|
|
eski bir tiyatro oyununda ayten gökçer'in söyledigi sarki idi. hey dost hey koca çingeneaski dolanmis dilinebinbir günden, gecedenbir sepet örmüs kendine
akıcı sanal nesne
e =mc2 ile olayini kaybetmish saadece bulushma olayini v b gibi olaylari organize etmeye yariyan abuk anlamsiz arac
(bkz: yaraya zaman basmak)
birgün olsun unutunca dishimda kaliyorsun...oysa seni düshününce ichime simiyorsun...zaman zaman zaman zaman ahhhh o zamannn
asla yetmiyori wasted my time till time wasted medeycem
tek yonlu boyut
insani her gecengun yavas yavas olduren topumuzun katili
(bkz: gerçekler zamanla anlaşılır)
yaratılmıştır, var olmasını, olmamasına tercih eden bir iradenin ürünü olan tüm diğerleri gibi mevcudattandır
bilgisayar basında kaybettigimiz sey...
"zamanın ne olduğunu biliyorum. ta ki biri onun ne olduğunu bana soruncaya dek." kimin olduğunu bilmediğim şahane bir alıntı. (bkz: hastasi olunan alıntılar)
başlangıcı olan her şeyin sonuda vardır.
bizi zamandan baskasi oldurmuyor. (kur'andan)
son kullanma tarihlerinin varoluş sebebi..
hakkindane de chabuk gechiyor giblerinden salakcha spekulasyonlar yapilanancak aslinda sadece geriye bakinca chabuk gechmish gibi bir illuzyon yaratan yoksa hich de chabuk gechmeyen olgu..
akıp gider, ne yapıp, yapmadığımıza bakmadan. bazen farkettirir, bazen farkettirmez kendini. değerini anlarız veya anlamayız, o umursamaz, sadece akıp gider. ve birgün geldiğinde üzülürüz ne kadar çabuk geçtiğini farkettiğimizde.
bazen düz bir çizgi, bazen yuvarlak, hatta bazenleri içiçe burgulu, bir ters bir düz, bazen olan bazen olmayan.
(bkz: sen gozlerimde bir renk)
zaman en buyuk dostumuz ve dusmanimiz. dur diyebilir miyiz?bir filistinlinin anlattiklarindan...tarih kitaplarinda yazmayan bir zaman diliminde, hindistan'da biz diyelim dervisler siz deyin dusunurler tanrinin ne oldugunu tartismaya baslamislar. kapanmislar bir mekana coook uzun bir sure... nedir tanri?soruya yanit arayadursunlar, zaman gecmis elbet, yillar... bu uzun yillar kapanmisligin sonunda su sonuca varmislar: herkesin tanri imgesi farkli! yani bir sonuc. ya da var. sonucta cesitli imgeler var. herkesin tanrisi kendine mi? belki...nihayetinde gecen zamani farkedip ortaklastiklari su olmus: tanri zamandir. ne dur diyebiliriz, ne degistirebiliriz, ne karsi cikabiliriz ne de... olmuyor iste... tanridir zaman.... ve ciktiklarinda ruzgar ötmüş disarda. ilk esinti ve zamanin savurdugu tozlar, sozcukler ve anlayana kriptosuz mesajlar... bu da tanrinin elcisi midir? onlari onlardan alip zamanin da otesine atan o sesi dinlemisler. zamanin otesine atmis ya duyumsadiklari onlari, iste o vakit kusku duymuslar ortakca. zaman tanri, ruzgar peygamber mi yoksa ruzgar tanri zaman mi peygamber?
çok çabuk geçen ve hiç bir zaman beklemeyen*
"feodal zaman degersizdir - her sey bos, olup gidecegiz-kapitalist zaman ise degerlidir -vakit nakittirzaman nakit degildir.oyle olsaydi carsida, pazarda satilirdi. ama nakit zamandir. kazandigimiz ve harcadigimiz her liranin arkasinda, onun ugrunda harcanilan hayatimiz vardir. carsidaki her mal ve pazardaki her hizmetin temel olcusu, o mal ve hizmet yaratilirken harcanan yasam sureleridir. nakit, o yasam surelerine bictigimiz degerdir. ve her sey boyle olcunce hayat denilen mucize ne kadar ucuza gider yarabbi!"kaynak: (bkz: seytanin fisildadiklari) (bkz: emre yilmaz)
"ticking away the moments that make up a dull day..." diye başlayıp, "best invention" diye bitirmek istiyorum..
bazen geçmek bilmeyen bazense dur dediinde durmayan kavram.
reklamvereninden "buradaki kadinin etegi çok kisa, photoshop'ta uzatip tekrar yollayin" seklinde bir istekte bulunan, dünya çapinda gazete.
zaman herseyin ilacıdır.insanoglunun gorüp gecirdigi her badirenin caresidir zaman,hatta doktorudur kimi zaman.akarken umarsızca,tüm hastaları ötenazi istermis gibi, bizleri oldurendir zaman
(bkz: duşman)
yaşlamamıza sebep gösterilerek kandırılmamıza sebep olan şey
tarafını tuttuğu insanı ihya eden olgu.
her şeyi akışına bırakmanızı sağlayan , olaylara ve insanlara asla olduğundan fazla değer yüklememenize yardımcı olan , sakin olup , ne olursa olsun ne değişirse değişsin , yanınızda oyuncak tavşanınızın buzdolabında ise sütünüzün olduğu sürece sizin hiç bir şeye ihtiyacınız olmadığını gösteren ,harika bir şey , öyle ki her şey tükenirken , sizi dürtüp , siktir et sen , ben her şeyi ayarladım diyebilicek kadar da güvenilir bir dost.
telafisi olmayan şey.
hem az hem cok oldugu halde surekli akişindan şikayet edilen kawram.yaşlanma korkusu zamanla orantili olarak artar ki;huzurlu ruhlarin bile bir zamansonra tedirginligine yol acip,duşman olarak ilan etmesi vaciptir.
gerek teolojik,gerek fiziksel alanlarda yıllarca zaman,sonsuzdan gelip sonsuza giden bir çizgi olarak düşünülmüştü.fakat stephen hawking,paralel evrenler teorisiyle zaman kavramına bir çeşit membran şeklinde yaklaşmaktadır.zaman'ı düz bir çizgi olarak görmek yerine bir çok bükümden oluşan ve başı/sonu olmayan bir kavram düşünülmektedir ki bu ikizler paradoksu'nun kanıtlanması ve an'ın gerisine düşülmesi sonucu kanıtlanmıştır..varolan yeni zaman modelini birbirine kenetlenmiş ve rastgele bükülmüş tangle bütünü olarak düşünebiliriz.evet komik ama basit,anlaşılabilir ve doğru bir tanım olur bu kesinlikle..
zamanla yerlesir yasadiklarin, yeniden konumlanir, cogalir anlamlari, onemi kavranir. bir zamanlar anlamadan yasadigin sey, cok sonra degerini kazanir. yoklugu derin ve surekli bir sizi halini alir. oysa yapacak hicbir sey kalmamistir artikmutluluk gecip gitmistir yaninizdanher seye iyi gelen zaman sizi kanatir...(bkz: yanliz bir opera)(bkz: murathan mungan)
geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman arasındaki fark, sadece bir göz yanılsamasından ibarettir*.
sabreden derviş muradına ermiş felsefesini benimsemiş fettullah gülen ve yandaşlarının özellikle seçtiğini düşündüğüm gazete ismi.(bkz: bir gün herkes müslüman olacak)
direndigimiz.
son günlerde buşlu çeneyli, "onlar da gerçekleri bizden öğreniyor", "kaliteli gazete zaman" temalı reklamıyla şok eden veya aslında hiç şaşırtmayan gazete. reklamı yapanlar kadar verenlerin de zeka özürlülüğünü ve tıynetini gösteren bu stratejiyi alkışlıyorum.
(bkz: acmeon)
sade ve ferah tasarimi, haber ve yorumu birbirinden ayirabilme kabiliyeti ile takdirimi toplayan gazete. islam tandansli olmasa, entellektuel zevatin basucu gazetesi olurdu vesselam.
uzunlugu güneşe, genişligi tutkulara baglı olan bir kavram**
paranın satın almadığı nadir şeylerden...
cekimleri esnasinda arda kanpolat in intihari gibi uzucu bir olayla gundeme gelmis olan cekimleri tamamlanmis ali ozgenturk filmidir.ayni kadina asik olan 3 erkegin oykusunun anlatildigi soylenen filmde odaklanilan nokta hulya avsar dir.odaklananlar ise birol unel,halil ergun ve oktay kaynarca.
aslında hiç olmamış olan.
son reklam serisine göre gazeteciliğini, doğru haberciliğini beyaz saray'a tescil ettiren gazete.. "amerikan başkanı beğenirse, türkiye'de de beğenilir.." mantığını beyinlere nakşetmekte..e düşünmez misiniz bre gafiller.. niye alsın beyaz saray sizin gazetenizi.. onlar memleket haberlerini direkt hocaefendi'den alıyor ya..!
iki an arasındaki en kısa mesafe..
sürekli yenilik peşinde olan gazete. mizanpajı ile şaheser olmuş aşmış, yazarlarıyla oku oku bitmez olmuş gazete. ekrem dumanlının yayın yönetmeni oluşuyla çok şeyin değiştiği iyi güzel şukela olduğu gazete.(bkz: ahmet turan alkan)(bkz: hilmi yavuz)(bkz: etyen mahçupyan)(bkz: iskender pala)(bkz: tamer korkmaz)(bkz: nihal bengisu karaca)(bkz: alev alatlı)
muhafazakar şapkasina taktigi entellektuel tuy ile en okunabilir gazetelerden biri*.
(bkz: haydar baş)
internet ortaminda günlük sayisini dolasima ilk sunan gazete. bazi geceler hürriyet gecer ama genelde zaman daha hizlidir. memleket haberi gözleyen gurbetcileri üzmeyen gazete. internet sitesi de hakikaten göze hos gelir, yormaz insani.
ahmet hamdi tanpınar'dan:ne büsbütün içindeyim zamanınne de büsbütün dışındayekpare geniş bir anınparçalanmaz akışındabir garip rüya rengiyleuyuşmuş gibi her şekilrüzgarda uçan tüy bilebenim kadar hafif değilbaşım sükutu öğütenuçsuz bucaksız değirmeniçim muradına ermişabasız postsuz bir dervişkökü bende bir sarmaşıkolmuş dünya sezmekteyimmavi, masmavi bir ışıkortasında yüzmekteyim.
nur cemaati'nin gazetesi.ama,bunlar gülenci deyip önyargılı davranmak yanlış.çünkü,-eskiden nasıldı bilmiyorum ama- mümkün oldukça tarafsız kalmaya ve sadece haber vermeye çalışan bir gazete.
hule, olayların birbirlerini izledikleri sonsuz ortam olarak düşünülen soyut kavram.
kant' a göre: zihin dünyayi anlamamizi algilara zaman ve mekan formlari giydirerek sagliyor.tanimi ard arda gelis. mekan ise yan yana gelis.
bir arap atasözüne göre, zaman bir kılıçtır, kendisini kullanmayı bilmeyeni kesen bir kılıç...
bana zamandan söz ediyorlargelip size zamandan söz ederleryaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.dahası onalar da bilirler. ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,öyle düşünürler.murathan mungan
göreceli olmasına rağmen teoride ölçeklendirilebilir birimlere sahip sanal gerçek ya da gerçek sanal.yeterince hızlı olunabilirse *geriye doğru yolculukları mümkün kılabilen, işlevselliğini sıradanlığından alan buluş. zaman ve yaşamdan hangisinin sanal, varsayımlara dayalı, genel-geçer ve öznel olduğundan kuşkuya düşüren kavram. bazen ölçükte görülen birimlerin değiştiği ve hâlâ ne kadar "aynı" kalındığı farkedildiğinde, insanda sadece öylece durmuş olma hissi uyandıran; bazense hesaplanamayan bir bağıl hızda akıp gitme duygusu yaratarak ürperten anlar bütünü.varoluşu* anlamaya çalışırken sabit tutulmaması gereken değişkenlerden biri. sabitlenmesi bile çelişik olabilen, deltası 0'dan küçük çıkan denklem bilgisi...
"ayni zamana ait olan her sey birbirine benzer" m.proust
bazen "yan yana geliş"emeyen,kaybolan, gibi gibi..uçtu uçtu!
(bkz: #4005628)
boyut ve soyut...bir oyun,bir ilizyon,bir yanılsama anı yada o yanılsama an'ını ''an'' yapan....
mutluyken cabucak akıp giden, hersey tepetaklak olmusken hayatında zehrini agır agır akıtan tik tak bisey iste.
ölümlü insanın ömrüne endekslediği madde değişimlerinin periyodik tutarlılığına kendince verdiği isim .saatler takvimler vs ölçü aletleri ona kesinlik katmak için uydurulmuşlardır ...ölümsüz olsaydınız saat takar mıydınız?
herkese dokunan, kimseyi aynı bırakmayan...http://zonezero.com/...ine/essays/diegotime/time.html
(bkz: zaman gazetesi)
beyaz saray konulu reklamıyla "ben bushun okuduğu gazeteyi okumam arkadaş" tepkisine yol açan gazete.
guzel gectiginde haddinden kisa, kotu gectiginde haddinden uzun suren hede.
unutulması gereken ve acı veren şeylerin konulduğu ambulans. fakat bu ambulans hastaneye diil direk mezarlığa gider. gömülen bu anılar veya kişiler ilk başta canlı oldukları için gömülürken duydukları acıyı size yansıtırlar. tamamen çürüdüklerinde rahatlarsınız.fikret kızılok'un zaman zaman adındaki o güzel şarkısı.onun dışında hayatımdaki en önemli insanın zaman için söylediği:time is a big separator!
asla kontrol edilmeye calisilmamasi, yakalamaya calistikca uzaklasan, gerisinde kalinca koyulasan renk..
zaman herşeyin ilacı...ilac etkisini gosterene kadar yaşayan oluye donmek soz konusu
5 harfi arasinda sadece 1 kere gecmesine aldirmadan sonsuz anlardan olusmus bir yasam torpusu, paradoksal meyva tabagi, uzun ince bir yol, sirat koprusu, yalnizlik olcu birimi.
hem alayci hem yalanci.biz ardindan kostukca, yakalayip yuzunu tuttukca, yuzunu tutup gozlerinin icine aciyla, umutla, yalvarir gibi baktikca, avucunun icine tum varimizi yogumuzu yigdikca-ne kalles-nasil da yutuyor iligimize kadar bizi. nasil da kayip yitiyor demincek durdugu yerden. hani demin ordaydi ..hani?"ne demek istediginizi anlamiyorum " dedi alice.sapkaci "tabii anlamazsin" dedi. bir yandan küçümser bir tavirlakafasini salliyordu. "eminim bir kez bile zamanla konusmamissindir.""herhalde" dedi alice çekinerek. "ama müzik çalisirken zaman vurmam gerektigini biliyorum.""hah, simdi anlasildi. zaman vurulmaktan hiç hoslanmaz. ama eger onunla hos geçinirsen saatlere ne istersen yaptirabilirsin. diyelim ki sabah saat dokuz, ders saati geldi. zamanin kulagina bir fisilda yeter, saat firt diye dönüverir. bir de bakarsin bir buçuk olmus,yemek saati gelmis.""ah keske öyle olsa" diye mirildandi mart tavsani.
... çocukların en büyük düşmanı
internet konusunda baya iddali gazete. ertesi gunun gazetesini okumak isteyenlerin saat gece 12 yi gectikten sonrahttp://www.zaman.com.tr/?trh=20050108(trh=(yil)(ay)(gun)) seklinde o gunun tarihini girmeleri yeterli olacaktir.
tanrinin kiralik katili.
hayat denen siyah oyunun üzerinde oynandiği rüzgarsi sahne.
kirac' in 4.albumu.saglam bir isyankar parcayla (bkz: duş yakamizdan) başlayip saglam bir ayar parcayla (bkz: salak oglan) biten bir album. "gonul", "yillar sonra", "endamin yeter" albumun guzel ve vurucu parcalarindan. iskender dogan bestesi "kan ve gul" coveri yani sira aşik veysel' in "derdimi soylesem" ve anonim turku "cayir cimen geze geze" albume guzel bir hava vermiş. album eglenceli bir "salak oglan" la bitiyor.
son olarak bir lazer-loop icerisindeki maddelerin loop tamamlanmasina ragmen atalet prensibi geregi hizlica harekete etmesi sonucu egilip bukuldugu idda edilen kavram."zaman uzayi etkiledigi gibi, uzay da zamani etkiler.bu sekilde hizlica donmekte olan partikuller de uzayi egdigi gibi zamani da egerek icerisnde geriye ve ileriye gitmemizi saglar" seklinde bir izahati vardir teorinin.
o durur biz geçeriz içinden.
cennet vatanımda yayınlananlar içerisinde en kalitelisi, habercilik açısından en tarafsızı, en iyi niyetli ve çaplı muhabirleri çalıştırıyor olanı olması maalesef çok acı olan gazete.
insanın göremediği ama bildiği, duyamadığı ama hissettiği devasa hapishane. kusursuz boyut. tek bir gardiyanı olan ve sadece o gardiyanın mahkumları çıkardığı kaçışı olmayan yegane hapishane(miz).
- dama oynayan bir çocuktur zaman.. krallık çocukta!(bkz: herakleitos)
insanın yarattıgı bir kavram. (bkz: baskasinin yalancisiyim)(bkz: hawking)
bir anda anlaşilir ihanet ettigi, kac siki dostluga, o derin aşklara ve kurulan hayallere...
zaman, tarihin hammaddesi, ekonominin malzemesi, bilimin yürümesi, sanatın felsefesidir.özdemir asafyuvarlağın köşeleri
herkes icin farkli olan şey.. (bkz: einstein) (bkz: uzayzaman)
hiçbir şekilde kesin olmayan hayatı kesin olarak ifade eden şey.
tersten okununca namazolan gazete. vay anasını be neleri düşünüp gazete çıkarıyorlar. kaç kişi namaza başlamıştır bunu görüp.
kimligin bir mekan tarafindan sabitlenmesinin imkansizligidir; zira ozne heterojen anlarin katmanlasmasiyla kurulur.kimden duydum kimbilir..edit: michel de certeaudan duymusum..
en buyuk acilari yaşatan,buna ragmen o acilarin yaralarini saracak en iyi ilac... anlamsizligin anlami bir yerde.
amerikanyada yetişen tropikal ağaç.zamancılar amerikayı ele geçirip gazeteyi bu ağaçtan elde edilen kağıtla basıcaklar. bu ayrı bi entry konusu olur.
her ne yapıyorsak yapalım, içinde bir şey yaptığımız anınöncesi ve sonrası.
(bkz: zaman herşeyi yok eder).!
kaybedildiğinde bulunamayan, geçti mi geri gelmeyen
zamani kullanim ya da akisi uzerine bircok soz vardir. fransizlar zamanin korkanlar icin uzun, mutsuzlar yavas, mutlular icin cabuk gectigini belirtmislerdir. sevenler icinse zamanin sonsuz oldugunu da eklerler.
zaman kavramı üzerinde bir çok fizikçi, özellikle de einstain çok fazla durmuşlardır. bazen öyle sorunlar çıkarır ki fizikçilerin karşısına delircek gibi olursunuz,hata belki delirirsiniz..
ali özgentürkün yeni projesinin adı. hülya avşar ve birol ünel başrolde.
en kalleş en sefilen acımasız derken birdenanlıyorsun dost olduğunu neden diye yaklaşmazsan eğerbelli aslında dilediği zamanınhayatla içiçebir çizgi üzerinde dizililer sırıtıyorlar pis pis bir de anlamaya yanaşmadı ya zamanseni...için burkuluyorsefil sefil derken en büyük dost nasıl olur?zaman geçip giderken hayat peşisıra boynu bükükdeğerini anlamanın tek yolu hayatınbu yüzden hayatla zaman dost
zevkle yapilan bir iş sirasinda sular seller gibi gecen, istenmeyen durumlarda ise milim hesabi ilerleyen hede. kimi zaman nakde de cevrilebilir hatta.(bkz: vakit nakittir)
insanoglunun adlandirarak ustune yasamlar kurdugu, kendisine bagli oldugu bir gerceklik yarattigi kavram. ne kadarina sahip olundugu bilinmeyen, bundan sebep daha cok gormek, daha cok duymak, daha cok bilmek, varligi anlamlandirmak adina mevcut tum egilimleri tetikleyici nitelige sahip unsur.
(bkz: zaman zaman)
internet sitesindeki fethullah gulen ile ilgili haberlere ne kadar kibar yazilmis olursa olsun fethullah gulenin en ufak bir yanlisini iceren bir yorum yapilirsa bu yorumlari yayinlamamayi tercih eden gazete*
tiner gibidir.akilli kullanilirsa ikisi de keyif verici olabilir.ancak dikkat etmek gerekir.cunku ikisi de ucucu ve ucurucudurlar.
(bkz: #3499995)(bkz: only time)
"zaman ince bir cizgidir; dogumdan olume, gecmisin anilarindan gelecegin beklentilerine uzanan ebedi hayatta kalma kendi devamliligina gecmis ve gelecek zamanin kemirdigi melez anlardan ve simdiki zamanlar dizisinden alir.insan simdi artik zamanin merkezi degil. zamanin icinde sadece bir noktadir. zaman, her birisi mutlak: ama sonsuz olarak tekrarlanan ve tekrar tekrar bolunen bir mutlak: gibi oburlerinden bagimsiz ele alinan, art arda noktalardan olusur. ayni dogru uzerinde yer aldiklari icin, butun eylemler ve butun anlar esit oneme sahiptir. "*"feodal zaman degersizdir - 'her sey bos' , 'olup gidecegiz'kapitalist zaman ise degerlidir - 'vakit nakittir' "*
icq üzerinden propagandasi yapilan gazeteymiş. ben bugün bunu gördüm efendiler.!info kismindaki bilgilere göre aratilip bulundugumu saniyor ve bir şekilde muhabbet actiktan sonra makaleler üzerine tartişmaya calişan arkadaşi gidigindan öpüyorum...
'dördüncü boyut'...einstein
ilerledikçe bizi sona daha da yaklaştıran, bir çok acının üzerini örten, bazı mutlulukları geride bıraktıran, bir kısım ihtimal ve tesadüfleri gerçeğe dönüştüren ademoğlu icadı.
zorbadır!
yetişmek için kan ter içinde koştuğunuz tam yakalamak üzereyken biraz ileride size gülümsediğini gördüğünüzdür. asla yakalanmayacak olandır.damarınızda kan, kalbinizde istek kalmayıncaya kadar sizi baştan çıkaran, siz çaresizce yüzüne "dur" diye bakarken arkasını dönüp gidendir.
gençliğin fark edilmeyen hırsızı.
yapmaniz gerekenler ve yapmak istedikleriniz arasindaki dengeyi bozan tek faktor.
özellikle pazartesi günü washington'dan ali halit aslan , moskova'dan mirza çetinkaya , brüksel'den selçuk gültaşlı , kudüs'ten kerim balcının dış haberler sayfasındaki yazıları çok leziz olan gazete.not:kerim balcı artık londra'dan bildiriyor.
iyi yöneteni iyi yerlere getiren kavram.
bazen nasil gectigini anlamdigim, ama bazen de en kucuk brimini midemin ustunde bir yumruk olarak hissettigim sey
gazete olarak düşündüğümüzde son yıllarda büyük çıkış yakalayan, sokaklarda abone toplayan, sayfa tasarım anlayışı konusunda yenilikçi ve devrim yapan, dışardan son derece türkçü(!), objektif gözüken ama taşlamaların ucu said nursi yada necip fazıl a dokununca oldukça hiddetleşen, yayınladıkları çocuk dergisinde çocukların kanına islam ve hz.muhammed milliyetçiliği pompalayan (evet çocuklaar bugün kurban bayramı şimdi dışarı çıkacağı ve allah(cc) ın bize sunduğu kurbanlarımızı çok güzel kesicez.sonra allaha(cc) dua etçez gibi..) kısaca dışarıdan ılımlı gözüken ancak içeriğine bakınca (özellikle 26. 27. sayfalar) inceden inceye islamı beyinlere zuhur eden bir siyasi gazete.şöylede bir tespit var : editöründen yazarına, matbaacısından yayın kuruluna, dağıtıcısından satış sorumlusuna vs.. tüm erkek çalışanları dar siyah kumaş pantolon ve beyaz gömlek li kıravat giymekte, saçları kısa ince bıyıklı ve bolca tütün kolanyası yada hacı yağı kokmakta.birde eski çalıştığım firmada kimse okumadığı için arayıp abone iptalini istedim bir türlü olamadım.tam 22 dakika telde konuşup dil döken satış temsilcileri var.en son "abi evde yokmu sizin okuyan dede fala..." diyorduki teli kapatmıştım.
ölçülebilen değişme veya hareket diye tanımlanabilir. diğer kaynaklardan farklı olarak alınıp satılamaz, çalınamaz, depolanamaz, üretilemez, değiştirilemez. sadece onadan yararlanılır. hiç kullanılmasa da tükenmeye devam eder. zamanı yenilemek mümkün olmadığından tüm kaynakların en değerli olanıdır. (kaynak: zamanı kullanma sanatı, j.l. servan schreiber)
ne kadar dini icerigi fazla olsada, bulvar gazeteciligi yapmayan türkiye'nin ve avrupa'nin tek basarili gazetesi. (bkz: tiraj)
normalde severek okuduğum ve haberlerinin gerçek olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünerek takip ettiğim ancak yasser arafat'ın sağlık durumuyla ilgili olarak 5 kasım ve 6 kasım 2004 tarihli gazetelerin baş sayfalarından verdiği haberlerdeki tutumuyla tepkimi çekmiş gazete.. arafat'ın ölümü istiyorlar galiba diye düşündüm bu haberleri okuyunca.. 5 kasım günü yaptıkları haberde arafat'ın beyin ölümünün gerçekleştiğini ama bunun filistinli yetkililerce yalanlandığını yazdılar.. bugün arafat'ın komadan çıktığı ve gözünü açıp doktorlarıyla iletişim kurduğu haberleri geldi.. ve bugün yani 6 kasım tarihli gazetede yayınlanan haberde de arafat'ın beyin ölümünün gerçekleştiği ve bağlı olduğu yaşam destek makinesinin fişinin ne zaman çekileceğine süha arafat'ın karar vereceği yazıldı..dünyadan haberleri yokmuş gibi böyle haberler yazarak "biz söylediydik zamanında zaten" olayına girmeye çalışmaları basit bir gazetecilik atraksiyonundan başka birşey değildir..
bir sabah uyandim, artik ne ruya goruyorsam(en aciklisi hatirlamamaktaydim) sesli sesli dedim ki kendime, oh neyseki buradayim, gun oradaki gibi 16 saat degil, burasi 24 saat. tabii bu cumleyi edip kendi kendine saskinlik gecirmemek, ardindan irdelememek mumkun degil. farkettim ki, bir gunu 16 saat olan bir gezegende olmak icin gunes sisteminde olmamak lazim, birincisi... gunes sistemi disinda, ancak yine gunes gibi bir yildizin yorungesinde olan baska bir gezegende olmak gerek bu da ikincisi... eger boyle bir gezegende olunursa saatten, dakikadan de soz edilmez heralde, birimlerin farkli olmasi muhtemeldir. yani zaman birimi burada baskadir, evrende x gezegende baskadir, saat denmez ona. kolumda saatle gittim heralde ziyarete, ruya iste....
(bkz: zaman yolculuğu)
otobüslere verdikleri reklamlardan "gerçekler zamanla anlaşılır" gibi şık bir slogana sahip olduğunu anladım gazete..
mekanla birlesip insanoglunu zindana kapatan, alginin ve eylemin odagi oldugu icin tanimlanamaz, ayni bu cumledeki gibi us icin paradoxal kalmaya mahkum olan olgu.
sağcı olarak bilinen gazeteler arasında en yaygın ikisinden biri (türkiye gazetesi ile çizgileri farklıdır). en son fethullah gülen'in yayın organı gibi çalışıyordu.
yaklasik 5 sene once sadece abone olanlarin evine zaman deil namaz ismiyle gelen gazete.
ayrıca geri dönmemek gibi çok üzücü bir özelliğide vardır..
... (bkz: #6188261)
büyük patlamadan sonra oluşan kavram
şu anda türkiyenin en kaliteli gazetesi. enteresan.
... (bkz: zamana kafam girsin)
sen ve sevdiğinin arasına giriyor o pislik zaman. sen aynı, sevdiğin aynı iken zaman değişiyor ve sonuçta sen ayrı, o ayrı geriye zaman kalıyor aynı. zaman mı güçlü bu kadar, yoksa aşklar mı birer buzdan heykel?
bugün birinci sayfadan girdiği haberle ve haberin başlığıyla beni hem güldüren hem de düşündüren gazete olmuştur. haberin başlığı şu:"atatürkçü düşünce derneklerinde marksistler etkin"fethullah gülen'in nasıl saplantılı bir anti-komünist olduğunu ve zaman gazetesinin de bütün o uzlaşma/hoşgörü piarcılıklarına rağmen doğal olarak hocaefendinin yolundan gittiklerini bildiğim için böyle bir başlık benim için hiç de şaşırtıcı değildi, aksine 1980 öncesinin tercüman'ını andıran, "olup bitenlerden bihaber muhafazakar ajitataif" tavrını hatırlatması açısından komikti. ama komik olan sadece bu değil şüphesiz. marksist dedikleri de belli ki aydınlık çevresi. dolayısıyla haber daha da eğlenceli bir hal almış oluyor. "neymiş bakalım bu zırvalık" diye habere bakayım dedim ve birinci sayfaya çıkarılan bu iddianın sahibini de görmüş oldum. gerçekten yetkin bir akademisyenmiş kendisi. haberin baş kısmını şöyle biraz okuyalım:"atatürkçü düşünce adı altında faaliyet gösteren kuruluşlarda komünistlerin etkin olduğu yönündeki iddia tartışmalara yol açtı. karadeniz teknik üniversitesi öğretim üyesi doç. dr. süleyman erkan'ın polislere verdiği seminerde gündeme getirdiği, 'atatürkçü düşünce derneği'nin yüzde 80'ini eski marksistler oluşturuyor.' şeklindeki sözler farklı yorumlara yol açtı. "evet, bildiğimiz "komünistlere karşı teyakkuza geçelim aradan kemalistleri de vuralım, bir taşla iki kuş" mantığının sapır sapır sarktığı bir haber formatı. nerede tartışmalar yol açmış acaba? tahmin ettiğiniz gibi böyle bir tartışma yok da zaman muhabirlerinin telefonla görüş aldığı insanlar var. komünistler etkinmiş. komünist. vay be. habere devam edelim."söz konusu derneğin eski başkanlarından yekta güngör özden, atatürkçü düşünce derneği'nin 29 delegesinden 25'inin işçi partili olduğunun kulağına geldiğini kaydetti."bu muymuş lan marksist dediğiniz, ben de hakikaten marksist var sandıydım. lan onlar işçi partili be, ne ilgisi var. dur bakalım biraz daha haberi okuyalım."ülkü ocakları genel başkanı alişan satılmış ise marksistlerin atatürkçülük ve milliyetçilik gibi maskeler altında kendi ideolojilerine hizmet etmeye devam ettiklerini öne sürdü."e, ne oldu aydınlıkçılarla ortaklık? bitti mi? vay ayrıldınız demek ha? haber sürüyor."gazeteci-yazar arslan tekin de atatürk'ü komünist ideolojinin fikir babası karl marx ile bir arada gösterme çabasının yeni olmadığına dikkat çekti."arslan tekin meşhur bir ülkücüdür dolayısıyla bu görüşlerde bir enteresanlık yok, hep dedikleri laflar bunlar. şimdi bu haberin unsurlarına bakınca tabii şöyle bir şey dikkati çekiyor. marksistlerden görüş alınmamış. yani madem bu kadar tantana ettiniz, ne kadar ülkücü varsa görüş aldınız bir de marksistlere sorun madem, di mi ama? bırakın marksistleri işçi partililere bile sormamışlar. e oldu mu şimdi objektif habercilik?
sonsuzluk ve bir günde geçer: "zaman, dedemin dediğine göre, sahilde iskambil oynayan bir çocuk."
uluslararasi ticaret anlasmasi**
hem göz açıp kapayana kadar geçip giden, hem de bitmek bilmeyendir.
shu an bunu okurken dunya yorungesinde ilerlemeye devam ediyor ve bir yerde bir yildiz oluyor
hayran ve mahkum olunan sürreal ve real tuhaflık.
anlar enflasyonu: zam'an..
hiç mülküm yok zamandan başka.. süreyya berfe
insanoglunun yarattigi kavram..ne gecmis, ne gelecek, ne simdi vardir oysa ki, sadece "an" vardir, ve hayat da bu anlarin ustuste konmasidir. suna benzetirim hep, hani alisveris yaptiginizda bazen kasiyer elindeki fisi igne gibi birseye takar, ustuste bir cok fisin oldugu..iste onlarin her biri hayatimizdaki anlar gibidir, surekli ustuste konan, ve sadece en ustteki yasanan..
uzunundan olanına ihtiyaç duyulduğunda konsantre edilmiş şekilde elde etme şansi olsa o dakika herderde deva olacak olan .beşerde geçerli olup kainatın tamamında para etmeyen üçotuz şey.
değişime bağlı kavram. değişim diye bişey olmazsa zaman da olmaz, en azından ölçülemez
insana yeterince verilmeyen olgu.
bejan matur'un onun çölünde'sinden: gece cıvadan bir yorganla serildi üzerime.içimden daha ağır değildi hiçbir şey.ve anladım.her şeye kadir olan zamandı.tanrı değil.
mezun olduktan 5 sene sonra lise yıllığını okurken, yıllar önce izlediğin bir filmin müziğini dinlerken, babanın aklaşmış saçlarına bakarken, daha dün bacak kadar olan yeğenleri üniversite sınavına uğurlarken, "oha lan ne çabuk geçmiş yıllar" cümlesinin ağızdan çıkmasına sebep olan kavram...
her yönüyle bir erezyon olgusu.akip giderken,beraberinde acilari ve sevincleride yavas yavas alip goturen,koselerini torpuleyen,sadece ani olarak zihnin bir yerinde kalmalarini saglayan kavram.
zaman hırsızdır..
yitip giden bir uzvun onceden bize bahsettigi zevklerin de bir anda zihnin begenisine sunumu nihayete erince,o zevklerin yasamımızdaki yerinin ne oldugunu idrak etmemiz gibi,zamanın ne oldugunu idrak edebilmemiz için de öyle bir yaşa gelmeliyiz ki artık önümüzde şunu şunu yaşayacak kadar zamanım var diyebilme şansına bile sahip olmamalıyız.işte bu andan itibaren zamanın aslında nerelerde oldugu ve bizim bu yerlere yolladıgımız dünyevi tatminler zihnimizde canlanır.dünyevi tatminlerin çok sık ve had safhada,beylik deyimiyle doyasıya yaşanması bizim için kazanç degildir.çünkü bahsi geçen yaşa geldigimizde artık zaman anlamını yiitirir ve gerçekligin kapısı çagırıya kulak verir.artık zaman,içeriye girip önceden doyasıya yaşadıgımız tatminlerin duvarlarda asılı oldugu bir odaya dönüşür.kimyasal reaksiyon sonucunda bir araya gelen birçok maddeden yeni maddelerin husule gelmesi gibi,bu tatminlerin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkan tepkimeden geriye salt acı kalır.bu acıyı yaratansa o tatmindeki güzelliklerin ta kendisidir.daha dogrusu bunların bir daha yaşanabilmesi ihtimalinin imkansız olması ve bundaki kesinliktir.
türkiye'nin en iyi yorum sayfaların sahip gazete, hem muhteva hem de tasarım olarak..
bir kum saatini dengede tutarak kumların akışını engelleyebilirsiniz ama zamanın akışını engelleyemezsiniz...
hayattaki en büyük lüksümüz
15. yılını dolduran gazete. mizanpajını değiştirmiş, "gerçekler 'zaman'la anlaşılır" diyede bir slogan ilan etmişler. hayırlı uğurlu olsun.http://www.zaman.com.tr
ufak tefek durmasına rağmen türkiye'nin en iyi örgütlenmiş gazetelerinden biri. aşağı yukarı her şehirde adı geçer bir bürosu, haber grubu wardır; iş arayan gençlerin ellerine gazete tutuşturur posalarını çıkartana kadar gezdirirler şehirde... kıdemli gazeteci çocuklara bisiklet verirler, o kişi bisiklette de kariyer yaparsa aniden, birdenbire, hatta ansızın küt diye işten atarlar.
az biraz müslüman tandansına eğim vermiş büro tipi yerlerin mutlak gazetesidir, okunmasalar bile büroda, şirkette bulunurlar. bu gazeteye abonelik parası vermeseniz bile getirir gazeteyi gün be gün kapınıza bırakır, bir kaç ay sonra "borç birikti" deyip karşılığında malzeme almak üzere anlaşmaya çalışırlar.
öyle bir geçer ki. (bkz: erkin koray)
(bkz: saturn)
zamanin en iyi kocakari ilaci* oldugu ogretilmisti kiza..zaman sargi, zaman merhemen buyuk yaralara..ise yarayip yaramadigini ogrenmesi icin bile devam etmeliydi yasamaya,kalkmali agir atesli nobetlerinden yuzunu yikamaliydi soguk sularla..yeni gun coktan cikmisti karsisina,takindigi magrur siritisiyla.. ve fisildayarak egilmisti kizin kulagina;"once kanamayi durdurmaya calisalim..."
bir cigara içimlik olarak algılandığında tadından doyum olmayan, amma velakin yapılacak işler listesi göz önüne geldiğinde insanı sıkıntıya sokan şey. hem bir lüks hem azap kaynağı.
zamanin goreliligi vardır zamanın göreceliliği diye bir şey olmaz, bu da böyle biline.
"onun korkunç, muttarid akışını duydum. teker teker, ağır ağır, bilinmez, görünmez şeyleri sayarak akıyordu ve bu ne muğlak, ne yekpâre bir akıştı ve bu akış herşeyi, herşeyi örtüyordu..." ahmet hamdi tanpınar
"zaman ince bir cizgidir; dogumdan olume, gecmisin anilarindan gelecegin beklentilerine uzanan ebedi hayatta kalma kendi devamliligini gecmis ve gelecek zamanin kemirdigi melez anlardan ve simdiki zamanlar dizisinden alir.insan simdi artik zamanin merkezi degil, zamanin icinde sadece bir noktadir. zaman, her birisi mutlak: ama sonsuz olarak tekrarlanan ve tekrar tekrar bolunen bir mutlak; gibi oburlerinden bagimsiz ele alinan, art arda noktalardan olusur. ayni dogru uzerinde yer aldiklari icin, butun eylemler ve butun anlar esit oneme sahiptir zamanin akip gectigine inansinlar diye insanlara buyu yapmislar ve bu inanc, gercekten de akip gecen zamanin temelidir. insanlar dunyayi degistirmeyi basaramadikca, zaman, insanlarin kendilerini teslim ettikleri uyumun yipranmasidir. yas bir roldur; goruntuler duzleminde yasanan zamanin hizlandirilmasidir, seylere baglanmadir.zaman zihinsel bir algi bicimidir, insani bir bulus olmaktan cok dissal gerceklikle diyalektik bir iliskidir."*"insanlik, gunes'in hareket yonunun, onlarin konumuna gore degisitigi ani, bir kerteriz noktasi olarak alip, onu 'zaman' belirlemek icin kullanmislardir "*
gazetenin, kadıköydeki otobüs duraklarında yer alan reklam panolarına örnek olarak yerleştirilmiş nüshasında avrupa şampiyonası ön eleme kurasına istinaden "portekiz'e letonya üzerinden gidiyoruz" ibaresi göze çarpmaktadır. teşekkür ederim.
anlayamadığımız dördüncü boyutu hayatımızın. alışması o kadar zor ki. ve anlamak için devamlı uğraşıyoruz. kırışıklıklar ya da beyaz telleri yok belki herkesin henüz. ama olacak. bunlarla baş etmek zaten yeterince zor. bir de kendinizi hala daha küçük bir çocuk gibi görmeden edemiyorsanız, ara sıra oturup kumdan kaleler yapmak istiyorsanız denizkıyısında, lunaparka gidiyorsanız, salıncakta sallanıyorsanız.. liseli gibi günlük ve anket tutmak istiyorsanız, saçmalamaya hakkınız olmasını istiyorsanız, ve hata yapmaya, en kötüsü de saflık istiyorsanız, sadece etrafınızda değil, kendi içinizde, onu geri istiyorsanız... zor..biliyorsanız ki yüreğinizdeki yaralara hiçbir silikon, vicdanınızdaki yüklere hiçbir yağ aldırma iyi gelmeyecek, fiziksel olarak göstermek göstermemek değil mesele, yaşlanıyorsunuz.
http://physics.nist.gov/genint/time/time.html
unutmak gerekir zamanı keza zaman yalandır, oysa an'ı yaşamak gerekir, çünkü gerçek olan yalnız andır.
gozlerine baktım zamanın. dehşet anını defalarca yaşamış bir seri katil gibiydi ifadesi. korkmadım ama endişelendim.-hiç korkmam zaten..ellerini tuttum zamanın, sıcacıktılar, yandım biraz.. üflemedim ama, harlacaktı cunku ates. bekledim, bıraktım..-hep bırakırım zaten.saçlarını duzelttim zamanın. dağılmışlardı.taramadım ama, içinden hayatlar düşecekti cunku. temiz kalsın istedim taragım.. acı, gozyası, sahte yasam kırıntıları kalmasın istedim dişlerinin arasında."konuş benimle" dedim zamana.. uzun uzun baktı, hiç değişmedi gozlerindeki dehşetengiz ifade. tek kelime etmedi,yalvardım, ağladım.. nafile. yoruldum. "al beni" dedim zamana. "gel.." dedi sonunda. ateşli ellerini yuzumde gezdirdi. acıdı biraz, ama kızmadım. optum zamanı.. buz gibiydi yuzu. dudaklarım donmuş farketmedim, gulumseyemeyene kadar. kaçmadım. -hiç kaçmam zaten. kucağına uzandım zamanın. denize baktım, okyanusa. "derin midir aklımın almayacağı kadar, senin kadar?" diye düşündüm. güldüm. yoruldum ve uyuyakaldım.. -hep uyuyakalmaz mıyız zamanın kucağında zaten?
bir iluzyon.
siraanlar.
http://zonezero.com/...ine/essays/diegotime/time.html
kafamda canlandırdığım zaman modeli kesinlikle düz bir çizgi değildir aksine lodos sonrası kıyıya vurmuş kördüğüm olmuş misina öbeğidir zaman. bir ucundan tutup sonuna gitmeye çalışırken aynı yerden birçok kez geçer, hatta çoğu zaman başladığınız yere geri dönersiniz.
-zaman nedir?-var olmak ve yok olmak arasindaki yasanmislik..-neden yasanmislik?-yasamak var olmak olmasaydi zaman da olmazdi..*
bir taneden fazla seklinin olduguna inandigim yasanmislik birimi..
koltuk değnekleridir tekerlekli sandalyeye mahkumiyetten kurtaran. ama asla tekrar koşamazsınız eskisi gibi...(bkz: zaman hiçbir şeyin ilacı değildir)
zaman gazetesinden hiç yorumsuz bir alıntı:bu ülke her geçen gün daha fazla yaşanmaz hale geliyor.bu sınırlardan çıkıp bir yerlere gitmek isteyenlerin sayısı her gecen gün artıyor.bu ülkeyi yaşanmaz kılanlar ise zaten bunu arzu ediyor olmalılar ki ''yanlışlıklar komedyası ''sürdürülüyor,devam ediyor.pkk ile mücadele'de yapılan yanlışlar nasıl kürtlerin önemli bölümünü pkk'ye doğru itti ise ''irtica ile mücadele'' de yapılan kasıtlı yanlışlar halkın önemli bölümünün ''vatan,millet,sakarya'' kavramlarından önemli ölçüde aşınmaya,değişikliğe yol açıyor.çevreme bakıyorum da ne kadar çok insan yeşil kart başvurusunu sabırsızlıkla bekliyor.abd bu yıl 1011 türk'e kura ile yeşil kart verecek.her yıl türkiye'den yeşil kart başvurularına katılım çığ gibi büyüyor.(bu arada yeşil kurasına katılmak isteyenler için başvurular 3 ekim-1 kasım tarihleri arasında yapılıyor.geniş bilgi için http://www.state.gov adresine bakabilir)..psikolojik savaşı liseli-üniversiteli kızların başörtüleri üzerinden yapılıyor.çocukların karşısına eli silahlı polisleri çıkarıyorlar,çatılara keskin nişancılar yerleştirerek topluma korku veriyorlar.böyle muameleye tabi tutulan,islamın emri ile derin devletin kanunsuz emirleri arasında tercihe zorlanan insanların ne yapmaları beklenir,vatan-millet-devlet hakkında ne düşünürler ki?...bunların yaşanmaya başladığı bir toplumda yaşamak istememek,vatanı terk etmek normal olmalı.vatan sevgisi mi dediniz?almanya'ya göç bize ''doğduğun yer mi yoksa doyduğun yer mi vatandır?'' sorusunu doğru cevaplandırmamızı sağlamıştı. amerika ise vatanı ''dayak yemediğin yerdir!'' diye tanımlamamıza yarıyor! galiba bu tanım daha fazla efradını camii,ağyarını mani!..evet evet,galiba ben de böyle düşünmeye başladım. ''beni türkiye'de bilmem kim sömüreceğine brüksel sömürsün.hiç değilse brüksel dövmüyor,sadece sömürüyor!''
zaman gazetesinde,ab'ye destek kapsamında kürtçe tv dahil,kob hükümlerine sınırsız ve de eleştirisiz destek veren yazılar yayınlamaktadır.daha düne kadar milliyetçi-muhafazakar çizgide yayın yapan bu gazete,şimdilerde maskesini indirmiş,takiyyeyi geçici bir süre için bir kenara bırakmış görünmektedir.sözde demokratlık uğruna,düne kadar ''komünist'',''apo uşağı ''olarak nitelendirdikleri isimlere artık ''müttefik'' anlayışı içinde sahip çıkılmaktadır.yine zaman gazetesinin yazarı nuh gönültaş,yoruma gerek bırakmayan şu satırları yazabilmektedir: '' mesela,osmanlı sultanı vahdettin gibi,nazım hikmet gibi ve ahmet kaya gibi.aslında rejim muhalifi olan ve bu tavırları sebebiyle egemenler tarafından vatan haini olarak vasıflandırılan o kadar cok değerli insanımız var ki bu topraklar dışında ölen.'' nuh gönültaş, ''türkiye'de en kolay şeydir vatan haini olmak!'' , zaman,21.11.2000 aynı şekilde,28 şubat sürecinden sonra ''teferruatla uğraşmak abestir.'' gerekçesiyle tüm tarikat ve diğer seriatcı yapılanmaların kinini çekmek pahasına okullarında türbana izin vermeyen fethullahcılar,şimdilerde en katı türban savunucusu kesilmişlerdir.
yeni hp reklaminda "uzayda önemsiz, ama dünya'da en önemli seydir zaman" diye tanimlanan kelime
olaylarin birbirini izledigi sonsuz bir ortam olarak düsünebilinecek soyut, temel kavram. simdinin geçmis olmasini, dünyayi ve üstündeki varliklari etkileme gücüne sahip kesintisiz hareket.
reklamlarinda aldigi ödülleri anlatip duran gazete. aldigi ödüller tasarimiyla ilgilidir. mükemmelik ödülü falan. iyi canim, tebrikler. deee bize ne ulan bundan? tasarimi önemli tamam, fekat insanlar bu gazeteyi "riza abi bu gazete tasarim ödülü almis, alip duvarimiza asalim, olmadi masaya örter üzerinde yemek yeriz" mi diyor ne diyor? aferin, güzel tasarlamissiniz da, yigidim içeriginde is yok bunun be. bitirdiniz ulan beni, ne suursuz adamlarmissiniz böyle...
izini insanlarda saç, sakal, tüy ve kirisiklik, esyalarda ise toz olarak birakir.
anıların yapıldığı maddelerden birisi. elle tutulabilseydi şöyle kuvvetlice tutup durdurmak istenilen, kuyruğu ölümden başı ana rahminden bir yılan. sizi sokar durur bu.
zaman çok basit bir şeyi öğretir. gençlik şiirseldir, olgunluk kavramsal..(erken olgunlaşmaksa dünyada şiirsel kavramı arayan lanetli bir panteist'in zamanı aşan kötürümlüğüdür) o yüzden üçüncü hal ihmal edilir.bu üçüncü hal imkansızdır) zaman , beşer ömrünü kurduğu ölçüde tutkudan dinginliğe giden dünyevi ikiliği- şeytanlı iki'yi- insanın değişmez kaderi kılmıştır)mitoloji bunu çok iyi anlatır...
hayatin paspartusu.derin,cansiz bosluk.eger yenilebilen bir canli olsaydi,onu yerdim ve vejetaryenlik umurumda bile olmazdi.
niceliği, yaşadıklarımız ve yaşamakta olduklarımızla ters orantılı olandır.
internet üzerinden türkçe (http://www.zaman.com.tr) ve ingilizce (http://www.zaman.com) yayın yapan bir gazete. gazetenin web sitesinin tasarımı ve işlevselliği diğer gazetelerinkine göre çok daha iyi. bu sebeple snd (http://www.snd.org) tarafından verilen ödülü hakketmişler diyebiliriz. zaman gazetesinin bu kadar iyi bir tasrıma sahip olup internet üzerinden türkçe ve inglizce abone olmadan okunabilmesine karşılık cumhuriyet gazetesine abone olmak gerekmesi ise üzücü.
zaman yol çizgileri gibidir. kesik kesik oldugunda sollarsın şeridi dümdüzse rutinleşir yol. akibet yine aynıdır ve yolun sonu degişmez.
kötülükle ilgisi yoktur. zaman kötü değerlendirmesi yanlışların yanlışıdır. kötü olan insanların bizzat kendisiyken zamana bunu atfetmek son derece saçmadır. zaman hep olan suçu olmayan zaman, her zamanki gibi, hep aynı, gel gelelim kötülük cifresini asırlardır tüketememiş olan insandan başkası değil...
yeni mizanpajını beğendiğim haber sayfaları ile yorum sayfalarını bir birinden ayırmış haber işlenişiyle işte böle olmalı dedirten gazete.
tersinden okunusunu mu acaba ilk isim diye düsündüler dedirten gazete...
z-m-n /a-a harflerinin bir de boyle dizilmişi...andan oluşur.aman vermeden,zan altında azaltır(mış) insanınam gidernaz gidernamaz silinir, kaybolur bes vaktin birinde... gel zaman git zaman bir vakit gelir, bir dua "o"na gider, ondan, "o an"dan, candan ibaret olur. "o" ve "o an" en sevap ibadet olur. "o " gelecek olur, az kalır... gel(!) zaman, gitme(!) zaman... "azalt"madan "kal" zaman."kim?" oldugunu bilir zaman. nasıl, nerede olacagını da... ama kim bilir ne zaman?
hep isteklerinize ters yönde akar. siz yavaş isterken o hızlı, çabuk aksın isterken yerinde duracaktır.
şu sıralar her bir kanalda çıkan kıraç'ın şarkısı. ayrıca albümünün adı.
bilinen diğer üç boyutu anlamlı kılandır zaman. ve dünya üzerinde yaratılmış ve yaratılacak olan tüm tanrıların en kudretlisidir zaman.
ikiz kardeşler mekanla. mekanla insanların eline ayağına vurulan kelepçe olurlar bazen el ele verip. bazen de biri yelkenli olur diğeri rüzgar.
mütemadiyen; unutulmayacak ve geçmeyecekmiş gibi gelen en acı anlarınızın, en kötü hatıralarınızın, en geçmeyen dakikalarınızın ve en sıkıntılı yaşam dilimlerinizin hepsinin üstüne yağan ve hertarafı bembeyaz yapıp insana yeni başlangıçlar,fırsatlar sunan akrep ve yelkovan işbirlikçisi mefhum.
iyilesmek istemeyene elbette hicbir sekilde ilac degildir zaman.zaman her seyin ilacidir soyleminin altinda yatan gerceklik ise zaman ile gelen deneyimin, olgunlugun ve metanetin altinda yatar.
aslinda zaman her şeyin ilacıdır, zamanin uzuuuunlugu kisiden kisiye degisir.
zaman durağan olmadığı için her an için, içinde bulunduğumuz "akıcı sanal bir nesnedir"* dolayısıyla elbette ondan bağımsız bir hareket etme alanımız yoktur... lakin sorun bu değildir zaten.!zaman deneyimleri, olgunlaşmayı getirmez...ha denildiği gibi elbette bu süreç zaman içerisinde olmaktadır.. lakin en büyük etmen zamanmıdır yoksa kişinin kendisi mi..asıl sorun budur.!1 günde edinilebilecek bir deneyim veya kavrayış... yılllarca çekilen bir sorunu kişinin çözmesine yardımcı olabilir...zeka devrededir bu noktada.!zamana bırakalım o düzelir mantelitesi daha çok kadercilik ve kabullenmek ile alakalıdır.!kişi eğer iyileşmek istiyorsa iyileşir, istemiyorsa iyileşmez...zaman kişinin olgunlaşmasında bir yardımcı değildir... zaman seyircidir sadece... içinde debelenip durulan bir mekandır.! zamanın içinde yaptıklarımız ile varsak eğer aslolanın da kendimiz olduğu gün gibi aşikardır.!
internetin ilk turk gazetesi olmayı bir onur sayan ve bunu slogan haline getirmiş olan mecmua.
ea*'nın yapısındaki boyutlardan biri. ea'nın yaratılıp valar'ın içine girişiyle başlar ve son'da sona erer.
muamma.eminim ki çoğu insan dua ediyor durması için hayatımızın en önemli anlarında, hayatın nirengi noktası ile ilintili aslında;(bkz: zamanlama)
1997de merak icin gittigim kocatepe camiinde hadi kilalim bari seklinde kildigim cuma namazinda cektikleri fotografimi ana sayfada "muslumanlar ramazanin ilk cumasinda camilere akin etti" başligi ile veren gazete.(baya bir buyuktu resmim)*
ölçülebilen en kisa araligi 10 üzeri -15 saniyedir.
bir dostun, ağlamak isteyip de ağlayamadığı bir gün, bir beyoğlu gecesinde başlayıp yine bir beyoğlu gecesinde biten aşkına yazdığı o muhteşem şiirin adı. (kitabı yayınlandığı gün bu şiir ekşi sözlük dostlarıyla da paylaşılacaktır.)
maddenin hareketinin birimi.
hareketin diriminin manası.
hepimizin öğretmeni, hepimizi öldürecek bir öğretmen.bizler onun tutsakları, o da sonsuzluğun rehinesi.
üçünücü boyut aldatmacası kavram.
evrimi var eden element.
dertli zamanlarda ilerleme hızı epsilon kadar küçük değerlere düşen geçmek bitmek bilmeyen, mutlu, huzurlu zamanlarımızda* ise ışık hızını zorlayan hızlarda akıp giden şey.
kendi üstüne kapanan mühür.
bizi nereye alıp götürdüğünü bilmediğimiz rüzgar....
tempora mutantur...tempora mutanttır...
yönetilebildiği taktirde, yönetebilenin hayatına anlam kazandırabildiği kavram.
diğer gazeteler ilgisiz haberlerin üzerine kocaman manken resimleri döşerken, sabah gazetesi olimpiyatlardan sonra "türk'ün gücü" gibi aptalca manşetler atarken, kimileri tekzip yayınlamaktan bıkmazken; tasarımıyla, sağduyusuyla, seçkinliğiyle "iyi ki varsın" dedirten gazete. bence herkes okumamalı, o zaman değeri azalır.
zaman bir anı bir başka anla kıyaslama yöntemidir.dolayisiyla bir algidan ibarettir. bizler, hafızamizdaki an ile yaşamakta olduğumuz ani kıyaslayarak zaman algisini elde ederiz.hafizamiz olmasa kiyaslama yapamaz dolayisiyla zaman algisi olusmaz ve ani yasariz.lincoln barnett bu konuda soyle demis; "rengi ayırdedecek bir göz yoksa, renk diye bir şey olmayacağı gibi, zamanı gösterecek bir olay olmadıkça bir an, bir saat ya da bir gün hiçbir şey değildir." kisaca gecmisi unutur isek zaman kavramindanda kurtulmus oluruz.saat denen zaman olcer olmasa bizde hep dusledigimiz zaman dursa keske sozunun gercek oldugunu gorecegiz.kafam karisiyo gittikce.
kadınların bi ilişkiye başlamadan en çok ihtiyaç duydukları şey.genelde öle derler.(bende diorum galba arada)ama şu an bi ilişki başlangıcı söz konusu olmamasına rağmen çokça ihtiyaç duyduğum, çok çabuk geçen ve yavaşlatmak istediğim şey.
yaşanan ya da yaşanamayan herşeyi yutan boşluk. yutmayı unuttuklarını da biz emanet ederiz kendisine.. (bkz: zamana bırakmak)
yeri gelip konmasını beklediğiniz yeri gelip uçmasını..."uç uç zaman"...(bkz: fly) (bkz: ilhan erşahin) (bkz: harikalar diyarı)
uygarlıkla birlikte anlam bulan kavram. iş hayatında saniyeler bile bu kadar değerliyken, pür bir stres kaynağıyken, köyde yaşayan birinin umrunda bile olmayabiliyor. yaşını sorduklarında "eh işte 50-60" diyor.ne 50 yaşında olması ne de 60 yaşında olması onun için önem taşımıyor, tamamen uzak zaman kavramından ve onun getirdiği telaştan stresten. bir mutluluk bu, mutlu yaşamak.
duygu ile birlikte insanoğlunun yarattığı oyuncak.
armutlar üzerinde iyi sonuçlar verdigi söylenen süreç
durdurulamayan mefhum
bir bendeniz sarkisi; ortadoğu pazarında da iyi iş yapmıştır bu şarkı. hatta amal hicaz la düet söz konusudur.özledim ne varsasen ve senden başkaağlatır yüreğimibir kaç söz benimkisikaranlık odamda yalnız başımadüşünür dururum o eski günlerizaman beni ağlattın zamanbeni aldattınbir gün soracağım hesabını sendenbir ömür çaldın bendenzaman beni aldattınzaman beni ağlattınbir gün soracağım hesabını sendenbir ömür çaldın benden
insan dimaginda, okunan bir kitabin sayfalari gibi geri gidip gelmeye yarayan neden sonuc iliskilerinin surecini tanimlamaktan baska bir islevi olmayan, insanligin surekli cozmeye calisip cozemedigi kavram.
iyi degerlendirilmesi gereken bir kaynaktir.
murathan mungan 'ın inanmadığı kavram."kedi cama inanmaz ben de zamana inanmıyorum"
hayatimda bana bir sans verilip elime sihirli bir degnek verilseydi yapacagim ilk sey hizla akip giden zamani durdurmuk olurdu. ama o zamanda degismeyen zamanin hic bir kiymeti kalmazdi.
depolonamayan bu yüzden satılamayan emtia olarak satılma imkanı an itibari ile imkansız olan olgu , kavram.
ne tarafa aktığı bilinmeyen,akıp akmadığı da bilinmeyen,insanların evcilleştirdiği ** *uzay veya ışıkla ilgili olduğunu düşündüğüm,soyut kavram. ayrıca bazı dillerde (bkz: türkçe) (bkz: ingilizce) ileri doğru hareket eder,bazılarında sanırım (bkz: ispanyolca) yukarıya doğru hareket eder.
modernizmin en şık ve efektif bir ırzımıza geçme biçimi.
geçtikçe acıları unutturacağı söylenen ve ama bir şeyleri unutmak gerektiğinde geçmeyen şey..
an, ara, aralık.
sitesi ya da kendisi zirt pirt uluslararasi odul aldigi iddia edilen gazete. tamam odul aliyor ancak bunlari almak is degil. society for news design her ay 17 dalda 8'er adaya derece/odul veriyor, parayi bastirip istedigin dallara aday olup hemen her ay farkli bir odul almak olasi. bugun okuyoruz ki zaman gazetesi gene bir odul almis bunlardan. ancak sitede bir saat gecirseniz de zaman'in adina rastlamak mumkun degil. ustelik google'da "www.snd.org" sitesi icinde "zaman" kelimesini aratinca hicbir sonuc cikmiyor. hadi bu neyse, "society for news design" ve "zaman" terimlerini aratinca gelen birkac sitenin de tamami turkiye'de zaman ve aksiyon gibi kuruluslarin verdigi haberden ibaret. bu da ne demek oluyor, zaman gazetesi durmaksizin paralar yatirip her ay dagitilan onlarca odulden birini ikisini kapiyor zaman zaman, sonra da bunu turkiye'nin gururu, zaman'in buyuk basarisi diye pazarlamaya calisiyor.yemezler.
türkiye'nin aralık 2004 ayı itibariyle haftalık tirajı en yüksek gazetesi.
hersey mahveden durdurulamaz cark.
a: neden biraz durmuyorsun?b: durmak mi?a: evet durmak. beni pesnden böyle sürüklemek zorunda misin?b: ben yapmam gerekeni en iyi şekilde yaptigimi düsünüyorum.a: senin isin beni öldürmek. b: ne? sen bana katil mi diyorsun?a: farkinda olmadigina inanmıyorum. sen saf degilsin. öylece akip giden bir sey degil. b: ben olmasaydim ne yapardın hiç düsündün mü? nankörlük ediyorsun gibime geliyor. a: sen olmasan uçabilirdim belki. sonsuzlukta. sen olmasan ben, ben olurdum. ama sen ben olmami engelliyorsun. hep kosmami istiyorsun. her "zaman" yetismemi. sana yetismemi.b: benim adimi günde kaç kez andigini bir düsün. ondan sonra konusalim bunlari.a: iste! iste ne kadar acimasiz olduiunun kaniti. b: sen hiç "zaman her seyin ilacidir" diye bir söz duymadin mi? a: ukala! senden kurtulmak istiyorum. senin esirin olmaktan sikildim.b: sacmaliyorsun. hem beni yaratan ve gözünde büyüten sensin. benden ayrilman imkansiz. a: biliyorum.b: benim de senden. o yüzden koluma gir ve yürümeye devam edelim.a: bir an olsun durdun ama degil mi? benimle konusmak için. en azindan yavasladin.b: senin için kendimi öldürmemi istiyorsun benden. farkinda misin? ben durursam, ölürüm.a: ama sen durmadigin sürece de ben ölüme daha çok yaklasiyorum. b: iste bizim iliskimiz bu canım. artik kabul et. ve bunun tadini çikar. bana yetismeye ya da beni geçmeye çalismayip benimle beraber yürümeyi denersen belki ikimiz de mutlu olabiliriz. a: haklisin. yine sen kazandin. her "zamanki" gibi...a = insanb = zaman
zaman herseyin aynı anda olmasini engelleyen belkide insan tarafindan uydurulmus en yararli seydir...
geçtikçe, perdeler açan, perdeler kapatan, kimi iyilerin kötü, kimi güzellerin çirkin, kimi acıların hayır, kimi sevinçlerin acı olduğunu gösteren, yüzünüzü güldüren, astıran, şaşırmayı unutmuşken bile şaşırtan, hiç olmaz dediklerinizi olduran, "aslında hiç bir şey bilmiyorum" evet dedirten, tüm o "his"lere, içe doğanlara rağmen..zaman, bir kuş evet. kanatlarında renkler taşıyan, kanadını yüzünüze sürüp duran.
aynı günlerin farklı versiyonlarını , anları ve onlara tutturulmuş anıları gözümüzün önüne getiren bir baski makinasi .
zahmetsiz ama en acılı intihar yöntemi...
bir döngünün baz alındığı ve insan hafızasının ne işe yaradığını anlamamızı sağlayan kavram..
şeytanın en eski icadı.
insanlarin kicindan uydurup sonra da inandigi seylerin en onemlisi.
zaman: dünyanın en uzun ve en kısa, en çabuk ve en yavaş, en dar ve en geniş olan,en az önemsenen ve en çok aranan, o olmadan hiçbir iş yapılmayan,küçüğü yok eden ve büyüğü canlandıran şeydir. zaman;uzundur çünkü sonsuzluğun ölçüsüdür.kısadır çünkü tüm tasarılarımıza yetmez,bekleyen için yavaş, mutlu olan için çabuk,sonsuzluk kadar geniş ve bir an kadar dardır.insanlar onu önemsemez ama yitirilen zaman aranır.o olmadan iş yapılmaz.kalıcı olmayan eylemleri unutturur, büyük işleri ölümsüz kılar....
zamandün kopan bir yapraktıkuru bir daldıbugünden güzel değilbulacağın yarındaaç ellerini bir bakyanan avuçlarında dün gitmiş,yarın yokbize bir bugün kaldı... *
suya sabuna dokunmayan gazete
tirajı 400 bin civarında dolanan gazete*
saygideger hocamiz frazer whyte a misyoner papaz diyen dinci gazete. (bkz: frazer whyte)
almanyada tirajı 50bine yaklaşan gazete. hürriyeti zorluyordur şu sıralar.
omer faruk tekbilek albumu.
"namaz" kelimesinin terstten okunuş yada yazılış şekli...aynı zamanda durdurulamayacak yegane olgu.
hızla tükettiğimiz,her gece uykuya dalarken ne yaptığımızın farkına bile varamadan hızla bitiveren kavram.
degisimin belli bir referans secilerek algilanan sekli.
hem dost hem düşman olabilen bir imgedir zaman.sevdiklerimizi çalar.sevdiklerimizi getirir.
gazetesi var bir de efendim, şöyle reklamlari var sokakta:"bizde arka sayfa güzeli hiç olmadi......çünkü biz gazeteyiz"ya da "sansasyonel habercilik yapmiyoruz......çünkü biz gazeteyiz" gibi... şimdi, gazetenin sahibinin fetullah gülen olduğunuda hatirlatarak, gazete için yeni bir slogan öneriyorum: "elhamdürillah gazeteyiz"
akıp giden, emre itaat eden kul. yol arkadaşımızdır, doğarız yanımızda, ölürken yanımızdadır, bize sunulmuş bir armağandır, şahittir, üzerimizde hakkı vardır.. zaman zaman bir şeyleri ona bırakır, ilaçtır deriz, kimi zaman durmasını, kimi zaman hemen geçmesini dileriz,bazen barışır, bazen küseriz. barışıksak fiilerimizi onunla kipleriz, küssek mastar mastar konuşmak ama zamandan kaçamamak. dilediğimiz gibi olmayınca * reddederiz , bir şiirle de beyan ederiz reddimizi:zaman sıvı kabul ettim/zaman akışkan/bulunduğu kabın şeklini alır zaman/kabul ettim /zaman gaz uçucu/ama katı değil zaman /benim düşünü kurduğum /düşünüp durduğum zaman katı/zaman yok belki de zaman yanılgı/" zamanla ilişkiniz nasıl? kendisiyle karşılaşıyor musunuz, bilhassa sabahları? o mu size geliyor, siz mi ona gidiyorsunuz?"* aslında eksisi, yenisi diye bir şey yokken parçalara böler, tercihimizi de ne hikmetse hep eskisinden yana kullanır ve bu zamana itibar etmeyiz... bir terapiste gitsek ( eğer iyi bir terapistse) zamanla ilişki kurmayı, şimdi ve burada yaşayamayı öğreniriz, bir tasavvuf büyüğünün yanına varsak (bkz: ebu'l-vakt), karşısında el bağlasak, diz çöksek (bkz: ibnü'l vakt) yine zamanla ilişki kurmayı öğreniriz (bkz: vukuf ı zaman)üzerine fizikçiler, filozoflar konuşur, konuştukça geçer zaman, üzerine bardak bardak soğuk sular içeriz ama severiz kendisini.."burada vakit için de bir şey söyleyeyim. vakte de dost olmak gerekir.çünkü, beyefendiler, vakit de mahlûktur. vakit de halkedilmiştir. vaktin de bir eceli vardır. insanın eceli gibi, vaktin de bir eceli vardır. ve vakit de mahlûkdur. "*
(bkz: zaman hiçbir şeyin ilacı değildir)
bu kadar hızlı koşunca insan da gittiği yerde bir şey var sanıyor, oysa sonradan anlaşılıyor ki sadece koşuyor o, bir yere varma niyetinde değil.
vakit ile karıstırılmaması gereken kavram.
tersten okundugunda namaz oldugu icin bir gazetenin adi oldugu soylenir. (bkz: ben soyleyenlerin yalancisiyim)
kullandigimiz anlami sadece sosyal iliskilerden kaynaklanan, evrensel anlamda dusunuldugunde ise sadece uc sonucu olabilecek olgu; once, su an ve sonra, ki bunlardan ikincisi asla yakalanamaz. sadece yasandigina emin olabilirsiniz fakat asla tespit edemezsiniz. ettiginizi sandiginiz anda ise kesinlikle baska bir an yasanmaktadir.
izini ellere pembe puantiyeli, saçlara kırçıllı desenler olarak bırakır... güneşe, aya, aynaya bakılarak yapılır hesabı..
geçmis su an vegelecekten olustugu düsünülenama su an denen seyın olmadıgı için sadece gecmis ve gelecek ten olustugu da soylenılenüzerinde fazla düsününce kafayı yedirten felsefe dersinde en çok sevdigim bölüm
bir hareketin başka bir harekete göre birimlendirilmesi. e=mc2 çünkü başka birşey söylenemedi. şimdiye kadar kimse ışığı durdurup ''oha maddeymiş lan bu bir zamanlar'' diyemedi ama başka bir teori de ortaya atılamadı. öte yandan bilimadamları evrenin bir başlangıcı olduğunun kanıtlarını buldular. yani hareket bir yerde başladı ve devam ediyor. zaman bir nehre benzetilebilir çünkü baktığımız noktası her en küçük anda değişiktir ve hiç bir zaman aynı olmaz. zamanı durdurmak hareketi durdurmaktır zamanı durmuş bir madde diğer maddelerle hiç bir etkileşimde bulunamaz ve belki de varolamaz. einstein bu konudaki bütün yol gösterici fikirleri birikimi ve mükemmel ilhamı sayesinde yaratmıştır bu gelişmiş çağda bile elimizde bu konuda deney yapacak daha yeni bir yardımcımız yok. belki de zaman son ya da sonsuza dek bir sır olarak kalacaktır.
bazı insanlar onu akıp gitmesini izler,bazılarıysa bi gün bi yerde onu yakalar ve insanları izler.
atasözü: "durmuş bir saat bile günde iki kere doğru zamanı gösterir"
bazilarinca kişinin öznel dünyanın "dışında" var olduğu zannedilen algı. zaman, ona konsantre olmadığımızda, tamamının aslında her zaman var olduğu anlaşılan, ona konsantre oldugumuzda ise "akıp gitigi" zannedilen aldatmacadir. çevrenizde (beyniniz dahil) hareket edecek hiçbir sey olmasın, işte zaman yoktur, ama onu öğrenmek için saatinize bakın, o "vakit" zaman "vardır".
cok yakın biri zaman herseyin ilacıdır der ama gordum ki zaman bazı seylerin zehiri de olabilir, iletişimi oldurebilirmiş. olmadığı zaman nostalji de varolamazdı.
hiçbirşeye ilaç olmayan olgu.ayrıca eğer bu kavram hakkında fazlaca kafa yorulursa kafa yenmesi olası.
kelime anlamamı ile bazen geçirilmesi en zor kavram ama içine bir türlü sıgdıramadıgımız hayat yasantısı...
en başarılı sayfa tasarımlarına ve içeriğe sahip gazete.
yanılmıyorsam 87 yılında kurulmuş olan gazete (88 de olabilir). kurulduğu yıl iki ayrı islâmî cemaattan iki işadamının ortaklığıyla finanse edildiği için görece özerk ve entelektüel bir sene geçirmiş olduğunu biliyoruz ki bu ilk yılda gazetenin yayın yönetmeni de islâmî entelektüeller arasında en bağımsız aktörlerden biri olan nabi avcı idi. ne zaman ki gazete yönetiminde bir cemaat diğerine üstün geldi, nabi avcı da gazete yönetiminden ayrıldı. aslında nabi bey'in kaderi biraz da bu. aynı şeyler kanal 7'de de yaşanmıştı. bir tür yap-işlet-devret modeli.şimdi zaman yeniden yapılanıyor. tirajı bir hayli yükseldi. türkiye'nin etkili gazetelerinden biri hâline geldi. o ilk yılıyla karşılılaştırıldığında sonuç ne olur, bilemiyorum, açıp bakmak lâzım. ama yine de son iki yıl içerisinde hem gazetecilik nitelikleri hem de mizanpaj konusunda çok yol aldıkları bir gerçek.
sevdiğiniz veya hoşlandığınız biriyle beraberken nasıl geçtiğini anlamadığınız şey.hep daha çok daha çok istediğiniz şey.
kainata giydirilmiş uhrevi elbise.
annesi azabın,sonsuzluk, şarkısı.annesi azabın,cinnetin tıpkısı. der necip fazil kisakurek
kusursuz olan,kusursuz işleyen tek şey,dayanılacak,temel alınacak tek şey,en güzel şey de,en kötü şey de,hep dönüp dolaşılan,hep akan şey,hiç bitmeyecekmiş gibi bir şey
aynı anda bir yandan aleyhime, bir yandan leyhime işleyen şey.
(bkz: time is my everything)
zaman beklemez..
tanımlanan durumlarda duruveren hede. kimi zaman yasanan bir ask oluverir zaman, kimi zaman da ölüm
zamanla adam olmuş gazete. akıllı ve güzel işler yapıyorlar. olabildiğince, tabi oldukları cemaatin fikrini göze sokmaktan kaçınıyorlar. haberleri ve yorumları aşırılıktan uzak, güvenilir, temkinli. takdir ediyorum.
son derece boktan birşey.iyi birşey olsaydı güzel zamanlarda çabuk, boktan zamanlarda yavaş geçmezdi.
turkiyenin internetteki ilk gazetesi olmasi hasebi ile ileri goruslulugunu ispatladiklarini gosteren gazete. gecen yil aldiklari 3 daldaki mukemmelik odulunu bu sene yine merkezi amerika'da bulunan society for news design (snd) adlı kuruluşun geleneksel yarışmasında 5e cikartan gazete. 37 ülkeden 13 bin 618 eser katıldıgi yarismada geçen yıl üç dalda tasarım oscarı alan gazete, bu yıl da dünyanın önde gelen gazetelerini geride bırakarak beş mükemmellik ödülünü ülkemize kazandırdı.
en rahatlatıcı uyku ilacı
boşa geçtiğini farkettirmeyen şey.
içinde yolculuk ettiğimiz lakin hızını ve yönünü değiştiremediğimiz taşıt.
anların birikip oluşturduğu okyanus.
geçmişi ve geleceği ellerine bırakmakta hiç sakınca görmediğimiz; kararları, korkuları, yaşanacakları sürekli olarak ertelemekte kullandığımız seri katil. ölümün en soğuk hali. yüze dostça gülen, bizi arkamızdan bıçaklayan... geçmişe dönüp gözlerimizi diktiğimizde, geçen yılların arasından ancak bir kaç anıyı kurtarmamıza olanak sağlayan, geri kalan her şeyi alıp götüren ve geriye soluk resimlerin dışında hiçbir şeyi bırakmayan soyguncu.zaman... acıları unutturan, iyileştiren... aslında yalandan iyileşmişlikler hediye eden sahtekar. her şeyi, bizi biz yapan her şeyi asla doymayan, asla dolmayan midesine indirip, yerine "unutma" tozu serpen hokkabaz... unutturduğu her şeyle eksilmemize yol açan, ruhumuza atılan izlerin yerine soğuk dokunuşlar bırakan hayalet. duvara kazınmış olanların üzerine sürülen beyaz boya, kağıttakileri silen silgi... halbuki, alttaki kağıtlara izi çıkar yazdıkların. halbuki zor olan hatırlamak olmamalı... zaman... akıp gidiyor... kaçacak yerimiz hiç yok... kaçacak yerimiz hiç olmadı ki... zaman, hayatımızın orta yerinde açılan girdap. her saniye, her an içine aktığımız... zaman... reddedilen, ve bu reddedişle birlikte, zamanın ardında kurulmuş düşlemelere kaçışı zorunlu kılan, kaçamayanları parmaklarında oynattığı kuklalara dönüştüren büyük hükümdar. her şeyi zamanın kollarına bırakmaktan vazgeçip zamansızlığı yaratmak ve kaçmak ise bize kalan tek şey. tek gücümüz...zamanın ötesinde...(bkz: zamana bırakmak)
en değer verdiğim şey. kontrolsüz büyük güç. en etkili ilaç.hayatın anlamı.
en pis öğretici, burun sürttürücü ve/veya en cici öğretici, burun kaldırıcı.ps: ikisinin arası şu andır, şimdidir, artık kusmak istediğim andır, an.
en çok sağa sola ileri geri çekiştirilmeye çalışılmış olgu.kimi zaman hızla ileri akmasını isteriz kimi zaman yavaşça geçmesini, kimi zaman durmasını. bazen geriye dönmek isteriz bazen belli kısımlarını atlamak isteriz bazen uçarak ileri sarmak isteriz.
zaman büyük bir öğretmendir,ne yazıkki tüm öğrencilerini öldürür.
zamanla savaşım var bugünlerde... biliyorum o kazanacak. ama direnmeden teslim olmak istemiyorum. bugünü, yaşadıklarımı, hissettiklerimi bir bir siliyor zaman. köşeleri yuvarlıyor, sivrilikleri törpülüyor. duyguya dair ne varsa süpürüyor. içi boşalmış bir gömlek gibi, havası alınmış bir balon gibi anlamsızlaştırıyor bana ait ne varsa. anlamlarını alıp posayı bırakıyor. gülün kokusunu, gülüşün sesini, denizin mavisini, kelimelerin anlamını söküp götürüyor benden. kocaman bir yığın oluşuyor önümde. hiç bir işe yaramayan. dün'ü bitirdi. bugün için acelesi yok. bugün dün olur olmaz faaliyete geçiyor. hayatı duygular üzerine kurulu biri için ne büyük talihsizlik bu! ben'i bitiriyor! oysa bazen sadece acılardır geçmişi hatırlatan. acı çektiğini hatırlamak acının kendisi değildir. gülümsemenin fotoğrafının gülümseme olmaması gibi. zaman kazanacak biliyorum. ben sadece "bunları yaşamıştım" diyeceğim. "canım yanmıştı" , "dağılmıştım". başka birinin hayatını izler gibi duygudan yoksun hatırlayacağım hayatımı. "zaman alır sizden bunların yükünü" der murathan mungan yalnız bir opera şiirinde. almasın usta zaman yükümü. karşılığında bir boşluk veriyor. ben kendi yükümü kendim taşırım.
kaygisiz bir mefhumdur.
döneminin popüler gruplarından ünlü'nün bir şarkısı. şöyle de sözleri var -yamulmuyorsam*:zamanın geldi sesini kesmeyeilk an sana inanmıştım söylediklerinecanımı da sıktın saçmalıklarlakeşke seni görmeseydimdüştüm yanınabir daha kapıma gelmedefol demek olmazinanamam söylediklerinebir daha kapıma gelmedefol demek olmazdikkat et bir şey söylemeseni beklerken ruhum sıkıldıneden yaptın bunu banahiç düşündün mü?zamanın geldi sesini kesmeyeilk an sana inanmıştım söylediklerine
akar...akar...akar (bkz: billur tuz)
gelmiş geçmiş ve hatta isminden dolayı alışılagelmiş şekliyle gelen ve geçen en güzel yol gösterici. neyin ya da kimin ne renk olduğu konusundaki tüm şüpheleri silen faideli varlık ya da kavram ya da şey. ama hepsinden önce gerçek. bazen bastan alıp bazı seyleri gözden geçirmek taraftarıysanız, ya da ara sıra buna gerek duyuyorsanız siz de seviyorsunuz bu zaman denen güzelliği demektir. yeni başlayanlar için zaman diyelim ve örnek olması amacıyla başa sarıp biraz izleyelim;dzzztt.. cok uzun zaman önce. hava henüz ürpertiyor ama güneşli. muhtemelen ilkbahardayız. vızır vızır trafik. yabancı bir şehir. bir üst geçit. iki ayagındaki iki farklı insan. goncayla başlayan bir buluşma, yaz, sonbahar, kış, sonra tekrar ilkbahar derken bin goncalı bin buluşma, bin gülücük, az hüzün, bol sevda, bin hediye, bin anı, badem ezmesi, bazen baylan'da çikolatalı pasta, ama en çok taze ceviz. üç kış daha geçirmişiz tüm bunlar olup biterken. sonra yeni bir ilkbahar gelmiş. son olacak bir ilkbaharmış bu. bundan sonra kendi düşen ağlamayacakmış. sabah uyandığında uyandın mı mesajını acaba kimlere atacakmış? penguen dergisini çantasından çıkarırken "işte bu da penguş" dedigini bir başkası mı duyacakmış? hayır. kim duyabilir ki. duymak isteyenden başkası bilmez, anlamaz ki. sabah sohbetini yalnızlıktan kurtulmuşluk saymaya benzemez ki duymayı bilmek. bunu bilmek de zaman gibidir. zaman gibi hatırşinas. siz gözlerinizi kapatıp uykuya dalarken, huzurlu uykular uyumanız için her akşam dualar edenler kadar kıymet bilendir. arkanızı dönüp giderken yolunuzun açık olmasını dileyenler gibidir. affetmenin lütuf olmadığını bilendir bazen. içtendir, bu anlatılanlarda olduğu gibi geçmişi olduğu gibi gösteren hilesiz bir aynadır. ve kendi düşenin bile elinden tutmaya hazır insanların sizin için var olduğunu size eninde sonunda öğretecek günleri yani geleceği hazırlayandır zaman.
(bkz: degisken) (bkz: devingen)
yeni reklam serileri çok başarılı gazete. (bkz: yumurta testi)(bkz: çok etkili diş macunu)
yeni reklamıyla ilgili (bkz: yayla lezzet testi)
son reklamlarıyla susam sokağı tadı yakalamışlarzaman...zaman...
son reklam kampanyaları o kadar itici, yaratıcılıktan uzak, özenti ki ters etki yapıp okumak isteyeni de uzaklaştırır bu gazeteden.ayrıca o reklamları izleyen küçük çocuklar, laaan demek yiyilebiliyo diye gazete yemeye başladı, haberiniz var mı alooo!
"solgun ve gri bir koridorduorada çok üşüdüm." diyor zaman için birhan keskin, "kim bağışlayacak beni" adlı kitabında.
ozellikle imar yagmacilarina karsi (diger gazetelerde bulamayacaginiz kadar) etkin ve cesur haberler yapan gazete.
(bkz: dehr)
dünya'nın en rezil reklam kampanyasını yürüten gazete. allah akıl fikir versin.
(bkz: zamanda yolculuk)
dördüncü boyutilerlediği her birimde x adet olasılık çokluğunda kırılmalar yaşayan sonsuz yapraklı yelpaze. her çeşit genel karman çormanlık.içinde seyahat edilemediğinden o yelpazenin tek kıvrımlı yaprağıdır bildiğimiz tarih.
(bkz: bursa da zaman)
(bkz: vulnerant omnes ultima necat)
izafi.
korku, ego, ölüm kavramlarının aslında olmadığını anladığında; olmayan kavramdır.
"herşeyi yazarım dazamanı yazamamo yazar çünkübeni."(bkz: oruç aruoba)
(bkz: zamanı çitlemek)
bazen hiç akmayan bazen de sürükleyip duran an bütünlüklerinin vektörel bileşkesi. üçüncü bir seçenek olarak sabit bir m/sn'lik hızla ilerleyenlerinden istiyoruz..* * *
necip fazıl kısakürek şiiri:nedir zaman, nedir?bir su mu , bir kuş mu?nedir zaman, nedir?iniş mi, yokuşmu?bir sese benziyor;arkanız hep zifir!bir sese benziyor;önünüz tüm kabir!belki de bir hırsız,izi, lekesi var.belki de bir hırsız;o yok, gölgesi var.annesi azabın,sonsuzluk, şarkısı.annesi azabın,cinnetin tıpkısı.içimde bir nokta;dönüyor aleve.içimde bir nokta;beynimde bir güve.akrep ve yelkovan,varlığın nabzında.akrep ve yelkovan,yokluğun ağzında.zamanın çarkları,sizi yürütüyor!zamanın çarkları ,beni öğütüyor.zaman her yerde veher şeyin içinde.zaman her yerde veacem'de ve çin'de.kime kaçsam ondan;ha yakın , ha ırak?kime kaçsam ondan;ya sema , ya toprak....
necip fazıl kısakürek şiiri:zaman, sudan çıkarıp suya daldıran dolap;bir varlık ve bir yokluk; her tasta bir inkılâp....
ne kadar hızlı olduğunu bilmediğim ama benden daha hızlı olduğuna emin olduğum mefhum.
ne uzundur ne kısane akandır ne geçenne aya tabi ne güneşene kuma sığar ne yelkovanla akrebene kaybolur ne bulunuro hep yerinde dururonsuz dünya dönmüyor
şöyle bi şiir vardı, britanya'ca barklamak gerekirse...i can quite rememberwhen i think of the pastwhat is it to be youngtime passes so fast...
bazen dost görünür, bazen düşman. aslına bakarsanız her daim düşmandır.
(bkz: evrim altug)
"zaman her şeydir. zaman her şeyin efendisidir. zaman sanıldığı gibi ilerleyen bir nokta değildir. bütün bir çizgi de değildir. o, her şeyi kapsayan, bizim gördüğümüz, göremediğimiz, hissedip hissedemediğimiz, bildiğimiz, bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz her şeyi içine alan bütün boyutlardır. o olmuş olan ve olacak olan her şeydir. o evren'dir. o hayat'dır. hiçbir yaradılış zamana karşı koyamaz. kendini düşün. çürüyen vücudun bir kafes gibi. dört boyut ve beş duyu ile sınırlandırılmışsın. ama bu kafes, zamanın ruhunu çağırmasına engel olamaz. ruhun zamana erişmek için vücudunu sürekli olarak yıpratır. o vücuttan kurtulduğun zaman ise serbest kalırsın. bir insan bilincine sahip olamaz, şu an düşündüğün gibi düşünemezsin ama ruhun sınırlardan kurtulup da her yöne dağılıp her şey ile bir olduğunda, yani o'na geri döndüğünde, sen de her şeyi görür, sen de her şeyi anlarsın. çünkü artık suyun tamamını göremeyen ufacık bir damla değil, okyanusun kendisi olursun. bizim şu an dünya üzerinde yaptığımız tek şey zaman üzerinde bir çizgi belirleyip, kısa bir mesafe kat ettikten sonra o'na geri dönmektir. çünkü yaratılmış olan her şey o'nun üzerinde, o'nun en başında belirlemiş olduğu bir çizgi üzerinde ilerler. sadece bilinçli yaradılışlar kendilerinin ve diğer yaradılışların çizgilerini değiştirebilirler. ama bu değişiklik zamanın genel akışına etki yapamayacak kadar küçüktür. biz o'nun bir parçasıyız, bu yüzden o'nun yaratımına müdahale edebiliyoruz. bize üstün olduğumuz için bu izin veriliyor."edit: sözkonusu yazida bahsettiğim o, bilinen allah değildir.
"sen olabildiysen eğer, hiçbir şeydir."* atlantis spaceship
mekan güllesine bizi bacağımızdan bağlayan bukağı.
şimdi, bir de buradan baktım sana senden kaçırdığım kedere boğduğum anlara.beni içine al artıkseni mutsuz kılan duyguyukırmak istiyorum.bir yerden aşağı,çok aşağı düştümzaman:solgun ve gri bir koridorduorada çok üşüdüm. (bkz: birhan keskin)
rüyamda birisi bana söylediğine göre: "zaman geçiyor! diye panik yapma. ne yaparsan yap geçip gidecek. sen sadece hayra ve barışa yönelik işler yap. böylece yapıp ettiklerin yoğunlaşsın. (geçmişe dönüp baktığında) yapıp ettiklerinin çoklaştığını gördüğünde paniğin azalacaktır."
yoklugundan surekli şikayet edilen, bollugunda onunla ne yapilabilecegi kestirilemeyen iki şeyden biri.
olayı "geçmek" olan hede.
akıcı ve yapışkan. tuzsuz deli bekir, beberuhi , bekri mustafa, neyzen tevfik, baudelaire, tanpınar, haşim, sarı selim, ertuğrul gazi, abraham lincoln, ted bundy, deli petro, büyükannem, renoir, erzurumlu ibrahim hakkı, kabakçı mustafa, büyük iskender, dedem,karlar kraliçesi, cahide sonku, vasco de gama, hulusi kentmen, cevat kurtuluş, magellan, marco polo ve hayırsızadada kaderlerine terkedilmiş binlerce köpekle (en azından bu dünyada) asla gözgöze gelemeyecek olmamın müsebbibi.
kerim balcı'nın kaleminden:bu gazete...*(...)bu gazeteyi biz, ceddimizin sancaklarını taşıyamadıkları yerlerde şeref levhası yapıp taşıdık. babalarımızın kalkanlarının kırıldığı yerlerde kalkan oldu bize. onunla çağa, çağlara meydan okuduk; onunla açtık açılmaz sanılan gönül kapılarını... (...)kağıdını taşıyan forkliftin şoföründen onu abonelere taşıyan dağıtıcı ömer'ler, hamza'lar, ali'ler, osman'larına kadar biziz bu gazete. bulmacasına takılıp kalan hanım kızdan spor sayfasında daha fazla trabzonspor haberi isteyen delikanlısına; ailem ekiyle ailesini huzur yuvasına dönüştüren annelerden turkuaz için 'biz anlamayız, okumuş adamların işi' diyen esnafına kadar biziz bu gazete. yorum sayfasında yorulan kafalarız biz. akademi'den hayat iksirleri içen hastalarız biz. yazanı, çizeni, dizeni bilsin ki her sabah okuyanın, eleştirenin, cam silenin, üzerinde yemek yiyenin önüne yeniden sundukları biziz. her sabah sevdamızı bize servis eden dağıtıcısı bilsin ki geç kalmış sevda âşık usandırır. her sabah bizi kelimelere dökülmüş, çizgilere dizilmiş olarak okuyan okuyucu bilsin ki onun hikayesidir anlattığımız... bunları bilmeyen, nereden bilsin ki?
ömrümü(zü) yiyen bitiren şey...tik tak tik tak.
beklemesi, hazirlanmasi uzun; o beklenen kisminin yasanisi ise kisacik suren, bazen gulle gibi agir, bazen su gibi akan, durdurulamayan sey..elde kalani hatira, ozlem.. bekleneni; hep "baslayacak olan"..
istanbul yenibosna'da içi son sistem teknolojik cihazlarla**donatılmış dış görünüşü muhteşem*bir binaya sahip olan gazete.*
yorum sayfasındaki çok sesliği türkiyede hiç bir gazetede bulunmuyor.örneğin rektör yücel aşkın davasında gazete nin haberleri yorumsuzdu.fakat yorum sayfasında genelde yök ün olaya girmesini, yargıya müdahale ve cumhuriyet meselesi haline getirmelerini uygun bulunmadığına dair yazarlar fikirlerini beyan ediliyordu.olaya karşı zaman ın genel tutumu da buydu.buna karşın aksine bir fikirde de olsa yorum sayfasında yayınlıyabiliyorlar.işte alev alatlı nın cuma günkü yök ve yücel aşkını haklı bulan yazısı:http://www.zaman.com.tr/...trh=20051218&hn=238280
bir yaratık... onunla uğraştıkça sizinle uğraşan ve de hiç bir şeyin üzerine tutunayamacağınızı yüzünüze vuran...dedim: "saçlarımdaki beyazları al, yüreğimdeki acıları... becerebilir misin?"dedi: "içimden gelip kalanların izlerini benden çalmayı becerebilir misin?sen de benim içimdesin her an doğuyorsun, her an büyüyorsun, her an yaşıyor, her an ölüyorsun..."sustum.
geleceği geçmişe döndürmekten başka işe yaramayan, "şu an"ın olmadığının kanıtı.
halkın gözünde sadece sayıdan, adetten ibaret olan süre parçası.bir alimin, "zaman nedir?" diye sorulduğunda verdiği tarif:"aslında zaman yoktur, o bir yanılsamadır. bir kuş vardır, bir uçuş... bir de kuşu uçuran güç."
geçtiği ve geri gelmiyeceği belirtilen hayali şey
"nakte cevirmek icin ugrasir insanlar. paralanirlar haberleri olmaz.."deli valla
öylece akıp giderken,etrafımdaki her şeyi kendisiyle beraber sonun,sonsuzluğun içine biraz daha çeken şey.
yolunu şaşırmış bir sinüs eğrisidir.
durdurulabilmesi insanın kendi elinde olan bir kavram*
"mulkiyete dahildir calinabildigine gore"deli valla
ruhu azaptan kurtarmanin tek yolu.
(bkz: oykunmece/@goddess artemis)
zamansızlık sayesinde önemini kavradığımız 4. boyut.
göz kırpıp usulca telaşına homurdanarak, çekip giden aşağılık bir dramdır.
eğilip, bükülebilen bir şeydir.şeydir bu.bir an 1 saati yapabilirsin 1 gün;bir an olur sonsuz..yaparsın bilirsin..
gözüne baktıkça geçmeyen, umursamayınca su misali.
murathan mungan'ın bir kitabında şöyle dolayladığı kavram:"ölümlü bir varlık olan insanın hayattan alacağı en büyük intikam, zamanı en iyi şekilde kullanmaktır. çünkü hayat, bu konuda hep hile yapar."
sabretmenin aslında bir erdem sayılmayacağını gösterircesine akıp giden; aslında olmadığı için hiçbir ölçümde baz alınmaması gereken görelilikler toplamı/varsayım.
tartışmasız en çok israf edilen kaynak...
doğumgünlerinde ,yılbaşılarında, cenazelerde,eski dostlardan ve günlerden bahsederken hissettiğim ağırlık hissi
içimden alıııp, atığım kavramdır.kendime yepisyeni bir milad yaptım, gıcır gıcır...ahanda herkes ile paylaşasım var.bundan böyle bana zaman diyene ''saat kaç'' demicem, uzun zamandır sol bileğim pek özgür çünkü..
ha var ha yok olan, ama kendi varlığı ya da yokluğuyla diğer her ölçünün varlığı ya da yokluğunu belirleyen baskın zahiri ölçü birimi. sobanın üstünde oturanla sevgilisi yanında oturan için farklı birimleri olan ölçü birimi. saymaya başladığınızda uzayan, farketmeden kısalan, yeteri olmayan, ... şeyini şeettiğimin şaapınca şoolan ulen yeter beah işte geçip giden giderken de kafayı yedirten böğrülce.
sınırları insanoğlu tarafından çizilen, sınırları ve sınırlamalarıyla hayatın yönünü çizen yıpratıcı.
shakespeare'in dedigi gibi zamana dogru kosmaya mecburuz.
attila ilhan'a* göre: "görünmez bir mezarlıktır zaman".
hep elimizden geçen fakat hiç elimize geçmeyen.
(bkz: zamana sıkışmış)
kargo'nın bukalemun şarkısında denildiği gibi zaman; iyi bir dost gibi sinsice aldatandır.
hatırladığım kadarıyla:"fizik kurallarına aykırı gelen bir şey varsa o da zamandır; içi ne kadar boşsa o kadar ağır gelir insana"trevanian *
geçmiş artık olmadığına göregelcek henüz olmadığına göreşimdi de daha adını anarken geçmiş olduğuna göre, zaman yoktur. ya da sadece bilişsel olarak varlığından söz edilebilir.
bazı teologlar tarafından sadece insan bilincinde var olduğu söylenir. söz konusu teologlar, tanrının bütün zamanları ve mekanları bir anda görebildiğini, dolayısıyla tanrı için geçmiş veya gelecek kavramlarının olmadığını savunurlar. bu teori şöyle açıklanabilir: insanlar olarak biz, 3 mekan ve 1 zaman boyutunu algılayabiliyorken tanrı, ikinci bir zaman boyutunu daha algılayabiliyor olabilir. daha basit anlatımla şöyle denebilir. iki boyutlu bir dünyada yaşadığımızı farzedin. bu durumda hepimiz, sadece x ve y düzlemleri olan bir kağıdın üzerindeki çizgiler gibi olurduk, z düzleminden bize bakan biri, bütün x ve y düzlemini bir anda görebilirdi. şimdi buradaki mekan boyutlarının yerine zamanı koyun. tanrının fazladan bir zaman boyutuyla bütün zamanları bir arada görmesi böyle açıklanıyor teolog fizikçiler tarafından.
zamanın sonsuzluğuyla ilgili bir teori şöyle diyor: sonsuz çarpı bir, sonsuz çarpı ikiye o da sonsuz çarpı bir milyona eşittir. yani sonsuzla neyi çarparsan çarp aynı sonuç çıkar. bundan yola çıkarak şöyle diyebiliriz. her süre, mesela bir dakika ya da bir saat, sonsuz sayıda küçük parçaya bölünebilir, dolayısıyla sonsuza ıraksar. sonsuzdur, bitmez. ne güzel değil mi..
insanların, harcayarak para kazandıkları, daha sonra kazandıkları paraları harcayarak, geri almaya çalıştıkları ama çoğu zaman iadesi olmayan şey.*
bölünerek çoğalan bir mesafedir.
yaşamın içinde belirli bir sistemi oturtabilmek için, birçok farklı noktanın biraraya getirilmesi. anlar bütünü.
insanın aşağı yukarı yetişkin bir birey olması için yemek, içmek, sıçmak, uyumak, okula gitmek, ders çalışmak, para kazanmak, o parayı uygun yerlerde harcamak ve sosyal ilişkiler kurmak gibi ihtiyaçları olduğu düşünüldüğünde kesinlikle yetmeyen, her biriminden ayrı ayrı nefret ettiğim ölçü. bu arada sevinmekten, üzülmekten, şoka geçirmekten, bunalıma girmekten filan bahsediyor değilim.(bkz: bana izafiyet deme)
buyurun buradan yakın:http://www.wheredidthetimego.com
"zamanın iki boyutu var..uzunluğu güneşe, derinliği tutkulara bağlı.."(bkz: semerkant)(bkz: amin maalouf)
zaman en kolay algılayabildiğimiz boyuttur. fakat zamanı koordinat ekseninde algıalrsak işler birazcık karışır. eğer zaman koordinatsa, neden iki yönde birden hareket etmeyelim? (bkz: zaman yolculugu)
(bkz: yara kabuğu)
tecelliyat mekanı. ister kısa ister uzun vadede hak'kın hükmünü sürdüğü, istediğini yok ettiği, istediğini sonsuzlaştırdığı; gerçeklerin er meydanı. ömür vefa etmediğinde tüm düşmanlara karşın kol gezen muzafferiyet. *
içinde gym, kuaför, doktor, kafeterya ve dahası bulunan, kapılardan geçmek için dahi kart* kullanmanız gereken *, mimari bakımından da son derece müthiş bir binaya sahip olan gazete... alttan da klasik müzik çalıyolar, huzur doluyo insan.*
etyen mahçupyan, herkül milas ve diğer yazarların büyük bir uyum içinde yazdıkları gazete. eskiden bir kaç tane yazarı için internet sitesinden takip ediyordum. ama artık o yazarları da unutmaya karar verdim.ha bir de yahudi yazar olsa bir de roma katolik kilisesine bağlı yazar olsa tadından yenmeyecek gazete
bazi siirlerde bizi kalbimizden vuran kavramdir.murathan mungan'in yalniz bir opera'sindan bir alinti da benden:daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısınıtakvim tutmazlığınıaramızda bir düşman gibi duran zaman'ıdaha o gün anlamalıydımbenim sana erkensenin bana geç kaldığını
insanların sadece kendilerine ait olanı umursadıkları kavram...kendine ait olanının kıymetini bilen kimse akıllıdır, başkasına ait olanının kıymetini bilen ise saygılı. insanların vaktini çalan kimseler ise en aşağılık hırsızlardır, boğazları hırıltıları kesilene kadar sıkılası. öldürülmesi ise suç sayılmalı; öldürmekte kullanılan araçlar suç aleti... canlı ve değerli tutulmazsa kim silebilir ortalıktan bu cehaleti?bu kıymetli ve hikmetli kavram benim gibi, medeniyetim gibi, benden öncekiler gibi, gelmişler gibi, geçmişler gibi nicelerini gördü; nicelerine geçirdi? siz zamanı geçirdiğinizi sanıyorsunuz ama olan biten zamanın size geçirmesinden başka bir şey değil.
görünmez bir mezarlıktır; şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiirler söyleyerek..
bikac carkin ucundadir..
zamanı bir amatör olarak anlamaya çalışır isek şayet:zamanın ne olduğunu, ışığın ne olduğunu anladığımız zaman anlayabileceğiz.saatlerin ilerlemesine gelmeden önce aynı andalığın göreliliğinden karışmaya başlıyor herşey..farklı yere düşen iki yıldırım aynı anda düşmüştür, diyebilmek için ikisinin tam ortasında dururuz ve aynı anda görüyorsak bunu doğurlamış oluruz diyesi geliyor insanın.. ancak olay meydana gelirken yıldırımlardan birisine doğru belli bir hızla gidiyorsak.. öndeki yıldırımı daha önceden görmüş olmaz mıyız.. sorusu ile allak bullak olmaya başladığımız sırada şunu fark ediyoruz ki.. mutlak bir aynı andalık söz konusu değil.. diye düşürken bir de bakıyoruz.. belli bir hızla giderken önümüzden gözümüze gözümüze tutulan ışık, ışık hızı+benim ona doğru gittiğim hızda gözükmeli.. o zaman ışık neye göre ne kadar hızla gidiyor?diye düşünürken uzayın boş olmadığı ve eterle kaplı olduğu ve ışığın onun içerisinde ışık hızıyla gittiği dolayısıyla bana yönelen ışığa doğru gittiğim zaman, ışığın bana daha hızlı ulaşacağı sonucuna varmak içten bile değil derken.. derken.. bir de bakıyoruz dünyanın (saniyede 30 kilometre galiba) güneş etrafında döndüğü yönden ve tersi yönünden gelen ışıkların her ikisi de aynı "ışık hızı" ile bize ulaşıyorlar.. diye biraz daha işin içinden çıkılamaz bir hale geldiği bir dönemde (ki bu gözlem henüz o tarihte yok) özel görelilik kuramı bize sabit (ivmesiz) farklı hızlarda giden herkes için doğa yasalarının aynı şekilde işleyeceğini söylüyor.. bu yasalara ışığın "ışık hızı"nda gittiği de dahil edildiği zaman kafamda şöyle bir soru çıkıyor.. ışık hızına çıkabilsek ışığı ışık hızında mı göreceğiz.. diye fazla kurcalamıyoruz ve lorenz dönüşümlerini kabul ederek çıkan sonuçlara göz atıyoruz.. bir de ne görüyoruz?.. hızlandıkça "dışarıya göre" saatimiz geri kalmaya başlıyor ve gidiş doğrultusunda boyutlarımız küçülüyor.. yani biraz yamulur gibi olsak da dışarıdaki zamanı atlamaya başlıyoruz.. bunun altında yatan nedenin gerçek açıklaması ne olursa olsun böyle gözlemlere rastlıyoruz malesef, yüksek hız merakına girmiş dünyamızın etraflarında.. ben uzaya gidip dünyadaki ikiz kardeşime göre yüksek hızlalara çıktığımda ondan daha az yaşlanıyorum.. iyi de ben uzayda o hızlara çıkarken dünyadaki ikizim de bana göre aynı şekilde tersi yönde o hızlara çıkmış olmuyor mu? o niye benden daha az yaşlanmıyor? sorularının cevaplarına baktığımız zaman ivme cevabı ortaya çıkıyor her nedense??gel gelelim fil hakika, bunları düşünen zihniyet daha da abartarak bir de ivme olunca ne oluyor şeklinde düşünmeye başlıyor.. uzayda düz bir çizgi üzerinde saniyede yaklaşık 10m/saniye daha hızlanan bir kutu içine girmiş gariban bir astronot kendisini dünya yüzeyinde zannediyor doğal olarak.. sonlu bir hızda gitmekte olan ışık da kendisine parabol şeklinde gözükmeye başlıyor.. aradaki bağlantı hangi formülden çıkmış allah kerim ama.. genel görelilik tutuyor.. bu kendini dünyada zanneden astronotun gözlemlerinin kütle çekiminin verdiği ivme yüzünden yer kürenin üzerinde durmakta olan birisinin de gözlemleyebileceği şeklinde bir şeyler söylüyor.. dolayısıyla ışık esasında 4 boyutlu uzayda düz bir çizgi halinde gitmekte iken, biz 3 boyutlu gözlerimizle, kütle çekim kuvvetine maruz kaldığı yerlerde ışığın yönünün değiştiğini gözlemliyoruz. o zaman kütle çekimi arttıkça da zamanı erkenden yaşama macerasını evrenin yaratıldığı andan beri zaten yaşamakta olduğumuzu yeni fark edip şöyle bir şaşırıyoruz (bunları da destekleyen bir sürü gözlem mevcutmuş)binaenaleyh.. içinde bulunduğumuz hız ve ivme zamanın dışarıya göre nasıl geçip gideceğini belirliyorpeki coğrafya dersinde benim saatim neden müzik dersine göreli geçmek bilmiyorsorusunu yönelttiğimiz zaman ise; taşın toprağın zamana tepkisini açıklayan bu kuramların, canlıların hislerini açıklamaktaki yetersizlikleri, duruyor dikiliyor karşımıza.. bu açıdan zamanın 2 türlü geçtiğini çıkarabiliriz:1) zaman öyle güzel geçti ki.. saat nasıl geçmiş anlayamadım2) zaman öyle güzel geçti ki.. sanki saatlerdir konuşuyoruz seninle ama sadece "18" dakika olmuş2. bakış 1. bakış pisikolojisine dalmış birisi için anlamsız gelse de, bizzat gözlemlerimden yaşadığım bir sonuç olduğunu düşünmekteyimpeki zamanın ömür ile olan ilişkisine ne demeli?onu da 2'ye ayırmaya çalışalım1) bir kelebeğin yaşadığı da bir ömür.. bir ağacın yaşadığı da2) örneğin:5 yaşındayım ve 40 yaşındaki babamdan bisiklet istiyorumbabam "tamam oğlum gelecek hafta alacam sana bisiklet" diyorbabam 1920 haftadır yaşıyor, ben 240 haftadır yaşıyorumbenim için bir hafta ömrümün 1/240'sı, babam içinse 1/1920'siyani benim yaşadığım her 8 dakika babam için 1 dakika gibi geliyor..dolayısı ile bana göre bir gün bir hafta kadar uzun geldiği halde babam bunun farkında değil.. ve her gün "hadi bisiklet al bana" sözlerini işittikçe cinleri tepesine çıkıyor adamın..bu kadar abartımıdır bilinmez ama, yaşlandıkça zamanın daha hızlı aktığını bu gün görmekteyim ve küçükken yaşlıların yerlerinde bu kadar uzun nasıl oturduklarını hayret etmiş olmamın verdiği hislerin azaldığına her geçen yıl daha da şahit olmaktayım..bir de sevdiğinden ayrı geçen dakikaların insana verdiği geçmek bilmez azap var ki:onun "zaman öyle güzel geçti ki.. saat nasıl geçmiş anlayamadım" sözünün tersi alınarak açıklanabilecek kadar basit birşey olmadığı aşikar.yani:zaman zaman zaman zaman... aaah o zaman
odtü genç yazarlar topluluğu başkanı ozan önenin dizelerinden alınmıştır:"...zamansız bir rüya gördüm; biliyorum.içim, öylesine bir hal aldı ki, anlatmayı mümkün kılan tüm yetilerimiyitirdiğimi hissettim.sonra, bir ışık gördüm.içim,acıdı yine.ardından "vazgeçtim." dedim, ama,vazgeçemedim.her gün,yeni bir tekerrür benim için.zaman yok, biliyorum.o yüzden "zaman"sız bir rüya da yok.peki,ne zaman düzelirim ben?zaman yoksa,"ne zaman?" da yok sevgili...iç beni, zamansız rüyalarına alet et......"
düş kırıklığına, acıya, kedere en iyi ilaç demişlerdi.bir bıçak yarasına iyi gelmiyor, bir de dil yarasıyla gönül yarasına.ilaçmış... pehhh!
immanuel wallerstein, emmanuel le roy ladurie gibi tarih yazarlarini yorum sayfalarinda agirlayan gazetedir.
yazar kadrosuyla kalabalık bir milli takımı andıran gazete. "a. turan alkan, abdullah aymaz, abdülhamit bilici, ahmed şahin, ahmet çakir, ahmet selim, ahmet yavuz, ali bulaç, ali çolak, ali h. aslan, ali ünal, avni tarhan, bülent korucu, bülent uygun, ekrem dumanli, elif şafak, erhan başyurt, etyen mahçupyan, fatih uraz, fikret ertan, fikri türkel, günseli özen ocakoğlu, h. ibrahim ekiz, hayri beşer, hekimoğlu ismail, hilmi yavuz, hüseyin gülerce, hüseyin sümer, kadir dikbaş, karl heinz feldkamp, kerim balci, m. ali yildirimtürk, m. nedim hazar, mehmed niyazi, mehmet kamiş, melih arat, mustafa armağan, mustafa ünal, mümtaz'er türköne, mirza çetinkaya, nevval sevindi, nihal bengisu karaca, sami uslu, selçuk gültaşli, selim işiklar, tamer korkmaz, ibrahim kibrizli, iskender pala, ziya perver, özcan pehlivanoğlu, şahin alpay"
sözüm bir tek sana geçmez celladımsın ey zaman...
şu hatunun artık 50 lerini sürdüğünü bilmektir (reşit olmayanlar bakmasın lütfen)http://www.kliccami.com/klicpms/1981_05.jpg
arapçada da türkçede de vakitten hafifçe ayrılır: zaman bir süre ya da sürelerin tamamı, vakit ise o bütünde belli bir parça, belki bir an. zaman uzun ya da kısa, vakit er geç. zaman "akıyor" deriz, oysa vakit "yaklaşır". yer mekana göre neyse, vakit de zamana göre o sanki. örnekler yahyâ kemal'den gelsin ünlü ünlü: "hulya gibi boş geçen zamanda..."*, "dönülmez akşamın ufkundayız. vakit çok geç..."* ve tabii "artık demir almak günü gelmişse zamandan..."*gene de bu küçük ayrım silik artık. bunun nedeni galiba dilimizde "vakit" sözcüğünün yavaş yavaş yok olması. "beş vakit namaz", "vakit tamam" ya da "vakitlice" derken bu ayrımı gözetiyoruz da "yemek zamanı", "her şeyin bir zamanı var", "zamanında", "zamanlama" ve "vakit nakittir" derken gözetmiyoruz artık. (kşz: dem) "tempus" ile "momentum", "perfect" ile "imperfect" fiil çekimleri ve "khronos" ile "kairos" arasındaki ayrımlar dışında başka dillerde böyle bir ayrım var mı? olmadığının örneği eliot'tan gelsin nefis nefis:"...there will be time to murder and create,and time for all the works and days of handsthat lift and drop a question on your plate;time for you and time for me,and time yet for a hundred indecisionsand for a hundred visions and revisions,before the taking of a toast and tea."*
immanuel wallerstein'in, fernand braudel'den esinlenerek, uzayla içiçe geçmiş bir biçimde toplumsal olarak kurulduğunu söylediği hede.modern dünya sisteminde beş farklı zaman/uzay tipini ayırdeder wallerstein ve bunları şöyle sıralar:1. olgusal zaman/uzay,2. çevrimsel zaman/uzay,3. yapısal zaman/uzay,4. ebedi zaman/uzay,5. kronos ve kairos.
sonsuzun ısırması, acıtır.
(bkz: zaman yoktur saat vardır)
değişimin işaretlenmesidir zaman. eğer değişen hiçbirşey olmasa idi, zaman kavramı hiç bir şey ifade etmezdi.
soruları doldurunuz boşluğu
en geniş spektrumlu ilaç.
azaldıkça değeri anlaşılan.
herkese bahsedilmis önsel veri (bkz: a priori)mekansiz ve oznesiz bir hictir zaman. simdi'den baska her sey.tek alip veremedigimizin, bu kavramla olduguna inaniyorum. kendisini pek anlayamadigimizdan olsa gerek.
kırmızı ışıkta durmayan, yeşil ışıkta geçmeyendir.
http://www.zaman.com.tr/...trh=20060518&hn=286276yapılan eylemi aynı anda hem şov, hem gösteri, hem de protesto olarak nitelendirmiştir. böylece "biz iki tarafı da destekliyoruz, ayrıca tarafsızız" demek istemişlerdir.toplanan kişileri de "grup", "kalabalık" ve "vatandaşlar" olarak tanımlamış. çok çeşitli düşünceleri tek bir yazı altında toplama kaygısından dolayı sanırım.sadece şov deseler bir tarafın tepkisini çekecekler, şov olarak adlandırmasalar da bu sefer diğer tarafın tepkisini çekecekler.
son yıllarda abone sayısını önemli ölçüde artıran gazete3 yıl önce bizim apartmanda zaman gazetesi abonesi bir kişi vardı. onun taşınmasıyla yaklaşık 6 ay boyunca apartmanın kapısına zaman gazetesi bırakılmadı. son 1 yılda ise önce bir tane zaman bırakılıyordu. ardından 2 oldu sonra 3 oldu ve şimdi de 4 oldu...
zamandır öldürenzamandır yaşatanzamandır süründürenzmandır iyileştirenzamandır ayıranve zamandır tekrar kavuşturacak olan.
herşeyin teslim edildiği,herkesin farkında olmadan kendini emanet ettiği,birgün herşeyin düzeleceğine inanmayı sağlayan,fakat başarılı olamayan,4.boyut olarakta adlandırılan hede.birde şu var (bkz: zaman zarfı)
rss olayı firefox'da süper çalışan gazete..ek hiçbir programa ihtiyaç duymadan..
en çok ihtiyaç duyulan, en az sahip olunan...
hayatı kolaylaştırmak için insanoğlu tarafından uydurulmuş bir kavram. biraz durup düşündüğünüzde farkedersiniz ki aslında herşey olduğu yerde duruyor, yaşlanma denen şey de, dünyanın güneşin etrafında dönmesiyle mümkün olan, yaşamanın bir bedeli. (o zaman neden yaşlanıyoruz diyenlere cevaben...)(bkz: zaman diye bir şey yoktur)
sürekli dönüp duran ve devr eden, hiç bitmeyen. aslında var olmayan.
adı tersten okunursa namaz anlamına geliyor diye mütedeyyin insanları abone yapmaya çalıştıkları gazete...o bir reverse engineering de biz yapalım... bi osmanlıca'da olumsuzluk veren bir ek yani başına eklendiği kelimenin tersini veriyor. bi-namaz dersek namaz'ın tersi oluyor. daha sonra halk arasında söylenirken bu kelime beynamaz olmuş. matematiksel operatörlerle ifade edersek(zaman)^-1 = namaz diyorlarbiz de onların mantığını izleyelim...zaman= (namaz)^-1 ise (namaz)^-1 = binamaz = beynamaz oluro halde zaman = beynamaz diyebiliriz
(bkz: aman aman)
yalnizlik disindaki herseyin icinde eriyip yittigi sey.
nesnellikten bihaber varakpare. bodrum sualtı müzesindeki yazının silinmesi hadisesinde, hem iddiayı gündeme getiren medya organları, hem de gördüğüm kadarı ile islamcı basından iki örnek (yeni şafak ve habervakti) iki tarafın da iddia ve savunmalarına yer vermişken bu muhteremler gelişmeleri tek yanlı vermişler. kesin bir dille yazının sahte çıktığını yazmışlar. eski müdür oğuz alpözen'in iddia ve savunmalarına hiç değinmemişler. tabi ne yazsalar inanacak kitleleri var. e malum; zaman dışında gazete okumanın yasak olduğu yerler var. çok demokratlar ya. biz bu adamların nelerine güvenelim? (bkz: korkirem)http://www.zaman.com.tr/...trh=20060614&hn=293666
kendisini kendisine tabi kılan metafizik aşkın...
inkar edilmesi en kolay gerçek...aynı camın önünde oturuyorum. ne kadar çok şey değişti ve herşey ne kadar aynı. insanlar geldi, insanlar geçti; yollar bitti, yollar geldi ve bugün oturmuş bu camın önünde düşünürken, seyircilerini izliyorum hayatın... üç sene önce burada oturmuş sevgili hasreti çekerken, bu patika buradaydı. bu ağaçlar, bu binalar, arkasındaki dağlar da...iki sene oldu, dostun kırdığı kalp büyütürmüş insanı. bu patika buradaydı, ben büyüdüm... bu ağaçlar, binalar, arkasındaki dağlar da buradaydı...bir sene geçti, hatalar dirilidi gözümde. bu patika buradaydı. hesaplaşma vakti geldiğinde bu ağaçlar, binalar, bu dağlar buradaydı... bugün kulağımda dalga sesleri, aklımda bir başkasının hayali, bu patika burada. arkadaşlarım değişti, yerim değişti, bu ağaçlar burada. bakışım değişti, aradığım değişti, bu binalar burada. herkes değişti, ben değiştim; bu dağlar hep burada... benim hayatımı benden habersiz izleyen, izlenmeye değer şeyler buluyorum burda. bu patika üstünde yürütüp evime götürdüğü; bu ağaçlar, yeşerip moral verdiği; bu binalar, hayattaki sorunlar gibi manzarayı bozduğu, ama insan yapımı olduğu; dağlarsa, fırtınaları bu tarafa geçirmeyip, gönlümü sıcak tuttuğu için izlenmeye değerler... ve ben bugün burada onları izleyebildiğim için zamanı inkar edebilirim...
(bkz: sivas katliami/#9752710)
aşk acısının tek ilacı. kullanmadan önce prospektüsün okunması gereksiz olsa da alkolle beraber tüketilmemesi tavsiye olunur.
domatesler uzerindeki etkisi icin;http://www.youtube.com/watch?v=l_92brizk88
sicak bir sikago sabahi. saat daha 7:30 ama evin ici dayanilmaz derecede bunaltici olmus bile. dolaptan soguk bir icecek alip kapinin onune cikiyorum. her sabah oldugu gibi, gazetem* yine kapinin onunde. her zaman yaptigim gibi haberlere kisaca bir goz atip yorum sayfasina geciyorum. ekrem dumanli abc firmasinin tiraj hesaplarinda aboneleri gozardi eden tutumunu elestiriyor. turkiye'deki bazi meselelerde hala en ufak bir ilerleme kaydedilemedigini anliyorum. ve ulkemden binlerce kilometre uzakta, komsuma "chicago tribune" getiren dagiticinin elinden bana da turkce ve ingilizce sayfalardan olusan amerika baskisini her gun ulastirmayi basaran zaman gazetesi'nin bu buyuk basarisinin nasil olup da, "abone onlar, abone gercek okuyucu degildir" bagnazligi ile gormezden gelindigine yine bir anlam veremiyorum.
ruhlarimiz ve bedenlerimizde gorunur gorunmez yaralar acip, kalici izler birakan *kucuk kum taneciklerinden asla kacamadigimiz garip bir kavram...
ideolojik tavrini bir kenara birakirsak* gazetecilik anlayisi bakimindan aydin dogan'in sahip oldugu tum gazetelerden ustun yayin organi.
ilahiyatı prof. yumni sezen'in "bana iftira etti" dediği gazete.-alıntı-zaman bana iftira etti'"zaman gazetesi yazı işleri müdürlüğü''ne...14 mart 2006 günkü gazetenizde, benimle ilgili aksiyon dergisi'ndeki röportajdan alıntı haberde, dergideki saptırma ve uydurmalara, üzerine eklemek suretiyle yalan ve iftiralarda bulunduğunuz görülmektedir. karşı çıkan veya kuşku duyanları kazanmak için yeni bir takım taktiklere başvurduğunuzu söylüyorlardı. bu vesile ile yalan ve iftira ile de bu işi yaptığınızı öğrenmiş oldum. başlıktaki 'bazıları kitabımı başka hesaplar için kullanıyor' ifadesi ve bu ifadeyi tekrarlayan içerdeki ifadeler bana ait değil, sizin uydurmanızdır. 'başkalarına imla ve tashihler mânâsında edisyon için gösterdiniz mi' sorusuna verilen 'birçok kişiye kontrol ettirdim' şeklindeki cevabımı, 'kitaba birçok kişinin eli değdiğini kaydetti' diye değiştirmeniz, hakikat dışı bir hareket, yalan ve iftiradır. "ekibim var, yardımcılarım var, bana destek olan insanlar var" ifadesi de size ait bir yalan ve iftiradır. bu kadar kaynağı nasıl kullandığınız ve düzeltmeler yapıldı mı mânâsındaki soruya verilen cevabı nerelere çekmek istediğiniz bu saptırmalardan anlaşılmaktadır.fethullah gülen'in diyalogla ilgili bir çalışması olup olmadığını bilmediğim de tarafınızdan uydurulmuştur. sadece bahsettikleri bir kitabı görmediğimi söyledim. "yanılmış olursam bir kişi yanılmış olur, ya yanılmış olmazsam türkiye'ye ve müslümanlara yazık olur" şeklindeki ifademi de "yanılmış olma ihtimalim"e çevirmişsiniz. bu kadar yalan ve saptırma sahiplerine müslümanlar nasıl inansın ve güvensin?180 derecelik çarpıtmaneredeyse yümni sezen bütün söylediklerinden vazgeçti diyeceksiniz ama cesaret edememişsiniz. internette bu vebale de girmiş olduğunuz haberini aldım. bu kadar uydurma ve saptırmaya başvurduğunuza göre, kendinizi savunmak için ne kadar acz içine düştüğünüz anlaşılıyor.kitabın ismi oturduben bir ilmî araştırma yaptım. ilim ve müslüman ahlâkı bu sorulara cevap vermeyi gerektirirdi ve ben de yanlış yapıp yapmadığımı öğrenmiş olurdum. siz ise yalan ve saptırmaları seçtiniz. kitabın isminin gerçekten isabetli olup olmadığında tereddütlerim vardı. fakat bu tutum ve davranışınızla tereddütlerimi ortadan kaldırdınız. uydurduğunuz ve saptırdığınız cümleleri değiştirmenizi, tazminat dâvâsı hakkım baki olmak üzere talep ediyorum. -alıntı-http://www.yenimesaj.com.tr/...0&tarih=2006-03-20(bkz: yumni sezen/@avasas)ps: "gerçek müslüman, elinden dilinden müslümanların emniyet ve esenlikte olup (zarar görmedikleri) kimsedir. hakiki muhacir de, allah'ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp onları terk edendir." (hadisi şerif) aha da kaynak: http://www.m-fgulen.org/...t.hadis.tahlili/a2204.htmldemesi kolay da uygulamaya bakınca öğürüyoruz işte.
sinsice bir hızla ilerleyen, her zaman bir adım önde giderek geçmişi özleten.
gun icinde sahip oldugumuz zamanin miktari esnektir; bizim hissettirdigimiz tutkular bu zamani genisletir, hissettirdigimiz tutkular daraltir, aliskanliksa oldurur.
hayatın akış hızıdır.
vitesi var bunun. hızlanıyo, yavaşlıyo falan...
akışı şurdan pek güzel izlenebiliyor:http://home.tiscali.nl/annejan/swf/timeline.swf
elif şafak'ın, -zamanda yazmasını savunuyorken- hakkında "onlar/şunlar diye bölmeyin!" dediği gazeteymiş. bölüyor muyuz, yoksa bölünmüşlere, kopmuşlara, kendi cemaatini herşeyden önde tutanlara tavır mı koyuyoruz, bilmiyorum. lakin bildiğim, bilmekten gurur duyduğum şu ki; hiç bir gruba dahil olmayan biri olarak, kalbim/gözüm/kulağım gerçeklere kapalı değil. http://www.zaman.com.tr/...trh=20060720&hn=313275http://tr.fgulen.com/...2006/agustos.2006/a16102.html
tuvalet kagidi gibiymiş, azaldikca cabuk doner, cabuk yitermiş.
evrenin okyanusu. bırakıyorlar seni böyle ortasına, istersen kulaç at, istersen dibe çök, istersen bir tahta parçası ara. o seni nereye bırakırsa.
kendi kendimize yarattigimiz en buyuk bosluk
insanı nasıl de eğip büken, şekilden şekile sokan, yumuşak ama acımasız bir sonsuzlukmuş zaman.birbirini kovalayan günlerin içinde, tatlı bir kadife üzerinde yuvarlanıyor gibi yaşarken, umarsızca ve düşünmeden, bir anda düşüveriyor insan taşlı engebeli bir toprağa bazen... kimi zaman zamansız bir ölüm, kimi zaman derin bir pişmanlık, kimi zaman boşa geçmiş yaşamlarının ardından bakıp gözlerini başka yerlere kaçıran insanları görmek, kimi zaman o insanların göz kaçırmalarında gelecekteki kendini bulmak üzerinde zıplayıp oynadığın bir bulut tarlasından toprağa itiyor seni. belki bir yağmur damlası gibi hüzünlü, belki bir dolu tanesi gibi donmuş, belki bir kar tanesi gibi kırılgan çarpıyorsun toprağa ve bir an öncesinde bulutlarda seni pamuklarla sarmalamış o büyülü dost, hiç bitmeyecekmiş gibi düşündüğün o sonsuzluk, oranı buranı acımasızca çizen, kanatan, kıran kayalarla dolu bir bozkıra dönüşmüş oluyor, sonsuz bir bozkıra. yıllar geçiyor ve daha da kötüsü onların geçtiğini farkediyorsun artık. geleceğinin hayalleriyle dolu bir bulut tarlasından, geçmiş ve geleceğinin hayaletleri ile kaynayan çorak ve siyahı eksik olmayan bir bozkıra evriliyor zaman sen bulutlardan hızla aşağı düşerken. bu dünyanın zamanından geçip gitmiş insanların çürümüş bedenleri, bu dünyada bizimle kalmış ama yılların rüzgarlarıyla bedenlerinin şekli değişmiş ihtiyarlar, seni terkeden eski sevgilin, pişmanlıkların ve kalbini kırmızıya boyayan olanca hatıra bu bozkırda, kuzguni bir acımasızlıkla sana bakıyorlar. etrafta binlercesi gezinen olmamış, yarım kalmış yaşamlarının acısına dayanamayan insanların, korku ve umursamazlıkla kendilerinden kaçmaları korkutuyor seni en çok. bir an için gözlerinde yakaladığın bir hüzün ışıltısını gördüğünü anladıkları anda kaçıyorlar, senden ve kendilerinden. belki de en dehşet vericisi bu, zaman senin kendinle aranda bitiveren bir karaçalı, yapmak istediklerin ve yapamadıklarının, hayallerinin ve gerçeklerinin arasındaki inanılmaz boşluğu hergün daha da büyüten bir büyücü zaman belki de. bu büyücünün hışmından kaçmak için kendilerini unutan, geçmişindeki rüyaları, geçmişteki geleceklerinin hülyalarını acımasızca anılar defterinden yırtıp atan insanlarla dolu bu bozkır. hayalleri yokolmuş, derisi büzüşmüş insanlar, susuz kalmış, yaşayan ölüye dönmüş insanlar, insanlardan umudu kesip, kendini kedi ve köpekleriyle avutan insanlar, yalnız insanlar, susuz insanlar, gece başlarını yastıklarına koyduklarında "ben"lerinden kaçmak için uykuya dalan insanlar, yılların çarpıttığı ruhlarını ve bedenlerini görmeye tahammülü olmayan insanlar, içlerinde bir çocuk, damarlarında yaşamak için, alışkanlıktan başka, bir neden kalmamış insanlar, isteyip de olamamış insanlar... ve illa ki, zamanın susuz ve hayalsiz çöllerine yeni adım atmış hayat acemilerine acıyarak bakan insanlar. yalan bir masal zaman ve can acıtırcasına gerçek bir bozkır öyküsü...
zaman geriye akan bir nehirdir denizi besleyenarkasinda biraktigi bir yigin okyanus.
yaşama hiç faydası olmayan, müşkülpesentin tekidir.
günler hızla geçerken, bi türlü geçmek bilmeyen**
bir zamandır her nedense internet sitesinden eksi sozlüğe referans verilen linklerinde yüzde bilmemkaç artış olan gazete. abone servisinden iyi organize olmayı bilirler zaten..
hastalıklar haricinde herşeyin ilacı...
sonunda barıştığımdır.
bir andan mürekkeptir. zncirleme kazasının namazı kılınmaz.
milanur ile istavrit arasındaki mesafe...
yoktur. oranlamada kullandığımız sonradan yaratılmış bir kavramdır. ışık bir ortamda belli miktarda ilerlemişken bir cismin ne kadar ilerlemiş olacağını göstermekte kullanılır. özetle varlıktan bağımsız değildir.
2006 yılında hızını iki katına çıkarmıştır. daha dün kar yağıyor diye araba bulamayıp kilometrelerce yürümüştüm..
(bkz: just an illusion)1949'da gödel, einstein'ın teorisinin zamanda yolculuğa izin verdiğini göstermiş ve sınırlandırılmamış deterministik bir dünya görüşü* olan einstein'ı ve diğer birçok bilim adamını şok etmiştir. gödel'in çözümü kozmolojik bir sabit gerektiriyordu*, ancak daha sonra bu sabiti gerektirmeyen modeller de sunulmuştur (bu sabite ihtiyaç olup olmadığı ise apayrı bir maceranın konusudur). teoriden pratiğe geçecek olursak; bugüne kadarki en büyük zaman yolcusu olan rus kozmonot sergey adeyev'in, yörüngede 748 gün kalarak saniyenin ellide biri kadar geleceğe yolculuk yaptığını söyleyebiliriz.bu noktada bazıları "arkadaşım saniyenin ellide biri kadar yolculuk mu olurmuş, gideceksen delikanlı gibi biraz fazla git" diyebilir. ama dememesi gerekir. teorik ve pratik sınırların ayrımını çok iyi yapmalıyız. evrenimiz teorik olarak zamanda yolculuğa izin veriyor*, ancak bu tabii ki kullanmak istediğimiz şekilde gerçekleşeceği anlamına gelmez. bahsettiğimiz pratik sınırlar genel olarak uçuk maliyetler ve mühendislik problemleriyle özetlenebilir. ben sana şurda iki dakikada dizayn edeyim o motoru, ama o hızda seyahate elimizdeki malzemeler izin vermez, buji meme yapar. yolda kalırsınız, üzülürüm, mesuliyet de almam. bunun dışında evrenin teorik olarak izin vermesinin, o işin yapılabilir olduğu anlamına gelmediğini savunanlar da vardır. john d. barrow'un deyimiyle "fizik yasaları kırılmış cam parçalarının kendiliğinden güzel bir şarap kadehi oluşturmasına izin verir", ancak bugüne kadar böyle bir durumu gözlemleyen olmamıştır. bu konuyu j. perrin'in yaptığı bir hesapla örnekleyebiliriz. gördüğüm en ilginç olasılık hesaplarından birini yapan bu fizikçi, bir binanın üçüncü katına kadar kurulmuş bir iskelede çalışan duvarcının önündeki tuğlanın yerinden çıkarak kendi kendine eline kadar gelmesini beklediği bir durumun olasılığını incelemiştir. bu olay fizik yasalarına aykırı değildir. tuğlanın alt ve üst yüzeyleri üzerindeki atomlara havanın yaptığı basınçta, çeşitli yönlerde hava moleküllerinin enerjilerinin arasındaki farkın değişmesiyle gerçekleşebilir. bu hesaplamada, böyle bir şeyin gerçekleşmesi olasılığı ise 10*10^10 ile ifade ediliyor.tekrar zaman konusuna dönüp, bir örnekle devam edelim. bir roketin durağan bir gözlemcinin yanından ışık hızının %80'iyle geçtiğini düşünün. durağan gözlemcinin saatindeki her 5 tıklama, astronotun saatindeki 3 tıklamaya denktir. bana göre konunun çok daha ilginç yanı, bu farkın sadece saatlerde değil kalp atış sayılarımızda da ortaya çıkmasıdır. yani astronot daha yavaş yaşlanmaktadır ve ışık hızına yaklaştıkça bu etki daha da artmaktadır. işık hızının %99,995'i kadar bir hızla, 500 ışık yılından biraz daha yakın bir yıldıza gidip geri döndüğünüzde dünyada 1000 yıl geçmiş, siz ise sadece 10 yıl yaşlanmış olursunuz.tabii ki bu örnekten çıkan sonuçlar sadece zamanla ilgili değildir, incelemeye devam edersek daha da ilginç sonuçlara ulaşırız. gözlemci, roketin boyunu astronotun ölçümünün %60'ı kadar görür. kant'ın, 'olayların her türlü değişiklikleri sırasında tözün bağımsız olarak kaldığı ve niceliğinin ne azalıp ne çoğaldığı' görüşünün geçerliliğini tamamen yitirdiği andır bu aynı zamanda. kant'ın tanımında töz olaydan bağımsızdır ve olayın taşıyıcısı rolündedir. bu tanımın eleştirileri maxwell ve faraday devrinde başlamasına rağmen asıl darbeyi radyoaktivitenin keşfiyle almıştır. konuyu dağıtmamak adına bu kısmı daha fazla uzatmıyorum, zaten yukarıdaki örneğe baktığımızda tartışılacak pek fazla birşey kalmadığı belli oluyor. evrende saltık olan tek şey "ışık hızı" gibi gözüküyor.kendi düşüncelerimi ve gözlemlerimi de yazıp konuyu yavaş yavaş bağlayayım. her şeyin teorisi* üstündeki çalışmaların ve ek boyutların "zaman" kavramıyla ilgili düşüncelerimizi çok değiştireceğini düşünüyorum. bu çalışmalarda, ikinci zaman boyutunun var olabileceği varsayımının genellikle gözardı edildiği gerçeğinden yola çıkarak, ani bir gelişmeyle dünya görüşümüzün çok değişmesi olasılığını oldukça yüksek görüyorum. dünya görüşümüzü etkileyeceğini düşünmemin sebebi ise, böyle bir gelişmenin bilimsel araştırmaların yanında epistemoloji ve ontolojiye de olağanüstü yansımaları olacağı öngörüsüdür. bütün bu gelişmelerin bir sonucu olarak da felsefenin eski konumuna geri döneceğini düşünüyorum, ki bana göre bu süreç zaten 20. yüzyılın başından beri işlemektedir. "kısaca ne diyorsun birader yani?" diyenlere, "zamanın henüz doğru ve eksiksiz bir tanımının ortaya konamadığını düşünüyorum" diyorum.
insanı yılbaşını askeri gazinoda geçiren asker halet-i ruhiyesinde sıkıştırabilen mevhum; zamanın dediği olur, muş.
hızla geçip de sizden götürdüklerini gördükçe üzen, geri dönüşü olmayan, tanımlanamayan, ilişkileri/olayları/insanları/bakış açısını ve daha birçok şeyi değiştirmesine şaşırtan, geriye almak istediğiniz, bazen de yaranıza ilaç olan...
okuduğum gazete. ona gelene kadar sırasıyla posta, akşam, milliyet, sabah, hürriyet -kısa bir dönem- radikal ve çok kısa bir dönem cumhuriyet okudum lakin sevgili gazetem farkettim ki son ismailağa olayında sıçtı. hürriyet'e laf yetiştireceğim diye garip, karmaşık cemaat problemlerini çözmeye çalıştı sanki ona vazifeymiş gibi. sen işine bakacaksın sevgili zaman. haberini yayımlayacaksın. kendini muhafazakar hürriyet'i ilan edeceksen kapıma daha gazete yollama sevgili zaman. bir hafta boyunca stv ana haber bülteni gibi bana ''bunlar komplo'', ''memleketin huzurunu bozmaya yönelik tehditler'' mavalı okuma sevgili zaman. bu iş o kadar masum bir iş değil, görebiliyoruz. kendin cemaate ait olduğun için diğer cemaatleri de savunmaya kalkışma sevgili zaman. ha bu arada spor sayfasını sona ekleme fikri iyi oldu. orta sayfadayken alıp kaçırıyordu sırtlanlar.
geri dönüşümü olmayan tek şey olmasına ragmen, bozuk para gibi harcanır."bir senenin kıymetini sinifta kalan bilir. bir ayın kiymetini erken doguran kadın bilir. bir haftanın kıymetini dergi çıkartan bilir. bir saatin kıymetini sevgilisini ugurlamak üzere peronda oturan bilir. bir dakikanın kıymetini ucagını kaçıran, bir saniyenin kıymetini ölümden son anda kurtulan, bir salisenin kıymetini gümüs madalya alan bilir."
zamanı öz-duygulanımsallık temelinde de düşünmüş felsefeciler.mesela merleau-ponty "le temps est 'affection de soi par soi' " demiş. ayrıca merleau-ponty'e bakılırsa, bu fikrin kaynağı da kendisi değil, kant... burada heidegger'in "kant ve metafizik problemi" adlı çalışmasına bir gönderme var.heidegger şöyle diyor bu metinde; "die zeit ist ihrem wesen nach reine affektion ihrer selbst".
aşkları, acıları, kırılmış hayalleri, yangın kalpleri bıraktıgımız
bazen geçmeyen, bazen yetmeyen kavram. manyak mı ne, dengesiz..
nazarı dikkatinizi celbetti mi bilmem.. zaman'ın derken ikinci a'yı uzatarak okuruz. zamaaan'ın deriz yani. bunun nedeni bu sözcüğün arapça zemân olmasıdır. hani belki birilerinin aklı takılır diye diyorum. çünkü ben daha evvel merak ettimdi..
bazen sırf durması için yalvarmak adına kronos'un gerçek olmasını dileten, a kişisi "dursun" derken, dünyanın diğer ucundaki b kişisinin "geçsin" diyebileceği bir göreceliliğe sahip, acayip bir kavram.
kanımca en iyi mizanpaja sahip gazete..
an itibariyle türkiye'de birbirinden farklı iki görüşe yer verdiğinden haberdar olduğum tek gazete. yine de objektif değil.
içinden geçip gittiğimiz jöle kıvamındaki nesne.
yaklasik alti aydir, sikago'da renli olarak gunluk basilip dagitilmaktadir. (bkz: #9806628)
"zaman dedi tanrı; içine atıldığınız şiddetli ve değişmez bir debisi olan azgın bir nehirdir. ve boğulmak mutlaktır bir yerinde zamanın. işte ölüm diye bildiğiniz de bundan başka bir şey değildir." (bkz: bana bir şeyhler oluyor)
felsefi ya da sosyolojik bir durumda değil de, gayet nesnel bir durum olan, trafikte; işe ya da kızla olan randevulara giderken durmasını yeğlediğim olgu.
internet sitesi'nin tasarimini bir kez daha yenileyip cok daha guzellestirdiler. gayet kullanisli bir arsiv butonu, ana sayfadaki tablar, sade ve gozu yormayan bir gorunum.http://www.zaman.com.tr
(bkz: shi gan)
"olaylar zinciri" ve "surec" dedigimiz iki kavram arasinda can cekisen sozcuk.
acıyı getirendir, onun düşüncesi ile geçendir, onu getirecek olandır.
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |