmesi" olayının gerçekleştiği gün tamamen alakasız bir yazı (hatta geyik çeşitlemesi) yazarak yuh artık dedirten kişi.
(bkz: #3969308)
haberturk tarafından kendisine yeni bir isim uydurulmuş kişi: (bkz: http://www.haberturk.com/...rmetni.haberturk?@=193597)edit: bu da, an itibarıyla hala çalışmakta olan linkin yayından kalktığını öne süren hakkında gazeteciler.com yorumu: http://gazeteciler.internethaber.com/...hp?aid=306863
bir soyleside, eski arkadasi enis batur diyordu ki: "bir gun yanima geldi, sikkin, aglamakli. dedi ki, <enis be, ben artik araba istiyorum, soforum de olsun istiyorum.>" bu haliyle, gucun karanlik tarafini tercih eden anakin skywalker'a benziyor galiba. (bkz: darth vader)bazisi bu adama kizar, bazisi guler. bazi kizginlar, gulenlere de kizar.
şanli askerimizin moral durumunu hep duşunen, sevdigi topraklarla arasina okyanus girmiş gurbet ellerde 50 eyalette 294 milyon yurttaşimizin hayatini biraz daha guzelleştirmeye ugraşan gazeteci..
bugünkü yazısını ertugrul özkök ve gelin itiraf edelim konseptine yakın bir üslûpla "israil"e ayırmış olan şahıs. bu makalesinin başta yalçın küçük olmak üzere pek çok kişiyi hop oturup hop kaldıracağı kesin gibi.http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~507919,00.asp
bugünkü yazısını okuduktan sonra acaba avrupa birliği ne üye mi olduk diye düşündürten yazar..gazcı görmüştüm ama böylesini görmemiştim..(bkz: http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~478533,00.asp)
(bkz: ertugrul özkök vs nihat genç)
"yiyorsa damadın ercan saatçi'yi bağdat'a göndersene" demek istediğim akademisyen eskisi.
onu en guzle anlatan tanimlardan biri yildirim turker'in 03.03.03 tarihinde radikal'de yayimlanan yazisi.o bir seçkinlik abidesi. kendi diktiği. bu memlekette doğmuş olduğuna için için kahrediyor. ama doğduğundan beri ona musallat olmuş ince bir sızı gibi bir yanı, bu memleket dışında fazla şansı olmadığını seziyor. milliyetçiliğinin beslenme çantasında bir türlü bastıramadığı yetersizlik duygusundan başka azık yok. o, ne kadar çalışkan ve değişken olsa da özendiği kültürlerden birinde ancak sarı kamudan bir birey olacağını iyi biliyor. ne kadar seçkin olsa da seçtiklerini geç yaşında başkalarından öğrenmiş olduğunu, bütün dünyayı tercüme etmeye çalıştığı life style dilini ne büyük gayretlerle magazinlerden, patron masalarında tanıştığı insanları izleyerek edinmiş olduğunu bir türlü unutamıyor. öfkesinin, kimileyin ürkütücü köpek dişlerini gösteriveren nefretinin nedeni bu bir türlü yakasını bırakmayan bilgi. dolayısıyla kendi sınıfına duyduğu nefretle beslenmiş bir kere. işçi ya da küçük memur olan babasına öfkeyle acıyarak büyümüş. ancak şimdi, paranın ve iktidarın bu kıyısında, onu anladığını ifade edebiliyor. hatta, ona olan aşkını ilan edip aziz anısı önünde saygıyla eğiliyor. oysa için için tiksiniyor hâlâ ondan. o andavallıdan. kendisiyle iyi şarapların, iyi yemeklerin, marka giyeceklerin, business class uçuşların, bakanların başbakanların, tüsiad'ın, güzel ve parlayan her şeyin arasında duran, kendisini daha doğmadan zorlu bir engelli koşuya iten o adamı affederse hızı düşecek. şimdi ancak yüce gönüllü bir dille anıyor; neredeyse bir şiir üretiyor onun sıradan ve sıkıntıyla teyellenmiş hayatından. ama zaten unutulmaz aile hikâyelerine, bilgece yönlendirilme epizodlarına ihtiyacı var. en üst sınıftan geçtim orta sınıfın palazlanmış katmanında bile âdettendir; hak ettiğinden koparılmış, fraulein'larla madam'larla büyütülmemiş olsa da bir dirseğini dünyaya dayamış yetişkinlerin meclisinde demlenmiş bir geçmiş inşaatı. yeniden yazım. tarihi bir şahsiyete yakışır ayrıntılarla zenginleştirilmiş, zamanla gerçekliğine inanılmış yeni geçmiş. gizlenemeyecek kadar bariz durumlarda, 'yoksuldu ama gönlünün pusulası bütün mahalleye yol gösterirdi' edebiyatıyla kutsanan, büyük ihtimalle sevgisiz, şefkati kıt anababalar. yaratacak. bütün akranı ve sergüzeştine ortak erkekler gibi gözüyaşlı bir nostalji potpurisine katık edecek sülalesini. bir çırpıda haklarından gelecek. onları kendine yazmış olduğu serüvene uydurarak nefretini soğutacak öncelikle. gençliği başka kurgu en önemlisi, solcuydu. bir akademisyenlik geçmişi bile olabilir. entelektin ne olduğunu hepimizden iyi biliyor. solculuk hayatını, 'ben de oradaydım, topluca sürüklenmiş olduğumuz o cinnet kıyısında ben de ateşler yaktım' üslubuyla yâd etmeyecek kadar yerleşik yeni kimliğine. ama en sıkıştığı anlarda 'o zamanlar ne gülünçtük, bağdaş kurar, bacı derdik' merhalesinden tırtıkladığı oluyor. bilenler, onun gençliğinde de solculukla bir ilgisi olmadığını söylüyor ama kendi hayatının romanını öyle yazmış bir kere. 68'lilik de ondan sorulmalı. hem gençliğine revnaklı bir maceraperestlik de katmıyor değil hani. iyi duruyor. şimdiki salaklara hoşgörü göstermemesinin nedeni, onların mübalağa gecikmiş olması. hâlâ solcular. kaldı mı allah aşkına böylesi? pes artık. hayatının kiri pasından olsa gerek, kendisine fevkalade sevimli, masum bir oğlan çocuğu imgesi satın almış. çevresinde onmaz iyi niyeti, çocuksu kişiliğiyle tanınmaya özen gösteriyor. hani, 'valla, tanısan, hiç öyle biri değil. çok şeker'lerden. bu imge de makam arabası gibi. işini kaybetse altından çekilip alınıverir. ama o, kendi geçtiği dolambaçlı iktidar yollarından çok iyi biliyor; altında çalışanlara 'içindeki çocuğu' gösterirse patronluğu daha sağlam olur. alttakiler ebedi çocuk. bir patronunsa ille olacaksa, içinde bir çocuk olmalı. hani play station oynamayı, çizgi roman okumayı, maça gidip küfretmeyi seven. bu da yakışır. adorno'yu da biliyor, hande yener'in son şarkısını da. o, bu toprakların kültürel zenginliğiyle sarhoş bir vatansever. her şeye açık. bir halk adamı. seçkinciliğe şiddetle karşı çıkıyor. ufku, yeni genç popçuların dayanışmasında görüyor sözgelimi. halk adamlığı, batı kültürünün hasını yutmuş olmasına rağmen dönüp dolaşıp halkının duyarlığına biat edenlerinkinden. ama eyuboğlu kardeşlerinkiyle karıştırılmasın. kahramanımızın soluğu öylesine besili bir adanmışlığa nasıl yetsin? bizimkininki yine teyel yerleri görünen bir kurgu sonuçta. ama nereden baksanız, milliyetçi. solcularla asla kurmaya yanaşmayacağı yakınlığı ülkücü kanlı siyaset erbabıyla pekâlâ kurabiliyor. ne de olsa onları iktidara, hayatın bütün tutunulacak askılarına daha yakın buluyor. fırsat buldukça coşup köpürse de, milliyetçiliğini de çocuksu, 1940'ların hasanoğlan köy enstitüsü'nde cumhuriyet bayramı kutlayan bir delikanlı duyarlığıyla yaşıyor. bayrağı sallandı mı gözleri dolup çocuklaşıveriyor. devletini milletini, tuttuğu takımı sever gibi seviyor. ama bu masumiyet inşaatı, en ufak sallantıda çatlayıveriyor. vahşi bir dille yol gösteriyor gözü kör baskıcı devletine. devletinin derin unsurlarına kucak açıyor. neredeyse onların itibarına kefil oluyor. 'vatan için her şey mubah'çılığını en kritik anlarda sergiliyor. sonuçta çok önemli bir adam, o. müttefiklerini seçerken duygusallığa yer yok. vatan aşkı ve emir, demiri keser. hem de putkırıcı aydın ursula k. le guin'in 'uzaylı kocakarı'sındaki gibi "altair yıldızının dördüncü gezegenindeki dost canlısı yaratıkların bir uzay gemisi dünyaya gelse ve kibar kaptanları 'bir kişilik yerimiz var, altair'e dönüş yolculuğumuzda uzun uzun konuşup son 20 yıldır memleketinizde her alanda görülen çöküntü hakkında gözlem yapabileceğimiz tek bir örnek insan verebilir misiniz?" dese kahramanımızı uzaylıların şefkatli kollarına teslim etmemiz gerekir. çünkü o, bu 20 yılın, bir araştırmacıya son derece zengin malzeme sunacak bir ürünü. yoksul bir semtte doğdu. büyük şehre okumaya gitti. askeri okul ihtimali de tartılmış olabilir. oradan bir bursla avrupa. dönüşte ikbal merdivenlerinin basamakları birer birer, farklı adımlarla tırmanıldı. ilk başlarda kudretin kıyısına dikilivermiş olan gecekondu zamanla aynı mahalledeki bir malikâneye dönüştü. yol boyunca gittikçe gülünçleşen gerekçelendirmelerin yerini, malikâneye oturduktan sonra küstah bir meydan okuma aldı. yoksullardan, beceremeyenlerden, itirazı olanlardan, işçilerden, köylülerden nefret ediyor. ikonoklastlık taslaması da bu alanda zaten. putkırıcılığı, meşrulaşmak için şişip patlama raddesine gelen 'denetimsiz güçlünün arsız' dilini açıkça ve fütursuzca kullanmasından edinilmiş. defterden silinmesi, hesaba katılmaması, yakadan silkelenmesi, yok edilmesi, ezilip geçilmesi gerekenleri ilk o dile getirir. hep efendilerinin bir adım öncesinden laf üretir. onların ağzına yakışmayacak kabalıkta. sonra insanın yüzüne liberalizmin en geniş ovalarıyla gülümseyen aykırı bir aydındır. türk aydınına düşman, değişen dünyanın misyoneri olan gerçek aydın. nicedir savaşın yararları üstüne döktürüyor. savaşa karşı olanların ne mene ahmaklar olduğunu yazıyor. altair yıldızından bir uzaylının gözleriyle varlığını kanıksamış olduğumuz bu türk insanına uzun uzun bakarsak, hayatımızı ele geçirmiş olan kötülük üstüne çok şey görebileceğimize kalıbımı basarım.
sayesinde türkiye şişeni bile bilmediği cháteau margaux'yu tanımış ve sevmiştir. bu kadarcık bilgi bile lendisinin en kadar elit ve degerli bir entelektüel oldugunu göstermeye yeter.yalnız arada sırada hava alanında light bira içerken görülmesi bazı çekemeyenler tarafından eleştirilmektedir.
yildirim turkere bok atmak icin yazdigi yazinin yildirim turkerin ne kadar duzgun bir adam oldugunu bir kez daha kanitladigini anlayamayacak kadar zavalli adam... tecavuz denilen "olgu"nun bir gun herkesin basina gelebilecegini, guneydoguya has olmadigini birileri ona anlatmali...aha da yazinin linki : http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~323416,00.aspaha da tam olsun, bu da yildirim turkerin yazisinin linki... http://www.radikal.com.tr/...888&tarih=13/10/2003
hürriyet'in demirbaşı..sevgili özkök tam da ahmet kaymaz ve uğur kaymaz adlı terör zanlılarının (bu iddiayı ortaya atan insan olamaz) öldürüldüğü zamanda kaçırılmış olan bir genç kız üzerine bir yazı yazmıştı.. hani kaçırılıp sonradan vj'lik teklifi alan hafiften güzel bir kızcağız vardı ya; işte tam da o... bu zat-ı muhterem yazısında diyor ki bu kız bu kadar güzel olmasa olay çıkmazdı.. saçmalığa bakınız.. bunu söylemekle kalmıyor kaymaz katliamını bu olayla bağdaştırarak bu zavallı insanlar kürt olarak tanımlanmasaydı olay olmayacağını söylüyor.. yani katliamın bazılarınca olay çıkarmak için kullanıldığını söylüyor.. evet doğrudur.. kendisi gibi bu olaydan, 13 yaşındaki bir insanın cesedinden kar elde etmeyi düşünenler vardır.. bu polemik haberciliğinin demirbaşı da kendisidir...
türkiye'deki hangi okuyucu kitlesine hitap ettiği merak edilen insan..belli bir birikimi olduğu aşikar olsa da,bunu kullandığı yönler gerçekten ilginç..gündemde ne kadar önemli bir olay olursa olsun "bundan iki ay önce champs elysse'de gezerken gençliğimi buldum" temalı yazılar döktürmeyi başarabilmektedir.."dün ne zamandır yemediğim risottoma kavuştum" tadındaki yazılarıyla yarım sayfayı kaplamakta mani görmez..
tusiad'in cikarlarini kendisinden daha iyi hic kimsenin koruyamayacagi gercegi,bir tusiad uyesi tararfindan da ifade edilmis olan insan..nasil bir insan oldugu hakkinda yildirim turker'in yazisi yeterince ikna edici olacaktir,son yirmi yilin en ilginc oykusu..
kendisi ile ilgili ırak savaşından hemen önce bianet.org de yayınlanmış merdan yanardağ imzalı uzun bir yazının bazı bölümlerini aynen aşağıdaki gibidir, yazı ertuğrul ozkok un "eski solcu" ya da "68li yanıyla" ilgili daha önceden de malum olduğumuz üzere bizi oldukça güzel bir şekilde bilgilendiriyor yine de bir bakmakta fayda var:"özkök bilindiği gibi aydın doğan grubu'nun amiral gemisi hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni ve doğan holding'in yönetim kurulu başkan yardımcısıdır.yani işadamı-gazeteci kırması bir pozisyona sahip. kendisi aynı zamanda bir iletişim uzmanı. fransa'da doktora eğitimi görmüş, ankara'da öğretim üyeliği yapmış bir akademisyen. özkök, yazılarında eskiden solcu olduğunu özellikle vurgular. kendi geçmişiyle ilgili çok fulu bir '68 edebiyatı yapar. bunu önemser. özellikle pazar günleri yazdığı kötü "edebiyat" yazılarının arasına bunları sıkıştırmaktan tuhaf bir zevk aldığı görülür. nostalji yapar ve bir 68'li olduğunu özellikle ima eder. görmüş geçirmiş, engin tecrübeye sahip, solu ve marksizmi bilen bir adam portresi çizer kendisi için. işte, tek başına bu olgu bile solun hâlâ kıymetli olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.ancak özkök, bütün yaşadıklarından derin bir ders çıkarmıştır. kendi deyimiyle, "toplum onun sicilini silmiş" ve onu türkiye'nin en önemli kurumlarından biri olan hürriyet'in başına getirecek kadar yüce gönüllüdür. özkök, yolu tarif etmektedir; eskiden solcu olmak iyidir ama, şimdi sicili sildirmek gerekir. bu yoksa para da, kariyer de şöhret de yoktur.iyi ama bir kez daha bütün bunlarda ne var diye sorulabilir. öyle ya, özkök gibi bir çok isim var medyada. neden o "özel bir tip" olsun ki? şundan; özkök, yalan söylemekte ve kendisi için uyduruk bir tarih kurmaktadır.çünkü, ertuğrul özkök bütün hayatı boyunca solda ve solun egemen olduğu entelektüel camiada önemli, etkili ve parlak bir isme ve geçmişe sahip olamamanın ezikliği içinde yaşamıştır. bırakın etkili ve parlak bir isme sahip olmayı, o hiçbir zaman sol muhitlerde gerçek anlamda bulunamamanın eksikliğini ruhunun derenliklerinde yaşamış ve yaşamaya da devam etmektedir. onu diğerlerinden daha saldırgan yapan da işte bu komplekstir. savaş yanlısı yazılar yazarken bile bu yönteme başvurmadan edemez.o, örneğin ne cengiz çandar gibi bir 68'li, ne de gülay göktürk ya da ferai tınç gibi esas olarak 70'lidir. silik bir isimdir özkök. kimse kendisini hatırlamaz. bu nedenle solun 1960'lı yıllardaki yükselişinin dışında kalmıştır. özkök bir ara kuşak adamıdır. başkalarında bu durum bir avantaj, entelektüel ve politik bakımdan büyük bir itici güç işlevi görürken onun için kara bir delik, karşı konulamaz bir vakum işlevi görmüştür. onu türkiye'de kimse hatırlamadığı için, sık sık fransa'dan ve bu ülkedeki 68 atmosferinden söz eder. ancak, yazdıkları belirsizdir. gerçeği kötü bir edebiyatın arkasında gizler. orada ne yapmıştır, katıldığı bir grup ya da eylem var mıdır bilinmez. tıpkı türkiye'de ne yaptığı, kimlerle birlikte olduğu, hangi akım içinde yer aldığının bilinmediği gibi. bütün bunların bilinmesi de mümkün değildir. çünkü, böyle bir şey yoktur. özkök, fransa'da yüksek lisans eğitimine başladığında takvimler 1970'li yılların başını göstermektedir. yani avrupa'da 68 dalgası geri çekilmiştir. türkiye'de 68'i kaçıran özkök, ona fransa'da da yetişememiştir. ama o farklı ve flu bir tablo çizerek sanki paris başkaldırısında yer aldığını ima etmeye çalışır. ancak, ihtiyatlı davranır ve bunu açıkça yazmaktan da kaçınır. ola ki biri çıkar ve palavra anlaşılır diye.özkök, 70'li yıllarda da solla ilişkili değildir. belki bunu istemekte, solculara gıpta etmekte, özlem duymakta ama cesaret edememektedir. onun bütün bu dönem boyunca solun çevresinde dolaştığını ama bir türlü içine giremediğini anlıyoruz. 70'li yılların önemli bölümünü fransa'da geçirmiştir. bu yıllar boyunca fransa'da solla ilişkisi sadece che posterlerinin asılı olduğu öğrenci kahvelerinde oturmak ve protest müzik dinlemektir. türkiye'ye döndüğünde sol onu beklememiş ve alıp başını gitmiştir. ülke hızla bir iç savaş atmosferine girmektedir. bu ortam onu daha da korkutmuştur. o nedenle, 12 eylül darbesinin yapıldığını duyduğu zaman "derin bir oh" çektiğini sık sık itiraf eder ve başkalarını da (yukarıda işaret ettiğim kompleksin doğal bir sonucu olarak) bu durumu itiraf etmemekle suçlar.türkiye'de yer aldığı tek eylem ise, türkiye'ye döndüğünde aynı üniversitede görev bedrettin cömert'in 1978'de faşistlerce öldürülmesi üzerine öğretim üyelerinin yaptığı protesto yürüyüşüne katılmaktan ibarettir. birkaç kere de türkiye işçi partisi'nin (tip) yayın organı yürüyüş dergisine gitmiş ve orada bu derginin başyazarı yalçın küçük'ü görmüştür. bunu hiç unutamaz. (hürriyet 3 aralık 2003) melih cevdet anday'ın onun bir yazısını cumhuriyet gazetesine götürüp ikinci sayfadaki konuk ya da okur yazıları içinde yayımlanmasını sağlaması ise, hayatının dönüm noktasıdır.özkök, bu olayı kendisinin yeryüzünden "tanrılar dünyasına" yani entelektüel camiaya sunulması olarak görür. bu sıradan olayı bile sol tarafından kabul edilmesi olarak değerlendirir.* işte, özkök'ün "döndüğünü" söylediği solculuğu bundan ibarettir.ama palavra devam etmektedir. bunlardan en komiği de, sanki kötü bir şeymiş gibi ankara basın yayın yüksek okulu (şimdi iletişim fakültesi oldu) mezunu olduğunu gizlemesi ve siyasal bilgiler fakültesi (sbf) öğrencisi olduğu izlenimi yaratmasıdır.oysa, basın yayın binası yönetimi ayrı olan ve sbf'ye bağlı daha alt konumda bir yüksek okuldur. ancak o, yazılarında sık sık "siyasal kantini"nden söz eder ve uzun saçlı olduğu için "kaba solcular" tarafından uyarıldığını bile iddia eder. oysa kendisini ne bu kantinde hatırlayan kimse vardır ve ne de iddia ettiği nedenle uyaran.üstelik, "talebe" demenin solcu anlamına geldiği bu yıllarda uzun saç son derece yaygındır. bu durum 1970'li yılların ortalarına kadar gelir ve soldaki taşralaşma esas olarak 1970'li yılların sonuna doğru yaşanır. neyse biz yine şu sbf'lilik durumuna dönelim; çünkü kompleks çok derindir. özkök şöyle yazar:"murat karayalçın'la aynı yıllarda siyasal bilgiler'in çatısı altında olmuştuk. ikimiz de solun şu ya da bu kanadında yer almış, çoğu kez 'devletin bakışı' ile ters düşmüştük." (hürriyet, 12 mart 2003) işte böyle! siyasal bilgiler çatısı... ama yine haksızlık etmeyelim, basın yayın yüksek okulu sbf'ye bağlı değil mi? evet. eh o zaman çatısı altında demektir. bu durumu anlamak kolaydır. sbf ünlü bir okuldur. hem entelektüel hayatta hem de bürokraside ve diplomaside önemli bir yeri vardır. ne de olsa o, mekteb-i mülkiye'dir.......................özkök'ün bu kompleksi, bir psikolojik vaka olarak görülür ve anlayışla karşılanabilir belki. fakat o bunu bireysel olarak yaşamıyor. tuttuğu büyük iktidar mevkiinden, bütün toplumsal muhalefet çevrelerine, aydınlara, işçi hareketine ve edebiyata saldırıyor. örneğin, yukarıdaki karayalçınlı yazının başlığı "masanın devlet tarafına oturunca" şeklinde atılmış. yani demek istiyor ki, masanın bu tarafına oturunca her şey daha iyi görünüyor. siz yanılıyorsunuz. çünkü, kendisi de o tarafta oturuyor ve bunu biliyor! buna da tanık olarak "eski solcu" karayalçın'ı gösteriyor...................................özkök, sol bir geçmişe sahip olmanın önemli olmaya devam ettiği yıllarda hürriyet'in eski sahibi erol simavi tarafından keşfedildi. hızla yükseldi. ihtiraslarıyla kalibresi arasındaki uçurumu ise yine palavrayla dolduruyordu. önce ankara temsilcisi oldu (bunu kendisi istedi), 1992'de de genel yayın yönetmeni. o "başarılı" olmuştu. hayatın kendisini doğruladığına inanıyordu. artık, kendisini daha önce ciddiye almayan, bir türlü muhitlerine kabul etmeyen solculardan intikamını alabilirdi..................................özkök, geçenlerde yine bu olayı hatırlattı ve "irak'ta savaşa hayır" diyenleri toplumu yine "f tipi tuzağına" düşürmeye çalışmakla suçladı. (hürriyet, 18 şubat 2003) ona göre bu sefer de "savaşa hayır" diyenler saddam'a cesaret veriyordu. böylece saddam teslim olmuyor ve savaşın çıkması kaçınılmaz oluyordu. yani savaşa karşı olan asıl kendisiydi ve onu kimse anlamıyordu."ah canım! yazık sana.
(bkz: keltuğrul bözkök)
(bkz: türk köşe yazarında çok okuyorum dışavurumculuğu)
zaman zaman bazı köşe yazarlarını zırt diye meydana çıkarıp, birinci adam yapabilen bir isim... bunları kendisi hakkında hoş şeyler yazsınlar diye yaptığı görülmüştür.. (bkz: ali atif bir)
bugunku hurriyet pazar ekinde the da vinci code izinde saadettin teksoy üsluplu bir yazısı bulunan yayın yönetmeni. üslup dışında dikkatimi çeken bir başka şey de beş yaşındaki bir çocugun yazacaklarından daha zekice olmayan uzun uzun başlıklar. insan ben yazsam daha iyi olurdu diye rahatsızlanıyo sabah sabah.
dusuncelerini tasvip etmek ya da ona muhalif olmak ayri bir konu tabii ki. elestirel bir bakis acisi yakalayabilmek icin kose yazilarini okuyor da olabilirsiniz; takdire sayan bir harekettir bu nitekim. ancak kosesindeki fotografi, tum bu iyi niyetli cabalariniza ragmen okumaya "onyargili" baslamaniza engel olamiyor. "bir insanin samimiyesizligi bu kadar mi yuzune vurur?" sorusuna aranan cevap, yazi boyunca da hukmunu korudugundan, verimsiz bir okuma-anlamanin onune gecilemiyor.
bugün itibari ile yazılarına "anger managent" gibi öztürkçe başlıklar atmaya başlamış *yazardır kendisi.
2004 altın kelebek ödül gecesi acılıs konusmasında eli ayagı birbirine giren ve sacma sapan konusması ile dikkatleri üzerine ceken kisi...(bkz: utanıp kanalı degistirmek)
en icli ve en duygusal pazar yazisi yazma yarisina girmis olan genel yayin yonetmeni
ozal zamanında kendisine ertuğrul özköşk denirdi. artık ona kızmıyorum.onu ise aldığı için aydın doğan'a kızıyorum
1 nisan 2001 yazisini biraz evvel okuyup, bu ulkede bir gazetenin genel yayin yonetmeni olmak icin gerekenler nelerdir diye dusunmeme neden olan varlik. varlik bu yazisinda pipi yarisina giren sarisin arkadasiyla esmer arkadasini anlatmis. sarisin arkadasi kazanmis bu yarisi ve onlarin hababam sinifina katilmis. kaybeden esmerse kose bucak kacar olmus ortamlardan. isin ilginci pipisi buyuk sarisin basarili olmus. varlik'in dedigine gore bu olaydan cikardiklari ders suymus; farkli olmak cesaret isiymis. pipini gostericeksin buyukse sen farklisin o zaman cesursun ve basarili olacaksin. farkli olmayi bu kadar farkli algilayan bir baskasini tanimadim henuz. heyytttt be, yasasin pipisi buyuk erkek egemen dunya.
".. ki kendisi dünyanın en seksi erkekleri sıralamasında antonio banderas'tan önce gelir*."
su an hatırlayamadığım bir sitede "verkurtul dizçök" adı altında yazılarıyla dalga geçilen köşe yazarı.
serdar turgut'tan sonra, emin çölaşan'ın da başını yiyen, kendisi ile aynı yerli olmaktan utandığım zat.
türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının gün geçtikçe artan sosyal güvenlik problemlerini irdelemek varken, hürriyetin 07.08.2005 tarihli pazar sayısında nasıl 80 dolarlık şarap aldığını anlatan genel yayın yönetmeni:edit: http://www.hurriyetim.com.tr/...-m@nvid~614232,00.asp
hayret bir adamdır.. felaket bir adamdır..
tarihini anımsayamadığım bir yazısında nedense satış elemanlarının eşcinselliğinden dem vurmuş sonra yine alakasız bir şekilde konuyu şaraba taşımış peşinden ucuz şarap içtiğinden dem vurmuş benim anlamakta zorluk çektiğim anlayanlara sabır dilediğim hürrriyet başyazarı.edit: başyazar değil e. özkök. başyazar oktay ekşi. *
gün tarihli köşe yazısında sormuştur: 'ankara'da bir sokağa yalçın küçük adı verilir mi?' ve cevaplamıştır: öldükten sonra elbette.. italik italik bitirmiştir yazısını: "sakın bu yazıyı kendim için yazdığımı sanmayın. zira eşime vasiyetim var, başıma bir şey gelir ölürsem, hiçbir sokağa veya meydana adımın verilmesini istemiyorum."olsa olsa bir çıkmaz sokağa verilir ertuğrul bey adınız, ya da u dönüşü olan herhangi bir yere...
bugünkü yazısının sonunda eşine bıraktığı vasiyetinden bahsederek "başına bir şey gelir ölürse hiçbir sokağa veya meydana adının verilmesini istemediğini" belirtiyor ve ekliyor: "istediğim tek şey izmir'de doğduğum kahramanlar 1423 sokak'taki eve küçücük bir plaket konması. tabii onu da, şimdi oraya inşa edilen apartmanın sakinleri kabul ederse." hiç olur mu sayın özkök? lütfen izin veriniz ki, -mevla gecinden versin- size birşey olursa adınızı şehirlerimizin en geniş bulvarlarına, meydanlarına verelim. siz adı türk basın tarihine geçecek adamsınız, müsaade edin de heykellerinizi dikelim!(bkz: ertuğrul özkök heykeli)
mevcut kendinibilmezlik devam ederse -ki öyle görünüyor- adını caddelere de veririz; adına kültür merkezleri, eğitim kurumları, kim bilir kimleri eğitecek, onlar için para akıtacak vakıflar da kurarız.
biz verirmiyiz bilemem ama bu şahsin adinin washington dc'de bir caddeye verilmesi gayet uygundur.
hiç olur mu ya, bu kalp, bu millet seni unutur mu? yaptıkların yanına zarar kalır mı? senin adını uyanmış patikaya, serilip giden yola, hınca hınç meydanlara yazmayacağız da kimin adını yazacağız. gerçi düşündüm de hınca hınç meydanlara hıncal uluç daha çok yakışıyor.
zannımca, durmakta olan bir saat misali, günde bir kez doğruyu gösterdiği bir yazısı en sonunda olmuş. aslında, kanımca çok da güzel olmuş, kaç bin kişinin hislerine tercüman olmuş; gazetede buton olsa da şukela verebilseydik dedirtmiş.http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~624419,00.asp
hürriyet'te yayınlanan 9 eylül 2005 tarihli yazısı ile, nasıl olduysa, ikinci kez doğru bir noktaya parmak basmış yazardır. http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~628362,00.aspyazının özellikle son paragrafına dikkat çekmek isterim.
yandaki teknede kendisini görmeyen atina temsilcisine bağırıp yorgo sağına bak demek yerine, istanbul'a telefon açıp yorgo'yu bağlayın diyen hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni"kaptanımız tekneyi limana bağlarken ben de cobra queen'i merakla izliyorum.içerde büyük bir gazeteci kalabalığı var.aralarında, hürriyet'in atina temsilcisi yorgo kırbaki'yi seçiyorum.benim için hoş bir sürpriz oluyor.o da benim, hemen yandaki teknede olduğumu bilmiyor.istanbul'u açıp beni yorgo kırbaki'ye bağlamalarını söylüyorum.yorgo işini yaparken telefonu çalıyor. ona 'sağına bak' diyorum, beni görüyor."link ver diyenler için ahan da linki http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~629991,00.asp.
(bkz: sahibinin sesi)
"büyük" gazeteci.. hakkında birkaç istisna hariç, hiçbir olumlu yorum yok. bu da sağlıklı bir eylem belki; ben de kendisinin yazılarını okuduğumda dehşete düşüyorum, küplere biniyorum, "senin gibi gazeteci olmaz olsun be!" diye iç geçiriyorum. yalnız değilmişim, zaten sözlükte en çok yorum yapılan gazeteci bu. şimdi denilecek: "diğer 'onurlu' gazeteciler varken bu adama ilgi göstermek niye?" bir kere bu adam öyle ya da böyle "kamuoyu oluşturma gücü"ne sahip bir gazetenin genel yayın yönetmeni, en önemli ve en etkili yazarlarından biri... bu ve daha birçok neden itibariyle bu adam özel bir ilgiyi hak ediyor.peki bu adamın "onursuz" olduğunu nereden çıkartıyorsunuz? demek istediğim bu adamın kimilerinin iddia ettiğinin aksine "maşa", "kukla", "piyon" olmadığı.. doğal olarak, bir "kukla"nın bir bilinci ve/veya özbilinci yoktur. dünyayı anlamlandırmakta güçlük çeken "birileri" (ki bunlar ekşi sözlük'ün müdavimleri arasında da hiç de az değildir) karmakarışık ilişkiler ağına girmekten kaçınarak, olayların nereye gideceğini kestiremediğinden dolayı birkaç basit varsayım öne sürüp, kolay yolu seçerek bu adama ve aynı zihniyetteki kişilere "kukla" etiketini yapıştırıyorlar. haksız da değiller hani, dediğim gibi dünya çok karmakarışık; diyalektik yöntemi kullansak bile ne olup bittiğini tam anlamlandıramayız. biz de bu yüzden gözümüze kestirdiğimiz "hedef"leri ampirik inceleme bile yapmaksızın dar bir kalıba sokarız. ertuğrul özkök de budur, bize göre bir "kukla"dır, diğeri fasa fiso... başlayalım: özköşk bir "kukla". kimin? aydın doğan'ın. aydın doğan kimin "kukla"sı? erdoğan ve bush'un. erdoğan ve bush kimin "kukla"sı? efendim? illuminati tarikatı olmasın bu? ahahaha! doğru, özköşk beyefendi bilderberg toplantılarına da çağrılıyor değil mi kuzum?ertuğrul özkök, bir "kukla" ve "piyon" değildir. bu dünyada safını tutmuş, bu tutumunu da herkese haykıran bir işadamı-gazeteci. "bence" gittiği yol "uğursuz" bir yol. çıkar çatışmaları, kirli oyunlar vs vs. ancak "onursuz" biri değil. kesinlikle zeki biri; ne olduğunu ve kendini üçüncü kişilere nasıl biri olduğunu açıkça belli ediyor. bizim şu anda bağrımıza bastığımız "apoletli aydın"lardan birkaç istisna dışında hiçbir farkı yok. kim onlar? ilhan selçuk, bir zamanlar "uzanist" olmayı parasal sebeplerden dolayı seçmişti. bir "ulusal burjuvazi" bile değildi uzanlar, yurtdışında "seviyeli ilişki"ler kuruyordu. attila ilhân farklı mıydı? kendi (resmi) tezlerini haklı çıkarabilmek için türkiye tarihini çarpıtarak çok sevdiği "mustafa kemal atatürk"ün ruhuna bile hâlâ gizliden gizliye küfür ediyor. doğu perinçek? pkk peşinde yürüdüğü zamanlar bir belge yayınlamıştı ya hani iki binli yıllara koşarken... peki kim "si ay ey" ajanı ilân etmişti onu? oktay sinanoğlu'nu da unutmamak lâzım elbette.. bir dile bu kadar mı çok "açık kalp ameliyatı" uygulanır, sorarım. sıradaki nihat genç, çok sevdiği ülkesi için başkalarına yalan ithamlar yüklemekten geri durmayıp, sevmediği her kişiye "maşa" olarak ilan ediyor, çok sevdiği "leman holding"in "maşa"sı ve dahi "kazma"sı olduğunu çaktırmaksızın.. ve asıl bomba: rauf denktaş beyefendi "ingiliz entrikaları" ile teşrif edince "yavru vatan"a, neler neler oldu biliniyor mu? soydaşlarını "cennet"e yollayan, "colony hotel"de "ingiliz muhipleri"yle sıkı fıkı dostluklar kuran biri.. (ancak şunu da eklemekte yarar var, başkalarını "satılmış" diye niteleyen bu "aydın"ların nereden "para" aldıklarının önemi yok bence. isterse gidip bill gates'ten "para" alsınlar -bana ne?)daha fazla saymaya gerek yok... peki sorarım, "onurlu" ilân ettiğimiz kişiler, "özköşk"ün ahbapları olmasın sakın? demek istediğim şu: "özköşk", bir makinenin bilinçli bir parçasıdır. "yeni dünya düzeni" olarak da adlandırılan bir makine.. düşünün, bu makine neyden korkar? kendisinin tamamen çalışmasını engelleyecek veya bir fonksiyonunu devre dışı bırakacak "geniş çaplı" bir hareketten mi? yoksa elinde bir tornavidayla makinenin herhangi bir yerine yüzeysel vuran "küçük çaplı" hareketten mi? elbette birincisinden ödü kopar. ikincisinden korkamaz, çünkü o "tornavida", her ne kadar kendisine saldırsa da makineyi güçlendirecek bir işlemi devreye sokar. yani bir "american dreampire" içinde yaşadığımıza göre; küresel çapta, yaygın ve esnek hareketler (liberter) tehlikelidir bu makine için. çünkü doğu-batı/kuzey-güney diye bir mekanik ayrım kurmazlar, ya da savaşa karşı "taraf" tutmazlar ama sert bir "tavır" takınırlar. diğer hareketler, yani, dar bir alanda bulunan, kapalı hareketler (ulusal) ise "yeni dünya düzeni"nin doğal müttefikleridir. kuzum hiç mi "animal farm" okumadınız? işte "ulusal sol" diye nitelenen isimler de "liberter sol" diye nitelenen kurumlara saldırır "tatlı su enteli/revizyonist/oportünist/sorosçu/amerikacı-avrupacı" diye. tabiî cahilcedir bu saldırılar, "hasım" diye nitelenen kişileri tanımazlar veya tanımak istemezler.demek ki yukarıda ismini verdiğim kişiler, çokça lanêtledikleri "emperyalizm"le dostça ilişkiler kuran ve bunun "kesinlikle" bilincinde olan ama bunu dışarıya tam tersi bir biçimde yansıtan "ulusal"cılardır. kendileri onurlu mu onursuz mu onu bilemem ama ertuğrul özkök bu "ulusal"cılarla ahbap olmasına rağmen, onların kullandıkları yöntemlerin hiçbirini uygulamıyor. emperyalizmse emperyalizm, milliyetçilikse milliyetçilik, amerikacılıksa amerikacılık, militarizmse militarizm... içi-dışı bir.kendisi, medyanın laçkalaşmış olduğunun ve bu olgudan bizzat kendisinin de sorumlu olduğunun farkında olan, bir işadamı-gazeteci olarak hangi safı tuttuğunun bilincinde ve bunu herkese "dürüstçe" duyuran, "halk"ın hakkını umursamadığını da açıkça beyan eden, kendi çıkar ilişkilerinde bir "kukla" olmayıp aktif bir yuppie olan özköşktür.
bugunku (4 ekim 2005) yorumunda aktardigi anekdotlariyla gonlume taht kuran guzel insan. su cok kritik 3 ekim muzakereleri sirasinda dokuzuncu cumhurbaskanimiz suleyman demirelle fikir teatisini anlattiktan sonra super bir finis yapiyor yazisina: akşam saatlerinde gazetenin barında arkadaşlarla otururken, görevli arkadaş önüme bir faks notu koydu. faks, avrupa'nın en yüksek tirajlı gazetesi bildin genel yayın yönetmeni kai diekmann'dan geliyordu. üzerine el yazısıyla şunu yazmıştı: 'sevgili ertuğrul, avrupa'ya hoşgeldin.' arkadasin haberi yok ki bizimki coktandir avrupali. cik cik.. yapmayin kardesim yapmayin guzelim. (bkz: http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~639627,00.asp)
bugünkü yazısında emin çölaşan'ın 4 ekim sabahı atılmış avrupa birliği ile ilgili gazete manşetlerini yorumlayan yazısına cevap vermiş. kısaca diyor ki ab den yana coşkulu manşet atan gazete başlıkları hürriyet gazetesi de dahil türkiye'de dört buçuk milyon okuyucu kapasitesine sahip ve bu okuyucunun görüşünü yansıtan gazeteler. ab ye girişle ilgili eleştirel gazete başlıkları da uçlarda yer alan ve az sayıda okuyucusu olan gazetelerden gelmiş.yazının tamamı buradan okunabilir. http://www.hurriyetim.com.tr/...~9@nvid~640573,00.aspşimdi düz mantıkla bakılınca ertuğrul özkök haklı gibi gözükebilir ama o okuyucusu çok olan gazetelerin başlıklarının okuyucunun görüşü i