gecmis

hikâyesi çoklukça bilinendir: sevinç siliniyor, dert oluyor. sonra dertlenince de geçmişe dönülüyor.

geçmiş bir yaradır içlerde kanayan. dönüp değiştiremezsin. hatırladıkça kanar, kanadıkça hatırlarsın.

bazen geçe-me-miş tir... geç-miş dedikçe gelir tekrar... -miş eki fayda etmez kimi bünyelere.. kimi hayatlara... geçmiş yoktur.. geçmişten geçememiş olanlar vardır... yoksa geç-miş demezdik ona... hiçbişey söylemezdik... adı bile olmazdı.... demek ki o kadar da geçmemiş..

çöp

her gecen gun daha da agirlasan bir sirt cantasidir.

geleceğin kanıtı

tarih olarak yaşanılan andan geride olan, daha da önemlisi olmuş olan.

(bkz: gelmis gecmis)

bazen yalnizca fotograflardir. kiskançlik gözünü boyamistir asiklardan çok ilgi gösterip daha az simartilanin. eski resimlerde eski sevgilinin üzerine titrer görünmektedir oysa sevgili. kahramanimiz çok direnmistir bu ana kadar ama artik onlardan kurtulmalidir, alip parçalamak isterken yakalanir. içine saskinlik ve sinir karismis bir çiglik, kulaklarindan önce kalbini çizer : geçmisimi yok edemezsiiiiiin!

geçmesi hep dilenen lakin bizi terk ettiği an asla gelmeyen olgudur. hani hafıza-ı beşer nisyan ile malul idi, neden bakılan herşey, burna dolan her koku, tanıdık-tanımadık her ses gelecekle değil de maziyle dolu? hayallerin de hayalkırıklıklarının da tüm referansları neden geçmişe? yoksa gerçekten var olan tek şey geçmiş mi?

miş'li bir geçlik hali...(bkz: ese ese)

gecmis gitmis!yani neymis!?nedendir bu amacsiz yaratilisyok olacaksa birgun her yaratilmis...

di'li veya miş'li (ki bunlara hikaye ve rivayet de deniyor bakınız) geçmiş zamanda varolması gereken zaman birimidir, yordu (buna da şimdiki zamanın hikayesi deniyordu yanlış hatırlamıyorsam, pek güzel) şekline soktuğumuzda beynimizin içinde bir paralel zamanda winamp-repeat şeklinde döner durur, olmuş olmamış birbirine karışır. yapmayalım, yanlış.

beraber yaşanılmaması ve asla düşünülmemesi gereken, adı üstünde olan... geçmiş, gitmiş, bitmiş.

gelecegin henuz varolamamis olmasina ragmen gelecekten sonsuz kere uzakta kalmis zaman dilimi. bir videodan izlense yabancilasmak neymis bireysel olarak algilayabilirmisiz, oyle bir seymis, cop, bos, manasiz, nostalji ise hayal urunu.

ne kadar çabalarsak çabalayalım silemeyip, geleceğe beraberimizde taşıdığımız zaman süreci.(bkz: the past will catch you up as you run faster)

geçmiş, eyleme geçerken içinden birşeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur.*

dondurmanin sadece yazin yenebildigi ve gidenlerin bir daha asla geri donmedigi zaman dilimine verilen isim

(bkz: mazi)

bazen rahatsizlik yaninda mutluluk ta verebilen hede .misal; zatkarsisinda duran playlistte uzun cok uzun zaman once dinlemiş oldugu bir şarkiyi gorunce andigi ilkşey uzak gecmiş olur.iki buklum ve siyahlar giymiş, cenaze torenine katilan kişiler kadar kotu gorunum sahibi oldugunu duşundugu anlarda** muazzam bir morale sahip olmasinin zamanla orantili olmasi sahici bir animsamadir.(bkz: gecmiş somut bir nesnede gizlidir)

geçmek fiilinin mişli geçmiş zaman kipinde 3. tekil şahısa göre çekilmiş hali

şimdiye taşınmakta ısrar edilmemesi gerekilen zaman dilimidir.

yasanmis surece verilen isim..

bozulmuş (kavun, karpuz için)

(bkz: icim gecmis)

... (bkz: bartleby ve surekasi)"gecmis, bir vida somunu gibi donerek daima yeniden canlanir."--> yani neymis:gecmis, aslinda, hic gecmezmis. *

anlamını hep "bugünkü aklım olsaydı"yla bulur. bunun da bugüne bir faydası olmaz.

özlenecek çok şey bırakılan zaman dilimi.

geç-miş- ... yani; gelmiş, olmuş, bitmiş, geride kalmış... artık yok anlamındadır ama bazen hayat kelimelerin anlamlarıyla sınırlı kalamıyor ne yazık ki.."çağ açıklanır varlığıyla kimi şeyleringeçmiş, yokluğuyla açıklanamaz"*

insanin bazen birlikte; bazense ona ragmen anlam kazandigi sey.

devam eden

şimdiden ve gelecekten farklı olarak, insan hayatının yaşanmış olan, üçüncü evresi

hakikaten geç-miş olması gereken, üzerinden scotch brite'la geçilesi kavram.

seni sen ve beni ben yapmaktan baska anlam ve onemi olmayan olaylar butunu.

internet explorer arac cubugunda ziyaret edilen siteleri listeleyen bir dugme.

"..dünle beraber gitti cancağızımne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım.."(bkz: mevlana)

insanın doğası gereği, anlarında hep fazlasını istemesi, gereksiz sorunlar yaratması ve hep mutsuz olabilmeyi başarması ancak biraz zaman geçtikten sonra yaşadıklarını hatırlayıp hep "o" geçmişe özlem duyması... ve yine anından memnun olmayışı, bir devir daim örneği...geçmiş öyle bir kavram ki insanın karşısına hiç ummadığı zamanlarda ama hep çıkıyor. 5 yıl hiç dinlenilmemiş, duyulmamış bir şarkıda, çok uzun zamandır izlenmemiş bir filmin durumla alakasız, komik bir sahnesinde, bir mekandaki kokuda, gidilen bir yerde, binilen dolmuşta, deniz kenarında, bir kayanın üstünde, tahta bir iskelede, yağmurda... kurtulunması zor belki ama kişiden kişiye değişen bir durum da çıkıyor ortaya... şöyle ki; geçmişini hatırlayıp mutlu olan bir insan gelecekten korkmaya başlıyor "ya eskisi gibi mutlu olamazsam" diye... ya da sevimsiz bir hayat sürmüş kişi unutmak istiyor olanları, gelecekten birşeyler bekliyor. veya tam tersi oluyor ve küsüyor hayata.. çabalamıyor yaşam için...geçmiş böyle işte... kendi içinde paradokslar yaratan, unutulsa mı daha iyi olacak yoksa arada sırada dönüp bakılsa mı hala daha karar verdirmeyen...

yüzleşmek, gözlerine bakmak ve yenmek lazım. onunla barışmadan devam etmeye çalıştığında içinde sızı, barışınca tarih.."kayıp zamanın izinde"den alıntı galiba, iyi hatırlamıyorum: "terkedişler asla iyi şekide olmaz, zira iyi olanlar asla terkedilmez". gelecek orada bir yerdeyken, arkaya bakmamak lazım.

''yarın'' yok.''şimdi'' vardı.o da ''geçmiş'' oldu.

kendi kendini kapattığı hapishanesidir insanın. çaresizliğidir, elini kolunu bağlayan. geçmişle olan hesap bir şekilde görülmediğinde gelecekle ve şimdiyle arasında aşılmaz bir duvardır. hep eksiktir yaşananlar. hayat yarımdır. ya da bazen gereğinden fazla kalabalık.çaresiz ve kalabalık, kalın duvarlı bir hapishanedir geçmiş.

yarının dun olabileceği gerçeğidir geçmiş tıpkı bugun gibi

bulunulan konumdan ve gidilecek mesafeden sorumlu oldugu icin asla yok olmayan zaman dilimi. mutlaka iz birakir...

asla kaçamadığım, hayatımdan silemediğim, içinden bir şeyleri eksiltemediğim, kendi kabahatim olmadığı halde bana zarar veren hayat dilimim.suçum, kabahatim neydi bilmediğim halde, anlayamadığım bir hüzünle peşimi hiç bırakmayan zamanlarım.kendimi bulmak istiyorum artık anlıyor musunuz? birisi olmak istiyorum. olamıyorum. hep kovalanıyorum bir şeyler tarafından.okuyamıyorum, çalışamıyorum, bi bok yapamıyorum.en fazla açıyorum bi hollow years veya my immortal, ağlıyorum.bütün bunları geçmişini siktiğim geçmişim yaptırıyor bana.

gereksiz kısımlarının hafızadan çıkarılması gerektiğini düşündüğüm zaman oyunu. tabi neyin gerekli olduğu da zaman ilerledikçe anlaşılıyor, o başka. hafızadan o kadar da kolay silinmiyor zaten anlasak bile, o bambaşka.

geçip giden ve bir daha geri gelmeyecek o günlerin -onları asla unutmayalım diyedir- bize bıraktıkları artık'lar, tortulardır. biriken ve birikip güçlendikçe üzerimize yürüyen. artık sözcüğü iki anlamını da kucağına almış sanki. artık, yani bundan böyle, bir şeyler eskiden olduğu gibi olmayacaklar (onlar ki, eskiden oldukları gibiydiler ve ne güzeldiler). artık, yalnızca artıkları kalacak o günlerin üzerimizde. ne kadar silkelesek de düşmeyecekler ve acılarıyla taşınacaklar geleceğe.

birlikte anildigi herşeye bir güzellik katandir. o an için kötü olan birşey geçmiş sifati ile anildigi zaman güzel gelir insana. yedigimiz bir dayagi bile gülerek anlatiriz cogu zaman. güzeldir geçmiş, geçmiş güzeldir.(bkz: geçen gün ömürdendir)

insanların zayıf yönleridir geçmiş.çünkü tüm yaralar,gerçekler ordan gelir.sizin kopup geldiğiniz asıl ülkenizdir.bazılarımız hiç geçmişi olmamış gibi yaşamayı seçer, bazılarımız da sadece geçmişe duyulan saygıdan dolayı yaşar hayatı.ama sonuçta bizi büyütmüş süreçtir.

içinde şöyle bir bug i da barındıran matrix parçası* : önem verilen seçimler, zevkler, anılar gibi yaşama dair ayrıntılar kişisel değişime bağlı* biçimde önemsizleşebilir, ancak "geçmiş"e ilişkin bug kimi zaman bu yeni önemsiz*, bazen niteliksiz* ve değersiz* konumu örter, hafızaya kazıdığımız hali gerçek geçmiş gibi gösterir, aslında geçmiş o zaman yaşanmış olanı şu an nasıl algıladığımızla da ilişkili olmalıdır. nitekim bugin devreye girmediği anlarda daha sıhhatli bir "daha önce olan biten" bilgisi de çağırabilmektedir insan zihninden. ne demek bu şimdi?* örnek bir: seksenli yılların en başlarında kızlar, adına ingilizcesine benzetmeye çalışarak streç dediğimiz, dar bir kot giyerlerdi. bu kot kullanımı en az kimono kadar zahmetli ve oldukça da amele birşeydi. ama o zamanki algı bu değildi. hemen hemen hiçbirimiz o yıllarda streç kot giyen kız arkadaşlarımıza "ne lan bu iğrenç bişey, düdük makarnası, ahahahaha" demedik ki, bunu sadece nezaketimiz ve centilmenliğimizle açıklamamız, başka hiçbir şey olmasa asgariden yalan olur; streç kot kötü bişey diildi, başımızı hafif öne eğerek ve utana sıkıla da olsa itiraf etmeliyiz ki, biz güzel de bulduk streç kotu. şimdi değeri kendinden menkul gariban tezimizi örnekteki şablonun üzerine yerleştirelim bakalım ne olacak? streç kot, o dönemde giyenler de dahil olmak üzere, şimdi herkes tarafından salak, kötü, çirkin, zevksiz, amele görülmektedir. yapın hemen ufak bi anket etrafınızda, vallahi sonradan istisnalarla kaide ilişkisinden medet ummayacak kadar güveniyorum bu tespitime, streç kot bir rezalettir, kimse beğenmez. kimsenin yüzü "o zaman modaydı, giydik" demeye bile tutmayacak neredeyse, ki o da makul tek gerekçe gibi göründüğü için kullanılır zaman zaman, yoksa bizzat streç kot giyenler de "ay evet giyerdik di mi, ne iğrençti" falan derler. buradan ne görüyoruz; bugin devreye giremediği bu örnekte, hafızaya boyun eğmeyen tercihler beyanı belirleyici faktör olarak karşımıza çıkmakta ve o zaman beğenerek yaptığımız bir seçim şimdi aynı beğeniyle ifade edilmemektedir. örnek iki: beverly hills 90210 gençliğinin bir bölümü 80ler-90lar aralığına rastlayan bir çokları için efsane olmuş bir dizidir. cumartesi günlerinin iple çekilme nedenleri arasına dahi girmiştir. bu diziyi izlemeyene kız vermezlerdi bir dönem. hatta (bkz: beverly hills 90210/@efendisiz) süper anlatır bu dizinin sosyal önemini, günlük yaşamdaki rolünü. sözlük de dahil bir çok platformda "ah ulan ah keşke tekrar yayımlansa" denildiğini ben bizzat gördüm, duydum bu dizi için. şimdi kanaltürkte tekrar yayınlanmaya başlanan diziyle ilgili kiminle sohbet etsem "bu ne lan iğrenç birşey, ne salak diziymiş" falan diyor. bazen samimi olmasa da, kızlar seviyor diye falan olsa da, yaptıkları her hareketi efsanevi kabul ettiğimiz brandon'a, dylan'a şimdi herkesten önce o kızlar "öyyy, iğreeeenç" diyorlar. ama bunu tekrar yayımlanan bölümleri izlemeyen birine söylediğimde farklı tepki gösteriyor, olur mu olm süper diziydi, şöyleydi, böyleydi diye.. geçenlerde sandıkiçi ersin de benzer birşey çizdi. büyük bir hevesle yarıla yarıla güldüğümüz pembe panter filmlerinin dvd'sini almış, hiç komik gelmemiş, kesinlikle katılıyorum kendisine, hakikaten de hiç komik şeyler değilmiş o zaman izlediklerimiz. işte "geçmiş"in içindeki bug bu. aslında sadece o zaman bunlarla iyi vakit geçirdiğimizi hatırlıyoruz, neden iyi vakit geçirdiğimizi hatırlamıyoruz ve ancak tekrar denediğimizde artık seçimlerimizin tamamen farklılaştığını fark ediyoruz. çoğu zaman seçimlerin farklılaşması için bir tekamülden söz edebileceğimize göre(yani her yeni kadeh şarabı içtiğimizde, biraz daha "iyi şarabı" daha kolay ayırt edebilme yeteneği kazandığımıza göre--cümlenin başındaki çoğu zaman bazen hepimizin ısrarla sergilediği yeteneksizliğe işaret ediyor **) buradan bugi çıkarıp ayıklamak çok da zor değil. geçmiş bazen zihnimizde iyi değilken iyi gibi, kötü değilken kötü gibi iz bırakabiliyor. bir de kişisel örnek: 1995 yılında, hatta gruba ithafen açılmış başlıkta keep clubbin'in de belirttiği üzere, tam olarak 19 kasım 1995'te spyro gyra ankara'da bir konser verdi. giden bir kaç arkadaşım "hadi lan ohaaa, spyro gyra bu" dediler. ben o zaman spyro gyrayı su yosunu sanan bir mal olduğum için (maldım ama cahil değildim) "o ne lan spayrocyraymış düdük makarnaları siz de" dedim ve bir başka eğlenceye gittim (tamam tüm entry yalan oldu, biz aslında her durumda birbirine düdük makarnası diyen bir grup arkadaştık, hala da öyleyiz). daha sonra spyro gyra'yı dinledim ve o kadar çok sevdim, o kadar hayran oldum ki, spyro gyra da türkiye'ye gelmişti, konser vermişti falan benzeri diyaloglar bana acı vermeye başladı. bir süre sonra o geceyi hatırladıkça mutsuz olmaya başladım, "ulan ne malmışım keşke gitseydim" diye ve ne yazık ki böyle de kalmadı, o geceyi çok kötü hatırlamaya başladım. sonra yıllar sonra bir gün aniden o gece benim gitmeyi tercih ettiğim yerde de ne kadar iyi vakit geçirdiğim, ne kadar eğlendiğim ve iyiki gelmişim dediğim aklıma geldi. hafızam yıllar yılı aslında üzülmeyi tercih ettiğim bir hadiseye, normalde üzüleceğimden daha fazla üzülmeme neden olmuştu. ben kendi adıma kötü kabul ettiğim spyro gyrayı canlı izlyememe halini o kadar ön plana almıştım ki, hafifletici neden olmaktan çıkıp başlıbaşına pozitif bir anıya dönüşen hafifletici nedeni tamamen değerlendirmenin dışına çıkarmıştım. hep bu bugin oyunuydu bunlar. ya da kısaca: valla da billa da bozuk bu geçmiş aparatı da anlatamıyorum, edebi yeteneğim kifayetsiz kalıyor.

20 sene öncesini bundan 10 sene önceki algilayisimla bugunku algilayisim arasindaki fark, gecmisi bugunden kurulan bir nesneler agi yapar. bu noktada diyalektigin nasil calistigini bulabilirsek bu diyalektik kendini an'da parcalayabilir.gecmis bugunu, bugun gecmisi belirler.bir soru da sudur: bundan 1 dakika oncesi nerededir?

gereksiz düşünce topluluğu.kendisini oluşturan güzel anlar da kötü anlar da gereksizdir.insan geleceğe bakmalı geleceği düşünmekle kafasını yormalıdır.aksi taktirde kafayı yedirten bir besindir.

"gecmis ne büyük bir bela! hem onsuz bir hiçsin hem de onun varligi seni yok ediyor. gecmiste kalmayi istedigin her an geleekten uzak kalıyorsun. geri donus de yok hem, bile bile oluyorsun.bir an gecmis mutluluklari ya da onlar "gibi"leri; bir ansa yenilerini ariyorsun. bir yenide gecmis mutluluklar gibisini buldugunda; gecmisin gecerken ne cok sey goturdugunu anliyorsun.gecmisin bir kosede oturmus temkinli olmani fisildiyor. susmasini en cok istedigin zamanlarda avaz avaz bagiriyor. sen onun cigliklarini bastirabilecek bir ses bekliyorsun. bekliyorsun. gelmeyecek olsa bile inatla bekliyorsun. geldiginde hazir olmak icin,onun olmak icin... gelirse."ayca yalti

"-miş"li zaman ile anlatılabildiğinde ancak, yaşanılan şey geçmiş olur... onun için adı geç-miş'tir bu kavramın... geride kalabilmek için rivayet ister, görül-müş olsa bile... görülen'in rivayeti dahi, geride bırakmaya yetmez yaşan-mış-lıkları... ille de gördüğünü unutmalı... yoktur başka çaresi...

gecmise x(i), bugüne y, zamana i derseky=x(i) denkleminin bağımsız değişkeni

insandan habersiz gecen zaman dilimi...haberli gecene simdi, onceden arayıp gececegini haber verene de gelecek denir.

bazen insanın yakasını bırakmayan yılısık ve usanmaz bi asıktan farksızdır.git artık dersin, yeter istemiyorum seni düş yakamdan dersin, dinlemez. bazen o kadar uzaklasırsın ki ondan artık seni unuttugunu zannedersin, lakin o küçük bir sözcükten, bir bakıstan, bir telefondan, bir tütsü kokusundan hortlayıp tekrar en yakıcı haliyle karsında dikilir. affedemezsin, için kavrulur nefretle ve öfkeyle, ama nafiledir. unutmak yerine affetmeyi bilmek gerek belki.affetmek için ise herseyi oldugu gibi hatırlamak, gecmişte saklı kalmıs bilinmeyenleri ögrenmek, hazmetmek , önce kendini sonra baskalarını affetmek . hayatın adaleti üzerine düsünmek nafile sadece ders almak gerek derler ya hani aynen öyle. ancak ondan sonra "önce huzurlu sonra mutlu,tam dinginlik hali"ne erişebilecek ruhlar.

an ve an'lar silsilesi... anlatılır, yaşanmaz. nöbetçi anlar uzmanınız varsa, biyografi olabilir. hatırlamak fırsattır.

hatalar çöplüğü , övünçler mezarlığı...bir zamanlar ihtimal olanın şimdi hatıra olduğu yer .bazen söylemek istediğini kolayca söylemeni sağlayan bazen de zihnini o koca varlığıyla kaplayan...gömüp unutmak istediğim ,kimselerin ulaşamayacağı, kurcalayamacağı yerlere saklamak istediğim...bir saklayabilsem ,bir unutabilsem , utanç duymasam, yaptıklarımdan pişman olmasam ve yapmak istediğimi yapabilsem, söylemek istediğimi bağıra bağıra söyleyebilsem...geçmiş beni bugüne ulaştıran ve elimi kolumu bağlayıp duygularımı birbirine dolaştıran ,ben her ne kadar o zamanki ben olmasamda o zamanki benliğimin yaptığı hatalardan ,artık var olan benliğimin acı çekmesini sağlayan...

acıyıp giden ağrı...

geçmeyen tek şeymiş.

"bozulan kasetlerim var, ama hala onları takıp cızırtıları dinliyorum." kuzey kutup noktası, -30c, (erimeyen buzlar var burada)

sahip olunan tek sey gibi gozuken, kaybedilen hersey olan.

yazıyorum ve "y" harfi şimdi/burada geçmişte kaldı. "şimdi" yazdığımda ve o kelime bittiğinde şimdi' nin de hiçbir anlamı kalmadı, tutamadığımız ve anlatamadığımız zamanın ismi: şimdi... ve şimdi' nin anlamlandırılması, çözülmesi de geçmişin ta kendisi. peki ya gelecek? o da henüz düşünülmemiş ve karşımıza dikilmemiş bütün şimdi' lerden başka bir şey değil.geçmiş arkada kalan hangi anın temsilcisi, giderek arkada kalan çok geçmişin mi ya da bir sn öncesi olan az geçmişin mi? nedir gerçekten geçmiş, doğumumuzdan öncesi bizim için geçmiş midir? eğer o geçmişse doğumumuzdan sonra yaşadığımız ve geride kalanlara ne isim vereceğiz?bilincimizin geçmişi ve bütün bilinçlerin geçmişi? hangisine kapılmalıyız geçmiş' in izini sürerken? deneyim tam saf hali içerisinde birbirine aktarılamadığına göre, sahip olduğumuz geçmiş bilincimizin sınırları kadar ve insanlığın, filozofların, düşünürlerin bizim adımıza üzülmesine gerek yok çünkü her çağ, her dönemin çocukları kendi deneyimlerinin saflığı içerisinde, hiç aktarılamayanın en görkemli deneyimleri en dolu şekilde yaşıyorlar. ve o bilinçler öldüğünde ortaklığın tinine dair geçmiş imgesi de yırtılıp atılıyor. peki ya yazı ile aktarılanlar ne oluyor diye sorarsak, onlar iletmez mi bilinçlerin geçmişlerini ve bize bütün insanlık adına bir geçmiş imgesinin imkanını sunmaz mı? yazı' nın geçmişi yazar' ından o kadar ayrıdır ki kendisi bir özgürlük alanı olarak hep gelecekte olma ve kalma savı yüzünden binlerce deneyimin görüntüsüne sahiptir, bulunmayı bekleyen binlerce hazinenin saklandığı ve baskılandığı bir çoklu geçmişler alanı olarak sadece geleceğin insanına ve bilincine gösterir gerçek yüzünü, ama gelecek o hiç gelmeyen olandır burada.o halde yazı ile gelen bilinç hiç gelmeyen olduğundan deneyimin, bilinçlerin geçmişi de bize aktarılamaz ve biz sadece kendi bilincimizin geçmişi ile kalakalırız, zaten ondan daha dolu ve canlı bir geçmiş de yaratmakta hiçbir zaman başarılı olamayız! geçmiş ne kadar uzaklaştıkça, ne kadar çok geçmiş oldukça ölüm de o kadar yaklaşır ve geçmişin uzamı arttıkça geleceğin uzunluğu azalır, o yüzden geçmiş hep özlenendir, çünkü sonsuza genişler gelecek ise yaşam gibidir ve kısalır giderek...

geçmiş derin bir kuyudur demiştinhem arkam hem önüm sobebir adım ileri üç adım gerihep geri hep geçmiş hep derin hep kuyudibine baktıkça akisler siyah buğulugözlerinde hep hep o derin kuyuya düşme korkusuve gözlerimde bir kış günü gözlerin buzluoysa okyanus dibi öyle mi yasıcak turkuaz hayat doluo buzlar herbiri gri bir sığınakbu şehr i ıstanbul hep surlu hep surluher şüphe içinde bir köstebek yuvasıher yuva bir korku her korku bir kuyubende de aynı kuyu hep aynı korku

"geçmiş, bugünün bir parçasıdır, çünkü hatıralar geçmişe değil bugüne aittir."theo angelopoulos/radikal gazetesi, 19 haziran 2006. ropörtaj: mahmut hamsici

gecmisi hatirlama gayretimiz yararsiz, zihnimizin butun ugraslari bosunadir. gecmis, zihnin egemenlik alaninin, anlayis gucunun disinda bir yerde, hic ihtimal vermedigimiz bir nesnenin icinde saklidir. olmeden once o nesneye rastlayip rastlamamamiz ise, tam anlamiyla sansa baglidir.

aslında hiç geçmeyen-üzerimizden...

bizi terketmeyen ve bizim de bazan masum ve sağlılı, bazan da hastalıklı bir şekilde bağlı olduğumuz, ayrılamadığımız, terkedemediğimiz bir hayalettir. artık bitmiş olanlardan oluşur. an gelir onu unutmak ve üzerinde hiçbir iz olmayan yeni bir zeminde yeni şeyler inşa etmek isteriz, an gelir ona dönmek, tanıdık kollarında avuntu bulmak isteriz; ama ne yazık ki iki isteğimiz de gerçekleşmekten çok uzaktır. ne kaçabiliriz geçmişten, unutabilmek için birşeyleri, ne de dönebiliriz ona, kavuşabilmek için birşeylere..

tek ve kalıplaşmış olmayan, sürekli üreyen, genişleyen, tarafımızdan update edilen. peşime takılacak bir geçmiş yarattım itinayla. güzel anılarla besledim. sonra bodruma zincirledim. sonra en yakınım, dünüm; gitti çözdü onu. gelmişiniii geçmişiniiii...

hayatı oluşturan -bildiğimiz ve de bilmediğimiz- bütün parçacıklar her an varoluşa devam ediyorsa, geçen birşey yok aslında. çok kompleks bir yapının dizilimi farklılaştıkça, daha önceden bizim deneyimlediğimiz dizilimlerine 'geçmiş', deneyimlemediklerimize ise 'gelecek' diyoruz. tabi buradaki sınırlayıcı faktör deneyimlenmeyenlerin deneyimlenenlerin uzantısı olması. sebep ve sonuç yani. ama çok uzun metrajlı bir oyunda bütün sonuçlardan sonra herşey başa sarıp aynı sebepler tekrar tezahür etmeye başlayacak belki de. sınırlı bir uzay ama sonsuz bir zaman ile bu mümkün. hatta mecbur aslında sonsuz bir zamanda sınırlı olanlar kendilerini tekrar etmeye. spekülasyon işte..

günümüz toplumları için anlam ve önemi olan kısmı ortaçağ'dan itibaren başlayan kısımdır. zira günümüzde reddedilenler ve kabul edilenler o dönemden itibaren meydana gelişleriyle anlamlandırılmaktadırlar. günümüz hesaplaşmaları, birliktelikleri ve dostluklarının da temelleri ortaçağdan itibaren gözlemlenen olaylara göre konumlanmıştır. ortaçağdan günümüze yaşanan tarihi silip bir tarafa atın, tümüyle anlamsızlıklar deryası olan bir hayat içerisinde buluruz kendimizi.(bkz: #5025644)

kişisel düzeyde, iş hayatına atılıncaya kadar olan dönemdir. ondan sonra kazanılanlar sonraki dönemlerde birikimdir, geçmiş değil. (bkz: müktesebat)

yapılıp edilene meşruiyet/anlam kazandırır. ki esasen kaderdir. kaderi somuta indirgeyendir.

geçermiş gibi yapan ama geçmeyen. yaşarmış gibi yapan ama nefes bile almayan, aldırmayan. soluksuz bırakıp, eğilip baktığında; kalbinde derinlere kaçan. hüzünlere demir atıp, içki masalarına meze olan, kahkaların içinde rimeli akmış bir kadın gibi çarpık yüzüyle sırıtan. paha biçilmez taşlardan yapılı bir mücevher kadar emek harcanan ama uzaktan bir teneke gibi duran. benim diye bahsettiğin ama asla sana ait olmayan. bir dostun ölüm yıl dönümünde, içinde bıçak olup, dönüp duran. öyle bir bıçak ki; körelmeden gittikçe bileylenen. oysa biliyorum çok vaktim yok, her şeye rağmen bana unutturmayan. oysa unutulmak istediğim kadar unutmak da istiyordum ben. kendi hesabını hep şimdiye ödeten, geleceğe borç takan..

zamanla,pek de 'geçmeyen şey' dediğimiz bir döngüdür, geçmiş. [modern zamanların bir hastalığıdır, 'anı yaşamak', oysa hızlı adımlarımız hep doğruluyor, 'geçmiş zaman kovalar', yoksa zaman hep aynı zaman!(e öyleyse kovalayan ne?! ve -ya- yakalayan?)]

'anı yaşamak'la ters düşer hep. nedense şehre özgüdür. örneğin bir köy insanının geçmişe takıldığına rastlayamazsınız. onun için geçmiş bir fırtına ya da ekinlerin solduğu bir mevsimdir ancak. oysa 'şehir insanı' için geçmiş, bir mevsimden öte, bir yaşam kadar uzun, bir yaşam kadar kalıcı, derin açılmış bir yaradır, kabuk bağlamayan, ve hep tekrar tekrar yaşanan.bu yüzden lapa lapa yağar kar, şehre, binaların arasından!

bugünü oluşturan ve geleceği yapılandıran anılar bütünü.

Rasgele

+ dersane sloganlari
+ serdar ateser
+ kizil dev
+ circir bocegi
+ mercan dede ve fazil say konseri
+ sitrovich
+ tuvaletteyken kapi calininca aglayan insan modeli
+ klitorisi harttadanak isirmak
+ potting shed
+ turk ordusunun balans ayari yapmasi
+ harry houdini
+ capraz tonoz
+ hristiyanlik turklere yakisir zirvesi
+ homie
+ geceyi hastaya sor
+ en iyi roman sonlari
+ rasputin
+ ethylenediaminetetraacetic acid
+ rechnernetze
+ sean elliott

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam