|
|
bir dönem pek moda olmuş tarihin sonu teorisi bariz bir şekilde yanlışlanınca eveleyip geveleyip "teröre karşı mücadele için güçlü devletler lazım" demiş kaşığı kırılası burjuva düşünür. ülkemizdeki takipçileri ise henüz durumun ayrıdına varmamışlardır ve hala "küreselleşen dünyamızda", "ideolojilerin sona erdiği çağımızda" gibi sözlerle başlayan cümleler kurmaya devam etmekte ve komik duruma düşmektedirler.
tarihin sonunun geldiğine inanan ama bunu kendi sonuyla karıştıran, liberal demokrasinin evrensel yönetim biçimi olduğunu savlayan tutucu mu tutucu kahpe japon.
1952 doğumlu amerikan sosyal analist ve politika yorumcusu. chicago'da protestan bir vaizin oğlu olarak doğdu. "tarihin sonu" (1989) makalesinin sonucu olarak tüm dünyada ünü yayıldı. daha sonra 1992yılında "the end of history and the last man" adlı çalışmasını ortaya çıkardı. fikirlerin tarihinin liberal demokrasinin insanlığın son hükümet şekli olarak kabul edilmesiyle sona erdiğini öne sürdü. "trust"(1996) ve "the great disruption"(1999) adlı eserlerinde ekonomik gelişme ve sosyal çöküşü anlatmıştır.
iki yıl öncesi.. fukuyama ulusal kalite kongresi için türkiye'ye gelecek.. yapım yönetim asistanı olarak çalıştığım televizyon programı da ilk konuk eden program olacak.. hazırlıklar çoktan başlamış.. ben fena halde çaylak bi asistan.. bu sefer, ilk kez program stüdyoda değil, kongrenin yapılacağı lütfü kırdar'da çekilecek.. dış çekim.. tek asistan benim.. çaylağım üstelik.. hem de fena halde.. büyük gün geliyor.. reji arabası dışarda, yönetmenim içinde.. ortalık mahşer günü.. her yerde bir sürü önemli!! insan.. çekim üst katta yapılacak.. hemen merdivenlerin çıktığı yerde.. program dekoru hazırlanıyor bir şekilde.. elimde iki tane dekorun parçası fincan, su doldurmam gerek.. ortalık mahşer günü.. arayıp, tarıyorum.. su yok.. en sonunda buluyorum.. ya da bir vaha bu.. program saati yaklaşıyor.. her şeyi kontrol etmeliyim.. herşey hazır.. editörüm hazır aslanlar gibi.. soruları hazır.. fukuyama ilk kez canlı yayına çıkacak.. tarihin sonu, küreselleşme, amerika felan diyecek bir şeyler.. neymiş, ne diilmiş adamın derdi bakacak herkes..herkes merakla bekliyor..programın başlamasına az var.. ve de bana çok net verilmiş işler bu esnada.. "bak burası kalabalık, çekim olduğunu fark etmeden yanlışlıkla biri dalıp kameranın önüne girmesin"... "tamam"... "laptop sende dursun, sakın bişiy olmasın".. "tamam'.."kameramanlarla bağlantı halinde ol, reji arabasından iletilenleri canlı prompter olarak editöre işaret et".. "tamam".. bir tanesinde bile hata yapmam, akibetim için hoş olmaz, biliyorum.. ve fena halde çaylağım üstelik..program başlıyor.. fukuyama ve editörüm yanyana ve birbirlerine dönükler.. fukuyamanın sırtı merdivenlere dönük, beni görmüyor.. karşılarında iki kameraman.. kameramanların arkasında yüzlerce kişi.. çoğu basın, diğerleri programı dinleyen ağır amcalar, ablalar..ben merdivenin başında dikilmiş durumda, elimde laptop, çaylak çaylak hazır ve nazırım görevime.. herşey kontrolüm altında..geçerken farketmeyenler oluyo arada, hemencik uyarıyorum görev bilinciyle..arada kameramanlara soruyorum; var mı bişiy? yok diyorlar..derken bakıyorum, fukuyama anlatıyor; tarihin sonu diyor, küreselleşme diyor, liberalizm diyor, editörüm soruyor.. o anlatıyor.. kameramanlara doğru yöneliyorum bir ara, sonra kafamı bir çeviriyorum o da ne? bir kız farkında diil, benim çizgimi geçmiş, yürüyor ve gidiyor.. saniyenin yarısı kadar bir zaman içerisinde müdahale etmezsem yayına çıkacak şuursuzca.. işte o an, çaylaklık müessesesinden bir anda terfi edip, discovery channeldaki avını yakalayan kaplana dönüşüyorum.. kızı, sırtından, bluzundan, saçından ya da başından bir şekilde yakalayıp hayvani güdülerimle bir anda çekip bir anda kenara fırlatıyorum.. fukuyama'nın bir metre arkasındayız sadece.. ben kırmızıyım, kız mor renkte.. 'şey pardon' diyip uzaklaşıyor hızlıca.. ben utancımdan yerin dibindeyim.. böyle bir refleksle de olsa bir insanı az daha parçalamak üzere çekiştirip fırlatmışım.. yüzüne bile bakamıyorum kızın..o da benim yüzüme.. zaten hemen gitti.. kafamı kaldırıp editörüme bakıyorum; dudağını ısırıyor hafiften, kameramanlara bakıyorum; kamerayı bırakmışlar, iki büklüm karınlarını tutup sessizce gülmeye çalışıyorlar, arka taraftaki insanlara bakıyorum; millet yerlere yatmış. ne fukuyaması? millet, bir happeningle kendinden geçmiş durumda; 'kaplanın intikamı'.. ve olay bir tek fukuyama'nın görüş açısı dışında.. ve bir an ona bakıyorum, devam ediyor; liberalizm, kapitalizm, ideolojiler..sonu geldi bunların diyor.. evirip, çevirip tanıdığımız şeyleri, yeni ambalajlarda satmaya çalışıyor... discovery channel'daki avını parçalayan kaplanlar gibi anlattığı şeyler oysa ki.. program bitiyor.. koca koca amcalar sırıtarak, gülmekten kızarmış bir halde 'geçmiş olsun, tebrikler' diyorlar.. önemli abiler, yakalarındaki kimliklerden.. programdakiler 'aferin' diyor.. oysaki, sadece fena halde çaylağın tekiyim..bir tek fukuyama'nın hadiseden haberi yok..neyse.. daha burnunun ucundan bihaber adamın zaten nasıl dünyadan haberi olsun..
(bkz: charles duell)
bu adam yirminci yüzyılı geç başlayıp erken bitmiş yüzyıl diye lanse etmişti(1914-1989). fena bir bakış açısı değildi hani. ama sonra devam edip, "tarih komünizmin çöküşüyle son bulmuştur, tüm insanlık en mükemmel yönetim biçimine geçmiştir(küba? kuzey kore? çin? suudi arabistan?) tarih liberal kapitalist demokrasinin zaferiyle sonuçlanmıştır. bundan sonra da -ahanda şuraya yazıyorum- kayda değer hiç birşeycik olmaz tarihte, liberal demokrasiler hep beraber mutlu mutlu yaşar" demiş aptal ötesi insan, başkan bush politikaları için zemin hazırlayıcı, amerika'yı melek, iyilerin koruyucusu mağrur ve adaletli kral gören sıradan amerikalılar kadar dünya tarihine hakim biri. sonradan bir taraflarına enginlere sığmayıp taşan çin, ikiz kuleler, "küresel teröre karşı demokrasilerin haklı savaşı"(hahahaha) girmiştir.tarih bitmez fukuyama bey, insanlık varoldukça değişim, gelişim, inişler ve çıkışlar devam edecektir. tarih bittiğinde insanlık da yeryüzünden silinmiş demektir. ah beni dinleyen yok ki, adam götürdü paraları bu arada...
allan bloom'un ogrencisidir.
francis fukuyama 27 ekim 1952'de chicago'da doğdu. lisansını cornell universitesi'nde, doktorasını da siyaset bilimi üstüne, harvard universitesi'nde yaptı. ortadoğu uzmanı olarak abd dışişleri bakanlığı politika planlama dairesi'nde çalıştı. 1981-82 yılları arasında filistin'in özerkliği üzerine misir - israil görüşmeleri sırasında abd delegasyonunda yer aldı. en iyi eserlerinden biride "güven: sosyal erdemler ve refahın yaratılması" isimli kitabıdır.
francis fukuyama, george manson universitesi toplum politikası enstitusu profesörü ve uluslararası ticaret ve politika enstitusu yoneticisidir. merkezi washington'da bulunan rand corporation'un da danışmanlığını yapan fukuyama, 1999'da "buyuk kesinti: insan doğası ve sosyal duzenin yeniden kurulması" isimli kitabını yayımladı. evli ve üç çocuk babasıdır aynı zamanda.
tarihin sonunun liberalizm olduğunu savunup rezil olan sahsiyet
zamanında clintona mektup yazıp bugün bush'un yaptıklarını o zaman yapmasını isteyen cumhuriyetçi/şahin/petrolcü/silahçı vs vs. zümresine dahil olan hırt. diğer imzacılar arasında wolfowitz ve rumsfeldde bulunmaktadır. ama tabii clinton abimiz bunlara bi siktir git demişti...
samuel huntington un bayağı bir dokundurduğu fikir babası,
bir baska iddiali açiklama için (bkz: samuel huntington) (bkz: the clash of civilizations)
- anne fukuylarim nerde???- sen fukuyama diye kaldirdim
tarihin sonu teorisini ortaya atan sahsiyet. isminin cagristirdigi uzere japon falan diil basbaya amerigandir. teorisine gore ideolojilerin sonu gelmistir, liberalizm ekonomik ve siyasal alanda her seyin cozumudur.
fukuyama amerikali degil, basbayagi cekik gozlu bir japondur. tarihin sonu teorisi ondan once -mesela- kojeve ve baudrillard tarafindan ortaya atilmissa da, onlar da pek ilk sayilmazlar. nihilistler bu kavramin -bir yere kadar- fikirbabasi sayilabilirler (kanaatindeyim + ahkam mode'u kapattim, sorry).
francis fukuyama, 89da hannah arendta ait ideolojilerinsonu teorisini yineleyen liberal dallama..
end of history makalesile ortalığı birbirine kattı, uluslararası şirketlerin ülkeler arası sınırları kaldıracağını savundu, şimdiki makalelerinde ise çevir kazı yanmasın modunda ülkeler ekonomik bakımdan bağlılar ama sınırlar kalkmaz diyor. japon karizması yok. kesin melez.
(bkz: fukuyama)
(bkz: liberal)
yavas yavas fikirlerini revize etmeye baslamis, sosyal devlet olgusunun önemine, sinirsiz kapitalizmin ütopyanin degil distopyanin baslangici olduguna dikkat çekmeye baslamis düsünür. *
güven adlı kitabın yazarı. modern yaşamın temeli ekonomi, ekonominin temeli de güvendir demek istiyo.*
cia ajani oldugu söylenen ve bop'un mimari .. fukuyama, "islâm faşizmi" diye bir suç uydurup, müslümanların bir kısmını bu suçla suçlayarak; "ilımlı islâm yanlıları haricindeki tüm kişi ve kuruluşlar zor kullanılarak bertaraf edilecektir." yani, ortadan kaldırmaya niyetliyiz diyen kisi..
marx kadar olmasa da hatiri sayilir duzeyde hegeli sömürmüs kisi.
the national interest adlı dergide 1989 yılında yayımlanan "tarihin sonu mu?" başlıklı makalesinde sovyetler birliği ve doğu bloku'nun dağılmasını fırsat bilerek liberalizmin ve pazar ekonomisinin nihai zaferini ilan eden, insana "hiç mi tarih felsefesi bilmezsin be adam!" dedirten akademisyen şaşkın. fukuyama liberalizmin alternatifsizliğini kendince şöyle ifade eder: "batı'nın ya da batı düşüncesinin zaferi, her şeyden önce batı liberalizmine alternatif olduğu varsayılan sistemlerin büsbütün tükenmesi olayında kendisini göstermektedir....belki de sadece soğuk savaş'ın ya da savaş sonrası dünya tarihinin sona ermesine değil, fakat insanoğlunun ideolojik evriminin son noktasına ulaşması ve beşeri yönetim biçiminin son evresi olan batılı liberal demokrasinin evrenselleşmesi anlamında tarihin sonuna tanıklık etmekteyiz...(liberalizmin zaferinin) uzun vadede maddi dünyayı yönetecek olan idea olduğuna inanmak için, oldukça güçlü nedenler bulunmaktadır." (ss.22-23)fukuyama'nın bu makalesi türkçede vadi yayınlarından, yusuf kaplan'ın çevirisiyle aynı adlı kitapta çıkmıştır.
camur at izi kalsin mantigiyla marx'i karalamaya calisan abd yalakasi. ikinci dunya savasi sonunda avrupa'yi nazi ve fasistlerden temizleyenin yalnizca abd oldugu gibi bir carpitmayla sovyetleri yok saymistir. kendi ulkesi japonya'ya dahi disaridan, zorla ideoloji, siyasal ve ekonomik sistem empozesini oven bir adamdan da daha iyisi beklenemez zaten.
tarihin sonu teorisi, 10 yıl geçmeden götünde patlayan amerikan caponu.
bizim okulda* public policy dersini veren ve okulun normalman en unlu hocalarindan olan zat-i muhterem. temmuzdan itibaren john hopkins'e gidiyormuş.
soğuk savaş sonrası ortaya çıkan yeni-liberal akımın temsilcilerinden bir amcamızdır kendisi. siyasal evrimin son aşamasına gelindiği, tarihteki siyasal yenilenmenin artık gidecek bir yeri olmadığını savunduğu tarihin sonu tezi feci şekilde karaya oturmuştur. fukuyama'ya göre batı liberalizminin karşısında olan alternatiflerin yenilgisi kesin ve geri dönüşümsüzdür. görüşleri birçok eleştiriye hedef olsa da fukuyama amcamız değişen dünya şartları çerçevesinde olayları değerlendirirken yeni bir bakış açısı sunması açısından önemli isimlerdendir. bonus olarak (bkz: samuel huntington)
mülkiye 'de kalkınma iktisadı hocası yahya sezai tezel'in oldukça sevdiği saydığı bir şahsiyettir.
(bkz: neo-liberal orthodoxy)
(bkz: neocon)
devlet inşası adlı yeni kitabında küresel terörizm, yoksulluk, uyuşturucu kaçakçılığı gibi sorunların kaynağının zayıf ülkeler olduğunu savunmuş, bunun için de devlet inşası modelini ortaya koymuş, abd politikalarının akademik platformlardaki zemin hazırlayıcısı insan..
the nation'ın bu haftaki sayısında perry anderson tarafından yerden yere vurulmuş kişidir. http://www.thenation.com/doc/20060424/anderson adresinde bulunabilecek bu makalesinde perry anderson fukuyama'nın america at crossroads (amerika yol ayrımında) adlı kitabını eleştirmiş, bu eleştiri sırasında engin hafızasından fukuyama'nın geçmişinden yaptıkları ile bugün geldiği noktayı karşılaştırmıştır.anderson'ın dokuz sayfalık makalesi okunmaya değer ancak üşendiricidir. bu eleştiride anderson, fukuyama'nın son zamanlarda irak savaşına karşı olan tutumunun kökenlerini america at crossroads adlı eseri aracılığıyla inceler. burada eleştirinin özetlenmişi var: işgali önceden destekleyen kimselerin bugün karşı olmasının artık olağan olduğunu hatırlatarak başladığı makalesinde anderson, neocon'cuların en etkin isimlerinden biri olan fukuyama'nın görüşündeki değişikliğin bu kişinin ünü sebebiyle çektiği ilginin altını çizer. anderson'ın kritiğinde america at the crossroads adlı çalışma üç parçada incelenir. birinci parçada kitabın yazarı olan fukuyama günümüz neocon'culuğunun geçmişine bakar. burada neocon düşüncesinin şekillenmesi ve bu sırada fukuyama'nın bu çevreyle kişisel ilişkisinden bahsedilmektedir bu kısımda. fukuyama genelde bu karmaşık çevrenin reagen başkanlığının yükselmesini güçlendiren klasik konservatism akımında paylaşıtğı -küçük bir devlete güven, dindarlık, milliyetçilik gibi- olguların altını çizer. ancak fukuyama'ya göre konservativizmin yerini neo-konservativizmin almasının temel sebebi fukuyama'nın deyimiyiyle "soğuk savaş zaferi" nde ve amerika'nın tek başına dünyayı şekillendirme olanağına kavuşmasında yatmaktadır. sovyetler birliğinin çöküşü amerika'nın kendine fazlaca güvenmesini sağlamış ve dünyadaki diktatörlüklerin hızla yıkılıp yerine özgürlüklerin inşa edilebileceği inancını ortaya çıkarmıştır. fukuyama'ya göre irak'a olan saldırıya yol açan budur. neoconlar hem ortadoğu nun politik iklimini hem de orijinal neconların sosyal mühendislik konusunda fazlaca hevesli olunmaması konusundaki uyarılarını gözardı ederek amerika'yı iyileşmesi yıllar sürecek bir felaketin içine sürüklemişlerdir. america'nın gerekmediği halde tek taraflı (unilateral) bir güç olarak ortaya çıkması tüm dünya kamu oyunun ve özellikle avrupa'daki müttefiklerin amerika'yı tek başına bırakması ile sonuçlanmış ve bu yüzden de dünyadaki konumunu güçlendirmek yerine zayıflatan bir unsur olmuştur. kitabın ikinci kısmı irak'ta yapılan hataların bir eleştirisi iken üçüncü kısmı amerika'nın izlemesi gereken doğru dış politika uygulamalarına adanmıştır. burada "gerçekçi bir wilson'cılık" önermektedir fukuyama. bu önerinin özü amerika'nın diğer kültürlerin etki altında kalmasının zorluğunu farketmesinde ve kendi gücünün sınırlarının farkına varmasındadır. fukuyama burada daha ymuştak bir politika önermekte, uluslararası platformda çok-taraflı politika formlarına izin verme fikrini ortaya atmakta ve savaşı son çare olarak görmek suretiyle dünyada demokrasinin yayılması için çaba göstermeyi kalıcı bir hedef haline getirmeyi öngörmektedir. fukuyama'ya göre amerikan gücünün en etkin kullanımı askeri güçte değil , uluslararası kurumları şekillendirebilme yeteneğindedir. anderson'a göre fukuyama irak'ın neokonservatiflerin oynadığı rolü pek abartmaktadır. gerçekte irak'a saldırıyı destekleyen etmenler arasında daha geniş bir cumhuriyetçi kitle ve birçok liberal ve demokrat paritli'de bulunmaktadır (anderson burada kenneth pollack örneğini verir). bunu göz ardı eden fukuyma sanki neocon'ların bagdad konusundaki fikirleri "tedavi" edilirse amerika'nın işlerinin yoluna gireceği gibi bir anlayış sunmaktadır. anderson'a göre bütün bunların ötesinde cumhuriyetçiler arasında neoconlar bush yönetimi altında savaşı destekleyen unsurlardan yalnızca biridir. savaşı destekleyen üç kişiden -rumsfeld, cheney ve rice- hiçbiri neocon değildir. fukuyama bunun farkında olmasına karşın bu konuda hiçbir açıklama getirmemektedir. fukuyama kitabında irak konusunda başlangıçta savaş ihtimali yokken "fazla şahin gibi davranmış olsa" da , savaş başladığında "karşısında" göründüğünü söyler. anderson eleştirisinde fukuyama'nın hafızasından şüphe eder. fukuyama'nın 1997'de rumsfeld, cheney, dan quayle, wolfowitz, scooter libby, zalmay halilzad, norman podhoretz, elliott abrams ve jeb bush ile birlikte yeni amerikan yüzyılı projesinin(the project for the new american century) kurucuları arasında olduğunu hatırlartır. 1998 senesinde clinton'a ortak mektup yazan ve saddam hüseyin'in rejimine karşı askeri girişimde bulunmanın gerekliliğini vurgulayan onsekiz imzacıdan biri olmuştur. anderson fukuyama'nın irak savaşını - wmd'lerin (kitlesel imha silahları) varlığı olsun olmaksızın - desteklediğini o yıllardaki yazılarından bir çok alıntı yaparak ve fukuyama'nın kişisel girişimlerini örnekleyrek anımsatır. anderson ortadoğuda kan görme isteğinde olan tek kişinin fukuyama olmadığının da altını çizer ve senatonun irak'a saldırı için partizanca bir birlik içinde yeşil ışık yaktığını bizlere hatırlatır. bu noktada anderson şu soruyu sorar: başlangıçta fukuyma irak'ta maceraya çok meraklıysa, neden daha sonra o zamana dek mutabık olduğu müttefiklerinden kendini böyle keskince koparıp savaşa karşıt bir görüş koyar? apaçık bir neden amerika'nın irak'ta yaşadığı felakettir elbette.(anderson "her türlü yaratık, küçük ve büyük, gemi sulara battıkça aşağı atlamaktadır", der). anderson yazıya konu olan kitap ve başka makalelerin de yardımıyla fukuyama'nın musevi arkadaşları kadar israil'e bağlı olmamasının neocon'lardan bu kadar uzaklaşmış olmasına sebep olduğunu söyler. başka bir nedeni ise fukuyama'nın avrupa ile amerika'nın arasının bozulmasından duyduğu endişeidir. fukuyama'ya göre irak'ın sebep olduğu kopma gelip geçecek bir tartışma değil, "tektonik bir değişim" ve batının bütünlüğünün bozulmasıdır. anderson burada bu korkunun geniş bir tabana yayılmış olmasına karşın gerçeklikten uzak olduğunu ingilizlerin savaşa katılmasından ve hükümetin bu ülkede oy kaybetmemesinden, almanlar'ın abd birliklerine gizli ishibaratla destek verdiğinin ortaya çıktığı skandal kadar fransa'nın son anda birleşmiş milletler kararı olmaksızın ırak'a girilmesinde "tamam" demesi gibi örneklerle gösterir. anderson'a göre fukuyama'nın abd dış politikasının tehlikede olduğunu düşünmesinin temel sebebi, ab desteği olmaması değil, ırak'taki güçlü direniş hareketidir. fukuyama'nın ırak konusundaki avrupalı düşünceyi yanlış anlamasına hemfikir olduğu grup arasında sıkça rastlansa da, islami köktenciliğe bakışı herkesten farklıdır. fukuyama'ya göre ne el kaide ne de ilişkili olduğu örgütler amerikan toplumunu yıpratacak bir öneme ya da güce sahiptir. anderson, fukuyama'nın siyasi ve entellektüel görüşünün şekillenmesini ve etkilendiği düşünürleri uzunca anlatarak fukuyama'nın son kitabı ile düşüncesinde yaptığı revizyonun kendi orijinal fikrini sakatlamaktan başka birşey olmadığını anlatır. anderson'a göre amerika -fukuyama'nın iddia ettiği gibi - yol ayrımında falan değildir. her zaman olduğu yerde hala durmaktaqdır ve daha önce olduğu gibi insan refahını geliştirme ve imparatorluk kavramlarını keyfine göre şekillendirerek kullanmaktadır.
serbest çağrışım : şiki şiki ba ba...
akademik çevrede neocon amerikan politikalarının altını doldurmaya yönelik bir proje olduğuna inandığım, ısmarlama teorisyen. bu ismi duyduğumda -ister istemez- aklıma şu bakınız geliyor: (bkz: embedded journalism). macerasının kendini inkara varan sonunu da bu kanaatin dışında tutamıyorum, nedense.
dunya gozuyle konusmasini gittim gordum bu adamin, pek cok seyi bilen minik bir dev gibi, ordan oraya atliyo konusmalarinda ama gercekten bilmedigi pek bir sey yok gibi geldi bana. cekik gozlu sirin entellektuel seni.
emmanuel todd, fukuyamanin "tarihin sonu" kurami (liberal demokrasi evrensellesecektir) icin "hegelin disney studyolarinda basitlestirilmis halidir" demistir.
(bkz: #6525107)
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |