mercan dede ve fazil say konseri

süpriz bir şekilde gittiğim için hiçbir işkenceye maruz kalmadan gidip, şahane yedikule'de, şahane fazıl say'ı dinleyip, fazla uzatmadan kaçtığım ama organizatörlerin lanetlenmesi gerektiğini düşündüğüm eğlence.

n tv 5n1k da bir kısmı canlı yayınlanan, tam mercan dedenin ney çalması bittiğinde kesilen, "ya olmaz ki ya" dedirten merak edilen sentez.

konserin başlama saatinden 1buçuk saat önce herşey çok güzeldi. kimseler yoktu ve biz sahnenin sol tarafındaki carlsberg yastıklarında hoplayıp zıplayıp güreşip bira içiyorduk. sound check sırasında mercan dede hep kendi kendine konuştu.ondan sonracıma insanlar geldiler, ispanyolların güney amerikalılara yaptıklarını bize yaptılar; bütün varlığımızı aldılar*, besinlerimizi* hor gördüler ve anlamadığımız bir dilden* konuşmaya başladılar! neyse, fazıl say çıktı süper çaldı mest olduk. ama devam etmeliydi, mercan dede belki başka zaman, başka yerde ve başka şartlar altında dinlenmeliydi. arkamızdaki mal bilkent tayfası hep kakarakikiri güldüler, sinirim bozuldu. yamuk oturmaktan belim ağrıdı, tuvalet sırasına hiç girmedim* ama yemek sırası da bir o kadar can sıkıcıydı. bir zamanlar hakan erdoğan'ın yanında çalışmış olan arkadaşım, "ne bekliyordunuz ki, hakan erdoğan bu!" dedi ve herşeyi açıkladı.

ayrıca fazıl say çok iyi çalıyordu ama ses nasıl kötüydü nasıl kötüydü, böyle sanki midi 24kb ses geliyordu! yada bana öyle geldi ama etrafımdaki herkes aynı fikirdeydi*.

bir kendini bilmezden koluma cimdik yedıgım, protokoldeki burnu havada sosyetik yaratıkların hepsini kesmek istedıgım, protokolun numaralı olmamasına ragmen bir takım kendını bilmezlerin gelip "ben gila benmayor adıma yer ayrılmıs olması lazım" "bu nasıl organızasyon boyle kapıda adım yazıyor koltugum ayrılmamıs" "neden davetyelerde iki tane beyaz nokta var, ne anlama geliyor bu, neyi simgeliyor" "neden hala kofte satıyorlar, konser izlemeye geldik biz, kofte satısını durdurur musunuz lütfen " gibi komik cumlelerde basımın etini yedigi.. deniz adanalı ve hakan erdogan * isimli insanların organizasyon konusundaki basarılarını gördügümüz.. carlsberg cadırının devrilmesi ve biletix gorevlilerinin neredeyse linç edilmesi gibi ilginc atraksıyonlara ev sahipligi yapmıs.. surların tepesine çıkmamıs olsaydım tadına varamayacagım.. kurtar beni hayt huyt konser. soundcheckler güzeldi evet. :)

is cikisi taksimde yarim saat araba bekleyip yedikuleye zindanlara tam 8 de yetiserek, mercan dede ve fazil say sayesinde yorgun bir gunun uyuzlugunu atmaya niyetlendigim ancak kapida yasanan izdiham nedeniyle, nerde rahatlama, gerildigim, sonlara dogru chill out takilinilan konser. bu konserde gorulmustur ki: -mercan dede ve fazil say kendi dallarinda cok basarili iki muzisyendirler ancak ilk deneme itibariyle muzikal acidan fazla kaynasamamislardir.-cuneyt arkin, tarihi turk filmlerinde bayagi yuksek yerlerden saltolar atmistir,-mercanin mixlerine birkac metre yuksekten kalkan ucagin backvocal yapmasi apayri bir efekt katmistir. -insanin kardesinin boyle aktivitelerde rol almasi cok iyidir, sizi sap gibi yalniz birakmaz, biraniza ortak olur, serviste extra yer kapliyorsunuz diye sizi kucaginda tasir...-her zaman her yerde bir mini zirve yapilabilir.. (bkz: naylon) (bkz: hayt huyt) (bkz: elcathyl) ve diger goremediklerim.. daha nice konserlerde gonullu seyirci olmak dilegiyle..

rhapsody in blue, summertime, mükemmeldi bence. olabilecek en iyi dj & piyanist uyumuydu. bir de hiroşima türküsünde "göze görünmez ölüler" sözünden sonra aniden tüyler ürpertici bir "dann" vardı ki mercan dede'nin "atmosfer yaratma kabiliyeti"ni idrak ettim iyice.ses sistemi epey kötüydü hakkaten. yine de fazıl say solo bölümde surların yankı yapması hoş bir hava, tatlı bir renk vermiyor değildi.bu arada erken gelenleri ve girişte hiç problem yaşamamış olanları fena halde kıskanıyorum ve entryleri okudukça hop oturup hop kalkıyorum!

bileti bi hafta önceden gişeden aldığımız için girişte hiç sorun yaşamadığımız konser.ancak konserin son yarım saatini izleyemeden çıkmak zorunda olduğum için sonrasında biraz moralimin bozulduğu konser. hiroşima türküsü hoştu. genco erkal'ın kaydından çalan olay da çok çok hoştu. mercan dede espri yapamadı. fazıl başta gene döktürdü, ama adamın artık bu kadar fazla medyatik oluşu pek hoş bişey değil gibi geldi bana. en bayıldığım fazıl yorumu olan gershwin'den çaldı ya mercan'la fazıl, o çok mutlu etti beni. kısacası mutlu diyebileceğim bi şekilde geçen bir konserdi.ve biletix'ten ne zaman bilet alsam (h2000, ve bu konser) gördüğüm kadarıyla biletix'in özürlü bi sistem olduğunu anladığım konser.

mercan dede' nin saygisizlik yapip bir erkan ogur ve djivan gasparyan albumu olan fuad dan alintilar yaptigi ve tabiki parcalarin icine ettigi konser.

arkadaşım sayesinde bedava davetiye aldığım ve o günü dört gözle beklediğim, güzel olmasını umduğum bir gece. buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirim kendisine. ayrıca afişlerdeki iki delik iki ayrı perspektifi sembolize ediyormuş şöyle ki; mercan dede, tasavvufi kimlğiyle gelecek konsere ve ney çalacak bu birinci perspektif, ikincisi de fazıl say ki o da piyanosu ile batı müziği yapacak. göreceğiz bizde.

http://www.ntvmsnbc.com/...7407.asp?0m=-16z&cp1=1bu konsere giden insanlar konserin ikinci bölümünde "deneysel bir müzikal doku" dinleyecekler.

"deneysel bir müzikal doku"dan kasıt fazıl say'ın dj'lik yapması olacak sanırım zira onun da heveslenip "banane banane bende dj kabinine gireceğim" gibisinden laflar ettiğini duydum**.

deneysel doku'nun müzikal olmasını, ciltlerinde yapacakları carnal manipulasyonlara tercih edeceğim okazyon.

mercan dede nin yorumuna gore fazil say in studyo tecrubesi bir cok dj den daha fazlaymis... gorecegiz artik...

dünyanın en kötü organizasyonu (bkz: biletix) sayesinde bok edilmiş konser. 100 milyon para verip hoparlörün önünde görevliye yalvararak bir sandalyeye oturabildiğimiz için şanslıydık...

partiye katılmayacakların otoparktan çıkmak için partidekilerin partiden çıkmalarını bekledikleri bol bol kavga çıkan konser.(bkz: rezalet)

ayrıca ön sol taraftaki bir takım kızlı erkekli piçlerin devamlı sahneye laf atmalarısonucu sadece stres yapan konser. halbuki ilk yarısı ne güzel çaldı fazıl say

özetlemek gerekirse, taksimden çikan bir insan için alti saatlik bir işkence olmuştur... bu işkencenin tek dişe dokunur kismi elli dakika kadar sürede fazil say'in sahnede tek başina oldugu zamanlardir... onun dişinda, örgh gitmemek lazimdi...

netten veya telefonla rezervasyonla alinan biletleri almak için gereken kuyruk uzadikça uzamiş, sonunda daire haline gelmiş ve hiçbiryere gidilmemesi sağlanmiştir... bunun hemen sonrasinda olaylar çikmiş, kuyruklar karişmiş, sonuçta hiçbiryere gitmeyen yüzlerce insan ortada sik gibi kalmiştir... bunun sonunda biletix gişesi yerlebir edilmiş, brandasi yirtilmiş, herkesin davetiyesi herkesin elinde dolaşmiştir... en sonunda bakti ki bu herifler hakim olamiyolrar kalabaliğa, oradaki herkesi içeri aldilar...

bir de şöyle, bu yüzlerce insanin beklediği yere otobüs girmiştir... (yes, a fucking otobus) o kuyruklarin zar zor durduğu alana otobüs girmesi sonucu heryer iyice dağilmiştir...

önce fazil say çaldi bir süre, sonra mercan dede igrenç geyikleri ile kafamizi aldi... içimizden "sen o kapidan geçmiş olsaydin bunlara güler miydin acaba?" diye bağirmak geçti sahneye doğru... o da takıldı kafasina göre, sonra fazil say'la birlikte takıldılar kafalarına göre, ve on dakka sonrada millet gitmeye başladi... kalabalik olur çikiş diye düşündüler sanirim, fakat lak diye boşalmaya başladi sayin yedikule zindanlari, sanki bir çeşit genel af oldu...

hoparlör önünde oturmak zorunda kaldığımız için tahminimce 3 kişilik konser biletinden daha pahalıya patlayacak kulak rahatsızlığı ve özel doktora verilecek para ile beni batıracak organizasyon...

arada konuşan insanlar, çalan cep telefonlari, çalan cep telefonlari ile konuşan insanlar, bir konserde olmasindan (fazil say'li kisimi kastediyorum) nefret ettiğimiz olaylardir... ama yedikule hisari olaya yeni bir boyut katmiştir kendi akustiği ile, şöyle ki: denyonun biri surlarin tepesine çikmiştir, ve orada cep telefonu ile konuşmaktadir, ve bütün zeminde sesi gayet net duyulmaktadir "abü konserdeyim eki eki eki duvara çiktim eki eki eki" argh

kapıda geçirdiğim sinir krizinin nekahat dönemine denk geldiğinden tadına tam varamadığım konser.hayatımda gördüğüm en büyük konser rezaletine fiyaskosuna tanık oldum, öyle ki h2000'de "rezalet" diye yürüyenlere, 31 temmuz 2002 galatasaray olympiakos maçına giderken trafikte kaldık diye şikayet edenlere kıçımla gülesim geldi.o sahnenin tarifi imkansız gibi -- binlerce insan biletix gişesine ulaşmaya çalışıyor, elemanların yarım saat sonra akıllarına gelip "k-z arası soyadlar buradan" diye hayvan kalabalığı reorganize etmeye çalışıyorlar, yine bir yarım saatlik keşmekeşten ve işkenceden sonra sivri akıllı biletiksörlerden biri masanın üstüne çıkıp "5 dakka ara vericez, çok karambol oldu" diyor, sanki üstüste binmiş o kadar insan 5 dakikada tek sıra olacakmış gibi. o kişi susturuluyor, bir süre sonra bilet teslim edenler zarf karıştırmaktan "sıkılıyor", "alın t'ler burda" diye kendileri aramaları için müşterilere bütün zarf tomarını veriyorlar!! bunun üzerine herkes zarfları kafasına göre kapışıyor, eli boş kalanlar bağırıyor: "öztürk var mı orda? ö'ler nerde?" biletler zarflar falan delicesine milletin elinde gezinirken (bu noktadan sonra kapanın elinde kalıyor tabii, ne kimlik gösterme, ne imza atma... bilet dağıtımı tamamen vatandaşın insafına kalmış) annemle sorumlu vatandaşları oynuyor, "manyak mısınız kardeşim görevliye teslim etsenize o biletleri!!" demeye çalışıyoruz. masaya doğru bakıyorum biletix görevlisi kimseyi göremiyorum. adamlar siktirip gitmeyi tercih etmişler. arada sırada birisi yine masanın üstüne çıkıp "rezervasyon numarası olanlar biletsiz girebilir!!" diye bağırıyor. kimde olacak ki rezervasyon numarası? millet isyan ediyor, bu sırada tribal bir biletix kadını ortalıktaki zarfları kapıp kutuya koyuyor, asıl gişeye götürüyor. ardında kalan zarflar da öylece masada duruyor, yere falan düşüyor. yine sorumlu (veya sorunlu) vatandaşlar olarak onları toplayıp gişeye veriyoruz. (bu sırada üstümde 3.5 kişinin falan ağırlığının olduğunu yeniden hatırlatmak isterim) bir boka yaradığı mı var, yoo... hâlâ zarfları öbek öbek dağıtıyor görevliler, millet elindekileri okuyor yoklama yapar gibi: "ahmet yılmaz, mustafa kırkbir...." böyle böyle saat 20:30 (yarım saat geç) olmuşken yine masacı eleman çıkıp bilet olayını tamamen siktirettiklerini ve isteyenin içeri girebileceğini çığırıyor. adamın daha dediği bitmemişken, ya isyancı bir vatandaş ya da zıvanadan çıkmış bir biletixçi, bir tomar bileti kalabalığın kafasına atıyor, bir sürü bilet uçuşup öylesine düşüyor yere. organizasyon woodstock tadı yakalamışken biz de dalıyoruz zindandan içeri. paramızla rezil olup öylece bir sandalyeye oturuyoruz. fazıl say çıktıktan 5 dakika sonra, yine görevlilerden bir kadın, oturduğumuz yerin sahibiyle gelip "biletinizi görebilir miyim?" diye soruyor!! yakınlarda irice bir tuğla bulamadığım için suratına gömemiyorum fakat sinirden sesim titreyerek dışardaki rezaletin farkında olması gerektiğini, zaten bizim de biletimize kavuşamayıp daha önde olan yerimizden olduğumuzu söylüyorum, laf dinlemiyor, hâlâ geçmiş biletimi istiyor. bu arada yer sahibi kadın da "ay şıka gibiiiii" dercesine "ıhheh... ciddi misiniz siz?" diye soruyor, biz de "banane lan geç kalmasaydın" diyemeyip kalkıyor, çime oturuyoruz.önümdeki iki tutam ot görünce malaklaşma ihtiyacı hisseden festival ruhlu bireylerin daha rahat yatış pozisyonları bulmak amacıyla tepişmelerine kayıtsız kalmaya çalışıp, oturduğum yerden boynumu gerebildiğimce gerip sahneyi görmeye çalışıyorum.. başaramıyorum hayır, öylesine dinliyorum.iki kere gözlerim doluyor, bir konserin başında içimi dolduran günlük hayatta elektrikli testere kullanma arzusu yüzünden, bir de ikinci yarıda hiroşima türküsü sırasında.aklımı kaybetmem dışında güzeldi evet. ben o eski ben değilim artık.

vakkorama taksim biletix ten şöyle peşin parayla aldığım çimen bileti ile, bileti aldığım yerde, kuyuruktaki birini kanka yapıp gittim mekana...kapıdan şöyle rahatça geçtim...bira mı her delikanlı gibi çantada soktum...sonra köfte ve lokma aldım içerden...evet evet içerden...döner ve kavurma da vardı..isteyene pilav da veriyolardı parayla..tek örtü getiren olarak yayılıverdik çimlere...sonra bi ara tuvalete gittik...heryer kadın doluydu...erkekler tuvaleti bile..bu arada meltem cumbul un sigarasını yaktım..selin toktay ve cüneyt özdemirde ordaydı..erkekler tuvaletine girip, onlar kapılı tuvalet * önündeyken, pisuvar a işemekte konsantre olamayanlar, yüzü kızararak çıkanlar vardı...meltem cumbul arkanda ruj sürüyo ve sen dönerken düğmelerini ilikliyorsun.. fazıl say yetenekli çocuk..fazıl say bu arada eliyle teli tutup piyano dan kontrbas sesi çıkartıyodumercan dede olaya girdikten sonra fazıl say diesel tişörtüyle bi nevi düet yaparlarken aniden ayağa kalkar...bi omuz koyar * mercana veeeeeee fazıl say on the mix...harika bi andı..spektakülerrhapsody in blue,singer...espri anlarıydı...oturabilirmisiniz* denilen bi kadın,hayır diyince, benim görüşümümü bozmamasına rağmen, " e o zaman gelip oturtıyım ben!" dedim...tepki çektim..çok ayıptı..mercan dede fazıl inince sahneden böyle drumnbass mi desem ne desem bişiyler çaldı...bence hiç fena diildi...eve gelip chillout yapıldı cok güzel üstüne..hep böyle yapıyosun biletixxx...(bkz: peşin)(bkz: nakit)

Rasgele

+ ilahi spacetimereality
+ karma asi
+ singapur
+ fourth dimension
+ erciyes universitesi muhendislik fakultesi
+ en sevilen tezahuratlar
+ fazla kalemin var mi
+ sikli sogan asi
+ quintessential player
+ koyu kahve
+ cocuklar duymasin
+ yaran diyaloglar
+ yalnizliga alismak
+ kaleden kaleye gol atmak
+ cin
+ evcil hayvana cocuk muamelesi yapmak
+ butoh
+ oyle sarhos olsam ki
+ neceflimasrapa
+ ya ramiye

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam