|
|
"i have no memory of my husband" -> "benim kocam memur"
robert redfordun "son kale" filminde west point u "batı noktası" diye çevirmişler. oysa kara harp okulu anlamına geliyor.
butterfly : uçan tereyağ
he is in the taxi: adam taksiden indi
sheena is a punk rocker (the ramones) - hatçe oldu.
remember - uyelikten atilmis birinin tekrar uyelige kabul edilmesigladiator - memnun edici
polis kovalamasi esnasinda polis kacani caucasian male diye tasvir eder, bunu trt kafkasyali erkek diye cevirir.
al pacino'nun bir filmi, genç bir çocuk seattle'dan bahsediyor: '' i missed its x, i missed its y, i missed its grunge.''çeviri: ''x'ini özledim, y'sini özledim, çöpünü özledim.''gibi örnekleriyle çeviri için sadece dili iyi bilmenin yeterli olmadığını, belli bir kültür birikimine sahip olmanın bir çeviriyi için ne kadar önemli olduğunu gösteren, öğreten çeviri anlayışı.
the ring service is the service to right : halka hizmet hakka hizmettir
finding forrester = ormancıyı bulmak burda filmdeki yazarımızın ismi forrester
duyduğunu yanlış yorumlama dalında;"bana akşam zırhımı getirin!" - uberbugs, foxkids roboroach(bkz: night)(bkz: knight)(bkz: knight armor)(bkz: chicken translate)
"boys from downtown: asagi mahalleden cocuklar" şeklinde yanılsamalara sebep olabilecek çeviri yöntemi. kaçınılması gerekir.
birebir çevirildiği için aslında çok anlamsız olan, ama zamanla kendi lisanımıza yerleşen laflar. duş almakgibi.
"there is i..." : "o bizden biri " bizzat recep tayyip erdoğan tarafından rauf denktaşı anlatmak için kullanılmıştır.
cover me - kapla beni(bkz: black hawk down)
unforgettable->unutulmayan masa
benim bi anim var bunlan ilgiliingilizce hocamiz bigun "pull your socks up" dediydi de biz de ne var corapta annamadiydik... meger deyimmis, toparlanin dermiş garip...
trt, "casino" kelimesini "gazino" şeklinde çevirmektedir ısrarla...ayrıca, "we got company" -> "şirket aldık"...
help yourself --> kendine yardim et..
russian that russian this -> rus orusbusu
(bkz: ingilizceden turkceye inek ceviri)
mayday - mayıs günü (trt'de yayınlanan bir filmde düşen uçağın pilotunun niçin mayıs günü diye bağırdı bir süre düşünüldükten sonra bulunmuştur)ben aslında good will hunting filminin türkçesini de iyi avlar diye bekliyordum. yine filmi seyredip çocuğun adının will hunting olduğunu görmek zahmetine de girmemiş olacaklar ki can dostum gibi gayet ortada bir isim seçmişlerdi filme.
(bkz: powerofattorney/1)
a man called adam - adam gibi adam
(bkz: turkçeden ingilizceye direkt çeviri)
don't move it , i like to move it ,move it -> hareket yapma hareketin kralini gorursun
ingilizce bir metnin önce türkce disinda bir dile cevrilip sonra o dilden türkce'ye cevrilmesine gerek duyulmadan dogrudan türkce'ye cevrilmesi islemi.
friday i'm in love -> cumaya gittim gelicem *
priceless = > ücretsiz
dream of californication => kalifornikasyon rüyası
(bkz: kuru temizlemenin simdiki zamani)*
e.t.a 24 hours -> e.t.a'ya 24 saat kaldı.(bkz: estimated time of arrival)
bullshit artist - bogaboku sanatkari
the king of queens dizisinin ismindeki "queens" kelimesini "kraliçeler" olarak algılayıp, "kraliçelerin kralı" şeklinde çeviri yapan, dizinin new york'un bir bölgesi olan queens'de geçtiği için o ismi aldığı fikrine ihtimal vermeyen cnbc-e kanalımızın düştüğü hata.
monster's ball -> canavarın taşhaklari mesela ....
balky'yle larry vardi bir zamanlar, onun bir bolumunde hangisi oldugunu hatirlamiyorum, bir tanesi air jordan lastik ayakkabi aliyordu. jordan hava yollari lastik ayakkabi demisti de pek bir gulmustuk... bu da boyle bi ani...
wow to your father's bone: vay babanın kemiğinei am going to money my up and head: üstümü başımı paralayacağımyou are hairing everything to environment: herşeyini etrafa saçıyorsunyour face turned into wednesday sunday: suratın çarşamba pazarına dönmüşi am stealing a guitar: ben gitar çalıyorumhe is november november novembering: kasım kasım kasılıyormy head is mixed: kafam karıştıyou can stay my home, my dad is welcoming: evimde kalabilirsiniz, babam misafirperverdirlook, i am throwing a cartwheel: bak, takla atıyorumspeech's coming: lafın gelişimy head can't take, my mind can't take: aklım almıyor, fikrim almıyoryou are laughing to grass and shit: ota b.ka gülüyorsunit was blowing up patter patter: patır patır patlıyorbells are ringing in my skirt: eteklerimde zil çalıyorare you catching up shit to tannery?: tabakhaneye b.k mu yetiştiriyorsun?
(bkz: mot a mot)
bill gates'in biyografisi hard drive kitabında türkçe olarak görülüp ingilizceye direkt çevirildikten sonra fark edilenler:whiz kid - vınlayıcı çocuk (incrediboy lezzeti)american board examinations - amerikan tahta sınavları (öss bile dese daha doğru olurdu)bir kovboy filminde:- bunu general delivıri ile göndereceğim(general delivery postaneye gönderilip alınmak üzere bekletilen mektuplar için kullanılan terimdir, utanmasa sevkiyat paşa diye tercüme edecekmiş)
(bkz: the oc/#6723797)
türkçeden ingilizceye direk çeviri ile karıştırılan çeviri çeşidi.
great expectations- çok büyük ekspektasyonlar
ingilizceden türkçeye direkt çevirinin en gerzek örneği, john doe ve jane doe'nun aynen aktarılmasıdır. sanki film kahramanının adı buymuş gibi bir hava doğuverir. halbuki, polisin aradığı fakat kimliği belirsiz olan kişilere kısaca (erkekse) john doe, (kadınsa) jane doe denir. yani doğru çeviri her zaman şüpheli ya da aranan kişidir.
living on my own=> "benimkinin üstünde yaşamak"... (o nasıl bir hayatsa artık?)
(bkz: adjustment)
manhunter-->manastir aynen alinmistir filmin manastirla falan alakasi yoktur
mr. bird => baykuş
no freeze girl -> donu yok lan kızın
new york=nevsehir
ortaokul hazırlık sınıfında, okul gazetesi*nin hazırlanmasında katkıda bulunmak için, yarım yamalak ingilizcemi referans göstererek ilgili yabancı öğretmene başvurmuştum. hangi bölümde çalışmak istersin diye sorunca ingilizce kelime haznemin ve ilkokul üç esprileri repertuarımın kesişme noktasını idrak ederek fun dedim. adam gülümseyerek "ok" dedi. bir sonraki sayı için çekrek sayfalık bir bölüm hazırlamam söylendi. aldım elime redhouse sözlüğünü ve döktürmeye başladım. tüm hazırlıkların gözden geçirileceği güne az kalmıştı. çok heyecanlıydım, herkesi güldürecektim. edit günü gelip çatınca hazırladığım bölümü öğretmenime verdim. okumaya başladı. ilk espriden yarılmasını bekliyordum; ilkokulda çok gülerdik tabi. hem bizim espri anlayışımız ecnebilerin çok hoşuna gider diye duymuştum. kasılarak adamın gülmesini bekledim. gözlerini aşağı kaydırıyordu ama suratında bir tebessüm yoktu. okumayı bitirdi ve güldü. bişeyler dedi anlamadım. iyice bozulmuştum. üst sınıflardan birini çağırıp ona bişeyler söyledi. çocuk hazırladığım sayfayı okudu ve gülmekten öldü. "demek ki sorun adamda" diye düşündüm; zaten biraz kalın kafalı bulurdum kendisini. "nasıl olmuş" diye sordum çocuğa. "bunları direk çevirirsen olmaz" dedi. anlayamadım. "yazıldığı gibi okunmuyor ingilizce, ben onu biliyorum sadece" dedim. "şunlar kalsın gerisini at, saçma oluyor" dedi. geriye üç espri kalmıştı. çıkardıkları esprilerden birini hatırlıyorum; ingilizceden türkçeye direkt çeviri böyle birşey işte arkadaşlar:+ what was the french revolution made against?* -----> against morning!*
(bkz: let the door december) kapıyı aralık bırak
(bkz: in every job there is a no) (bkz: her iste bir hayir vardir)
blackarm -> karkolşeklinde tanımlanabilicek çevirmeler
backstreet boys ==> tinerci cocuklar
doğrudan yerine direkt kullanmak da buna güzel bir örnektir. bakalım şimdi:cümlemiz: direct translation from english to turkishdoğru çeviri: ingilizce'den türkçe'ye doğrudan çeviri"direkt çeviri": ingilizce'den türkçe'ye direkt çeviri.(bkz: direkman)
cnbcede hollywoodla ilgili belgesel tadında bir programda rastlamıştım, hollywoodun simgesi beyaz harfler deneceği yerde hollywoodun beyaz mektupları diye çevirmişlerdi.
dungeon master-zindan ustası-ben kılıcımı çektim. ne görüyorum?-önünüzde boylu boyunca uzanan bir koridor var. duvarların sıvaları dökülmüş, alttan tuğlalar görünüyor. tesisat da eskimiş. iyisi mi ben bunun bi hakedişini çıkarayım, işçilikte anlaşırız.
getting even - ciftlesmek
i am ready from yesterday ---> ben dünden hazırım
form english to turkish direct translation- ingilizceden türkçeye direkt çeviri
don't laugh to your neighbour it will come to your head : gülme komşuna gelir başınahand baby, rose baby : el bebek, gül bebekbe a mad blood, eat my lung : delikanlı ol, ciğerimi ye
b tipi bir aksiyon filminde ateşli bir silahlı çatışma sahnesi. rambovari elemanın kurşunu biter. yanındaki hatunasöz: bring me the magazines. quickaltyazı: çabuk dergileri getirsöz: navy seals have solved the issuealtyazı: donanma sorunu mühürlediseinfeld'de can alıcı bir hata. costanza evlilikten kaçmak için türlü cambazlık yapmıştır. ama susan vazgeçmez. nihayet bölümün sonunda can alıcı replik gelir.george: what do you think about the wedding then?susan: i'll go for the chickenaltyazı: sanırım vazgeçeceğimbölüm biter. zavallı yurdum insanı susan'ın nihayet george'dan vazgeçtiğini düşünür. çünkü değerli tercümanımız "bu sözde daha derin anlamlar var. galiba burada chicken korkak anlamında kullanılmış. evet evet susan evlilikten korkmuş. buldum. aferin bana" demiş, susan'ın aslında kelime anlamı kullanarak* düğün yemeğinde tavuk ikram edilmesini planladığını dile getirdiğini, george'un halen başının belada olduğunu anlayamamıştır. ertesi hafta evlilik hazırlıklarının sürmesine kimse anlam veremez. tercüman kardeşimiz olayın üzerinde durmaz.
do you want a bite?: ısırmak ister misin?
(bkz: quick brown fox jumps over the lazy dog), bir basyapit, hem de okumus yazmis (adam olamamis) adamlardan.
(bkz: ingilizceden türkçeye direkt çeviri)
don't make me foot -> bana ayak yapma
savaşlarda bol bol pudra ve magazin** kullanıldığını bize öğretmiş çeviri şekli.
wont get fooled again (the who) -> o numarayı bi kere yerleranother christmas song (jethro tull) -> arabın yalellisidiamond jack (wishbone ash) -> cillop ahmetthe king will come (wishbone ash) -> kıralı gelsin
no entry - entrylere hayır` *
port (bilgisayar/elektronik terimi olarak) -> liman (itü'lüler bu çeşit çevirilere bayılırlar)
sunny side up - sahanda yumurta için söylenir. kitaplara - bana güneşli tarafından bir tane diye geçmiştir.double: bir çift whiskey
barda adam screwdriver istiyor, altyazıda "bana tornavida versene"
i'm left, you're right, she's gone (tom jones) - ben solcuyum, sen sağcısın derken kız gitti.
dick ottman -> yarrak osman
russian salad > amerikan salatası.(bkz: ben bugün bunu gördüm) görmek isteyenlerin meziz amerikan salatasının üst kapağına bakmaları yeterli olacaktır. yoksa rus salatası mı desem?..
bus stop - otobüs dur
hadi gel su treni alalim, sonra da x nolu metroyu aliriz.(take the train)
genelde filmlerin adında yapılması gerekirken yapılmayan, ama filmin repliklerinde yapılmaması gerekirken yapılabilen çeviri yöntemi. sözgelimi the crow adlı film türkçeye karga olarak değil ölümsüz aşk şeklinde çevrilmiştir. daha doğrusu buna çeviri denmez, basbayağı yeni isim bulunmuştur. ve daha niceleri.
bir arkadaş derslerden birinde sunum yaparken ingilizce bir metinin çevirinden yaptığı bir sunumda real estate agency (emlakçılık) sözünü "gerçek arazi ajansı " diye çevirmiştir.
roger that - roger* işte
enter the desk - sıraya gir
i'm fuckin serious - çok ciddi sikişirim
acikan bir is arkadasimin agzindan dokulen cumle net bicimde "let me run outside and grab a bite" turkce meali : birak beni disari kosayim, bir isirik kapayim..
gidecek okulun yok mu demek için 'school to go ' demek hatta bunun sonucunda karşıdaki kişinin 'umarım ingilizce bildiğin en iyi yabancı dil değildir' demesi.
iş yerinden hafif kızgın bir alıntı: "when can you be able to send me the bla bla" meal: bla bla'yı ne zaman gönderebilmeyi becereceksiniz? sanırım bunu söylemeye çalıştı. sanırım..
uydu alıcısında bir kaç ayar yaptıktan sonra vazgeçip çıkmak istediğimde karşılaştığım olay. bu nasıl bir üründür, nasıl bir amatörlüktür anlayamadım. petek dinçöz'e ver daha güzel çevirir şerefsizim."yapmak sen istemek -e doğru kaydetmek değişmek?"" do you want to save changes?"
bu örneğe imza atan acemi çevirmen, yanlış çevirirken bile tamlamayı ters oturtmuş, neyse ki, bu durum, baskı öncesi, cedilla'nın* tecrübeli gözlerinden kaçmamıştır: esefle, state-of-the-art: eyalet sanatı.
en muhteşem direkt çeviri kuşkusuz sezen cumhur önal'dan gelmiştir: evet sayın seyirciler, şimdi gary moore söylüyor, "still got the blues", hala bluzunu saklıyorum.
dikkat dikkat, örnekliyorum: (bkz: varyemez amca/12)"bi kulesi vardı içinde hiçbişey ama sadece* para vardı..."
turret = taret
(bkz: ingilizceden turkceye direkt ceviri)
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |