the league of extraordinary gentlemen

bekledigimden cok daha iyi cikan film..dr. jekyll in kişilik catismasi,jekyll ın mr. hyde a donusmesi cok iyi anlatılmıs..yer yer serpilen ince espriler de filme iyi bir hava katmis..gorsel olarak zaten muhtesem..modellemeler biraz abarti fakat mukemmeldi..ayrica cok kil bir bitisi var ve devami gelecekmis gibi geldi bana.. orjinale sadik kalinmamis olmasina ragmen sonuc;(bkz: tadindan yenmez)

"aaaa n'oldu öyle dorian gray'e ?.." diyenler için (bkz: dorian grayin portresi)ayrıca jeykll-hyde olayına hasta oldum! bi de filme super soundtrack olması açısından (bkz: horror show) *

az önce divx'ini indirdiğim film.gerçekten de efekt olayını bitirmiş süper bir film..internetten indireceklerin çift cd olanını indirmeleri şiddetle tavsiye edilir.(bkz: ac3 filter) (bkz: xvid)

bugün görme fırsatını bulduğum enteresan film. öncelikle belirtmeliyim ki, karşımızdaki şey bir başyapıt değil, hatta kimilerine göre iyi bir film olmadığı da söylenebilir, fakat bence bu filme standart kriterlerle yaklaşmak yanlış olur. şöyle söylemeliyim ki, abarık görüntü çalışmasının yanında berbat bir kurgusu, elindeki karakterleri fevkalade birleştirmesinin yanında çok zayıf bir senaryosu var. topyekunde çuvallamasına karşın bu iki güzide özellik, yani koyu gri ağırlıklı 1899 atmosferinin üzerine bindirilen çok sayıda uçarı efekt ve edebiyattan tanıdık birbirinden ünlü karakterleri aynı karede beyazperdede gösterebilmenin dayanılmaz hafifliği, filme karşı bir anda sempati kazandırabilir. elindeki malzemeyi bolca göstererek iyi kullanması filmin artısı, zira bir çizgi roman uyarlaması aslında çizgi romanı içerdiği kadar vardır bence. kurgu ve senaryoya kafa takılmayacaksa, ki kaptırınca pek önemsenmiyor, gidilip eğlenerek çıkılabilir. bu arada belirtmeliyim ki stuart townsendin önü açıktır.

cocukluk ve ilkgenclik donemimde okudugum pek cok romanin karakterini beyaz perdeye taşimasi bir yana, kanimca cizgi romanindan cok daha estetik karakterlerin kullanilmiş olmasiyla mina harker'i ilahe yapabilmiş bir filmdir. ha gozunu sevdigimin bi takim flemenk şovalyeleri varsin "hebelenk bunlar, harcamişlar onca guzelim eseri, arap duşmani haci cavcavlar" edasiyla hem cizgi romanina, hem de filmine(ki daha saldirilmadi ama eminim yakindir) saldirsinlar. kendilerine iki cilt asteriks verip romalilarin nasil kiclarina tekmeyi yedigini ogretmek, ucarken cikarttiklari sesleri kulaklarinda cinlatmak isterdim ama, orta yaş bunalimindaki kalburustu entellerle psikolog arkadaşlar ve 18 yaş grubu bunalim wannabeler ilgileniyor. ben zaten arkadaşlar bilir, fantastigin dostu bir insanim, gerekirse dorian gray'e şapka cikartir resmine iki firca atar nautilus'a cift burgu afgan dalişi yaptiririm. tek beni rahatsiz eden nokta, filme otomobille kovalamac oynama sahnesi konmasidir, kendisini filmden ayri tutuyorum.

- draw your pistol!- i walk a different path... *şwinggg*diyaloğu ile beni benden almış, 'efsane gerçek oldu' filmi. haniy.. şuga...

- what are you?- i'm complicated.diyalogu da bir o kadar karizma olan eglenceli bir yapim..

bir allan moore yapıtı gibi hiç durmayan bir uyarlama filmidir. aksiyon filmlerinin belli başlı sığınaklarından olan "hareketlilik ve şaşaa, kurgudaki eksiklikleri gizler" felsefesi çok güzel izlenmiş ve böylesi derinliklere sahip karakterler çok banal bir halivud aksiyon filmine çerez olmuşlar (böyle diyorum ama tekmeyi yumruğu da izlemesine izledim zevkle, nemo iyi dövüşüyor)..dikkatimi çeken bir nokta da nedense filmin bana yüzüklerin efendisi'ni hatırlatması oldu; kardeşlik kuruldu, düşman bulundu, orthanc benzeri bir yerde uruk hai tadında "üstün asker"ler üretildi, sinsi smeagol hep kendini gizledi, moria madenlerine benzeyen, yüzlerce sütunun olduğu bir yerde balrog gibi bir yaratıkla dövüşüldü, vs vs.. alan moore'un beni oldukça heyecanlandıran "the leage" fikrinin tezahürü bir film olmadığı aşikar. o yüzden, böylesi bir fikrin daha değişik işlenebileceğine ilişkin fikrimi hala muhafaza ediyor, haftaya bana çizgi romanları getirecek olan sevgili arkadaşıma göz kırpıyorum.

sadece "american" olduğu için "extraordinary" olmayı hak eden tom sawyer'a, "british" quartermain'in (sean connery) kayda değer sözlerini barındıran film:"thiş şentury waj mine, boy... and the nexşt şentury şhall be yourşş" türkçe çevirisi: "sömürgeciliğe devamşş"

fallout serisini sevenler, gecmişten yapilan spin-off'lardan hoşlananlar icin nefis tasarim fikirleri barindiriyor bu film. gorsel bir şolen. konusu da tam ters ucta bir o kadar boktan.

hmm bilmiyorum valla... yani, şöyle diyeyim, filmin süper süper süper olmasi için çok fazla sebep var, süper olduklari denenmiş ve görülmüş karakterler başta olmak üzere; karakterlerin çoğunu taniyor ve seviyor olmamiz da beklentileri yükselten başka bir etken... film genel olarak güzel doğrusu, sevilerek izleniyor, ama hep de ağizda bir garip tad birakiyor... ya da en azindan şöyle diyeyim, film, kaynaklandiği fikir kadar heyecan verici olamiyor maalesef... ayrica, bilinen karakterlerin kullanimi da çift tarafli bir etken, izleyici hem sevdiği karakterlerin olduğu filme daha çabuk bağlaniyor, hem de kafasinda yarattiği imajla uymadiği zaman hoşlaşmiyor... böyle bir tepki duyacağimi biliyordum ve uyarlamalarin uyarlama olduğunu, bu yönden yargilamamak gerektiğini kendime hatirlatarak izledim filmi, ama yine de kaptan nemo ve nautilius ile kendimi tutamaz oldum... buyrun madde madde gidelim yine:kaptan nemo: ninja kaplumbağalardaki görevi: donatello. ben jules verne'in denizler altinda 20.000 fersah kitabini çok çok çocukken okumuştum ve kaptan nemo'dan süper etkilenmiştim. şöyle diyeyim, benim hayalimde canlandirmiş olduğum kaptan nemo son derece medeni, zengin ve meraklı bir bilim adamiydi, bunlarin yanisira kendisi dünyadan ve üzerindeki insanlarin davranışlarından nefret ettiği için kendisini denizlerin altina vurmuştu. her ne kadar medeniliğinden bahsetmiş olsam da, salon adamı ve yol yordam bilişi olarak medeniliğini kastetmiştim, zira kendisinin bir gemi dolusu insani gözünü kırpmadan ölüme göndermiş olduğunu da daha önce görmüştük. yani kendisi, değer yargıları değişik, idealleri farklı, bunlara göre hareket eden bir adamdi kitapta... x-men'deki magneto gibiydi bir yerde... herneyse, dediğim gibi filmde karşılaştırma yapmamaya çalışmıştım ama neden kaptan nemo'da böyle bir değişiklik yapildiğini, ölüme tapan korsan hintli donatello moduna çevrildiğini anlamakta güçlük çekiyorum... keşke böyle olmasaydi, abraham lincoln tadinda takım elbiseli bir adam çıksaydı karşımıza...allan quartermain: ninja kaplumbağalardaki görevi: leonardo. kendisiyle ilk defa filmde tanıştım; hoş başarılı gerekli bir karakter olmasına rağmen ne "iç çekişmesi olan lider adam" muhabbeti yeni, ne de karizmatik tecrübe abidesi rolunde sean connery ilk defa görünüyor... yine de, aksanını seviyorum bu herifin, çıksın oynasin, üstelik pek de iyi oturmuş rolüne, her rolüne oturduğu gibi... hatirlayiniz efendim, bir zamanlar bu adam james bond rolünü oynuyordu... yine de şunu da ekleyeceğim, bu adamin tom sawyer'i manevi evladi edineceği ve kaybettiği oğlunun yerine koyacaği o kadar belliydi ki bu tahmin edilebilirlik canimi sikti... 21 yaşında bütün holivud klişelerini öğrenmiş olmaktan ve hayatımın geri kalanını japon filmlerinde kimin kim olduğunu anlamaya çalışmakla geçirmekten korkuyorum doğrusu...tom sawyer: ninja kaplumbağalardaki görevi: michelangelo. bizim tom? vay vay vay, ben senin elma karşılığında duvar boyattığın haytalık günlerini bilirim ulan, sen nasıl gittin de ajan oldun vampirlere yazdın? ama sen veletken de böyleydin... herneyse, tom sawyer kardeşim de bariz bir şekilde sean connery'nin yanında konuşacak birisi olsun, hem yaptığı hareketleri, hem trajedisini açıklayabilsin, allan quarteramain daha derinliğine incelenebilsin diye konmuş gibi geldi... extraordinary bir league'de en normal en insani arkadaş buydu yani... heralde seyirci kendisini en çok bununla özdeşleştirmiştir, bilmiyorum... ben dorian gray'i sevdim valla... buyrun ona geçelimdorian gray: ninja kaplumbağalardaki görevi: dorian gray. bu arkadaş iyi olmuş. bence kendisi açık arayla filmin en iyi karakteri, kitabini okumamiş olan bana yeni birşeyler veren en çok bu arkadaş oldu... ha diyeceksiniz "ulan dürzü madem yeni şeyler ariyorsun neden daha önce kitaplarini okuduğun adamlarin filmine gidiyorsun?" ben de size diyeceğim "eski yatakta yeni nehir aradim" diyeceğim, o kadar. tao okuyorum evet. herneyse, gerek ölümsüz oluşu, gerek tablosu ve durumunun ilginçliği ile dorian filmin en takip edilesi karakteri bence... zaten oscar wilde yazmiş...dr jeykll/mr hyde: ninja kaplumbağalardaki görevi: sittirin lan, iyi ki bi espri yaptik. valla yeterli süre hulk okumuş birisinin bu karakterde takılacağı pek birşey yok... ha, bu jeykll/hyde'in suçu değil, hulka ilhami veren kendisi, ama ne yaparsin, quartermain'in de dediği gibi, geçen yüzyıl hyde'in, bu yüzyil hulk'ın... ayrica ben christopher lee'nin sadece suratini buruşturarak yaptığı hyde'i daha çok beğenmiştim, özel efekt herşey değil diyorum buradan da holivuda... hem her hyde'in içinde iyi bir adam bulunur saniyorsaniz yaniliyorsunuz, aynada içindeki canavarla tartışma tribini de spiderman'de görmüştük... köklerini bu kadar sağlam yerlerden alan bir filmden daha yeni şeyler beklerdim... (bu iyi oldu ya, sonuç paragrafı yazarken kullanayim)mina harker: ablayla da yeni tanıştım, o da fena olmamış... tabi bildiğimiz vampir konseptini altüst ettiyse de, barbour giyen kolejli kizlar vampir avladiktan sonra kendisine diyecek bir lafimiz yok, kat kat süper olmuş aksine... yalniz kimyager tribinin de nedense bana feci yalan geldiğini belirtmem gerekiyor... "part time vampirim, part time tekel'de çalışıyorum" tadında replikler geldi aklima, mina'dan soğudum... nedense bir vampirin hobisi olabileceği fikri saçma geliyor...skinner: iyi göremedim bu kardeşi...skinner: tamam tamam, kötü espriydi. ama tam anlamiyla da yalan değildi, pek değinilmemişti bu kardeşe... genel olarak grubun neşeli tasasiz elemaniydi kendisi, quartermain'in ne kadar yetenekli olduğunu göstermeye yaradi...m: bu arkadaş sherlock holmes'deki prof mortuary miydi acaba? bir ara sanki öyle birşey söylendi, ama tam emin olamadim... herneyse, m de bana feci sallama geldi, zaman zaman perdeye doğru "oolum birak artik bunlari" diye bağirasim geldi, ama tuttum kendimi, zaten 11 matinesiydi...filmde dikkatimi çeken bir başka nokta da, dövüşler sirasindaki eşleşmelerdi, insanlar insanlarla, görünmezler görünmezlerle, hyde'lar hyde'larla; böylece herkes hayatta kalmak için onları insanlardan ayıran, normal topluma yabancılaştıran kimliklerine iyice sarılmak zorunda kaldi, eğlenceli bir durumdu bence... hoş bu grubun, hydegilleri saymazsak kimliklerinden pek şikayetçi olduklarini sanmiyorum, en azindan dorian öyle görünmüyordu... ah, içimdeki bir başka ukte de nautilius... mantıklı olmak istemiyorum, fantezi diyip filmi öyle kabul etmek istiyorum, sorgulamanın mantıksız olduğunu biliyorum ama söylemeden de edemeyeceğim, on metre derinliğindeki seine nehrinde bu underwater postmodern titanik nasil yüzdü? allahin venedik şehrine nasık girebildi? tamam, değişik ve güzel bir tasarımdı, ama denizaltı diye sokulacak bir gemi de değildi... hint işi nautilius bu kadar olur diyip susmak istiyorum... susmak istiyorum... susmak istiyorum ama hiçbiriniz beyaz bir denizaltı gördü mü allahaşkına? tamam sustum.bence filmin en parlak yanı 19. yüzyil karanlık atmosferi., özellikle şehirlerin havadan görüntüleri beni hayran hayran baktırdı... öbür taraftan insani feyk manyağı yapmaya çalışan senaryosu ve klişe trajedileri de aynı derece bezdiriciydi... farklı birşey istiyorum, farklı, challenging, sürprizlerle dolu... "o zaman niye gittin lan lxg'ye?" -haklısın abi. anlamsız bir umut işte...böyleyken böyle. ne demiştim bakayim? hah, köklerini bu kadar sağlam yerlerden alan bir filmden daha yeni şeyler beklerdim... okumuş olduğum karakterlerin filmdeki halini beğenmedim, yenilerin de karakteristik özelliklerini tuttum, film yorumunu sevmedim... doğrusu çok şey bekliyordum, ama hep adini koyamadiğim bir memnuniyetsizlik vardi filmde... yine de evinize alıp kafanızı dağıtmak için rahatça seyredebileceğiniz bir film, ortanın üzeri, potansiyelin çok çok altı...

stephen norrington'un görsel yeteneğine bel bağlamış dolayısıyla filme umutlanıp gitmişler için fiyasko bir yapı olarak tarihteki yerini almıştı. 377 adet görsel devamlılık hatası, bir aceleye gelmişlik, bir aymazlık... stuart townsend/dorian gray için +1 puan alabilir ancak hepsi bu. neyse portakal çok şık analiz eylemiş kasmaya luzum yok. kötü.

çizgi romanının ve konseptinin hastası olarak, fragmanları sonrası çok düşük beklentilerle gidip fena halde zevk alarak izlediğim, aslında çizgi romanındaki senaryoyu görmek istesem de içindekini de başarılı bulduğum uyarlama... dorian gray ile tom sawyer eklemeleri ilk duyduğumda pek hoşuma gitmemişti ancak senaryoya çok iyi oturtulmuşlar... ya da dorian gray oturtulmuş diyelim, tom sawyer bence hala gereksiz ve filmin bir eleştirisinde okuduğum gibi "amerikan seyircisi kendisine yakın bir karakter bulsun" diye konmuş havası veriyor... bir de görünmez adam skinner'ın çizgi romandaki sadist, hatta katil kişiliğini görmek istedim ama yoktu, yine de farklı bir havası olduğu belli edilmişti... genel olarak çizgi roman uyarlaması olduğunu durmadan hatırlatan, ekip içindeki güvensizliği de süper verdiğini düşündüğüm, pek çok kusuru da bulunsa divxini edinip tekrar izlemek istediğim bir film oldu kendisi... beklemiyordum şaşırdım...

sadece karakterler ve nautilus'un uyarlamalari icin gidip gorulesi, senaryo ve kurgusunun kliseligi ile sinerjisini kaybetmis film. madem olayimiz karakterler ve objeler ile, detayli olarak irdeleyelim. izlememis olanlarin tadini kacirabilir, lutfen iki nokta ustusteden sonra durup dusununuz, bunu gercekten istiyor musunuz :allan quartermain: cok saygideger sean connery elinden geleni yapmis bu karakteri kurtarabilmek icin. yani icten patlamali avci gudumlu indiana jones'un 20 yas fazlasi ancak bu kadar iyi oynanabilirdi belki ama gene de saki oturmayan belli noktalar vardi. yani giriste* bir anda nasil arabesklesti cok saygideger sean connery cozemedim, anlayamadim. kendisi ki hic gozlerine nem inmez o kadar filmde, bir anda oyle bir noktada gorunce beynim tokatlandi, etkisinden kurtulamadim. kurt kocayinca senaristin elinde duduk olurmus, ah dedim, vah dedim. tom sawyer: veledin suretini direk bulmuslar, kendisi de hafif sunepeden kurtaran bir tonda basarili idi. ne menem bir atici oldugunu yada hatunlar ile arasinin nasil oldugunu bir istatistige koyamadim, o ayri konu.dr jeykll/mr hyde: yani jeykll kurtariyor ama hyde'in hafif zumrut yesiline kacan bir deri rengi yok muydu? ayrica adamlar rengini hulk'a benzeteceklerine boyutunu benzetmisler, 2 metrelik adam olmus sana hulk irisi bir amca. bu adam halk arasina cikabilen biri idi seni alirlar mi o kollar ile be oglum, olmamis hyde olmamis.mina harker: yani saclar acik ve kivircik iken tamam da mutassip dul es modunda pek oturmamis idi. yani mina'nin winona'dan kalan cekiciligini mutassip model de bulamadim tabi. ben alayinizi donumda sallarim modumda gezindi durdu. nemo: cocuklugumuzun en gizemli ve derin karakterini hindu ceperi ve pala tuyune burundurerek onumuze surmelerini basta kavrayamadim. hayir adamda korsan tipi tamam da bu isin bilim adami yonu de olmayacak miydi diye dusundum an be an. ama oynayan birey en azindan karizmayi -hele hele de kilic kalkan modu acik iken- oturtabilmis, oluruna biraktim. skinner: tasarruf edilen bir karakter olmus, zira pek gorunmuyor. cok fazla yorumlamanin da alemi yok, zevzek bir sahsiyetti kendisi. dorian gray: en tatlisi en sona. gelmis gecmis en iyi casting secimlerinden birisi. yani bellegimde kara kalem illustrasyonlu kitaplardan dorian'la ilgili ne kaldi ise hepsini tazeledi stuart kisisi, harika idi. gogsunun acildigi sahnede (ki trailer'da da mevcuttur) eric draven deja vu'suna tutuldum ki, o an elimden dusuvermis misir tanesi. nautilus: beynimizin en dibinde atlantise esdeger gorkemi ile bulunan nautilus'u bu filmde spor araba modelinde bile olsa gormek guzeldi. normalde dev bir canavar balik gorunumunde olmasini bekledigimiz denizaltimizi okyanuslarin kilici sifati ile teknolojik bir hale burundurmusler, ki gps'inden gudumlu icatlarina kadar hersey mevcut; eh dedim, 20. yuzyilin basina yarasir bir alet. az daha kassalarmis nemo'ya neo modunda nokia cep telefonu bile verirlermis. oyuncularin cogunun, senaristlerin ve hatta yonetmenin amerikali olmadigi bir yapimin direk amerikan aksiyon giysisine burunmesi agzimizda o ayni barut tadini birakmasina muteakip, bu konuyu kurtlarin kardesligi modunda fransiz sinemasinin yada sipsakci ingiliz yapimcilarin nasil ele alabileceklerini dusunmedim degil. eninde sonunda, ki sonu itibari ile ikincisinin gelmesine kapi biraktilar ise, gelecekte butun bu cizgi roman uyarlamalarini cizgi film manyagi japonlar cekecek, biz de hindu yerine japonca konusan ninja kilikli nautilius tayfalari ile basbasa kalacagiz.

dakika başı gönderme yapan garip film. hoş bir deneme. başarılı.özellikle nemo'nun yardımcısının arabaya binerken -call me demesi ismael demesi bende harika bir tad bıraktı. ayrıca dorian gray'e bariz bir torpil geçilmiş filmde.

http://www.lxgmovie.comfilmin resmi sitesidir.

çizgi romanını okumadığım halde, izlerken birşeylerin eksik olduğunu hissettiğim, bazı yerlerde efektlerin çok belli olduğu, bazı sahnelerinde görüntü olarak çok yapay durduğu, oyunculukların ise çok iyi olduğu bir film olmuş...bir de, kaptan nemo çizgi romanda nasıl bilmiyorum ama kitaptakiyle* tamamen alakasız olmuş görünüş ve davranış olarak...

(bkz: the league of extraordinary sözlük yazarları)

çizgi romanını bilemeyeceğim ama film -quatermain'in ben gidiyorum sen çok yaşa serzenişleri bir yana- genel olarak keyifliydi. tom sawyer'ın varlığı ne kadar gerekliydi tartışılır ama eski dünyadan karakterlerin arasına yeni dünyadan birinin katılması bu film sayesinde geçimini sağlayan kimseler için elzem olsa gerek. sadakat meselesine değinmemek lazım ama dorian gray canı isterse portresinin karşısına geçip saatlerce izleyebilir kendini hatta izlemişliği de vardır yani.

kaptan nemo'nun yanında dorian gray de oscar wilde'ın yaratımından tamamen farklıdır, zira gray kitapta "sırma saçlı, kiraz dudaklı, mavi gözlü" şeklinde tasvir edilmektedir. ancak şu da bir gerçek ki seçilen oyuncu* de dorian gray'de inatla üzerinde durulduğu gibi bir "erkek güzeli", renkleri farklı olsa da.

nemesis'in captain nemo üstüne tespitiyle yarmış bir filmdir."olm herif hayvan gibi gemiyi yapmakla kalmamış, solar pilleride icat etmiş amına koyim"

izlerken ara sıra (ve bir süre sonra sık sık) durdurup kaç dakika kaldığına baktıran film.(bkz: arif olan anlar)

ikinci cildinin beni gafil avladigi, oha oha oha diyerek agzim acik okumama neden olan cizgi roman. yine de nihayet birinin gotu yedi de yapti bunu*

tıpkı america's sweathearts'da olduğu gibi; un, şeker ve yağ olmasına rağmen helvanın yapılamadan kaldığı film. mekan ve kostüm dizaynları dikkate şayan. kapanış jeneriğinde göze çarpan hatırı sayılır sayıda çekoslavakyalı, filmin amerikanlaştıramadıklarımızdan olmasının sebebini açıklar gibi.

indiana jones serisinden beri cizgi roman ve macera oyunu havasinda eglendiren ve izleten cok başarili film. ha bazilari hic begenmeyebilir, anlarim. ama ben hastasi oldum, korsan dvd'sini kovalayayim hemencecik.

yonetmen ise blade'i direkte etmiş, ghost rider'i da edecek olan stephen norrington'miş. ayrica (bkz: the league of gentlemen)

alan moore ve kevin oneill'in yarattığı çizgi roman. amerikan ve ingiliz edebiyatının tanınan bazı kahramanları, (drakula'nın karısı, görünmez adam, kaptan nemo, dr jeykll, alan quarterman), sherlock holmes'un biraderi mycloft holmes'un liderliği altında ingiliz gizli servisi için çin mafyasına karşı birleşir ve maceradan maceraya koşarlar.çizimleri, fantastik kurgusu ve hikayesi mükemmel olan bu çizgi roman tamamen bir 18. yüzyıl ingiliz dergisi formatında çıkmaktadır, dergideki kurgu, reklamlar ve editör köşesi de ayrı bir zevk kaynağıdır.

fantastik edebiyatın en önemli klasiklerini (görünmez adam, dr jekyll ve mr hyde, denizler altında yirmi bin fersah, arzın merkezine seyahat, morg sokağı cinayetleri, drakula...) yüzeysel bir şekilde harcanacak malzeme olarak kullanan; çizimlerinin özensizliği ve estetikten yoksunluğu ile herge'nin bundan yıllar önce koyduğu çıtaya oldukça aşağıda bir yerlerden bakan; şiddeti, kol bacak kafa kopartmayı yücelten, içinden fışkıran müslüman, arap ve çinli düşmanlığı ile utanç verici bir çizgi roman. hindu olan kaptan nemo'yu sih olarak çizmek gibi zavallı bilgi hataları da cabası. ironik yapısının bu sakatlıkları hiç bir şekilde hoş göstermeyeceğini düşünüyorum. birbiriyle ilişkisiz karakterlerin bir araya getirilip kendilerine yüzeysel, stereotip ve yalan yanlış roller verilmesinin başka bir örneğini, mustafa altıoklar, istanbul kanatlarımın altında'da evliya çelebi, bekri mustafa ve hezarfen ahmet çelebi'ye hamamda nargile içirerek elde etmişti. bu durumda, bu çizgi romanın filmi için en uygun yönetmen mustafa altıoklar olsa gerek.kaptan nemo gibi bütün insanlığa küsmüş; insanlık ile ilişkisini kesmiş, sanat ve bilim aşığı nefis bir karakteri alıp; ingiltere hesabına çalışan, casusluk yapıp vahşice adam öldüren bir kişilik haline sokmak ve bunun adının gönderme yapmak olması, düpedüz zavallılık. kaptan nemo ile özgün metinde (ya da james mason ve kirk douglas'lı film versiyonunda) tanışmak varken; bu karakterle bu çizgi romanda (ve korkarım, bu çizgi romanın filminde) tanışıp kafası karışacak, ilkgençlik edebiyatının en ilginç karakterlerinden biri ile ilişkilerini çorbaya çevirecek olanlar için peşinen endişeleniyor ve üzülüyorum. çizgi romanın da, filminin de tarihin çöplüğüne gitmesi umuduyla, ben edgar allan poe ve tenten ciltlerime dönüyorum.

(bkz: the special people club)

bu çizgi roman hala çıkma aşamasındayken "m" kısaltmasının mycloft holmes'a ait olduğunu sanmıştım, sanmamalıymışım. yanlış iz vermişler, red herring yapmışlar. olay bambaşkaymış, imkanınız varsa takip ediniz.

final haftasinda, boktan bir philadelphia sabahinda, sehrin gri tonu yarim yamalak yagan karın da etkisiyle insanin ruhunu allak bullak ederken izlenebilecek, belli bir derecede keyif verebilecek bir hollywood yapimi.ayrica bana da bir titanik verin, venedik'i gezecegim.

hayvani çizgileri çok güzel bir hikaye ile birleştiren, düşünmeden ve zevk için okunması gereken çizgi roman...*

dünyanın en saçma filmi , bu beyefendilerden olan amerikalı çocuk da tom sawyer'in yandan yemişidir , 3. dan siyah kuşak gemici amca rolündeki hapishane kaçkını dışında izlemeye değer hiçbir şey yok.

bullshit diye amiyane bi tabir var afedersiniz, filme uygun. sandman'i de cekip icine sicarlarsa [yaptilarsa da ben gormedim] nefis olur.tom sawyer ve nemo'da ekstra cuvallamiş; ne o oyle birinde kali'ye tapinmalar, digerinde kovboy gizli ajan kirmasi tavirlar... ulan bari cocukluk kahramanlarimi rahat birakin.

bir fragmanini gördüm ki, arkasindan gelen matrix 2 fragmani aklimi basimdan almasa, patlatircasina bagirmak icin kullanmasam kücük dilimi yutacak idim. möthis bir film olacaga benziyor.

altyapım olaydı diye izlediğim ama olsaymış da daha çok hayal kırıklığına uğrayacağımı anladığım, dükkanda efekt kalmış, kullanalım da yenisini getirtiriz amacıyla kotarılmış çerezlik.aksiyon yahu bildiğin aksiyon..

dunyayi kurtaracak olanlarin beyefendiler oldugunu ya da sadece beyefendilerin dunyayi kurtarabilecegi gercegini bize hatirlatan holywood sablonlari uzerine kurulu tuhaf film. dorian gray karakterinin defolu olmasindan dolayi bu lige dahil olmadığı ve hiçbir zaman da dahil olamayacağı mesajını vermesi biz sevgili izleyiciler için gerçekten fevkelade bir durum. tabi dunyayi pisliğe bulaştırmak isteyen, aşağılık iğrenç insanin da dorian grayle beraber olma istegi bizi anormal insanlardan iyice ama iyice soğutmuştur... ne bu dejenerelik diyor beyaz heteroseksuel erkek insan evladi ister istemez.

(bkz: premier league)

gizli ingiliz görevleri icin secilmisler olan bir takim kahramanlardan olusan ve indiana jones,x men vari gorsellerle bezenmis film.kahramanlarda soyle:allan quatarmain sean connery-gorev : avcicaptain nemo -gorev : bilimadamidracula vampiress mina harker-görev: vampirinvisible rogue rodney skinner-gorev : hirsizamerican secret service agent sawyer -gorev : casusdorian grey-gorev: ölümsüzdoctor jekyll/mr hyde-gorev : yaratikyönetmen : stephen norrington*

trailerini izler izlemez sitesine girip "nolur burada?" diye goz attigim film.sabirsizlikla beklenmekte.

filmi cizgiromanlari kadar tat vermiyor, kaptan nemonun gemisi nefes kesiyor tamam ama bay m nin mogolistandaki gizli mabetini izlerken 007 ve lord of the ring filmelri geliyor insanin akllina, vasat bi film olmus ama gorulmeli

grey'in johnny depp'e benzerligi sasirticiydi. aslinda tum oyuncular orijinallerinin benzerleri gibi tiplerdi sean disinda. dogu figurleriyle suslu nautilus'un venedik'te yuzmesi...bircok olagandisi kahraman dunyayi kurtarmaktan cok grup psikoterapisi tadinda sahneler vermek icin biraraya gelmisler sanki (orn: baba-ogul trajedyasi).

aslinda aksiyon sahnelerindeki dikkati ceken bisey de kaptan nemo'nun hizlandirilmis tekmeleriydi. matrix'teki gibiydi evet. ve bir sahne: grey kursun gecirmez adamdir. saldirgan kisi ona ates eder. o kursun gecirmez. ona der ki, "what are you?" grey de der ki, "i am complicated".

filmi nasıl olacak bilemiyorum, fakat the league of extraordinary gentlemen'in çizgi romanı koleksiyonumdaki özel yerini her zaman koruyacak, sadece alan moore'un incelikli hikayesi yüzünden değil, aynı zamanda çaylak kevin oneil'in estetik değil atmosfer kaygısı güden inanılmaz başarılı ve özenli çizimleri yüzünden böyle bu.karakterlerin hiçbiri anlatıldığı üzere yüzeysel biçimde harcanmış değil, her biri tek tek kendi hikayelerinden çıkartılıp başka bir macerada bir araya getirilmiştir, çoğu gönülsüzce fantastik bir ortaklığın içinde bulmuştur kendini, hiçbirinin orjinal hikayelerine en ufak bir gönderme yoktur, dolayısıyla drakula'nın kitapta adı bile geçmemektedir, dr jeykll urban fransa'nın arka sokaklarından çok uzaktadır, kaptan nemo denizler altında 20 bin fersah' ta hiç sözü geçmeyen, yer almayan yönleriyle çıkmaktadır karşımıza. göndermelerle dolu sıkıcı bir what if denemesinden çok özellikle de bu klasik kitapların ve karakterlerin sevenleri için yazılmış ve çizilmiş bir çizgi roman şölenidir söz konusu olan, tabii anlayana.serinin asıl amacını görmezden gelmek isteyenler için eleştirmek kolay olacaktır elbette, oysa alan moore 1800'ler ingilteresi'nin atmosferinin hayret verici bir gotik yorumunu yapmış, kevin oneill ise her majestys reign dönemini ve alt sınıftaki yozlaşmayı karanlık bir ayna gibi yansıtmıştır, çizgi roman adına heyecan verici bir denemedir bu baştan sona. hatta kapak içleri ve okuyucu mektupları köşesinde bile özenli ve komik bir format yaratılmış, dönemin gazete ve dergilerinin şahane yorumları yaratılmıştır.bu kitapta "müslüman, arap ve çinli düşmanlığı"nı sadece ağır bir "oryantalizm kompleksi" bunalımı geçiren zihinler icad edebilirdi, arabistanda geçen sahneler alan quarterman'in maceralarının son bulduğu yerden başlıyor, yani arabistan'ın afyonhanelerle dolu fakir arka sokaklarından... dolayısıyla evet, orada altın koşumlu atıyla seken bir arap prensi göremiyoruz, fakat ingiltere'nin arka sokaklarının çizildiği sahnelerden daha kötü görüntüler de bulamıyoruz, arayan bulur mottosu burada geçmiyor. mümin kardeşlerimiz müsterih olsun, müslümanlıkla ilgili en ufak bir gönderme ise zaten yok. çin düşmanlığının ise ele geçirilmek istenen gizli silahı elinde tutan çin mafyası'na karşı olduğu söylenebilir ancak, söz konusu mafya bir takım çin işkenceleri uygulayan, acımasız katiller ve canilerle dolu bir suç yuvasıdır gerçekten de, tıpkı dünyanın her hangi bir yerindeki her hangi bir mayfa gibi...hikayeyi okuyup özelikle kaptan nemo'nun nefis karekterinin "ingiltere hesabına çalışan, casusluk yapıp vahşice adam öldüren bir kişilik haline sokulması" ise belki de çizgi romanın türkçeye çevrilmesini beklemeden alıp okumanın bir hata olduğunu gösteriyor bize dostlar, bir free agent olduğunu pek çok yerde belirten soğuk ve belki de hikayedeki en karizmatik karakter olan nemo'nun canileştirildiğini söylemek tıpkı mulan'daki türkilerin atalarımıza saygısızlık olduğunu haykıran, hamamda öpüşme sahnesi var diye dünyayı ayağa kaldıran zihniyetin sindirememişliğine benziyor. bu tür komplekslerden hala mı kurtulamadık?bırakın insanlar bu karakterlerle bu çizgi roman sayesinde tanışsın, ellerinde geriye dönüp klasikleri okumak için bir fırsat daha olsun, bu sayede belki de klasikler tozlu raflarda çürümekten bir nebze olsa kurtulur. the league of extraordinary gentlemen'i okuyup kafası karışacak derecede düşük zeka yaşına sahip insanların zaten okuma öğrenecek seviyede olmadığını hepimiz biliyoruz. bir klasik ve bir usta olsa da herge'yi hala çizgi romanın en yüksek çitası olarak görenler çizgi romana sadece çocukluk nostaljisi olarak bakıyor demektir. bir takım ırk ve din düşmanlığı aramak söz konusu ise en güzeli tenten kongoda'ya, tenten sovyetlerde'ye, mavi lotus'a, kırık kulak'a ve daha pek çok tenten macerasına bir göz atmak, sonra konuşmaktır. çok sevdiğim tenten'e ve hergé'ya bu suçlama başka yer ve zamanda yapılsa savunurdum, özrü kabahatinden büyük bir yazı okuyunca istemeden de olsa tartışması yıllar önce kapanmış olan, son sözü de hergé'nin bizzat söylemiş olduğu bu konuyu yeniden ortaya atmak zorunda kaldığım için üzüldüm. lütfen bu tür gereksiz tatışmaları hala saf ve çocuksu kalmayı başarabilen belki de tek sanat olan çizgi romandan uzak tutalım. yoksa pek yakında ken parker'ın bir macerasında cameo yapıyor diye edgar allen poe'yu kurtarma seferberlikleri bile başlayabilir. bana kalırsa bu yazıya en güzel cevabı bizzat alan moore, birhal the league of extraordinary gentlemen'in okuyucu mektupları köşesinde verebilirdi. pek yakında ikinci bir seri, farklı kahramanlarla birlikte çıkacağı için belki de yukarıdaki yazıyı onlara gönderip bu tatsız yazının sonunu eğlenceli kılabiliriz. onun yerine şimdilik bir denemeyi ben yapayım, here comes the comic relief:sir, how dare you? while your well-intentioned words speak of your obvious and charitable concerns for those more poorly educated than yourself, we feel that it would be a grave mistake to mollycode such unfortunates within our readership by giving them a fighting chance at understanding what is going on. did we give the zulus or the mahdi mutineers a chance? no, sir, we most assuredly did not! where is the intellectual challenge or adventure for the reader to be found if we blandly assert, for example thet the "anna coupeau" we refer to on the page eighteen of the second issue is associated with the writer mr. emile zola? better, you'll agree that if the reader in question wades through scores of pages detailing the squalid lives of continental prostitutes and their untimely deaths from sepsis and veneral disease.if it consoles you, we may at some future date provide an announcement saying that they should read all the classic books which form the basis of our magazine, for those benighted readers who have not yet fathorned the correct use of a library card. spare the rod and you will spoil the child entirely. heaven help us sir, if there's a war!

zevkler ve renkler meselesi olan noktaları bir kenara bırakırsak; gerçekten de, league of extraordinary gentlemen'in ilk 10-15 sayfasındaki, arapların yalnızca aldatma, ırza geçmeye ve cinayete teşebbüs, sonra toplu halde "esas çocuklara" saldırmaktan ibaret rollerini ve çizgiromandan çıkışlarını (*) eski yazı ya da arapça bilen birinin de yardımıyla (internet üzerinde de buradaki konuşmaların transkripsiyonu bulunabilir), sakin kafayla okumak; bunu hem çizgiromandaki paris'in, londra'nın arka sokaklarıyla, hem de herge'nin 1930'lardaki "gençlik hataları" arasındaki sovyetler, kongo, amerika vs. maceralarındaki tiplerle (ama daha sonraki tenten tibet'te ve sonrasındakilerle de) karşılaştırmak gerekli ve düşündürücü bence de, katılıyorum. [(*) kaptan nemo: "-a mohammedan rabble. please leave them to me" (iki müslüman pisliği, zıpkın atan tabancasıyla aynı anda şişleyerek ağır çekim öldürür) ]müslüman, türk, arap, çinli ya da başka bir milletin hayranı olduğumdan değil; hangi din ve millet olursa olsun, bence bu çağda bunların artık geçilmiş olması lazım, ironik çizgiroman formatında bile olsa. buna bakıp rahatsız olmayan; rahatsız olmayı bir yana bırakıp rahatsız olanlarda "ağır oryantalizm kompleksi" görmek isteyen çıkabilir; ama ben milleti, dini, rengi ne olursa olsun yabancı düşmanlığına ve şiddete karşı olmak adına konuşuyorum. kaptan nemo karakterinin çarpıtılmasını biraz daha açarsak; çizgiroman boyunca ingilizler hesabına çalışmakta olduğundan, herhalde, şüphe yoktur (evet, "if i work with the british, it is because i no longer feel even indian. the sea, now, is my only nation" falan der, ama sonuçta ingilizler hesabına çalışır!). kaptan nemo'nun bu çizgiromanda canileştirilmediğini iddia etmeden önce de çizgiroman boyunca işlediği cinayetleri saymak ve bunların hangi yollardan, ne adına işlendiğinin bir dökümünü yapmak faydalı olabilir. ayrıca, allahaşkına denizler altında yirmibin fersah'ı okuyunuz ve karşılaştırınız. jules verne'nin kaptan nemo'su (nemo = hickimse), denizler altında yirmibin fersah'taki haliyle bütün devletlerle ve insanlıkla ilişkisini kesmiş; ancak mecbur bırakıldığı (nautilus'u batırmaya çalıştıkları zaman) şiddete başvuran, nereden geldiği nereye gittiği belli olmayan, etnik kökeni de belli olmayan esmer bir adamdır. esrarengiz ada'da (belki de gereksizce) bir zamanlar ingilizlere karşı savaşmış ve kaybetmiş, bunun sonucunda dünyaya küsmüş bir hindu prensi olduğu açıklanır -- yani jules verne'in kaptan nemo'sunun "free agent" olarak onun bunun hesabına çalışması pek olası değildir, hele hele bunun ingiltere olması olacak iş değildir, bence. kısaca; azizim, göz var, izan var. tekrar özetleyeyim: bence "ironi" ve "atmosfer" adına başarıyla yapılanlar, saydığım sakatlıkları ve 18. /19. yüzyıl edebiyatının saygısızca harcanmasını affettirmiyor.

avcı allen quatermain* etrafında bir grup olağanüstü bireyin (amerikan casusu tom sawyer, dr.jeykyll/mr.hyde, vampir kadın mina harker, görünmez adam rodney skinner ve nautilus ile beraber captain nemo) dünya savaşı çıkmasını engelleme çabalarıın anlatan bilimkurgu filmi. iyi bir film değil hatta garip bir film.

ota boka para döken film endüstrisi şu filme biraz daha para harcasaymış iyi olacakmış ama ne yapalım. aksiyon sahneleri anlaşılmaz, esprileri yetersiz, bazı* oyuncuların ise karaktere uyum sağlayamadığı bir film maalesef.

görsel bir şölen. filmin satndlarında da görülen arabaya hayran kalmamak mümkün değil. konusu biraz wild wild west e benzese de güzel film.

24 ekim gibi gösterime girmesi beklenen, görsellik olarak muhteşem,konu olarak tadından yenmez,kahramaları sayesinde 1 film fiyatına 5 ayrı film izliyormuşsunuz gibi hissettiğiniz hayalgücünüzü zorlayan film.kahramanlarının zaten hastasıydım meğer bilmeden yıllardır ben bunu bekliyormuşum .

şimdiye kadar bir çizgi romanda gördüğüm en iyi atmosferlerden birisine ve okuduğum en orjinal hikayelerden birisine sahip muhteşem bir çizgi roman... karakerlerin kullanımı bence son derece başarılı ve orjinallerine saygılıdır... ancak fragmanı yayınlanmış olan filmi için aynısını söylemek şimdilik pek de mümkün görünmüyor malesef... fragmandan ve fotoğraflardan göründüğü kadarıyla örneğin bir nemo'nun aksiyonel bakımdan blade'den pek farkı kalmamış... ha nedir, gördüğümüz sadece teaser olduğu için hep aksiyon sahnelerini görmemiz doğaldır belki ama açıkçası sean connery bile alan quatermain yerine james bond havasında görünüyor bilmiyorum bilemiyorum...

sadece fragmanları bile insanı yerine mıhlayabilen bir filmdir. hele bir divx'ini indirelim bakalım, ne çıkacak. ama tahmin etmek zor değil...

sanırım sean connery'nin finding forrester'dan beri 3 sene aradan sonra rol aldığı ilk film

büyüüük bir merakla beklediğim, efekt zengini film..

taksim afm'de afisini gordugumde, adinin turkceye "muhtesem kahramanlar" olarak cevrildigini gorup, dumurdan dumura kosmami saglayan film.

hakikaten kotu bir film, senaryo bana pek bir osuruktan geldi.. will smith'in wild wild west'teki oyunculugu sean connery'nin burdakinden iyi diyebilirim. unutmadan, nautilusu bu sekilde modelleyen filme cok afedersiniz gotumle gulerim.

(bkz: fevkalade salon adamlari)

çizgi roman olarak nasıl olur bilemiyorum ama en güzel klasik kahramanların kıytırık bir film için bu derece basitleştirilmesi gerçekten içler acısı. özellikle de çok sevidğim, taptığım oscar wilde'ın dorian gray'nin hiç bir derinliği olmayan, adi bir portreye baktığı zaman küle dönüşen, saçma sapan bir kötü adam karakteri olarak yansıtılması içimi acıttı. izlediğim en yüzeysel filmlerden biri...

ne yazık ki çizgi romana göre bir kıyaslama yapamamakla birlikte muhteşem efektleri ve atmosferiyle sürüm sürüm sürükleyici bir film. hiç bir ergonomik özellik barındırmayan fakat estetik kaygısı ön plana çıkarılmış araç gereçleriyle (örneğin nautilus ) gözlere hitap yüksek. kurgu sanki tamemen görsel öğeleri beslemek amacıyla yapılmış gibi saçma. sean connery extra ordinary bir karizmaya sahip yine. hayalgücünü bir anda karakterlerden karakter beğenmeye iterek zorlayan fantazi şaheseri.

post production aşamasında olan sinema uyarlamasını blade'in yönetmeni ingiliz çekmiş, bitirmiş bile: stephen norrington. bir zamanlar filmi çekilesi çizgi romanlar başlığını görünce aklıma ilk gelen bu müstesna çizgi romanı derhal filmi çekilmis çizgi romanlar başlığına zevkle taşıyorum. perdede görmeyi neşeyle beklesem de alan moore'un şahane hikayesinin fazla holivudlaştırılmamasını dilememek yalan dolan olur. lovely. just lovely.

yine yapti yapicagini igrenc hollywood. aldi guzelim cizgi romani, filmini yapicam diye heyecanlandirdi bizi. allan quarterman i sean connery ye oynaticam diye iyice gaz verdi....sonrada yine yeni yeniden hayal kirikligi...ama bu kadarda olmazki be kardeshim!!! tek kelimeyle ... olmamish.....

filmi yapilasi cizgi romanlar başlığına ilk yazdığım çizgi roman olan extraordinary gentlemen'in son aldığım haberlere göre filmi yapılacakmış, alan quarterman rolü için teklif sean connery'ye götürülmüş. yakışır.

tek esprisi dorian gray olan film. hani derler ya "hoşça vakit geçirmek için" diye, işte o filmlerden..

sağda solda hakkında duyulan 'dandik, bayık macera filmi' laflarıyla kafada oluşan negatif beklentileri boş çıkaran bir film. karakterler, konu bir fantastik amerikan filminden beklenmedik şekilde oturmuşluk ve çekicilik sergiliyor derken, sonradan bunun bir çizgi roman uyarlaması olduğunu öğrenmek bu şaşırtıcı durumu açıklıyor biraz. lakin karakterlerin tanınması ve görevin belirlenmesinin ardından film yine klişe bir finalle bitiyor ve filmin yapımcılarına kurgu namına bu filme ne kattıklarını sormak istiyor insan. atmosfer, alet edevatlar süper. kaptan nemonun arabası manyak birşey. nautilusu haşmetli yapacam diye işin ucunu kaçırmışlar sanki. ek olarak tom sawyer amerikan kontenjanından gruba katılan torpilli görüntüsüyle seyircide rahatsızlık yaratırken, dorian grayi iyi canlandırmışlar, mina harker vs. de sırıtmamış. hoş bir film olmuş.

minimum spoiler içerir.dorian gray'i daha yeni okumuş biri olarak o, hmm koyu kumral diyelim, koyu kumral dorian'ın beni gerdiği filmdir. tom sawyer dorian gray, dorian gray de biraz gülümseyip tom sawyer olmalıydı bence.çünkü ne olursa olsun, dorian gray ilk gördüğünüzde bu adam kötü bir şey yapmaz arkadaş, diyeceğiniz biri olmalıdır.zaten eminim öyle olsa film de çok daha etkileyici olurdu.

3d modellemeci arkadaşların, yönetmen, senarist, prodüktör ve tasarımcılar tarafından saç baş yolmaya zorlandığı filmdir bu kanımca; - bu nautilus, o kadar büyük olsun ki; denizde uzaktan gördüğümüzde adamlar güvertede karınca kadar görünsün.- olur abi, kolay iş.iki ay sonra:- nası, güzel olmuş dimi?- çok güzel, çok güzel. sen şimdi bu gemiyi biraz küçült, o geçen hafta çizdiğiniz venedik binalarının arasına sokcaz biz onu.- abi, naaptın ya!?!!- yap işte sen bişiler, öyle zor giriyomuş, köprülerden geçemiyomuş falan...- peki abi....- ha! yanında da biraz boşluk bırak da, nautiloid düşcek oraya bi de, hadi çıktım ben, baay...- ............nası ya?

Rasgele

+ atesduvari
+ findikkiran
+ sigara icmek
+ deutschland uber alles
+ ders dinlemezken yapilanlar
+ aggressor
+ one oturma meraki
+ chp den istifa edip akp ye gecen milletvekili
+ sanar yurdatapan
+ cannibalistic vomitorium
+ galileo galilei
+ essentia
+ domalmis sevgiliye mektup
+ geyiksiz hayat hatadir
+ arkadas ayagi got ayagi
+ golgelerin gucu adina guc bende artik
+ brett garsed
+ odtu 5inci yurt kantini
+ old school
+ monk

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam